

The Walking Dead — 8. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
490 kelime
Seviye
ne
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
hayatta kalmak
Sahnedetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
Sahnedeyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
başka biri öldükten sonra yaşamaya devam etmek
He survived his wife by ten years
Eşinden on yıl daha fazla yaşadı
hayatta kalmak
zor bir durumdan sonra var olmaya devam etmek
They survived the earthquake
Depremden sağ kurtuldular
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
değer vermek
Sahnedebir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
değer
bir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
kaçırmak
Sahnedemevcut olan bir şeyi elde edememek veya ondan faydalanamamak
Don't miss out on this deal
Bu fırsatı kaçırma
fırsatı kaçırmak
bir şeyi yapma veya elde etme şansını yitirmek
You will miss out on the discount
İndirimi kaçıracaksın
katılamamak
iyi bir şeye dahil olma imkanını bulamamak
I missed out on the group trip
Grup gezisine katılamadım
fırsatı kaçırmak
bir etkinliğe dahil olma şansını kaybetmek
I do not want to miss out on the trip
Geziyi kaçırmak istemiyorum
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
kabul etmek
Sahnedebir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
zayıf
Sahnedegücü az olan
He is too weak to stand
Ayakta duramayacak kadar zayıf
daha zayıf
zayıf sıfatının karşılaştırma biçimi
He became weaker after the illness
Hastalıktan sonra daha zayıf düştü
zayıf
gücü veya kuvveti az olan
He feels weak after being sick
Hastalandıktan sonra kendini zayıf hissediyor
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
Sahnedealınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
uzun süre
Sahnedeuzun bir süre devam eden
I have lived here for a long time
Uzun süredir burada yaşıyorum
uzun zaman
olayların gerçekleştiği ölçülen süre
I have waited for a long time
Uzun zaman bekledim
uzun süreli
uzun bir süre boyunca devam eden
This is a long time project
Bu uzun süreli bir proje
uzun süreli
bir durumda veya ilişkide uzun süredir bulunan
She is a long-time member of this club
O bu kulübün uzun süreli bir üyesi
uzun süre
uzun bir zaman dilimi
I have not seen you for a long time
Seni uzun süredir görmedim
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
dinleyin
Sahnededikkatle dinlemek
Listen up, everyone!
Herkes dinlesin!
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi
torunlar
Sahnedeçocukların çocukları
I love my grandkids
Torunlarımı seviyorum
yayılmak
Sahnedebir kişiden diğerine geçmek veya yayılmak
A rumor is going round the office
Ofiste bir söylenti yayılıyor
deneme
bir şeyi yapma fırsatı veya girişimi
Let's have another go round at fixing this
Bunu tamir etmek için bir deneme daha yapalım
yetmek
herkese yetecek miktarda olmak
There is not enough cake to go round
Herkese yetecek kadar kek yok
dolaşmak
bir yerden bir yere gitmek veya gezmek
We went round the city to see it
Şehri görmek için dolaştık
çalışmak
normal bir şekilde işlev görmek
The clock will not go round
Saat çalışmıyor
dolanmak
bir şeyin etrafında dairesel hareket etmek
We go round the park
Parkın etrafında dolanıyoruz
dönmek
dairesel bir yolda hareket etmek
The wheels go round
Tekerlekler dönüyor
uğramak
farklı yerleri veya insanları ziyaret etmek
I will go round to see him
Onu görmek için ona uğrayacağım
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
uyum sağlamak
Sahnedebir duruma ayak uydurmak
Roll with the changes
Değişimlere uyum sağla
küçük ekmek
yenilebilir küçük ekmek parçası
I bought a bread roll
Küçük bir ekmek aldım
yuvarlanmak
dönerek hareket etmek
The ball rolls away
Top yuvarlanarak uzaklaşır
rock and roll
güçlü ritimli bir müzik tarzı
I like rock and roll
Rock and roll severim
ileride
Sahnedeön tarafta
Go straight ahead
Dosdoğru ilerleyin
vaktinden önce
planlanandan veya beklenenden daha erken
We arrived ahead of schedule
Vaktinden önce geldik
önde
başkalarından daha iyi bir konumda olmak
She is ahead in the race
Yarışta o önde
ileride
gelecek zamanda olan veya gerçekleşecek
There are many challenges ahead
İleride birçok zorluk var
kereste
Sahnedekiriş ve kalaslar şeklinde kesilmiş odun
He buys lumber for the project
Proje için kereste satın alıyor
hantalca yürümek
Yavaş ve hantal bir şekilde hareket etmek
The old bear lumbered through the forest
Yaşlı ayı ormanda hantalca ilerledi
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
Sahnedebirinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
çetele
Sahnedenesnelerin sayısının tutulduğu kayıt
He kept a tally of the score
Skorun çetelesini tuttu
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
riske atmak
bir şeyi zarar görme ihtimaliyle karşı karşıya bırakmak
He did not want to risk his life
Hayatını riske atmak istemedi
bugün
Sahnedeiçinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
bugün
şimdiki gün
Today is a holiday
Bugün tatil
bugün
şu anki gün
I saw him today
Onu bugün gördüm
bugün
mevcut gün
We start today
Bugün başlıyoruz
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
hayırsever
Sahnedebirine yardım veya para veren kişi
He is a generous benefactor
O, cömert bir hayırseverdir
ticaret
Sahnedemal veya hizmet alıp satma faaliyeti
International trade is important for the economy
Uluslararası ticaret ekonomi için önemlidir
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
zanaat
özel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
takas etmek
bir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I want to trade my red pen for your blue one
Kırmızı kalemimi mavi kalemle takas etmek istiyorum
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
topluluk
Sahnedeaynı yerde yaşayan insan grubu
Our community is very friendly
Topluluğumuz çok arkadaş canlısı
topluluk
belirli bir bölgede yaşayan veya ortak özellikleri olan insanlar grubu
He is an active member of our community
O topluluğumuzun aktif bir üyesidir
topluluk
aynı bölgede yaşayan insan grubu
We have a strong community here
Burada güçlü bir topluluğumuz var
aman
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
kutsal
Tanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
güven
Sahnedebirinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güven
Sahnedeanlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
güvenmek
birinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
itimat etmek
birine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
belge
Sahnedebilgi içeren resmi kağıt
Please sign this document
Lütfen bu belgeyi imzalayın
belgelemek
bilgileri yazılı olarak kaydetmek
He documented the whole process
Tüm süreci belgeledi
belge
bilgi içeren kağıt veya dijital dosya
Please sign this document
Lütfen bu belgeyi imzalayın
ilişki
Sahnedeiki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
iki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
ilişki
iki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
sona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
derin
Sahnedeyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
derin
çok güçlü veya yoğun
He has a deep love for music
Müziğe karşı derin bir sevgisi var
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
biriyle yatmak
Sahnedebirisiyle cinsel ilişkiye girmek
He slept with her
Onunla yattı
aynı yatağı paylaşmak
başka bir kişiyle aynı yatakta uyumak
She sleeps with her brother
O erkek kardeşiyle aynı yatağı paylaşıyor
cinsel ilişkiye girmek
biriyle cinsel birleşme yaşamak
They slept with each other
Birbirleriyle cinsel ilişkiye girdiler
aynı yatakta yatmak
biriyle aynı yatakta uyumak
I slept with my baby
Bebeğimle aynı yatakta yattım
lider
Sahnedebir grubu yöneten veya yönlendiren kişi
He is a great leader
O harika bir lider
uzman
belirli bir alanda otorite olarak kabul edilen kişi
She is a leader in medical research
O tıbbi araştırmalarda bir uzmandır
lider
bir grubun sorumluluğunu taşıyan kişi
He is the leader of the team
O takımın lideridir
dahil etmek
Sahnedebirini bir şeye katmak veya ilgilendirmek
We need to engage the local community
Yerel topluluğu dahil etmemiz gerekiyor
nişanlı
evlenmek üzere söz vermiş
They are engaged
Onlar nişanlı
çalıştırmak
bir makineyi veya sistemi çalışır duruma getirmek
You need to engage the machine
Makineyi çalıştırman gerekiyor
çatışmaya girmek
birine veya bir şeye karşı savaşmaya başlamak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla çatışmaya girdi
işaret
Sahnedebilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
sinyal
radyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
sinyal
birine gönderilen mesaj veya işaret
He sent a signal for help
Yardım için bir sinyal gönderdi
işaret etmek
birine mesaj veya belirti göndermek
She signaled me to come here
Bana buraya gelmem için işaret etti
rap yapmak
Sahnedemüzik eşliğinde ritmik konuşma yapmak
He likes to rap
Rap yapmayı sever
tıklatmak
bir şeye hızlıca ve sertçe vurmak
He rapped on the door
Kapıyı tıkladı
suçlama
bir suç için yapılan resmi itham
He faced a rap for the robbery
Soygun suçlamasıyla karşı karşıya kaldı
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
nem
Sahnedehavadaki veya bir yüzey üzerindeki küçük su damlacıkları
There is a lot of moisture in the air
Havadaki nem çok fazla
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
yanmak
Sahnedeateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
olursa diye
Sahnedebir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
olur da
bir durumun gerçekleşme ihtimaline karşı
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağar diye şemsiyeni al
olası duruma karşı
bir şeyin gerçekleşme ihtimaline karşı hazırlıklı olmak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağma ihtimaline karşı bir şemsiye al
yorumlamak
Sahnedebir şey hakkında görüş veya fikir oluşturmak
What do you make of the situation
Bu durum hakkında ne düşünüyorsun
yapılmış
bir malzemeden üretilmiş veya oluşturulmuş olmak
This table is made of wood
Bu masa ahşaptan yapılmış
oluşmak
bir maddeden meydana gelmek
What is this table made of
Bu masa neyden oluşuyor
uzaklaşmak
Sahnedebir yerden veya durumdan uzaklaşmak
He decided to walk away
Uzaklaşmaya karar verdi
uzaklaşmak
bir durumdan veya ortamdan kaçınarak ayrılmak
It is better to walk away from an argument
Bir tartışmadan uzaklaşmak daha iyidir
uzaklaşmak
bir yerden veya durumdan ayrılmak
He walked away from the house
Evden uzaklaştı
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
en kötü
Sahnedeen nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en kötü
kalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
devretme
Sahnedebir şeyi başka birine verme eylemi
The handoff was smooth
Devir işlemi sorunsuz geçti
yukarı gel
Sahnedeyukarıya çıkmak veya yukarıya gelmek
Come on up to the balcony
Balkona yukarı gel
yukarı gel
yukarı yönde bir yere doğru yaklaşmak
Come on up to my office
Ofisime yukarı gel
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
silmek
Sahnedebir şeyi tamamen ortadan kaldırmak
Please erase the board
Lütfen tahtayı silin
silmek
bir şeyi silerek kaldırmak
Please erase the mistakes on the page
Lütfen sayfadaki hataları silin
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
Sahnedebirini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
eş
Sahnedeevli kadın
His wife is a doctor
Onun eşi bir doktordur
sorumlu
Sahnedekontrolü veya yetkisi olan
Who is in charge here?
Burada kim sorumlu?
sorumlu
bir şey üzerinde kontrol veya yetkiye sahip olma
She is in charge of the project
Projeden o sorumlu
sorumlu
kontrol veya sorumluluğa sahip olma durumu
She is in charge of the project
O projeden sorumlu
yetkili
kontrolü elinde bulunduran kişi
Who is in charge here
Burada yetkili kim
sorumlu
bir işin denetimini veya yönetimini elinde bulunduran kişi
She is in charge of the department
Departmandan o sorumlu
yarım mil
Sahnedebir milin yarısına eşit olan uzunluk ölçüsü
The store is a half mile away
Mağaza yarım mil uzakta
tek dikişte içmek
Sahnedebir şeyi birkaç büyük yudumla hızlıca içmek
He slugged the drink
İçeceği tek dikişte içti
sümüklü böcek
kabuğu olmayan salyangoz benzeri küçük yumuşak hayvan
There is a slug on the leaf
Yaprağın üzerinde bir sümüklü böcek var
kurşun
tüfekten atılan metal parça
The shotgun fired a heavy slug
Av tüfeği ağır bir kurşun attı
sert vurmak
beysbolda topa çok güçlü bir şekilde vurmak
He slugged the ball over the fence
Topa sertçe vurup çitin dışına gönderdi
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
birini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
aynı fikirde olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşe sahip olmak
I agree with you
Sana katılıyorum
iyi gelmek
birinin sağlığına veya ruh haline iyi etkileri olmak
This climate doesn't agree with me
Bu iklim bana iyi gelmiyor
aynı fikirde olmak
biriyle aynı düşünceye sahip olmak
I have the same opinion as you
Seninle aynı fikirdeyim
katılmak
birinin düşüncesini kabul etmek
I support your idea
Fikrine katılıyorum
hemfikir olmak
biriyle aynı doğrultuda olmak
We are in accord with the decision
Karar konusunda hemfikiriz
iyi gelmek
birine yararlı veya uygun olmak
This climate suits me
Bu iklim bana iyi geliyor
onaylamak
birinin düşüncesini doğrulamak
She endorses the report
Raporu onaylıyor
aynı görüşü paylaşmak
bir başkasıyla aynı perspektife sahip olmak
I share his perspective
Onun bakış açısını paylaşıyorum
benzer düşünmek
birisi gibi düşünceye sahip olmak
They think the same as us
Bizim yaklaşımımız gibi benzer düşünüyorlar
mutabık kalmak
bir konuda ortak karara varmak
Both sides reached a consensus on the terms
İki taraf da şartlar üzerinde mutabık kaldı
desteklemek
birinin fikrini savunmak
I support his choice
Onun seçimini destekliyorum
uymak
bir şeye uygun veya tutarlı olmak
The evidence matches the facts
Kanıtlar gerçeklere uyuyor
fikir birliğine varmak
bir konu üzerinde birleşmek
We achieved a consensus on the final outcome
Sonuç konusunda fikir birliğine vardık
aynı fikirde olmak
birisiyle aynı görüşe sahip olmak
I agree with your idea
Senin fikrinle aynı fikirdeyim
aynı fikirde olmak
biriyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle aynı fikirdeyim
herkes
Sahnedetüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everybody likes pizza
Herkes pizzayı sever
bastırmak
Sahnedebir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
zorlamak
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
affedilmiş
Sahnedebirinin yaptığı bir hata için ona kızmayı bırakmış olan
He was finally forgiven for his mistake
Hatası için sonunda affedildi
affedildi
birinin yaptığı bir davranıştan dolayı ona duyulan kızgınlığın sona ermesi
He was forgiven for his mistake
Hatası için affedildi
çok hızlı
Sahnedeçok hızlı bir şekilde
Come back lickety split
Şimşek hızıyla geri gel
abluka
Sahnedehareketi veya ilerlemeyi durduran engel
The navy set up a blockade
Donanma bir abluka kurdu
deh
Sahnedeatı hızlandırmak için kullanılan ses
Hyah! Go faster!
Deh! Daha hızlı git!
ekleme
Sahnedebir şeyi başka bir şeye katma işi
He made an addition to the list
Listeye bir ekleme yaptı
ek
bir şeye eklenen yeni parça
They built an addition to the house
Evi genişletmek için bir ek yaptılar
ek
daha önce belirtilenlere katılan şey
This is a great addition to the project
Bu projeye harika bir ek
ayrıca
daha önce söylenene ek olarak
In addition I want coffee
Ayrıca kahve istiyorum
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın