

The Walking Dead — 5. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
313 kelime
Seviye
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
doğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
pala
Sahnedebitkileri veya odunu kesmek için kullanılan büyük ve ağır bir bıçak
He used a machete to clear the path
Yolu açmak için pala kullandı
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
geçim
Sahnedehayatını sürdürmek için kazandığı para
He earns a living as a teacher
Öğretmenlik yaparak geçimini sağlıyor
canlı
hayat sahibi olan
All living things need water
Tüm canlıların suya ihtiyacı vardır
yaşam
yaşanılan yer veya koşullar
Their living conditions are poor
Yaşam koşulları kötüdür
yaşam tarzı
bir kişinin hayatını sürdürme biçimi
They have a simple way of living
Onların basit bir yaşam tarzı var
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
kalabalık
Sahnedebirlikte bulunan çok sayıda insan
There is a large crowd at the concert
Konserde büyük bir kalabalık var
kalabalık
bir araya gelmiş çok sayıda insan
The crowd cheered for the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
sıkıştırmak
dar bir alana sığdırmaya çalışmak
Do not crowd the passengers in the elevator
Asansördeki yolcuları sıkıştırmayın
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
Sahnedegerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
burada
Sahnedebir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
buralarda
bulunduğumuz bu yer
It is very cold out here
Buralar çok soğuk
dışarıda
bir binanın veya kapalı alanın dışında
It is cold out here
Dışarısı çok soğuk
burada
dışarıdaki bu alanda
It is cold out here
Burası dışarıda soğuk
tuğla
Sahnedeyapı yapmak için kullanılan sert blok
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
sona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
ticaret
Sahnedemal veya hizmet alıp satma faaliyeti
International trade is important for the economy
Uluslararası ticaret ekonomi için önemlidir
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
zanaat
özel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
takas etmek
bir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I want to trade my red pen for your blue one
Kırmızı kalemimi mavi kalemle takas etmek istiyorum
dünyevi
Sahnederuhani değil maddi dünyaya ait olan
He has no earthly possessions
Hiçbir dünyevi malı yok
radyo
Sahnederadyo yayınlarını alan cihaz
My grandfather has an old radio
Büyükbabamın eski bir radyosu var
radyo
ses programlarının gönderilip alınması yöntemi
I like listening to the radio
Radyo dinlemeyi severim
telsizle haberleşmek
telsiz ekipmanı kullanarak mesaj göndermek
They radioed for help
Telsizle yardım istediler
radyo programı
radyo veya televizyon programı
This is a popular radio program
Bu popüler bir radyo programıdır
gerçekten
Sahnedesamimi veya dürüst bir şekilde
I am truly sorry
Gerçekten üzgünüm
gerçekten
aşırı derecede
He is truly kind
O gerçekten nazik
gerçekten
gerçek veya dürüst bir şekilde
He is truly sorry for his mistake
Hatalarından dolayı gerçekten pişman
geciktirmek
Sahnedebirinin geç kalmasına neden olmak
Traffic held me up
Trafik beni geciktirdi
dayanmak
zor bir durumda idare etmek
How are you holding up
Nasıl dayanıyorsun
soymak
silahla gasp etmek
They tried to hold up the store
Mağazayı soymaya çalıştılar
tutmak
bir şeyi yukarıda tutmak
These pillars hold up the roof
Bu sütunlar çatıyı tutuyor
desteklemek
bir şeyi yerinde tutmak veya baskı altında sağlam kalmak
The pillars hold up the roof
Sütunlar çatıyı destekliyor
bekletmek
birinin durup bir süre beklemesini istemek
Please hold up while I lock the door
Kapıyı kilitlerken lütfen biraz bekle
dayanmak
zor bir durumda direnç göstermek
He held up well during the stress
Stresli zamanlarda iyi dayandı
havaya kaldırmak
bir şeyi yukarıya doğru yükseltmek
Please hold up your hand
Lütfen elini havaya kaldır
geçerli kalmak
zaman geçmesine rağmen doğruluğunu korumak
The theory still holds up
Teori hâlâ geçerli kalıyor
dayanmak
incelendiğinde doğru olduğu kanıtlanabilen durum
Your theory does not hold up
Senin teorin dayanmıyor
dayanmak
zor bir durumda sağlam kalmak
He is holding up well after the accident
O kazadan sonra gayet iyi dayanıyor
yumuşak
Sahnedesert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kolay
yapılması zor olmayan
This math problem is easy
Bu matematik problemi kolay
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
mil
Sahnede1.609 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
We walked for a mile
Bir mil boyunca yürüdük
mil
1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzaklıkta
mil
yaklaşık 1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzakta
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
saldırmak
Sahnedebirine veya bir şeye zarar vermeye çalışmak
The dog attacked the cat
Köpek kediye saldırdı
kriz
aniden ortaya çıkan sağlık sorunu
He had a heart attack
Kalp krizi geçirdi
yıkım
Sahnedebir şeyi yok etme veya yıkma eylemi
The storm caused a lot of destruction
Fırtına çok fazla yıkıma neden oldu
etiket
Sahnedeürün hakkında bilgi veren küçük parça
Check the label
Etiketi kontrol et
etiketlemek
bir şeyin üzerine isim veya bilgi yazmak veya yapıştırmak
Please label all your boxes
Lütfen tüm kutularınızı etiketleyin
gitti
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
He went to the store
Mağazaya gitti
hale gelmek
bir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini veya bir şeyi serbest bırakmak
He let the bird go
O kuşu serbest bıraktı
alçalmak
daha düşük bir yere doğru hareket etmek
The elevator went down to the first floor
Asansör birinci kata alçaldı
dağlamak
Sahnedekanamayı durdurmak için dokuyu yakmak
The doctor cauterized the wound
Doktor yarayı dağladı
dağlamak
kanamayı durdurmak için vücut dokusunu ısıyla yakmak
The surgeon had to cauterize the wound
Cerrah yarayı dağlamak zorundaydı
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
ödemek
yapılan işin karşılığında para vermek
They pay the workers every week
İşçilere her hafta ödeme yaparlar
ücretli
yapılan iş karşılığında parası verilmiş
This is a paid position
Bu ücretli bir pozisyon
ücret
yapılan iş için verilen para
He received his pay yesterday
Ücretini dün aldı
dikkat etmek
birine veya bir şeye özen göstermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
para kazanmak
yapılan iş karşılığında para elde etmek
This job pays well
Bu iş iyi para kazandırıyor
maaş
bir işte çalışmanın karşılığı olarak alınan para
My pay is deposited monthly
Maaşım her ay yatıyor
borcu ödemek
birine olan borcu geri vermek
I need to pay my credit card debt
Kredi kartı borcumu ödemem gerekiyor
cezasını çekmek
yapılan yanlışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for what you did
Yaptığının cezasını çekeceksin
maaş
iş karşılığında verilen para
I receive my pay every month
Maaşımı her ay alırım
ziyaret etmek
birini veya bir yeri görmeye gitmek
We will pay a visit to the museum
Müzeyi ziyaret edeceğiz
ödemek
bir şeyin karşılığını vererek sahip olmak
I will pay for the book
Kitabın parasını ödeyeceğim
tutmak
Sahnedebelirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
bir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
mal olmak
bir şey için ödenmesi gereken para miktarı
This jacket costs fifty dollars
Bu ceket elli dolara mal oluyor
hariç
Sahnededahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
ancak
bir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
bir yer
Sahnedebelirsiz bir yer
Let's go someplace quiet
Sessiz bir yere gidelim
bir yer
belirli olmayan bir yer
I want to go someplace quiet
Sessiz bir yere gitmek istiyorum
bir yer
belirtilmemiş herhangi bir konum
Let us go someplace quiet
Hadi sessiz bir yere gidelim
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
insanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
bekleniyor
Sahnedeolması veya varması beklenen
The train is due at 5 PM
Trenin saat 17.00'de gelmesi bekleniyor
vadesi gelmiş
belirli bir zamana kadar tamamlanması beklenen
The report is due tomorrow
Raporun teslim tarihi yarın
tam olarak
tam olarak belirli bir yöne doğru
The wind is blowing due north
Rüzgar tam kuzeyden esiyor
aidat
üyelik ücreti olarak borçlu olunan para
I need to pay my monthly dues
Aylık aidatlarımı ödemem gerekiyor
sakatlama
Sahnedebir vücudun ağır şekilde zarar görmesi eylemi
The victim suffered severe mutilation
Kurban ağır sakatlanmalara uğradı
evler
Sahnedeinsanların yaşadığı binalar
We visited several new homes today
Bugün birkaç yeni ev ziyaret ettik
kanka
çok yakın bir arkadaşı ifade eden argo kelime
He is one of my best homes
O benim en yakın arkadaşlarımdan biri
yaygın
Sahnedebirçok yerde bulunan veya meydana gelen
The problem is widespread
Sorun yaygın
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
şeyler
türü ne olursa olsun nesneler veya durumlar
I have many things in my bag
Çantamda birçok şey var
durumlar
genel olaylar veya faaliyetler
Things are going well
Durumlar iyi gidiyor
eşyalar
nesneler veya maddeler
Please put your things away
Lütfen eşyalarını yerine koy
erkek kardeş
Sahnedeaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
erkek kardeş
erkek olan kardeş
My brother is a student
Erkek kardeşim bir öğrencidir
erkek kardeş
erkek kardeş
He is my older brother
O benim ağabeyim
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
bebekler
Sahnedehenüz yürüyemeyen veya konuşamayan çok küçük çocuklar
Babies sleep a lot
Bebekler çok uyurlar
var gücüyle
Sahnedebütün çaba veya enerji kullanılarak
They went all out to win the game
Oyunu kazanmak için var güçleriyle çalıştılar
topyekün
tam ve eksiksiz
They launched an all out attack
Topyekün bir saldırı başlattılar
tüm gücüyle
tüm enerji ve kaynakları kullanarak
I will go all out for this project
Bu proje için tüm gücümü ortaya koyacağım
kalmamış
bir şeyin tamamen tükenmiş olması
We are all out of coffee
Kahvemiz tamamen bitti
kalmamış
bir şeyin hiç kalmadığı durum
We are all out of milk
Sütümüz kalmadı
var gücüyle
mümkün olan en yüksek çaba ile yapılan
They went all out to win the game
Oyunu kazanmak için var güçleriyle çalıştılar
topyekün
maksimum çaba veya enerji ile
They went all out to win the game
Oyunu kazanmak için topyekün çaba sarf ettiler
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
gömlek
vücudun üst kısmına giyilen bir giysi
He is wearing a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
zorlamak
Sahnedebirini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
bastırmak
bir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
dahil
Sahnedebir grubun parçası olarak
Everyone is invited, including me
Ben de dahil herkes davetli
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
hızla geçmek
Sahnedebir yüzey boyunca hızla ve güçlü şekilde hareket etmek
The wind swept across the field
Rüzgar tarlanın üzerinden hızla geçti
süpürmek
bir yüzeyi fırçalayarak temizlemek
Please sweep the floor
Lütfen yerleri süpür
piyango
insanların ödül kazanma şansı için bilet satın aldığı bir kumar türü
They organized a sweep for charity
Yardım için bir piyango düzenlediler
yere sermek
birini aniden düşürmek
The wave swept him off his feet
Dalga onu ayağından edip yere serdi
başlangıç
Sahnedebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was slow
Filmin başlangıcı yavaştı
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
domino taşı
Sahnedeoyunlarda kullanılan küçük düz blok
He played with dominoes
Domino taşlarıyla oynadı
zincirleme etki yaratmak
birbiri ardına gelen olaylar silsilesine neden olmak
The accident dominoed into a massive traffic jam
Kaza zincirleme bir trafik sıkışıklığına yol açtı
tüneme yeri
Sahnedebir kuşun konup dinlenebileceği yer
The bird found a perch
Kuş bir tüneme yeri buldu
levrek
bir tatlı su balığı türü
I caught a perch
Bir levrek yakaladım
tünemek
yüksek veya dar bir yere oturmak
The bird will perch on the branch
Kuş dala tüneyecek
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
beyin
Sahnededüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kafasına vurmak
birinin kafasına çok sert şekilde vurmak
He threatened to brain his enemy with a club
Düşmanının kafasına sopayla vurmakla tehdit etti
hareketli
Sahnedeyer değiştiren
The car is moving
Araba hareket ediyor
duygulandırıcı
güçlü duygular uyandıran
It was a moving story
Duygulandırıcı bir hikayeydi
taşınmak
yaşadığı yeri değiştirmek
We are moving to a new city next week
Gelecek hafta yeni bir şehre taşınıyoruz
rahatsız etmek
Sahnedebirini üzmek veya endişelendirmek
I don't want to disturb you
Seni rahatsız etmek istemiyorum
bölmek
birinin yaptığı işi durdurmak
Do not disturb me while I am working
Çalışırken beni bölme
yerinden oynatmak
bir şeyin yerini veya durumunu değiştirmek
Do not disturb the papers on the desk
Masadaki kağıtları yerinden oynatma
gözcü
Sahnedebir şeyi dikkatle izleyen kişi
The spotter saw the enemy
Gözcü düşmanı gördü
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
rol yapmak
Sahnedebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
eğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
toplu
Sahnedemiktar olarak tam veya bütün
The company made wholesale changes
Şirket toplu değişiklikler yaptı
toptan
büyük miktarlarda ve düşük fiyata satılan
I buy these items wholesale
Bu ürünleri toptan alıyorum
toptan
malları büyük miktarlarda ve düşük fiyata satmak
They sell these shoes wholesale
Bu ayakkabıları toptan satıyorlar
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
kopya
Sahnedebaşka bir şeyin aynısı olarak yapılan şey
I made a copy of the document
Belgenin bir kopyasını çıkardım
anlaşıldı
Sahnedebir radyo mesajını almak ve anlamak
Copy that, loud and clear
Anlaşıldı, yüksek ve net
taklit etmek
bir başkasının yaptığı bir şeyi aynı şekilde yapmak
She tries to copy her sister
Kız kardeşini taklit etmeye çalışıyor
metin
basılacak veya yayınlanacak yazılı içerik
Please proofread the advertising copy
Lütfen reklam metnini düzeltin
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
Sahnedebir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
yok etmek
bir şeyi tekrar kullanılamayacak hale getirmek
The storm destroyed the old house
Fırtına eski evi yok etti
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
cumhuriyet
Sahnedekendi hükümeti olan devlet
Turkey is a republic
Türkiye bir cumhuriyettir
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
yelpaze
Sahnedefarklı şeylerden oluşan grup
We offer a wide range of products
Geniş bir ürün yelpazesi sunuyoruz
menzil
bir silahın veya kişinin ulaşabileceği alan
The missile has a long range
Füzenin uzun bir menzili var
mera
hayvanların otladığı geniş açık arazi
Cattle roam on the range
Sığırlar merada otluyor
dolaşmak
geniş bir alan içerisinde hareket etmek
Wild horses range across the plains
Vahşi atlar ovalarda dolaşır
kamyon
Sahnedeeşya taşımak için kullanılan büyük araç
The truck is very big
Kamyon çok büyük
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım