

The Walking Dead — 7. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
470 kelime
Seviye
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Pardon me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
çünkü
Sahnedebir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
Sahnedebaşkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
göstermek
Sahnedebir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
ödemek
bir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
evi boşaltmak
Sahnedebir yerde yaşamayı bırakmak
He moved out of the apartment
Apartman dairesinden taşındı
taşınmak
yaşanılan bir yerden ayrılmak
We have to move out of the apartment today
Bugün daireden taşınmak zorundayız
hanımefendi
Sahnedebir kadın için kullanılan resmi veya nazik sözcük
She is a very elegant lady
O çok zarif bir hanımefendi
ayak
Sahnedebacağın uç kısmındaki vücut bölümü
My left foot hurts
Sol ayağım ağrıyor
alt kısım
bir şeyin en alt veya son kısmı
He sat at the foot of the bed
Yatağın ayakucunda oturdu
fut
12 inç'e eşit olan ölçü birimi
The ceiling is ten feet high
Tavan on fut yüksekliğinde
iyi başlangıç
bir işe olumlu bir şekilde başlamak
They got off on the right foot
İşe iyi bir başlangıç yaptılar
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
etkinlik
Sahnedeyapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
eşya
somut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
atmak
Sahnedebir şeyi fırlatmak
Throw the ball to me
Topu bana at
diz örtüsü
yatak veya koltuk için hafif örtü
Put a throw on the sofa
Koltuğa bir diz örtüsü ser
düzenlemek
bir etkinlik organize etmek
I will throw a party
Bir parti düzenleyeceğim
şaşırtmak
birini şaşkın veya kafası karışmış hissettirmek
The sudden question really threw me
O ani soru beni gerçekten şaşırttı
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am hunting for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
avlamak
yemek için hayvanları arayıp öldürmek
Lions hunt zebras
Aslanlar zebraları avlar
tanımak
Sahnedebirini zamanla öğrenmeye başlamak
I want to get to know you
Seni tanımak istiyorum
yakından tanımak
birini veya bir şeyi iyi anlamaya başlamak
I want to get to know you better
Seni daha yakından tanımak istiyorum
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
altında
Sahnedebir şeyin tam altında
The cat is underneath the table
Kedi masanın altında
alt
bir şeyin altında kalan kısım
I looked underneath the car
Arabanın altına baktım
ilgilenmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please go in
Lütfen içeri gir
bulutlanmak
güneşin bulutların arkasına gizlenmesi
The sun went in behind the clouds
Güneş bulutların arkasında bulutlandı
saldırmak
birini eleştirmeye veya ona karşı çıkmaya başlamak
The media will go in on the politician
Medya siyasetçiye saldırmaya başlayacak
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
olursa diye
Sahnedebir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
olur da
bir durumun gerçekleşme ihtimaline karşı
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağar diye şemsiyeni al
hiç kimse
Sahnedehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
birine kaba veya katı davranan
The coach was hard on the team
Koç takıma karşı sert davrandı
şamdan
Sahnedemum tutmak için kullanılan dekoratif nesne
The silver candlestick is on the table
Gümüş şamdan masanın üzerinde
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
sıralı
Sahnedenesnelerin veya olayların belirli bir dizilişte olması
Please put the files in order
Lütfen dosyaları sıraya koyun
uygun
bir durum için yerinde olan
A formal apology is in order
Resmi bir özür yerindedir
amacıyla
bir şey yapmak hedefiyle
He worked hard in order to succeed
Başarmak amacıyla çok çalıştı
sıralı
düzenli veya doğru bir şekilde dizilmiş
The books are in order on the shelf
Kitaplar rafta sıralı
bir sürü
Sahnedeçok büyük bir miktar
I have a shit ton of work to do
Yapacak bir sürü işim var
iş birliği yapmak
Sahnedeortak bir amaç için başkalarıyla birlikte hareket etmek
We need to cooperate to finish the project
Projeyi bitirmek için iş birliği yapmalıyız
tamamen
Sahnedeçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
aşırı tuhaf
Sahnedeçok garip veya alışılmadık
That is a freaky ass mask
Bu aşırı tuhaf bir maske
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
sihirli
Sahnedebüyüleyici veya sihirle ilgili
It was a magical moment
Sihirli bir andı
büyülü
sihirli veya büyü güçlerine sahip olan
The forest looked magical in the moonlight
Orman ay ışığında büyülü görünüyordu
büyülü
büyü veya doğaüstü olaylarla ilgili olan
The fairy tale had a magical ending
Masalın büyülü bir sonu vardı
liste
Sahnedebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
listelemek
maddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
pislik
Sahnedeçok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
saklamak
Sahnedebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
kabul etmek
bir öneriyi veya kararı uygun bulup onaylamak
I will go with your plan
Senin planını kabul edeceğim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
yol gösterdi
Sahnedebirine yolu göstermek
He led me to the room
Beni odaya götürdü
yol açmak
bir olaya sebep olmak
His research led to a new discovery
Araştırması yeni bir buluşa yol açtı
led lamba
elektrikle çalışan aydınlatma cihazı
The room has an LED bulb
Odada led lamba var
tehdit edici
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede hissettirmek
He made a threatening gesture
Tehdit edici bir hareket yaptı
tehlikeli
zarar verme veya tehlike yaratma olasılığı olan
The dark clouds looked threatening
Karanlık bulutlar tehlikeli görünüyordu
tehdit eden
birini veya bir şeyi tehlikeye sokan
The storm is threatening the city
Fırtına şehri tehdit ediyor
tehditkar
birine korku veya tehlike hissi veren
He gave me a threatening look
Bana tehditkar bir bakış attı
yol
Sahnedebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
kayıt
bir şeyi hatırlamak için tutulan yazılı bilgi
I keep a track of my expenses
Harcamalarımın kaydını tutuyorum
atletizm
insanların koşu pistinde yarıştığı bir spor dalı
She runs track at school
O okulda atletizm yapıyor
parça
Sahnedebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
biraz
kısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
az miktar
küçük bir miktar
I need a bit of water
Biraz suya ihtiyacım var
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
iş
Sahnedepara kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
görev
Sahnedeyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
çene
Sahnedeyüzün dişleri tutan alt kısmı
He broke his jaw in the accident
Kazada çenesini kırdı
boş konuşmak
uzun süre genellikle kızgın veya sıkıcı bir şekilde konuşmak
Stop jawing and start working
Boş konuşmayı bırak ve çalışmaya başla
kazanan
Sahnedebir oyunu veya yarışmayı kazanan kişi
The winner gets a prize
Kazanan bir ödül alır
kazanan
çok iyi veya başarılı olan kişi veya şey
This new idea is a real winner
Bu yeni fikir tam bir kazanan
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
parmak
Sahnedeelin beş uzun kısmından her biri
I have a ring on my finger
Parmağımda bir yüzük var
suçlamak
birini bir suçtan sorumlu tutmak
She fingered him as the thief
Onu hırsız olarak o suçladı
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
daha fazla
bir şeyden daha fazla miktarda
Would you like any more?
Biraz daha ister misin?
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
pislik
Sahnedekaba veya sinir bozucu erkekler için kullanılan kaba bir tabir
He is such a prick
O tam bir pislik
batırmak
sivri bir uçla küçük bir delik açmak
I pricked my finger with a needle
Parmağıma iğne battı
sivri uç
bir bitki veya nesne üzerindeki küçük keskin nokta
The tool has a small sharp prick at the end
Aletin ucunda küçük keskin bir nokta var
penis
erkek cinsel organı
He injured his penis
O penisini incitti
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
bir tane
tek bir şey
I only need one
Sadece bir tane istiyorum
doğru olan
aranan kişi ya da şey
This is the one I wanted
İstediğim şey bu
sefer
belirli bir olay ya da etkinlik
That was a special one
O özel bir seferdi
insan
herhangi bir kişi
One should be kind to others
İnsan başkalarına karşı nazik olmalı
biri
bir gruptaki kişi ya da şey
Choose the one you like
Beğendiğin birini seç
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
eve doğru
yaşadığın yere doğru
We are heading home
Eve doğru gidiyoruz
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
envanter
Sahnedebir mağaza veya işletmedeki ürünlerin listesi
The manager checked the inventory
Müdür envanteri kontrol etti
envanter çıkarmak
bir yerdeki malların ayrıntılı listesini hazırlamak
We need to inventory the products
Ürünlerin envanterini çıkarmamız gerekiyor
pankart
Sahnedeüzerinde tasarım olan ve işaret olarak kullanılan kumaş parçası
They held a large banner
Büyük bir pankart tuttular
çok başarılı
çok iyi veya başarılı olan
It was a banner year for the company
Şirket için çok başarılı bir yıldı
kurtarıcı
Sahnedebirini tehlikeden kurtaran kişi
He was my savior in that situation
O durumda benim kurtarıcımdı
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
masum
bir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
yasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
çözmek
Sahnedebir sorunun cevabını bulmak
She can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilir
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
detaylandırmak
bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum
yaşamaya başlamak
bir şeyi deneyimlemeye başlamak
She went into shock
Şoka girdi
belirtmek
Sahnedebir şeye dikkat çekmek
He pointed out the mistake
Hatayı belirtti
belirtmek
bir şeyi açıkça göstermek veya açıklamak
He pointed out the best way to solve the problem
Problemi çözmenin en iyi yolunu belirtti
iş birliği
Sahnedebaşkalarıyla birlikte çalışma
Cooperation is important for success
Başarı için iş birliği önemlidir
koca
Sahnedeevli olunan erkek
My husband is a doctor
Kocam bir doktordur
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
erkek çocuklar
Sahnedeerkek çocuk veya genç erkek
The boys are playing football
Erkek çocuklar futbol oynuyor
adamlar
erkeklerden oluşan bir grup
Hey boys come here
Hey adamlar buraya gelin
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
ölmek
Sahnedecanlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
düşük
Sahnedemiktar veya olasılık bakımından küçük olan
There is a slim chance of winning
Kazanma şansı düşük
ince
özellikle hoş bir şekilde zayıf veya dar olan
She has a slim figure
Onun ince bir fiziği var
söylemek
Sahnedekelimeleri ağızla ifade etmek
I want to say something
Bir şey söylemek istiyorum
konuşmak
bir konu hakkında söz söylemek
People are talking about it
İnsanlar bu konuda konuşuyor
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's start off with a song
Hadi bir şarkıyla başlayalım