

The Walking Dead — Season 8 Episode 7
Kelimeler ve anlamları
507 kelime
Seviye
çıkış
Sahnedebir yerden veya yoldan ayrılmaya yarayan yol
Where is the emergency exit?
Acil çıkış nerede?
çıkmak
bir yerden dışarı çıkmak
Please exit the building
Lütfen binadan çıkın
yaklaşmak
yakında gerçekleşecek olmak
A holiday is coming up
Bir tatil yaklaşıyor
gündeme gelmek
bir konudan bahsedilmeye başlanması
The topic came up again
Konu tekrar gündeme geldi
yukarı çıkmak
yukarıya doğru hareket etmek
He came up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
ortaya çıkmak
beklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
yetersiz kalmak
bir şeyin eksik veya yeterli olmaması
We came up short on money for the trip
Gezi için paramız yetersiz kaldı
gündeme gelmek
bir konunun konuşulmaya başlanması
The issue came up in our meeting
Konu toplantımızda gündeme geldi
tam anlamıyla kavramak
Sahnedebir şeyi derinlemesine ve sezgisel olarak anlamak
I finally grok the new system
Yeni sistemi sonunda tam anlamıyla kavradım
kampanya
Sahnedebir amaca ulaşmak için yürütülen organize çalışmalar
The politician started his campaign
Politikacı kampanyasına başladı
kampanya
belirli bir hedefi gerçekleştirmek için yapılan planlı çalışmalar
The company launched a new ad campaign
Şirket yeni bir reklam kampanyası başlattı
kampanya
rol yapma oyunlarındaki birbiriyle bağlantılı maceralar dizisi
We started a new campaign in our game
Oyunumuzda yeni bir kampanyaya başladık
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
-sa bile
bir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
yaralanma
Sahnedevücudun uğradığı zarar
He has a serious injury
Ciddi bir yaralanması var
sakatlanma
fiziksel hasar görme
The player suffered a knee injury
Oyuncu dizinden sakatlandı
yara
vücutta oluşan fiziksel hasar
The injury is healing
Yara iyileşiyor
yaralanma
kaza veya saldırı sonucu vücutta oluşan hasar
He suffered a serious injury during the match
Maç sırasında ciddi bir yaralanma yaşadı
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
anlaşma
Sahnedekarşılıklı varılan uzlaşma veya teklif
We made a deal
Bir anlaşma yaptık
kart dağıtmak
bir oyunda kartları oyunculara paylaştırmak
It is your turn to deal
Kartları dağıtma sırası sende
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
mesele
çok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
kilit
Sahnedekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
kesin sonuç
olması kesin olan durum
This victory is a lock
Bu zafer kesin
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kilit hareketi
dans esnasında yapılan ani durma hareketi
The dancer performed a sharp lock
Dansçı keskin bir kilit hareketi yaptı
çevrelemek
Sahnedebir şeyin her tarafını sarmak
The walls surround the city
Duvarlar şehri çevreler
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba göstermek
He attempted to open the door
Kapıyı açmaya çalıştı
denemek
bir şeyi yapmaya çalışmak
I attempted to fix the car
Arabayı tamir etmeyi denedim
ihtiyaç
Sahnedegerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
Sahnedebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
ürün
Sahnedetek bir şey veya nesne
This item is on sale
Bu ürün indirimde
çift
romantik bir ilişki içinde olan iki kişi
I think they are an item
Bence onlar bir çift
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
etkinleştirmek
Sahnedebir şeyin çalışmasını sağlamak
You need to activate your account
Hesabınızı etkinleştirmeniz gerekiyor
etkinleştirmek
bir şeyin çalışmaya başlamasını sağlamak
You need to activate your account
Hesabınızı etkinleştirmeniz gerekiyor
şifre çözme
Sahnedeşifreli metnin normal metne dönüştürülme işlemi
Decryption requires a secret key
Şifre çözme gizli bir anahtar gerektirir
şifre çözme
şifrelenmiş bilgiyi okunabilir hale getirme işlemi
The decryption of the file was successful
Dosyanın şifre çözme işlemi başarılıydı
uydurmak
Sahnedebir şeyi uydurmak veya kurgulamak
He concocted a story to explain his absence
Yokluğunu açıklamak için bir hikaye uydurdu
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
çizmek
Sahnedetırnak veya pençe ile yüzeye zarar vermek
Don't scratch the table
Masayı çizme
sıfırdan
hiçbir yardım olmadan en baştan
I built this house from scratch
Bu evi sıfırdan inşa ettim
para
nakit para
He needs some scratch to buy a new car
Yeni bir araba almak için biraz paraya ihtiyacı var
çizip çıkarmak
bir şeyi listeden silmek veya iptal etmek
Please scratch that name from the list
Lütfen o ismi listeden çizip çıkar
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
transkripsiyon
Sahnedekonuşulan sözlerin yazıya dökülmüş hali
I need a transcription of the interview
Mülakatın transkripsiyonuna ihtiyacım var
çizmek
Sahnedekalemle resim yapmak
I like to draw flowers
Çiçekler çizmeyi severim
çekmek
Sahnedebir kaptan veya gruptan bir şey çıkarmak
He drew a card from the deck
Desteden bir kart çekti
berabere kalmak
bir oyunu aynı skorla bitirmek
The game ended in a draw
Maç berabere bitti
yaklaşmak
bir şeye doğru hareket etmek
The holidays are drawing near
Tatiller yaklaşıyor
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
pazar yeri
Sahnedeinsanların ürün alıp sattığı yer
I went to the marketplace
Pazar yerine gittim
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
sistem
Sahnedebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
dilemek
bir şeyin gerçekleşmesini istemek
I wish for a better world
Daha iyi bir dünya diliyorum
tersine çevirmek
kötü giden bir durumu iyileştirmek
The new manager turned the business around
Yeni müdür işletmeyi düzeltti
arkasını dönmek
yönünü değiştirip ters tarafa bakmak
Turn around and look at me
Arkana dön ve bana bak
arkana dönmek
baktığın yönü değiştirmek
Turn around and look at me
Arkana dön ve bana bak
düze çıkarmak
bir durumu tamamen daha iyi hale getirmek
She managed to turn around the failing business
Başarısız giden işi düze çıkarmayı başardı
düzeltmek
kötü bir durumu çok daha iyi hale getirmek
The new plan will turn around the company
Yeni plan şirketi düzeltecek
değer
Sahnedeyeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
değer
maddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer
bir şeyin sahip olduğu önem veya fayda
This project has great worth
Bu projenin büyük bir değeri var
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
seçmek
bir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
satılmak
belirli bir fiyata sahip olmak
These shoes go for fifty dollars
Bu ayakkabılar elli dolara satılıyor
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
dışarı çıkmak
bir aktivite yapmak amacıyla evden ayrılmak
I go for a run in the morning
Sabahları koşuya çıkarım
çözmek
bir durumun aslını anlamak
I will suss out the situation
Durumu çözeceğim
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
belki
muhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif etmek
Sahnedebirinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
süngerimsi
Sahnedeyumuşak ve küçük deliklerle dolu
The cake has a spongy texture
Kekin süngerimsi bir dokusu var
çapraz ateş
Sahnedeiki veya daha fazla yönden gelen ateş
He was caught in the crossfire
Çapraz ateş altında kaldı
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
fırtına
Sahnedeyağmur veya karla gelen güçlü rüzgar
There is a storm tonight
Bu gece fırtına var
hışımla ayrılmak
çok öfkeli bir şekilde bir yerden çıkmak
He stormed out of the meeting
Toplantıdan hışımla ayrıldı
basmak
bir yere zorla girmek
The soldiers stormed the castle
Askerler kaleyi bastı
fırtına
şiddetli hava olayı
A huge storm is coming
Büyük bir fırtına geliyor
tamir etmek
bozuk bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix it?
Onu tamir edebilir misin?
mümkün
Sahnedeyapılması veya gerçekleşmesi imkan dahilinde olan
It is possible to finish the task today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
havuz
Sahnedebir şeylerin toplandığı ortak kaynak veya rezerv
We have a pool of talented candidates
Yetenekli adaylardan oluşan bir havuzumuz var
bilardo
masada toplar ve ıstkalarla oynanan bir oyun
Let's play a game of pool
Hadi bir el bilardo oynayalım
yüzme havuzu
yüzmek için yapılmış yapay su alanı
The hotel has a big pool
Otelin büyük bir havuzu var
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
mermi
Sahnedesilahla atılan küçük metal nesne
The bullet hit the wall
Mermi duvara çarptı
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
görünüşe göre
Sahnededışarıdan bakıldığında öyle görünen
The task was seemingly easy
Görev görünüşe göre kolaydı
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
uzak durmak
yaklaşmamak
Please stay back
Lütfen uzak durun
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
saniye
dakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
su
Sahnedeyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
yüzleşmek
Sahnedebir sorunla veya zor bir durumla karşı karşıya gelmek
We must face the truth
Gerçekle yüzleşmeliyiz
bitki
Sahnedeyemek veya ilaç yapımında kullanılan bitki
Mint is a fresh herb
Nane taze bir bitkidir.
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
dehşet verici
Sahnedeçok kötü veya şok edici
The accident was horrific
Kaza dehşet vericiydi
eski
Sahnedegeçmişte bir dönem olan
He is a sometime actor
O eski bir oyuncudur
bir ara
belirlenmemiş bir zamanda
Let's meet sometime next week
Gelecek hafta bir ara buluşalım
ara sıra
sadece belirli zamanlarda gerçekleşen
We visit them sometime
Onları ara sıra ziyaret ederiz
hayatta kalmak
Sahnedetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
yaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
yarı
Sahnedetam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
yarım
bütünü oluşturan iki eşit parçadan biri
He ate half the apple
Elmanın yarısını yedi
idam etmek
Sahnedebirini ceza olarak öldürmek
The prisoner was executed
Mahkum idam edildi
uygulamak
bir planı veya eylemi hayata geçirmek
They executed the plan well
Planı iyi bir şekilde uyguladılar
yanında olmak
destek olmak için birinin yanında bulunmak
I will sit with her
Onun yanında olacağım
eşlik etmek
arkadaşlık etmek amacıyla yanında kalmak
He sat with me all night
Bütün gece bana eşlik etti
takdir etmek
Sahnedebir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
minnettar olmak
bir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
ateş
Sahnedeyanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
ateş etmek
Sahnedesilahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
kovmak
birini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
atmak
Sahnedebir şeyi fırlatmak
Throw the ball to me
Topu bana at
diz örtüsü
yatak veya koltuk için hafif örtü
Put a throw on the sofa
Koltuğa bir diz örtüsü ser
düzenlemek
bir etkinlik organize etmek
I will throw a party
Bir parti düzenleyeceğim
şaşırtmak
birini şaşkın veya kafası karışmış hissettirmek
The sudden question really threw me
O ani soru beni gerçekten şaşırttı
kusur
Sahnedebir şeydeki hata veya eksiklik
There is a small flaw in the diamond
Elmasın küçük bir kusuru var
faydalanmak
Sahnedebir şeyi belirli bir amaç için kullanmak
We should utilize all available resources
Tüm mevcut kaynaklardan faydalanmalıyız
depo
Sahnedemalların saklandığı büyük bina
The goods are kept in the warehouse
Mallar depoda tutuluyor
inanmak
bir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
güvenmek
birinin yeteneğine veya başarısına inanmak
I believe in you
Sana inanıyorum