

The Walking Dead — 6. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
493 kelime
Seviye
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
pencere
Sahnedeışık girmesini sağlayan, duvarda veya kapıda bulunan camlı alan
She opened the window
Pencereyi açtı
fırsat aralığı
bir şeyin yapılması için uygun olan kısıtlı zaman
We have a narrow window to finish the project
Projeyi bitirmek için kısıtlı bir zamanımız var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
silah sesi
Sahnedesilahların ateşlenme sesi
I heard gunfire in the distance
Uzaktan silah sesleri duydum
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
teslim etmek
Sahnedebir şeyi ihtiyaç duyulan yere götürmek
The courier will deliver the package tomorrow
Kurye paketi yarın teslim edecek
doğurtmak
bir bebeğin doğumuna yardımcı olmak
The doctor will deliver the baby
Doktor bebeği doğurtacak
yerine getirmek
vaat edilen veya beklenen bir şeyi gerçekleştirmek
They promised to deliver results
Sonuçları yerine getireceklerine söz verdiler
sunmak
bir topluluğa resmi bir konuşma yapmak
The professor will deliver a lecture today
Profesör bugün bir ders sunacak
yol
Sahnedebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
kayıt
bir şeyi hatırlamak için tutulan yazılı bilgi
I keep a track of my expenses
Harcamalarımın kaydını tutuyorum
atletizm
insanların koşu pistinde yarıştığı bir spor dalı
She runs track at school
O okulda atletizm yapıyor
geçit yapmak
Sahnedegösteri amacıyla toplu halde yürümek
The soldiers parade in the square
Askerler meydanda geçit yapıyor
daha önce
Sahnededaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
geçe
Sahnedesaatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
geçmiş
zaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
sedan
Sahnededört kapılı ve kapalı tavanlı otomobil
He bought a new sedan
Yeni bir sedan satın aldı
dışarıda olmak
Sahnedebir yerde bulunmamak
He is out at the moment
Şu an dışarıda
modası geçmiş
artık moda olmayan veya stokta bulunmayan
Those wide pants are out
O bol pantolonların modası geçti
dışarıda
kapalı bir mekanın dışında bulunmak
The children are out playing
Çocuklar dışarıda oynuyor
vardı
Sahnedebir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
alt
Sahnedebir şeyin en alt kısmı
The coin is at the bottom of the glass
Bozuk para bardağın dibinde
popo
üzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his bottom
Poposunun üzerine düştü
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sürdürülebilirlik
Sahnedebir durumun zaman içinde devam ettirilebilme yeteneği
Sustainability is important for the planet
Sürdürülebilirlik gezegen için önemlidir
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
pislik
Sahnedeçok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
temiz
kir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
masum
bir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
yasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
enerji
Sahnedeaktif olmak için gereken güç veya yetenek
I don't have any energy today
Bugün hiç enerjim yok
patlamak
Sahnedegürültüyle parçalara ayrılmak
The bomb blew up
Bomba patladı
büyütmek
daha büyük hale getirmek
Blow up the photo
Fotoğrafı büyüt
patlama yapmak
bir durumun aniden çok hareketli hale gelmesi
Her social media accounts blew up overnight
Sosyal medya hesapları bir gecede patlama yaptı
büyütmek
bir şeyin boyutunu daha büyük hale getirmek
I want to blow up this photo
Bu fotoğrafı büyütmek istiyorum
patlamak
aniden çok ünlü veya başarılı hale gelmek
His career blew up after that song
Onun kariyeri o şarkıdan sonra patladı
mesaj yağmuruna tutmak
birine çok sayıda mesaj veya arama göndermek
She was blowing up my phone with messages
Sürekli mesaj atarak telefonumu rahatsız etti
şişme
hava ile doldurulmuş
We played with a blow-up ball
Şişme bir topla oynadık
kavga
aniden çıkan şiddetli tartışma
They had a sudden blow-up during the meeting
Toplantı sırasında aniden büyük bir kavga çıktı
alt etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi yenmek ya da etkisiz hale getirmek
The boxer took down his opponent
Boksör rakibini alt etti
yazmak
bilgiyi kağıda kaydederek not almak
Please take down his phone number
Lütfen onun telefon numarasını yazın
indirmek
yüksek bir yerden aşağıya getirmek
Please take down the decorations
Lütfen süsleri indir
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
bir tane
tek bir şey
I only need one
Sadece bir tane istiyorum
doğru olan
aranan kişi ya da şey
This is the one I wanted
İstediğim şey bu
sefer
belirli bir olay ya da etkinlik
That was a special one
O özel bir seferdi
insan
herhangi bir kişi
One should be kind to others
İnsan başkalarına karşı nazik olmalı
biri
bir gruptaki kişi ya da şey
Choose the one you like
Beğendiğin birini seç
intihar
Sahnedekişinin kendi canına kıyması
He attempted suicide
İntihar girişiminde bulundu
mekik koşusu
sporcuların belirli çizgiler arasında hızlıca gidip gelerek yaptığı bir egzersiz
We ran suicides during practice
Antrenman sırasında mekik koşusu yaptık
yaygın
kolayca bulunan veya özel olmayan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
cep
Sahnedeeşya taşımak için kıyafete dikilmiş küçük torba
I have a coin in my pocket
Cebimde bir bozuk para var
cebe koymak
bir şeyi kendi cebine yerleştirmek
He pocketed the keys
Anahtarları cebine koydu
cep parası
elinde bulunan ve harcayabileceğin para
I paid for lunch out of my own pocket
Öğle yemeğini kendi cebimden ödedim
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
bisiklet
Sahnedeiki tekerlekli, binilen araç
I ride my bike to school
Okula bisikletle giderim
bisikletle gitmek
ulaşım için bisiklet kullanmak
I will bike to school
Okula bisikletle gideceğim
bisiklet sürmek
iki tekerlekli aracı kullanma eylemi
Biking is a fun hobby
Bisiklet sürmek eğlenceli bir hobidir
pizza
Sahnedepeynir ve malzemelerle yapılan yuvarlak İtalyan yemeği
I love eating pizza
Pizza yemeyi severim
aynı anda
Sahnedeaynı zaman içerisinde gerçekleşen
They all spoke at once
Hepsi aynı anda konuştu
hemen
gecikmeden, derhal
Please come here at once
Lütfen hemen buraya gel
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
sarmak
Sahnedebir şeye karşı aşırı ilgi duymaya başlamak
I really got into jazz music
Caz müziği beni gerçekten sardı
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek veya ulaşmak
I cannot get into the locked room
Kilitli odaya giremiyorum
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
dahil olmak
bir duruma girmeye başlamak
I want to get into politics
Siyasete dahil olmak istiyorum
girmek
bir şeyin içine girmek
I will get into the car
Arabaya gireceğim
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
The bad mood got into him
Kötü ruh hali onu etkiledi
ilgi duymak
bir şeye karşı merak veya ilgi beslemeye başlamak
I started to get into jazz music
Caz müziğine ilgi duymaya başladım
etkilemek
birini belirli bir şekilde davranmaya yöneltmek
His friends got into him to behave badly
Arkadaşları onu kötü davranmaya yöneltti
alkole başlamak
alkol içmeye başlamak
He got into drinking at college
Üniversitedeyken alkol içmeye başladı
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
The sun came out
Güneş çıktı
dökülmek
yerinden ayrılmak veya düşmek
His tooth came out
Dişi düştü
sonuçlanmak
belli bir şekilde sonuçlanmak
The photo came out well
Fotoğraf güzel çıktı
açıkça söylemek
bir şeyi dürüstçe ve doğrudan ifade etmek
He finally came out about the truth
Sonunda gerçekler hakkında açıkça konuştu
yayımlanmak
bir eserin halka sunulması veya duyurulması
The new book will come out soon
Yeni kitap yakında yayımlanacak
kalmak
Sahnedebir yerde veya bir durumda kalmaya devam etmek
He decided to stay on at the company
Şirkette kalmaya karar verdi
yakından izlemek
birini sürekli kontrol altında tutmak veya denetlemek
I need to stay on him until he finishes the work
İşi bitirene kadar onu yakından izlemem lazım
devam etmek
bir eylemi yapmayı sürdürmek
Please stay on the current task
Lütfen mevcut görevine devam et
devam etmek
bir şeyi kullanmaya veya almaya sürdürmek
You should stay on this medicine for a week
Bu ilaca bir hafta boyunca devam etmelisin
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
ağaç
Sahnedegövdesi ve dalları olan uzun bir bitki
The tree is tall
Ağaç uzun
ağaca tırmandırmak
bir hayvanı ağaca çıkmaya zorlamak
The dog treed the cat
Köpek kediyi ağaca tırmandırdı
yetkilendirmek
Sahnederesmi olarak izin vermek
The manager authorized the payment
Müdür ödemeye izin verdi
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
bulunulan yerin uzağında
I left my umbrella out there
Şemsiyemi orada bıraktım
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
işaret
Sahnedebilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
sinyal
radyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
işaret etmek
birine mesaj veya belirti göndermek
She signaled me to come here
Bana buraya gelmem için işaret etti
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
dokunmak
Sahnedeelini bir şeye koymak
Do not touch the glass
Cama dokunma
duygulandırmak
birinin duygularını etkilemek
Your kind words touched me
Nazik sözlerin beni duygulandırdı
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal beceri
He has a professional touch
Profesyonel bir dokunuşu var
küçük bir miktar
bir şeyden çok küçük bir miktar
Add a touch of salt
Biraz
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
harekete geçmek
Sahnedehareket etmeye başlamak veya hızlıca ayrılmak
We need to get moving
Harekete geçmemiz gerekiyor
çılgınca
Sahnedeçok aptalca veya mantıksız olan
That is an insane idea
Bu çılgınca bir fikir
cezbetmek
Sahnedebirini güzel bir şey sunarak bir yere çekmek
They tried to lure him with a high salary
Onu yüksek bir maaşla cezbetmeye çalıştılar
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
öğretmek
Sahnedebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
yer
Sahnedebir şeyin bulunduğu yer
This is the site of the accident
Burası kazanın olduğu yer
web sitesi
internette web sayfalarının bulunduğu yer
I found this information on a site
Bu bilgiyi bir sitede buldum
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
şeyler
türü ne olursa olsun nesneler veya durumlar
I have many things in my bag
Çantamda birçok şey var
durumlar
genel olaylar veya faaliyetler
Things are going well
Durumlar iyi gidiyor
eşyalar
nesneler veya maddeler
Please put your things away
Lütfen eşyalarını yerine koy
işler
olaylar veya durumlar
Things are getting better
İşler daha iyiye gidiyor
kapanmak
Sahnedetamamen kapanmak veya örtülmek
The shops close up early
Dükkanlar erken kapanır
yakın çekim
çok yakından görülen veya incelenen görüntü
The photographer took a close up of the insect
Fotoğrafçı böceğin yakın çekimini yaptı
yakın çekim
bir nesnenin çok yakınından çekilmiş fotoğraf veya görüntü
The photographer took a close up of the flower
Fotoğrafçı çiçeğin yakın çekimini yaptı
yakın çekim
çok yakından alınan fotoğraf
This close-up shows every detail of the insect
Bu yakın çekim böceğin her detayını gösteriyor
yaklaşmak
birine veya bir şeye yakın bir konuma gelmek
Please close up so you can hear better
Lütfen daha iyi duymak için yaklaşın
çit
Sahnedeinsanların veya hayvanların bir yere girmesini engelleyen yapı
The garden has a white fence
Bahçenin beyaz bir çiti var
eskrim yapmak
spor olarak ince uzun kılıçlarla dövüşmek
He likes to fence
Eskrim yapmayı sever
çalıntı mal satmak
hırsızlık malı başkalarına satmak
He was arrested for trying to fence stolen goods
Çalıntı malları satmaya çalıştığı için tutuklandı
akşam
Sahnedeöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
cephe
belirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
ön
bir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
cephe
ilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
ön
bir şeyin ileride bulunan kısmı
Stand at the front of the line
Sıranın en önüne geç
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
sarı
Sahnedegüneş veya limon gibi parlak bir renk
The sun is yellow
Güneş sarıdır
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
korkmuş
Sahnedekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
ilgilenmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
-sa bile
Sahnedebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
iş bırakma
Sahnedeişçilerin protesto amacıyla çalışmayı durdurması
The workers staged a walkout
İşçiler iş bırakma eylemi yaptı
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
kıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
canlı
Sahnedegösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
hazırlanmak
Sahnedebir şey için hazır hale gelmek
Get ready for school
Okul için hazırlan
tek ayak üzerinde zıplamak
Sahnedetek ayak üzerinde zıplayarak ilerlemek
He can hop on one foot
Tek ayak üzerinde zıplayabilir
şerbetçiotu
bira yapımında kullanılan bir bitki
People use hops to flavor beer
İnsanlar birayı tatlandırmak için şerbetçiotu kullanır
at
Sahnedebinmek için kullanılan büyük bir hayvan
I ride a horse
Ata biniyorum
beygir gücü
motor gücü birimi
The car engine has 300 horse
Araba motoru 300 beygir gücünde
atık toplama
Sahnedeatıklar arasından yararlı şeyler arama
He is scavenging for food
Yiyecek topluyor
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
her gün
Sahnedeher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
ne
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler