

The Walking Dead — 7. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
504 kelime
Seviye
sayısız
Sahnedeçok büyük miktarda olan
There are myriad possibilities
Sayısız olasılık var
kâhya
Sahnedebaşkasının mülkünü veya parasını yöneten kişi
The steward looks after the house
Kâhya evle ilgileniyor
kahya
başkasının mülkünü veya evini yöneten kişi
The steward managed the estate for the owner
Kahya mülkü sahibi için yönetti
görevli
bir şeyi yöneten veya onunla ilgilenen kişi
The event steward helped visitors find their way
Etkinlik görevlisi ziyaretçilerin yollarını bulmalarına yardım etti
pratik yapmak
Sahnedebecerini geliştirmek için bir şeyi tekrar etmek
You need to practice piano
Piyano pratiği yapman gerekiyor
muayenehane
bir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
alıştırma
bilgiyi veya beceriyi ölçmek için verilen soru veya görevler dizisi
He completed the practice questions before the exam
Sınavdan önce alıştırma sorularını tamamladı
uygulamak
bir davranışı düzenli bir şekilde sürdürmek
He makes it a practice to read
O okumayı alışkanlık haline getirdi
pratik yapmak
gelişmek için bir şeyi tekrar tekrar yapmak
I practice piano every day
Her gün piyano pratiği yapıyorum
kapı
Sahnedeaçılıp kapanan hareketli bariyer
Close the garden gate
Bahçe kapısını kapat
kapı
bir girişi kapatan hareketli bariyer
Go to gate 10
10 numaralı kapıya git
gişe hasılatı
bilet satışlarından elde edilen toplam gelir
The stadium gate was high
Stadyum gişe hasılatı yüksekti
kapı
havaalanında uçağa binmek için gidilen yer
Our flight leaves from gate B5
Uçağımız B5 kapısından kalkıyor
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
söylemek
Sahnedebirine bir şeyler bildirmek veya anlatmak
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
anlatmak
bir olayı detaylı şekilde aktarmak
He is tellin me the truth
O bana gerçeği anlatıyor
anlatma
birine konuşarak bilgi verme
He is tellin me a secret
O bana bir sır anlatıyor
masa
Sahnedeüzerine eşya koymaya yarayan ayaklı mobilya
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
masa
düz bir yüzeye sahip mobilya parçası
We need a new kitchen table
Yeni bir mutfak masasına ihtiyacımız var
ertelemek
bir konunun görüşülmesini sonraya bırakmak
We will table the proposal
Öneriyi erteleyeceğiz
ciddiyet
Sahnedeciddi olma durumu
His seriousness surprised everyone
Ciddiyeti herkesi şaşırttı
kütüphane
Sahnedekitapların saklandığı yer
I go to the library to study
Ders çalışmak için kütüphaneye giderim
kahramanlık
Sahnedebüyük cesaret ve yüce davranışlar
His heroism saved many lives
Onun kahramanlığı birçok hayatı kurtardı
geri almak
Sahnedekaybolan veya saklanan bir şeyi geri almak
I managed to retrieve my passport
Pasaportumu geri almayı başardım
geri getirmek
bir şeyi gidip bulunduğu yerden almak
The dog can retrieve the ball
Köpek topu geri getirebilir
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
makineli tüfek
Sahnedehızlı ateş eden silah
The soldier has a machine gun
Askerin bir makineli tüfeği var
makineli tüfekle ateş etmek
seri bir şekilde ateş etmek
He machine gunned the target
Hedefe makineli tüfekle ateş etti
makineli tüfek
mermileri hızla ateşleyen otomatik silah
The soldier carried a machine gun
Asker makineli tüfek taşıyordu
gülümseme
Sahnedeyüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
ağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
gülümsemek
ağzı yukarı kıvırarak mutlu bir ifade oluşturmak
She gave a small smile
O hafifçe gülümsedi
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
uyum sağlamak
Sahnedeyeni bir duruma alışmak için değişmek
He needs to adjust to the new city
Yeni şehre uyum sağlaması gerekiyor
ayarlamak
bir şeyi hafifçe değiştirmek
Please adjust the volume
Lütfen sesi ayarla
sonunda varmak
Sahnedesonunda belirli bir yere veya duruma gelmek
We ended up at the beach
Sonunda plaja vardık
sonuçlanmak
sonunda belirli bir duruma veya yere gelmek
We might end up in a small town
Sonunda küçük bir kasabada kalabiliriz
sonunda varmak
sonunda belli bir durumda veya yerde bulunmak
We ended up at the wrong hotel
Sonunda yanlış otele vardık
sonuçlanmak
belli bir durumla veya yerle noktalanmak
The game ended up in a draw
Oyun beraberlikle sonuçlandı
sorun
Sahnedebir problem veya zorluk
He is having some trouble
Bazı sorunlar yaşıyor
zahmet vermek
Sahnedeendişe veya kaygıya neden olmak
I do not want to trouble you
Seni zahmete sokmak istemiyorum
rahatsız etmek
birini küçük bir sorunla veya ek işle uğraştırmak
Sorry to trouble you
Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim
sorun
yaşanılan bir güçlük veya mesele
They had some trouble with the car
Arabayla ilgili bazı sorunlar yaşadılar
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
yan hak
Sahnedebir iş veya durum nedeniyle elde edilen ek avantaj
Free coffee is a great perk
Ücretsiz kahve harika bir yan haktır
canlanmak
daha mutlu veya enerjik hale gelmek
He perked up after the coffee
Kahveden sonra canlandı
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
hitap etmek
Sahnedebirine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
adres
birinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
geçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
yetiştirmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakıp büyütmek
She raised three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
kaldırmak
bir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Please raise your hand
Lütfen elinizi kaldırın
gündeme getirmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
She raised a new point
Yeni bir konu gündeme getirdi
toplamak
belirli bir miktar para biriktirmek
They raised money for charity
Yardım için para topladılar
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
eylem
Sahnedebir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
gösteri
Sahnedeizleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
hendek
Sahnedekalelerin etrafındaki su dolu derin ve geniş çukur
The castle is surrounded by a moat
Kale bir hendekle çevrilidir
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
affetmek
Sahnedebir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
affedersiniz
nazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
bahane
bir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
yüklemek
Sahnedebir araca veya kaba çok sayıda eşya koymak
We need to load up the car for the trip
Gezi için arabayı yüklememiz gerekiyor
bazen
Sahnedebazı zamanlar, her zaman değil
Sometimes I wake up early
Bazen erken uyanırım
yerine getirmek
Sahnedebir görevi veya sözü tamamlamak
He fulfilled his promise
Sözünü yerine getirdi
yerine getirmek
yapılması gerekeni veya söz verileni tamamlamak
She fulfilled her promise
O verdiği sözü yerine getirdi
tatmin etmek
birini mutlu veya memnun hissettirmek
This work will fulfill you
Bu iş seni tatmin edecek
yetenek
Sahnededoğuştan gelen beceri veya kabiliyet
She has a talent for painting
Onun resim yapmaya yeteneği var
yetenek
doğuştan gelen beceri veya yatkınlık
She has a talent for music
Onun müziğe yeteneği var
yetenekli insanlar
özel bir beceriye sahip kimseler grubu
The company is looking for new talent
Şirket yeni yetenekler arıyor
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
Sahnedebelirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
insanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
belâ
Sahnedesıkıntı veya zarar veren şey
This addiction is a curse
Bu bağımlılık bir beladır
lanetlemek
sihir kullanarak zarar vermek
He cursed his enemy
Düşmanını lanetledi
lanet
kötü şans getiren sihirli büyü
The curse lasted for years
Lanet yıllarca sürdü
küfretmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Stop cursing now
Şimdi küfretmeyi bırak
oturma yeri
Sahnedeüzerine oturulan yer
Please take your seat
Lütfen yerinize oturun
kapasitesi olmak
belirli sayıda kişiyi ağırlayabilmek
The room seats ten people
Oda on kişiyi alır
yerleştirmek
birine nereye oturacağını göstermek
The host seated us
Ev sahibi bizi yerleştirdi
koltuk
birine hak veya ödül olarak verilen yer
She won a seat in parliament
O parlamentoda bir koltuk kazandı
zincir
Sahnedebirbirine bağlı metal halkalar serisi
The bicycle chain is broken
Bisiklet zinciri kopmuş
zincir
aynı şirkete ait işletmeler grubu
This coffee shop is part of a large chain
Bu kahve dükkanı büyük bir zincirin parçası
zincirlemek
bir zincirle bağlamak veya tutmak
They chain the dog to the fence
Köpeği çite zincirliyorlar
zincir
birbirine bağlı benzer şeyler dizisi
This store is part of a large chain
Bu mağaza büyük bir zincirin parçası
evcil hayvan
Sahnedekeyif ve arkadaşlık için beslenen hayvan
I have a pet dog
Evcil bir köpeğim var
okşamak
bir hayvanı veya kişiyi nazikçe okşamak
He petted the cat
Kediyi okşadı
evcil hayvan
evde beslenen hayvan
I have a pet dog
Bir evcil köpeğim var
PET taraması
vücuttaki dokuların işleyişini gösteren tıbbi görüntüleme testi
The doctor ordered a PET scan
Doktor bir PET taraması istedi
serap
Sahnedegerçek gibi görünen ama aslında var olmayan görüntü
It was just a mirage
Sadece bir seraptı
liste
Sahnedebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
listelemek
maddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
gitarist
Sahnedegitar çalan kişi
He is a great guitarist
O harika bir gitarist
bayıltmak
Sahnedebirini vurarak bilincini kaybettirmek
The punch knocked him out
Yumruk onu bayılttı
çok yormak
birini aşırı derecede yorgun düşürmek
The long race knocked him out
Uzun yarış onu çok yordu
çabucak hazırlamak
bir şeyi hızla ve kolayca ortaya çıkarmak
She knocked out the report in an hour
Raporu bir saatte çabucak hazırladı
vurarak çıkarmak
sertçe vurarak bir şeyi bulunduğu yerden dışarı atmak
The accident knocked out his tooth
Kaza onun dişini yerinden çıkardı
harikalar yaratmak
bir şeyi son derece iyi yapmak
She knocked out that performance
O performansı harika bir şekilde sergiledi
çabucak bitirmek
bir işi hızlı ve başarılı bir şekilde tamamlamak
I can knock out this report in an hour
Bu raporu bir saatte çabucak bitirebilirim
çarpıcı
çok etkileyici veya çekici olan
She looked a real knock-out at the party
Partide gerçekten çok çarpıcı görünüyordu
nakavt etmek
birini bayıltmak veya devam edemez hale getirmek
The boxer knocked out his opponent in the first round
Boksör rakibini ilk rauntta nakavt etti
hızlıca bitirmek
bir işi çabucak tamamlamak
I can knock out this report in one hour
Bu raporu bir saat içinde hızlıca bitirebilirim
ortadan kaldırmak
bir şeyi yok etmek veya bulunduğu yerden çıkarmak
The new law knocked out the old tax exemption
Yeni yasa eski vergi muafiyetini ortadan kaldırdı
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
çelişki
Sahnedeiki şeyin aynı anda doğru olamadığı durum
This is a clear contradiction
Bu açık bir çelişkidir
çelişki
iki ifade arasındaki onları geçersiz kılan farklılık
There is a contradiction in your statement
İfadenizde bir çelişki var
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
bodrum
Sahnedebinanın zemin seviyesinin altındaki kat veya oda
The washing machine is in the basement
Çamaşır makinesi bodrumda
bodrum
bir binanın ana katının altındaki oda
We keep old boxes in the basement
Eski kutuları bodrumda saklıyoruz
bodrum
binanın zemin seviyesinin altında bulunan oda
We keep old boxes in the basement
Eski kutuları bodrumda tutuyoruz
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
ikna olmak
bir şeye inanmaya veya kabul etmeye razı olmak
He was sold on the idea
Bu fikir ona cazip geldi
hiçbir şey
hiçbir anlamda bir şey bulunmaması durumu
She has nothing left to sell
Satacak hiçbir şeyi kalmadı
satmak
para karşılığında bir şeyi vermek
They sell fresh vegetables
Onlar taze sebze satıyorlar
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
They sell fresh bread here
Burada taze ekmek satıyorlar
domuz
Sahnedeyassı burunlu ve kısa bacaklı bir çiftlik hayvanı
The farmer raises swine
Çiftçi domuz yetiştiriyor
sergi
Sahnedenesnelerin veya sanat eserlerinin halka açık gösterimi
The museum has a new exhibit
Müzenin yeni bir sergisi var
sergilemek
bir şeyi başkalarının görmesi için göstermek
He exhibited his paintings in the gallery
Tablolarını galeride sergiledi
boş
Sahnedeiçinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
boş
amaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
boşaltmak
bir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
layık
Sahnedebir şeye layık veya yeterince iyi olan
He is worthy of the award
Ödüle layıktır
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
beyefendiler
Sahnedekibar erkekler için kullanılan terim
Ladies and gentlemen, welcome
Hanımlar ve beyefendiler, hoş geldiniz
beyefendi
kibar bir erkek için kullanılan terim
He is a gentleman
O bir beyefendi
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
çürümek
Sahnedeparçalanıp bozulmak
The fruit began to rot
Meyve çürümeye başladı
yönetmek
Sahnedebir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
kural
bir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
doğa
Sahnedebir şeyin temel nitelikleri veya kişiliği
It is his nature to be kind
Kibar olmak onun doğasında var
doğa
fiziksel dünya ve tüm canlılar
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
doğa
fiziksel dünya ve yaşayan varlıklar
We must protect nature
Doğayı korumalıyız
doğa
yeryüzündeki bitkiler hayvanlar ve doğal ortam
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
doğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
ücretsiz
Sahnedebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
mış gibi yapmak
Sahnedegerçek olmayan bir şeyi hayal etmek
Let's make believe we are pirates
Korsanmışız gibi yapalım
hayalî
gerçek olmayan, uydurma
It is a make-believe world
Bu hayalî bir dünya
mış gibi yapma
gerçek olmayan şeyleri hayal etme veya taklit etme eylemi
They like games of make believe
Mış gibi yapılan oyunları severler
yem
Sahnedebalıkları veya hayvanları çekmek için kullanılan yiyecek
He used a worm as bait
Yem olarak solucan kullandı
kışkırtmak
birini kasıtlı olarak rahatsız etmek veya sinirlendirmek
He tried to bait me into an argument
Beni tartışmaya kışkırtmaya çalıştı
önemli
Sahnedebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
hayvanat bahçesi bakıcısı
Sahnedehayvanat bahçesindeki hayvanlarla ilgilenen kişi
The zookeeper feeds the lions
Hayvanat bahçesi bakıcısı aslanları besler
geri dönmeye başlamak
Sahnedeeski yere doğru yola çıkmak
We should start back now
Şimdi geri dönmeye başlamalıyız
yeniden başlamak
ara verdikten sonra tekrar başlamak
I will start back at school next week
Gelecek hafta okula yeniden başlayacağım
hiçbiri
Sahnedeiki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
de değil
olumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
yoldaş
Sahnedeortak bir amacı veya grubu destekleyen kişi
He considered his fellow soldier a comrade
Silah arkadaşını bir yoldaş olarak görüyordu
sürdürmek
Sahnedebir şeyi aynı seviyede yapmaya devam etmek
Keep up the good work
İyi iş çıkarmaya devam et
ayak uydurmak
bir başkasıyla aynı hızda ilerlemek
Try to keep up with the group
Gruptan geri kalmamaya çalış
uyutmamak
birinin uyumasına engel olmak
The loud music kept me up all night
Yüksek sesli müzik beni bütün gece uyutmadı
sürdürmek
bir şeyi aynı seviyede veya hızda devam ettirmek
You must keep up your grades
Notlarını sürdürmelisin
ayak uydurmak
aynı hızda veya seviyede kalmak
I cannot keep up with them
Onlara ayak uyduramıyorum
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum