

The Walking Dead — Season 7 Episode 15
Kelimeler ve anlamları
484 kelime
Seviye
verilmiş
Sahnedebirine teslim edilmiş olan
The key was given to him
Anahtar ona verilmişti
kabul edilen durum
kesin olarak doğru sayılan şey
Victory is a given
Zafer kabul edilen bir durumdur
dikkate alındığında
bir durum değerlendirilirken hesaba katılan
Given the rain we should stay home
Yağmur dikkate alındığında evde kalmalıyız
yanında
Sahnedebir şeyin yanında
Sit beside me
Yanımda otur
korkmuş
Sahnedekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
korkmuş
korku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
alışmak
bir şeye zamanla alışmak ve onu yadırgamamak
I am getting used to the new city
Yeni şehre alışıyorum
alışkın olmak
bir şeyi tecrübe ettiği için ona aşina olmak
You will soon get used to the busy traffic
Yoğun trafiğe kısa sürede alışkın olacaksın
alışmak
yeni bir duruma zamanla uyum sağlayıp rahat hissetmeye başlamak
I am getting used to the cold weather
Soğuk havaya alışıyorum
sadece
Sahnedebasit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
daha uzun süre
Sahnededaha fazla zaman boyunca
I will stay longer
Daha uzun süre kalacağım
daha uzun
daha fazla zaman süren
This takes longer to cook
Bu daha uzun sürede pişiyor
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
güvence vermek
Sahnedebirine bir şeyin doğru olduğu konusunda güvence vermek
I assure you that everything will be fine
Sana her şeyin yolunda gideceğine dair güvence veriyorum
sürmek
Sahnedebelirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
herhangi bir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
eylem
Sahnedebir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
gösteri
izleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
saat
Sahnedezamanı gösteren makine
The clock is on the wall
Saat duvarda
yumruklamak
birine özellikle yüze vurmak
He clocked him in the face
Onu yüzünden yumrukladı
süre tutmak
bir şeyin hızını veya süresini ölçmek
He clocked the runner at ten seconds
Koşucunun süresini on saniye olarak ölçtü
fark etmek
bir şeyi görmek veya anlamak
I clocked him watching me
Beni izlediğini fark ettim
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
yararlanmak
Sahnedebir şeyi kontrol edip ondan faydalanmak
We can harness the power of the wind
Rüzgarın gücünden yararlanabiliriz
koşum takımı
bir şeyi tutmak veya kontrol etmek için kullanılan kayış takımı
The horse wore a leather harness
At deri bir koşum takımı takıyordu
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
durum
Sahnedebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
bir kişinin veya yerin içinde bulunduğu şartlar
I am in a difficult situation
Zor bir durumdayım
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
içinde
Sahnedebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
avcı bıçağı
silah olarak kullanılan küçük bir bıçak
He carried a pig sticker in his boot
Botunda bir avcı bıçağı taşıyordu
numara
Sahnedeniceliği gösteren sembol veya sözcük
What is your house number
Ev numaran kaç
sayı
bir şeylerin adedi
There is a large number of cars
Çok sayıda araba var
numaralandırmak
bir şeye sıra numarası vermek
We should number the boxes
Kutuları numaralandırmalıyız
telefon numarası
telefon hattını belirten rakam dizisi
Please call my phone number
Lütfen telefon numaramı ara
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
yine de
Sahnedesöylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
ara sıra
zaman zaman
I visit my grandparents every so often
Büyükbabamı ve büyükannemi ara sıra ziyaret ederim
binmek
bir taşıta binmek
Get on the bus
Otobüse bin
telefona geçmek
telefonla görüşme yapmak
Get on the phone
Telefona geç
azarlamak
birinin davranışı hakkında şikayet etmek
Stop getting on at me
Beni azarlamayı bırak
idare etmek
bir durumla başa çıkmak
How are you getting on
Nasıl idare ediyorsun
yaşlanmak
ilerleyen yaşta olmak
He is getting on in years
O yaşlanıyor
sinirini bozmak
birini rahatsız etmek
You are getting on my nerves
Sinirlerimi bozuyorsun
şut
Sahnedebasketbolda topun potaya atılması
He took ten shots during the game
Maç boyunca on şut attı
shot
küçük miktarda sert alkollü içki
They drank three shots of tequila
Üç shot tekila içtiler
iğne
iğneyle vücuda verilen ilaç dozu
I am afraid of shots
İğneden korkarım
atış
silahla ateş etme eylemi
The hunter fired two shots
Avcı iki atış yaptı
duymak
Sahnedebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
kulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
konular
bir konu veya ilgi alanı
We discussed many things
Birçok konu hakkında konuştuk
duvar
Sahnedetaş veya tuğladan yapılmış güçlü yapı
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
bölme
bir alanı bölen veya kapatan dikey yapı
They put a wall in the room
Odaya bir bölme yaptılar
duvar
bir alanı bölen veya çevreleyen dikey yapı
The wall is very high
Duvar çok yüksek
duvarla çevirmek
bir alanı duvarla çevrelemek
They walled off the area
Alanı duvarla çevirdiler
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
ancak
Sahnedebir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
yalnızca
belirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
koridor
Sahnedebinadaki uzun geçit
Walk down the hall
Koridorda yürü
salon
toplantılar veya etkinlikler için kullanılan büyük oda
The hall is very big
Salon çok büyük
dinlemek
sese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
The train is comin
Tren geliyor
gelmek
bir yöne doğru hareket etmek
I am comin
Geliyorum
gelmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
Please come here now
Lütfen şimdi buraya gel
geri dönmek
bir yere tekrar gitmek
I will come back soon
Yakında geri geleceğim
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
göstermek
Sahnedebir şeyin nasıl çalıştığını veya yapıldığını göstermek
He will demonstrate how to use the machine
Makinenin nasıl kullanılacağını gösterecek
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
dünya
Sahnedeinsanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
üzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
vahşi
Sahnededoğada yaşayan ve insanlar tarafından kontrol edilmeyen
Tigers are wild animals
Kaplanlar vahşi hayvanlardır
çılgın
çok sıra dışı veya heyecan verici
That is a wild idea
Bu çılgınca bir fikir
kontrolsüz
dizginlenemeyen veya disiplinsiz
The party got wild
Parti kontrolden çıktı
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
ilgi
Sahnedebir şeyi öğrenme veya bilme isteği
She showed a great interest in science
Bilime büyük bir ilgi gösterdi
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
ayıklamak
Sahnedebir gruptaki istenmeyen şeyleri çıkarmak
I need to weed the garden
Bahçeyi ayıklamam gerekiyor
ot
marihuana için kullanılan yaygın isim
He smokes weed
O ot içiyor
yabani ot
istenmediği yerlerde yetişen yabani bitki
There are weeds in the garden
Bahçede yabani otlar var
yavaş
Sahnededüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaşlatmak
hızını düşürmek
Please slow the car down
Lütfen arabayı yavaşlat
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
lanet olası
Sahnedebir şeye karşı öfke veya rahatsızlık ifade etmek için kullanılır
I hate this damned noise
Bu lanet olası gürültüden nefret ediyorum
feci şekilde
büyük derecede
It is damned hot today
Bugün hava feci sıcak
lanetlenmiş
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
He was damned for his sins
Günahları yüzünden lanetlendi
lanetlenmiş
ceza olarak cehenneme gönderilen kimseler
The damned suffer for their past sins
Lanetlenmiş olanlar geçmiş günahları için acı çekerler
zehir
Sahnedehastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake's poison is strong
Yılanın zehri güçlüdür
zehirlemek
birine zehirli bir madde vermek
He tried to poison the king
Kralı zehirlemeye çalıştı
zehir
hastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake had a deadly poison
Yılanın ölümcül bir zehri vardı
içki
birinin tercih ettiği alkollü içecek için kullanılan gayriresmi terim
What is your poison tonight
Bu gece ne içersin
özür
Sahnedeüzgün olduğunu belirten ifade
Please accept my apology
Lütfen özrümü kabul edin
özür
bir hata sonrası pişmanlık belirtme
I owe you an apology
Sana bir özür borçluyum
özür
bir hata için üzgün olduğunu belirten sözler
She accepted his apology
Onun özürünü kabul etti
servis yapmak
Sahnedebirine yiyecek veya içecek sunmak
They serve breakfast at 8 AM
Kahvaltıyı sabah 8'de servis ediyorlar
görev yapmak
bir kurum veya organizasyon için çalışmak
He served in the army for two years
İki yıl boyunca orduda görev yaptı
cezasını çekmek
bir suçun cezasını hapiste veya başka bir şekilde geçirmek
He must serve five years in prison
O beş yıl hapis cezasını çekmeli
servis atmak
raketli bir sporda sayıya başlamak için topa vurmak
It is your turn to serve
Servis atma sırası sende
ters
Sahnedezıt yön veya sıra
Please reverse the order of the list
Lütfen listenin sırasını tersine çevirin
tersine çevirmek
bir şeyin yönünü aksi tarafa döndürmek
The car started to reverse down the street
Araba sokakta geri gitmeye başladı
geri almak
bir durumu eski haline getirmek
We must reverse the damage to the environment
Çevreye verilen zararı geri almalıyız
arka yüz
bir madeni paranın veya belgenin arka tarafı
Sign your name on the reverse of the document
Adınızı belgenin arka yüzüne imzalayın
yoksa
aksi takdirde veya yoksa
Study hard, or else you will fail
Sıkı çalış, yoksa kalacaksın
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
topluluk
Sahnedeaynı yerde yaşayan insan grubu
Our community is very friendly
Topluluğumuz çok arkadaş canlısı
topluluk
aynı bölgede yaşayan veya ortak özellikleri olan insan grubu
The gaming community is huge
Oyun topluluğu çok büyük
topluluk
aynı bölgede yaşayan insanlar grubu
They help their community
Topluluklarına yardım ediyorlar
yerel halk
bir bölgede yaşayan insanların oluşturduğu grup
The local community met yesterday
Yerel halk dün toplandı
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
tatmak
Sahnedetadına bakmak için az miktarda yemek veya içmek
Please taste this soup
Lütfen bu çorbayı tat
tat
bir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tatmak
yemeğin veya içeceğin kalitesini anlamak için az miktarda almak
I want to taste the soup
Çorbayı tatmak istiyorum
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
hayatta kalan
Sahnedetehlikeli bir olaydan sonra hayatta kalan kişi
He is a survivor of the crash
O, kazadan hayatta kalan kişidir
Survivor
popüler bir gerçeklik şovu yarışma programı
I love watching Survivor
Survivor izlemeyi seviyorum
gereğinden fazla
Sahnedeihtiyaç duyulandan çok daha fazlası
This much security is overkill
Bu kadar güvenlik gereğinden fazladır
karar vermek
Sahnedebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
ileride
Sahnedeşu andan daha sonraki bir zamanda
I want to move to London later
İleride Londra'ya taşınmak istiyorum
daha geç
beklenen zamandan sonra gerçekleşen
He arrived later than usual
Normalden daha geç geldi
sonraki
bir zaman diliminin sonuna yakın
In his later years he wrote books
Sonraki yıllarında kitaplar yazdı
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
her ne olursa olsun
Sahnedeher ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
neyse
önemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
ilgili olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
This book concerns history
Bu kitap tarihle ilgilidir
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
yazık
Sahnedeüzücü veya pişmanlık verici durum
It is a shame that you cannot come
Gelemeyecek olman ne yazık
utanç
yanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
utandırmak
birinin kendini mahcup veya aptal hissetmesine yol açmak
He shamed her in front of everyone
Herkesin önünde onu utandırdı
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
boş
Sahnedeiçinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
boş
amaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
boşaltmak
bir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
açık
Sahnedeengelsiz
The road is clear
Yol açık
net
anlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
tamamen
bir şeyin içinden bütünüyle
The bullet went clear through the wood
Mermi tahtanın içinden tamamen geçti
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
beden
Sahnedebir nesnenin standart ölçüsü
I need a smaller size
Daha küçük bir bedene ihtiyacım var
boyut
bir şeyin kapladığı fiziksel alan
The size of the room is small
Odanın boyutu küçük
boyut
nesnelerin fiziksel büyüklüğü
The size of the box is small
Kutunun boyutu küçük
beden
giysiler için kullanılan ölçü
Do you have this shirt in my size
Bu gömleğin benim bedenim var mı