

The Walking Dead — Season 8 Episode 12
Kelimeler ve anlamları
491 kelime
Seviye
yok
Sahnedeartık burada olmayan veya ölmüş
The money is gone
Para bitti
gitmiş
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
kendi başına
Sahnedetek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
yelek
Sahnedegömlek üzerine giyilen kolsuz giysi
He wore a black vest
Siyah bir yelek giydi
yetki vermek
birine resmi bir güç veya hak tanımak
The power is vested in the president
Yetki başkana verilmiştir
başarı
Sahnedeçaba sarf ederek başarıyla tamamlanan şey
Winning the race was a great achievement
Yarışı kazanmak büyük bir başarıydı
yarım mil
bir milin yarısına eşit olan uzunluk ölçüsü
The store is a half mile away
Mağaza yarım mil uzakta
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kural kitabı
kuralların veya prosedürlerin bulunduğu resmi döküman
They followed the book exactly
Tam olarak kural kitabına uydular
görüş
bir kişinin kendine has bakış açısı veya değerlendirmesi
In my book this is a mistake
Benim görüşüme göre bu bir hata
değil veya yok
Sahnedeam not, is not, are not, have not veya has not ifadelerinin standart dışı kısaltması
I ain't seen him
Onu görmedim
hamle
Sahnedetek bir hareket veya vuruş
He won the game with one stroke
Oyunu tek bir hamleyle kazandı
okşamak
elini bir şeyin üzerinde nazikçe gezdirmek
She stroked the cat
Kediyi okşadı
fırça darbesi
kalem veya fırça ile yapılan tek bir işaret
The artist used a bold stroke
Sanatçı belirgin bir fırça darbesi kullandı
felç
beyne kan akışının durmasıyla oluşan ani rahatsızlık
He suffered a stroke last year
Geçen yıl felç geçirdi
hoşça kal
Sahnedeayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
Sahnedebelli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
bir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
önemsemek
birine veya bir şeye değer vermek ya da onun için endişelenmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
değil mi
karşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
yanında taşımak
Sahnedebir şeyi beraberinde bulundurmak
He is packin a gun
Yanında silah taşıyor
devralmak
bir şeyin yönetimini üstlenmek
He will take over the company
Şirketi devralacak
ele geçirmek
bir yerin kontrolünü almak
The army took over the city
Ordu şehri ele geçirdi
devralma
bir şirket veya organizasyonun kontrolünü üstlenme eylemi
They decided to take over the company
Şirketi devralmaya karar verdiler
götürmek
bir şeyi bir kişiye veya yere ulaştırmak
Can you take this over to her
Bunu ona götürebilir misin
usta
Sahnedebüyük beceriye veya bilgiye sahip kişi
She is a master of chess
O bir satranç ustasıdır
yüksek lisans
üniversitede lisansüstü bir derece
She is studying for a master degree
O yüksek lisans yapıyor
ana
türünün en önemli veya en büyük olanı
This is the master bedroom
Bu ana yatak odası
sahip
başkaları veya mülk üzerinde kontrolü olan kişi
The dog waited for its master
Köpek sahibini bekledi
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
kıl payı
bir kazanın veya felaketin olmaya çok yaklaştığı durum
That was a close call
Kıl payı kurtulduk
israf etmek
Sahnedebir şeyi boş yere harcamak
Don't waste your money
Paranı israf etme
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
görevden ayrılmak
bir görevden veya mevkiden ayrılmak
The CEO decided to stand down
CEO görevden ayrılmaya karar verdi
geri çekilmek
çatışmayı veya eylemi durdurmak
The soldiers were ordered to stand down
Askerlere geri çekilmeleri emredildi
-e rağmen
söylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
almaya gelmek
birini veya bir şeyi almak için gelmek
I will come for you at eight
Seni saat sekizde almaya geleceğim
almaya gelmek
birini veya bir şeyi almak amacıyla bir yere varmak
I will come for you later today
Bugün daha sonra seni almaya geleceğim
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
korna
Sahnedeyüksek sesli uyarı veren cihaz
He pressed the car horn
Araba kornasına bastı
boynuz
bir hayvanın başındaki sert ve sivri çıkıntı
The goat has a long horn
Keçinin uzun bir boynuzu var
korno
içine üflenerek çalınan metalden yapılmış bir müzik aleti
She plays the horn in the school band
Okul grubunda korno çalıyor
listelemek
Sahnedemaddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
liste
birbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
tek dikişte içmek
Sahnedebir şeyi birkaç büyük yudumla hızlıca içmek
He slugged the drink
İçeceği tek dikişte içti
sümüklü böcek
kabuğu olmayan salyangoz benzeri küçük yumuşak hayvan
There is a slug on the leaf
Yaprağın üzerinde bir sümüklü böcek var
kurşun
tüfekten atılan metal parça
The shotgun fired a heavy slug
Av tüfeği ağır bir kurşun attı
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
Sahnedebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
susmak
gürültü yapmayı bırakmak
Pipe down and listen to me
Susun ve beni dinleyin
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
He takes care of his garden
O bahçesine bakıyor
bakımını yapmak
birinin veya bir şeyin bakımını gerçekleştirme
You must take care of your bike
Bisikletinin bakımını yapmalısın
son zamanlarda
Sahnedeyakın geçmişte
I have been very busy lately
Son zamanlarda çok meşguldüm
teslim etmek
Sahnedebir şeyi ihtiyaç duyulan yere götürmek
The courier will deliver the package tomorrow
Kurye paketi yarın teslim edecek
doğurtmak
bir bebeğin doğumuna yardımcı olmak
The doctor will deliver the baby
Doktor bebeği doğurtacak
yapmak
resmi bir konuşma yapmak
The president will deliver a speech
Başkan bir konuşma yapacak
kurtarmak
birini tehlikeden çekip çıkarmak
The hero delivered them from danger
Kahraman onları tehlikeden kurtardı
beslemek
Sahnedebirine veya bir şeye yemek vermek
It is time to feed the baby
Bebeği besleme vakti geldi
yayın
canlı video veya ses sinyali
We are watching the live feed
Canlı yayını izliyoruz
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
yem
çiftlik hayvanlarına verilen yiyecek
The farmer gave the cows some feed
Çiftçi ineklere biraz yem verdi
daha düşük
Sahnededaha az yüksek olan
This is a lower price
Bu daha düşük bir fiyat
düşürmek
miktarını veya seviyesini azaltmak
Lower the price
Fiyatı düşürün
indirmek
bir şeyi daha aşağı bir konuma getirmek
He lowered the rope slowly
İpi yavaşça indirdi
kuvvet
Sahnedepolis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
birini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak
Don't force me to go
Beni gitmeye zorlama
güç
büyük kuvvet veya enerji
The wind had great force
Rüzgarın büyük bir gücü vardı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
su kemeri
Sahnedesuyu uzak mesafelere taşımak için inşa edilen yapı
The Romans built a huge aqueduct
Romalılar devasa bir su kemeri inşa etti
sinmek
Sahnedekorkudan dolayı büzülmek veya geri çekilmek
The dog cowered in the corner
Köpek köşeye sindi
pislik
Sahnedekaba veya sinir bozucu erkekler için kullanılan kaba bir tabir
He is such a prick
O tam bir pislik
batırmak
sivri bir uçla küçük bir delik açmak
I pricked my finger with a needle
Parmağıma iğne battı
sivri uç
bir bitki veya nesne üzerindeki küçük keskin nokta
The tool has a small sharp prick at the end
Aletin ucunda küçük keskin bir nokta var
penis
erkek cinsel organı
He injured his penis
O penisini incitti
kurtarıcı
Sahnedebirini tehlikeden kurtaran kişi
He was my savior in that situation
O durumda benim kurtarıcımdı
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
yanmak
Sahnedeateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
geri dönmek
bir yere veya bir aktiviteye tekrar dönmek
I need to get back to work
İşe geri dönmem gerekiyor
ticaret
Sahnedemal alım satım faaliyeti
International trade is important
Uluslararası ticaret önemlidir
takas etmek
Sahnedebir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I will trade my card
Kartımı takas edeceğim
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
zanaat
özel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
topluluklar
Sahnedeaynı bölgede yaşayan insan grupları
They help local communities
Yerel topluluklara yardım ederler
ileride
Sahnedeön tarafta
Go straight ahead
Dosdoğru ilerleyin
kârda
maddi kazanç veya avantaj sağlama durumu
We are ahead of our budget
Bütçede kârdayız
vaktinden önce
planlanandan veya beklenenden daha erken
We arrived ahead of schedule
Vaktinden önce geldik
önde
başkalarından daha iyi bir konumda olmak
She is ahead in the race
Yarışta o önde
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
kritik
Sahnedeçok önemli veya ciddi
This is a critical decision
Bu kritik bir karar
eleştirel
onaylamadığını belirten veya eleştiren
He is very critical of my work
Çalışmalarım konusunda çok eleştirel
kritik
çok ciddi veya tehlikeli olan
He is in critical condition
O kritik durumda
yarasa
Sahnedegece çıkan küçük uçan bir memeli
The bat flies at night
Yarasa gece uçar
kırpıştırmak
hızla sallamak veya çırpmak
She batted her eyelashes
Kirpiklerini kırpıştırdı
vurmak
bir sopayla topa vurmak
He can bat the ball
Topa vurabilir
Bat Mitzvah
Yahudilikte kız çocukları için ergenliğe giriş töreni
She had a Bat Mitzvah
Bat Mitzvah töreni yaptı
potansiyel
Sahnedebir şeyin daha iyi hale gelme veya bir şeyi başarma olasılığı
He has great potential as a leader
Lider olarak büyük bir potansiyeli var
potansiyel
gelecekte gerçekleşmesi veya var olması mümkün olan
There is a potential problem
Potansiyel bir sorun var
kıç
Sahnedevücudun üzerine oturulan etli kısmı
He fell on his ass
Kıçının üzerine düştü
eşek
uzun kulaklı küçük ata benzeyen hayvan
The ass carries the load
Eşek yükü taşır
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Don't be such an ass
Bu kadar aptal olma
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
bugün
Sahnedeiçinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
bugün
şimdiki gün
Today is a holiday
Bugün tatil
bugün
şu anki gün
I saw him today
Onu bugün gördüm
bugün
mevcut gün
We start today
Bugün başlıyoruz
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
Sahnedebirinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
tavsiye
Sahnedekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
manevra
Sahnededikkatli veya becerikli bir hareket
The driver made a clever maneuver
Sürücü zekice bir manevra yaptı
koordinat
Sahnedebir konumun yerini gösteren sayı dizisi
Enter the coordinates of the city
Şehrin koordinatlarını girin
koordine etmek
şeylerin birlikte çalışmasını sağlamak için düzenlemek
We need to coordinate our efforts
Çabalarımızı koordine etmemiz gerekiyor
koordine etmek
faaliyetleri veya insanları düzenlemek ve yönetmek
I need to coordinate the project team
Proje ekibini koordine etmem gerekiyor
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
yine de
Sahnedesöylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
dövüş
Sahnedeşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
tavırlar
Sahnedebir şeyin yapılış şekli veya tarzı
I don't like his manners
Onun tavırlarını sevmiyorum
görgü kuralları
toplum içindeki nazik davranışlar
He has good manners
Onun görgü kuralları iyidir
nezaket
diğer insanlara karşı saygılı davranma
It is bad manners to shout
Bağırmak nezaketsizliktir
Görgü
sosyal durumlarda sergilenen kibar davranış biçimi
It is bad manners to talk with your mouth full
Ağzın doluyken konuşmak kötü görgü kurallarıdır
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
inanmak
bir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
güvenmek
birinin yeteneğine veya başarısına inanmak
I believe in you
Sana inanıyorum
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
aşağılık
bir kişi için kullanılan kaba ifade
You are a sick person
Sen aşağılık bir insansın
evrimleşen
Sahnedezamanla yavaşça değişen ve gelişen
The technology is evolving
Teknoloji evrimleşiyor
özel
Sahnedealışılmışın dışında ve farklı olan
I have a special task for you
Senin için özel bir görevim var
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel program
belirli bir olay veya konu için hazırlanan televizyon programı
We watched a holiday special on TV
Televizyonda bir bayram özel programı izledik
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
sap
bir nesneyi tutmaya yarayan parça
The door handle is broken
Kapı kolu kırık
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
sorumlu
kontrolü veya yetkisi olan
Who is in charge here?
Burada kim sorumlu?
karakol
Sahnedeana birlikten uzaktaki küçük askeri kamp
The soldiers guarded the remote outpost
Askerler uzak karakolu korudu
su değirmeni
Sahnedetahıl öğütmek için su gücüyle çalışan çarkı olan yapı
The watermill is by the river
Su değirmeni nehrin yanındadır
inatçı
Sahnedefikrini veya davranışlarını değiştirmeyi reddeden
He is very stubborn
O çok inatçıdır
inatçı
fikrini veya tutumunu değiştirmek istemeyen
He is too stubborn to admit he is wrong
O haksız olduğunu kabul edemeyecek kadar inatçı
sus
konuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle