

The Walking Dead — 8. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
369 kelime
Seviye
ödül
Sahnedekazanıldığında alınan şey
He won a prize
Bir ödül kazandı
değer vermek
bir şeyi çok önemli bulmak
I prize our friendship
Arkadaşlığımıza değer veriyorum
kıymetli şey
çok değerli veya iyi olan kişi ya da nesne
That vintage car is a real prize
O antika araba çok kıymetli bir parça
kader
Sahnedegelecekte olması beklenen olaylar
It was fate that we met
Tanışmamız kaderdi
çekmek
Sahnedeboyutunun veya miktarının azalması
The shirt shrank in the wash
Gömlek yıkandığında çekti
psikiyatrist
ruh sağlığı uzmanı
He is seeing a shrink
Bir psikiyatriste gidiyor
küçültmek
bir şeyin boyutunu azaltmak
This hot water will shrink your sweater
Bu sıcak su kazağını küçültecek
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
suç ortağı
Sahnedeyanlış veya yasa dışı bir eyleme karışmış olan
He was complicit in the fraud
Dolandırıcılıkta suç ortağıydı
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
römork
Sahnedebir araç tarafından çekilen tekerlekli taşıyıcı
The car has a small trailer
Arabanın küçük bir römorku var
fragman
bir filmin bölümlerini gösteren kısa tanıtım videosu
I watched the movie trailer
Filmin fragmanını izledim
karavan
insanların içinde yaşadığı hareketli konut
They live in a small trailer
Küçük bir karavanda yaşıyorlar
römork
arkada taşınan araç veya yük taşıyıcı
I attached the boat to the trailer
Tekneyi römorka bağladım
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
açık
önünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
boğazını temizlemek
dikkat çekmek için boğazından ses çıkarmak
He cleared his throat before speaking
Konuşmadan önce boğazını temizledi
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
yönelmek
Sahnedebirine veya bir şeye doğru hareket etmek
The dog is coming for the ball
Köpek topa doğru yöneliyor
hesap sormak
birine karşı koymak veya yüzleşmek amacıyla yaklaşmak
She came for him after his rude comment
Kaba yorumundan sonra ondan hesap sordu
inanan
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kabul eden kişi
He is a true believer
O, gerçek bir inanandır
yara
Sahnedevücudun hasar görmüş kısmı
The wound is healing
Yara iyileşiyor
yaralamak
birine veya bir şeye fiziksel zarar vermek
The soldier was wounded
Asker yaralandı
gergin
çok endişeli veya stresli hissetme
He was wound tight after the meeting
Toplantıdan sonra çok gergindi
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
pay
Sahnedebir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
ilgilendirmek
birinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
ana
Sahnedeen önemli veya merkezi olan
The main goal is to win
Ana hedef kazanmaktır
ana hat
su veya gaz taşıyan büyük boru hattı
They fixed the water main
Su ana hattını tamir ettiler
ana cadde
kasabalardaki başlıca yol adı
She lives on Main Street
O Ana Caddede yaşıyor
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
görsel
Sahnedegörme ile ilgili
He is a visual learner
O, görsel bir öğrencidir
görsel
gözle görülebilen şey
The teacher used visual aids
Öğretmen görsel materyaller kullandı
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
patlama
Sahnedehava veya enerjinin ani ve gürültülü patlaması
The blast broke the windows
Patlama pencereleri kırdı
harika vakit
çok keyifli bir deneyim
I had a blast at the party
Partide harika vakit geçirdim
son ses çalmak
müziği çok yüksek bir sesle çalmak
They are blasting music in the car
Arabada son ses müzik çalıyorlar
patlamak
aniden yüksek ses çıkarmak
The car horn blasted suddenly
Arabanın kornası aniden yüksek ses çıkardı
diplomasi
Sahnedeülkeler arası ilişkilerin yönetilmesi faaliyeti
Diplomacy can prevent wars
Diplomasi savaşları önleyebilir
yerleşke
Sahnedeortak bir amacı olan bina grubu
They live in a secure compound
Güvenli bir yerleşkede yaşıyorlar
bileşik
farklı maddelerin birleşimi
Water is a chemical compound
Su kimyasal bir bileşiktir
bileşik yay
ok atmak için kullanılan mekanik bir yay türü
He aims with his compound
O bileşik yayıyla nişan alıyor
birleştirmek
iki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek
They compound various ingredients to make the medicine
İlacı yapmak için çeşitli malzemeleri birleştiriyorlar
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
öcünü almak
birine yaptığı kötülüğe karşılık zarar vermek
He wanted to get back at her
Ondan öcünü almak istedi
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
hamile
Sahnedevücudunda bir bebeğin gelişmekte olması
She is pregnant
O hamile
manidar
gizli anlamlar taşıyan
The silence was pregnant with meaning
Sessizlik anlam yüklüydü
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
bina
duvarları ve çatısı olan büyük yapı
They built a large structure
Büyük bir yapı inşa ettiler
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
eve dönmek
Sahnedeönceden bulunulan yere veya eve geri dönme
I am going back home tomorrow
Yarın eve dönüyorum
memleket
kişinin yaşadığı veya büyüdüğü yer
I am going back home next month
Gelecek ay memlekete dönüyorum
ayna
Sahnedegörüntüyü yansıtan cam yüzey
I look in the mirror
Aynaya bakıyorum
yansıtmak
bir şeyin görüntüsünü yansıtmak
The lake mirrors the mountains
Göl dağları yansıtıyor
ilgilenmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
kabul etmek
bir öneriyi veya kararı uygun bulup onaylamak
I will go with your plan
Senin planını kabul edeceğim
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
dul kadın
Sahnedekocası ölmüş kadın
She is a widow
O bir dul
çıkmak
Sahnededaha yüksek bir yere hareket etmek
He went up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
artmak
değer veya miktar olarak yükselmek
Prices go up every year
Fiyatlar her yıl artar
karşı karşıya gelmek
biriyle rekabet etmek veya çatışmak
Our team will go up against the champions
Takımımız şampiyonlara karşı mücadele edecek
yaklaşmak
birinin yanına doğru yürümek
He went up to her and said hello
Ona yaklaştı ve merhaba dedi
sorgum
Sahnedegıda için yetiştirilen bir tahıl türü
Sorghum is grown in dry areas
Sorgum kurak bölgelerde yetiştirilir
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
birini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
tehdit etmek
birine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
ile birlikte
Sahnedebirine veya bir şeye eşlik ederek
He came along with his friend
Arkadaşıyla birlikte geldi
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
kararlı
Sahnedebir şeyi yapmayı çok isteyen
He was bent on winning
Kazanmaya kararlıydı
eğri
düz olmayan şekil
The metal pipe is bent
Metal boru eğri
sahtekâr
dürüst veya adil olmayan
He is a bent politician
O sahtekâr bir politikacı
yatkınlık
bir şeye karşı duyulan doğal yetenek veya ilgi
She has a bent for music
Müziğe karşı bir yatkınlığı var
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
ihanet etmek
Sahnedegüvendiği birine sadakatsizlik etmek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
ele vermek
isteyerek olmasa da bir duygu veya özelliği açığa çıkarmak
Her smile betrayed her excitement
Gülümsemesi heyecanını ele verdi
zırh
Sahnedesavaşta giyilen metal koruyucu giysi
The knight wore heavy armor
Şövalye ağır bir zırh giydi
zırhlamak
savunma amacıyla sert bir katmanla kaplamak
The soldiers armored the vehicle
Askerler aracı zırhladı
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçte bir
bir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
yapamamak
Sahnedebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
rütbe
Sahnedebir grup içindeki seviye veya konum
He holds a high rank in the army
Orduda yüksek bir rütbeye sahip
ağır kokulu
çok kötü kokan
The room had a rank smell
Odada ağır bir koku vardı
sıralamak
bir şeyleri belirli bir sıraya koymak
The teacher ranked the students by height
Öğretmen öğrencileri boylarına göre sıraladı
sorun
Sahnedebir problem veya zorluk
He is having some trouble
Bazı sorunlar yaşıyor
zahmet vermek
endişe veya kaygıya neden olmak
I do not want to trouble you
Seni zahmete sokmak istemiyorum
rahatsız etmek
birini küçük bir sorunla veya ek işle uğraştırmak
Sorry to trouble you
Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim
kapatmak
Sahnedebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
susturmak
birinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
dışarıda bırakmak
birini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
akılsızca
Sahnedekötü bir yargı gösteren şekilde
He spent his money unwisely
Parasını akılsızca harcadı
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aileler
Sahnedekan bağı veya evlilikle birbirine bağlı insan grubu
Many families live here
Burada birçok aile yaşıyor
mafya ailesi
organize suç üyelerinden oluşan grup
These crime families control the city
Bu suç aileleri şehri kontrol ediyor
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
ölmek üzere
Sahnedeölüme çok yakın olmak
The plant is dying
Bitki ölmek üzere
can atmak
bir şeyi yapmayı çok istemek
I am dying to see you
Seni görmek için can atıyorum
neden olmak
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
çünkü
bir durumun nedenini belirtmek için kullanılır
I am staying here 'cause I am tired
Burada kalıyorum çünkü yorgunum
sebep
bir şeyin olmasına yol açan etken
What was the cause of the fire
Yangının sebebi neydi
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi
dost canlısı
Sahnedeinsanlarla iyi geçinen ve nazik olan
The neighbors are very friendly
Komşular çok dost canlısı
dost
kendi tarafınızdan olan ve zarar verilmesi istenmeyen
We must avoid friendly fire
Bu durumda dost ateşinden kaçınmalıyız
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
kuvvet
Sahnedepolis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
Sahnedefiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
ofis
Sahnedeinsanların çalıştığı oda veya bina
I work in an office
Bir ofiste çalışıyorum
düşürmek
Sahnedebir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
damla
çok az miktarda sıvı
A drop of water fell on the floor
Yere bir damla su düştü
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
iyi niyetle
Sahnededürüst ve samimi bir şekilde yapılan
They acted in good faith
İyi niyetle hareket ettiler
gün
Sahnede24 saatlik zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
program
televizyon yayını
I watched Days yesterday
Dün Days programını izledim
kalan gün
tamamlanması gereken süre
There are five days left
Beş gün kaldı
dönem
belirli bir çağ veya zaman dilimi
Those were the glory days
Onlar görkemli dönemlerdi
kurtarıcı
Sahnedebirini tehlikeden kurtaran kişi
He was my savior in that accident
O kazada benim kurtarıcımdı
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
katil
Sahnedebaşkalarını öldüren kişi
The cutthroat was caught by the police
Katil polis tarafından yakalandı
cani
başkalarını öldüren veya soyan şiddet yanlısı kimse
They were afraid of the cutthroat hiding in the woods
Ormanda saklanan caniden korkuyorlardı
acımasız
son derece zalim ve rekabetçi
It is a cutthroat business environment
Bu acımasız bir iş ortamı
kahramanca
Sahnedeçok cesur ve takdir edilen
He made a heroic effort
Kahramanca bir çaba sarf etti
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
geri dönmek
birine daha sonra ulaşarak bilgi vermek
I will get back to you soon
Size yakında geri döneceğim
kusur
Sahnedebir şeydeki hata veya eksiklik
There is a small flaw in the diamond
Elmasın küçük bir kusuru var
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!