

The Walking Dead — 5. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
411 kelime
Seviye
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
geçmek
Sahnedebir taraftan diğer tarafa başarıyla geçmek
The car could not get through the narrow street
Araba dar sokaktan geçemedi
tamamlamak
zor bir işi bitirmek veya zor bir dönemi atlatmak
I need to get through my homework
Ödevimi tamamlamam gerekiyor
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
tren
Sahnederaylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
eğitmek
birine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
antrenman yapmak
kondisyonu veya yeteneği geliştirmek için fiziksel çalışma yapmak
Athletes train every day
Sporcular her gün antrenman yapar
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
daha önce
Sahnededaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
kamp
Sahnedeinsanların çadırlarda veya kulübelerde geçici olarak kaldığı yer
The summer camp is near the lake
Yaz kampı gölün yakınındadır
grup
benzer görüşlere sahip kişilerden oluşan grup
Both camps agree on the plan
Her iki grup da plan üzerinde anlaştı
kamp yapmak
çadırda veya barınakta kısa süreliğine kalmak
We decided to camp in the mountains
Dağlarda kamp yapmaya karar verdik
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
batırmak
Sahnedebir işi kötü bir şekilde yapmak
I messed up the test
Sınavı batırdım
dağıtmak
bir yeri düzensiz hale getirmek
You messed up my room
Odamı dağıttın
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya kötüleştirmek
Do not mess up this task
Bu görevi mahvetme
karıştırmak
bir durumu içinden çıkılmaz hale getirmek veya düzensizliğe yol açmak
Do not mess up my plans
Planlarımı karıştırma
batırmak
bir şeyi kötü yapmak veya mahvetmek
Do not mess up this project
Bu projeyi batırma
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
kaydetmek
Sahnedeses veya görüntüyü kaydetmek
I will tape the game tonight
Bu akşamki maçı kaydedeceğim
bant
yapıştırmak için kullanılan yapışkan şerit
Use tape to fix the paper
Kağıdı düzeltmek için bant kullan
bantlamak
bir şeyi yapışkan bantla tutturmak
Tape the poster to the wall
Posteri duvara bantla
kaset
ses veya görüntü kaydetmek için kullanılan manyetik şerit
He played the old tape
Eski kaseti oynattı
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
eve doğru
yaşadığın yere doğru
We are heading home
Eve doğru gidiyoruz
özenle yapmak
Sahnedeustalıkla bir şey oluşturmak
He crafted a wooden toy
Ahşap bir oyuncak yaptı
araç
hava veya uzay yolculuğunda kullanılan taşıt
The pilot steered the craft
Pilot aracı yönetti
el işi
el ile yapılan nesne
She loves making crafts at home
O evde el işi yapmayı seviyor
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
günah
Sahnedeahlaki olarak yanlış olan eylem
Lying is a sin
Yalan söylemek bir günahtır
canlı
Sahnedeparlak renklerle dolu veya enerjik
The city has a vibrant nightlife
Şehrin canlı bir gece hayatı var
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
bir sandalyede veya yüzeyde vücudunun ağırlığını bırakmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
katılmamayı tercih etmek
bir etkinliğe katılmamayı seçmek
She decided to sit out the game
Maça katılmamaya karar verdi
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
Sahnedearkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The child is playing
Çocuk oyun oynuyor
sıfırlamak
Sahnedebir şeyi başlangıç durumuna getirmek
I need to reset my password
Şifremi sıfırlamam gerekiyor
sıfırlamak
bir şeyi yeniden ayarlamak veya başlangıç durumuna getirmek
You should reset your password
Şifrenizi sıfırlamalısınız
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
masum
bir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
yasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
engellemek
Sahnedebir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
blok
iki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
güçlü yön
Sahnedebir kişinin sahip olduğu beceri veya iyi özellik
Patience is my greatest strength
Sabır benim en güçlü yönümdür
güç
bir şeyin etkili veya önemli olma durumu
The strength of the evidence is high
Kanıtların gücü yüksek
kuvvet
fiziksel çaba gerektiren işleri yapabilme yeteneği
He has great physical strength
Onun büyük bir fiziksel gücü var
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
elektrik
Sahnedeışık ve makineler için kullanılan bir enerji türü
The electricity went out during the storm
Fırtına sırasında elektrik kesildi
seçmek
Sahnedebir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
hedeflemek
bir amaca ulaşmaya çalışmak
I will go for the win
Galibiyeti hedefliyorum
girişmek
bir şeyi elde etmeye veya yapmaya çalışmak
I will go for the top prize
Büyük ödül için girişiyorum
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı amaçlamak
We go for an early start tomorrow
Yarın erken başlamaya niyetleniyoruz
kurt
Sahnedesürü halinde avlanan vahşi bir hayvan
The wolf hunts in a pack
Kurt sürü halinde avlanır
sonuç
Sahnedebir şeyin olası etkisi veya sonucu
The decision has serious implications
Bu kararın ciddi sonuçları var
ima
doğrudan söylenmeyip hissettirilen anlam
Her tone carried a clear implication of doubt
Tonu net bir şüphe iması taşıyordu
çirkinlik
Sahnedeçirkin olma durumu
The ugliness of the building is surprising
Binanın çirkinliği şaşırtıcı
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
orman
Sahnedegeniş bir ağaçlık alan
They live near the forest
Ormanın yakınında yaşıyorlar
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
kabile
Sahnedeortak gelenekleri ve liderleri olan insan topluluğu
This tribe lives in the forest
Bu kabile ormanda yaşıyor
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
erkek kardeş
Sahnedeaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
fedakarlık
Sahnededaha büyük bir amaç için vazgeçilen şey
It was a huge sacrifice
Bu büyük bir fedakarlıktı
feda etmek
bir amaç uğruna değerli bir şeyden vazgeçmek
He sacrificed his time for the team
Takım için zamanını feda etti
kurban etmek
bir tanrıya sunu olarak bir canlıyı öldürmek
People used to sacrifice animals
İnsanlar eskiden hayvan kurban ederlerdi
malzemeler
Sahnedebelirli bir amaç için gereken şeyler
We need more office supplies
Daha fazla ofis malzemesine ihtiyacımız var
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek veya temin etmek
The store supplies fresh fruit every day
Mağaza her gün taze meyve sağlar
ifade etmek
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
yerli
Sahnedebir yere başlangıçtan beri ait olan
He is a native of this city
O, bu şehrin yerlisi
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
tabanca
Sahnedetek elle tutulabilen küçük silah
He has a pistol
Onun bir tabancası var
kurtarmak
Sahnedebirini tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak
The lifeguard rescued the swimmer
Cankurtaran yüzücüyü kurtardı
kurtarma
birini tehlikeden kurtarma eylemi
The rescue was successful
Kurtarma başarılıydı
polis memuru
Sahnedebazı ülkelerde düşük rütbeli polis memuru
The constable helped the lost tourist
Polis memuru kaybolmuş turiste yardım etti
haber almak
Sahnedebirinden mesaj veya cevap almak
I hope to hear from you soon
Yakında senden haber almayı umuyorum
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
her ihtimale karşı
Sahnedeolası bir duruma karşı önlem olarak
Take an umbrella just in case
Her ihtimale karşı bir şemsiye al
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
-e kadar
Sahnedebelirli bir zamana kadar olan süre
I lived there up until last year
Geçen yıla kadar orada yaşadım