

The Walking Dead — 9. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
524 kelime
Seviye
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
kaçmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden hızla uzaklaşmak
The cat ran away from the dog
Kedi köpekten kaçtı
kaçmak
tehlikeden kurtulmak amacıyla bir yerden hızla uzaklaşmak
The boy ran away from the danger
Çocuk tehlikeden kaçtı
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi
meydana gelmek
Sahnedegerçekleşmek
The meeting happened on Monday
Toplantı Pazartesi günü gerçekleşti
rastlamak
birini veya bir şeyi tesadüfen bulmak
I happened on an old photo in the attic
Çatı katında eski bir fotoğrafa rastladım
mecbur bırakmak
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya zorlamak
The law obliges us to pay taxes
Yasalar bizi vergi ödemeye mecbur bırakır
yardımcı olmak
birine iyilik olarak bir şey yapmak
He was happy to oblige
Yardımcı olmaktan mutluluk duydu
germek
Sahnedebir şeyi çekerek daha uzun veya geniş hale getirmek
Stretch the rubber band
Lastiği ger
kesim
bir şeyin uzun bir parçası
It is a long stretch of road
Bu uzun bir yol kesimi
zorlama
doğru olması pek muhtemel olmayan bir ifade
That is a bit of a stretch
Bu biraz zorlama bir yorum
hapis cezası
hapiste geçirilen süre
He served a long stretch in prison
Hapiste uzun bir süre yattı
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
-sa bile
Sahnedebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
çamur
Sahnedeıslak yumuşak toprak
The car is stuck in the mud
Araba çamura saplandı
çamurlamak
bir şeyi ıslak toprakla kirletmek
He muddied his shoes
Ayakkabılarını çamurladı
çamur
yumuşak ve ıslak toprak
The kids are playing in the mud
Çocuklar çamurda oynuyor
yönelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Let's head to the park
Hadi parka gidelim
yönelmek
bir yere doğru gitmek
I am heading to the office
Ofise doğru gidiyorum
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
seçim
Sahnedeoy vererek birini seçme süreci
The election is tomorrow
Seçim yarın
seçim
oylama yoluyla birini seçme süreci
People vote in the election
İnsanlar seçimde oy kullanır
seçim
bir lideri seçmek veya bir karar almak için yapılan resmi oylama süreci
The country held an election yesterday
Ülke dün bir seçim yaptı
seçim
kamu görevine gelecek kişiyi oylama yoluyla belirleme süreci
The election is next month
Seçim gelecek ay
artış
Sahnedebir şeydeki artış
The new plan gave a boost to sales
Yeni plan satışlarda bir artış sağladı
yukarı itmek
birini veya bir şeyi yukarı doğru itmek veya kaldırmak
He boosted her up to the window
Onu pencereye doğru yukarı itti
çalmak
bir şeyi izinsiz şekilde almak
The teenager boosted a bike
Genç çocuk bir bisiklet çaldı
cenaze töreni
Sahnedeölen kişi için düzenlenen tören
They attended the funeral yesterday
Dün cenaze törenine katıldılar
ganimet
Sahnedebir kişinin topladığı veya kazandığı çok sayıda şey
Look at my shopping haul
Alışveriş ganimetlerime bak
çekmek
ağır bir şeyi çaba sarf ederek çekmek
They had to haul the boat ashore
Tekneyi kıyıya çekmek zorunda kaldılar
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
soylu at
Sahnedebinmek için kullanılan at
The knight mounted his steed
Şövalye soylu atına bindi
oturup dinlenmek
Sahnedevücudunu alt kısmı üzerine dayayıp dinlenmek
You can sit down here
Buraya oturup dinlenebilirsin
masada yenen yemek
insanların masaya oturarak yediği yemek
We had a sit-down meal
Masada yenen bir yemek yedik
oturma eylemi
bir şeyi protesto etmek için topluca oturarak yapılan eylem
The workers held a sit-down in the factory
İşçiler fabrikada bir oturma eylemi yaptılar
oturup konuşmak
biriyle resmi veya planlı bir görüşme yapmak
We should sit down to discuss the contract
Sözleşmeyi görüşmek için oturup konuşmalıyız
parmak
Sahnedeelin beş uzun kısmından her biri
I have a ring on my finger
Parmağımda bir yüzük var
suçlamak
birini bir suçtan sorumlu tutmak
She fingered him as the thief
Onu hırsız olarak o suçladı
ek
Sahnedeolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
abartılı
gerekenden fazla dramatik veya dikkat çekici davranma
Stop being so extra about everything
Her şeyi bu kadar abartmayı bırak
trajedi
Sahnedeçok üzücü veya korkunç bir olay
The car accident was a tragedy
Araba kazası bir trajediydi
trajedi
büyük acı veren korkunç bir olay
It was a great tragedy
Büyük bir trajediydi
trajedi
ciddi ve üzücü olayları konu alan bir tür
Shakespeare wrote many tragedies
Shakespeare birçok trajedi yazdı
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
bölmek
Sahnedeparçalara ayırmak
We split up the cake
Pastayı böldük
ayrılmak
biriyle romantik ilişkiyi bitirmek
They decided to split up after five years
Beş yıl sonra ayrılmaya karar verdiler
ayrılmak
farklı yönlere gitmek
They decided to split up after the meeting
Toplantıdan sonra ayrılmaya karar verdiler
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
garip
normal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birini tuhaf veya tedirgin hissettirmek
His comment really weirded me out
Yorumu beni gerçekten garip hissettirdi
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
protokol
Sahnederesmi durumlar için geçerli olan kurallar bütünü
The diplomat followed the protocol
Diplomat protokole uydu
protokol
resmi kurallar veya izlenmesi gereken adımlar dizisi
We must follow the safety protocol
Güvenlik protokolüne uymalıyız
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
Sahnededaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
geçmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin yanından gitmek
He passed the car
Arabayı geçti
geçiş belgesi
bir yere girmenizi sağlayan resmi belge
I have a security pass
Güvenlik kartım var
geçmek
bir sınavda veya testte başarılı olmak
I passed the exam
Sınavı geçtim
reddetmek
bir teklifi veya isteği geri çevirmek
I will pass on that offer
O teklifi reddedeceğim
demode
artık modası geçmiş olan
This hat is passé
Bu şapka demode
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
çünkü
Sahnedebir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
kasaba
Sahnedeinsanların yaşadığı, çok sayıda evin ve binanın bulunduğu yer
I live in a small town
Küçük bir kasabada yaşıyorum
yeniden kurmak
Sahnedeeski haline getirmek için tekrar oluşturmak
It takes time to rebuild trust
Güveni yeniden kurmak zaman alır
yeniden inşa etmek
bir şeyi yeniden yapmak
They had to rebuild the house after the fire
Yangından sonra evi yeniden inşa etmek zorunda kaldılar
yeniden inşa etmek
bir yapıyı tekrar yapmak veya kurmak
They will rebuild the old bridge
Eski köprüyü yeniden inşa edecekler
yeniden inşa etmek
bir şeyi tekrar yapmak veya onarmak
They had to rebuild the house
Evi yeniden inşa etmek zorunda kaldılar
yola çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya yolculuğa başlamak
It is time to head off
Yola çıkma vakti geldi
önlemek
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
We must head off the argument
Tartışmayı önlemeliyiz
azarlamak
birine çok kızgın bir şekilde konuşmak
He headed me off for my mistake
Hatam yüzünden beni azarladı
pulluk
Sahnedetarlada toprağı altüst etmek için kullanılan araç
The farmer used a plow
Çiftçi bir pulluk kullandı
çok sarhoş olmak
alkol nedeniyle çok sarhoş olmak
He was completely plowed
Tamamen sarhoş olmuştu
cinsel ilişkiye girmek
biriyle cinsel ilişkide bulunmak
He plowed her
Onunla cinsel ilişkiye girdi
yararak ilerlemek
bir şeyin içinden güç kullanarak geçmek
The car plowed through the snow
Araba karları yararak ilerledi
herkes
Sahnedetüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everybody likes pizza
Herkes pizzayı sever
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
gibi gelmek
Sahnedebir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
isteyip canı çekmek
bir şeyi yapma arzusu duymak
I feel like eating pizza
Canım pizza yemek istiyor
tamir etmek
Sahnedebozuk bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix it?
Onu tamir edebilir misin?
ayarlamak
bir şey için gerekli düzenlemeleri yapmak
I will fix the meeting time
Toplantı saatini ayarlayacağım
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
evlenmek
biriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
her yerde
Sahnedeher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
herhangi biri
herhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
düzenlemek
Sahnedeşeyleri düzenli bir sıraya koymak
Please arrange the chairs
Lütfen sandalyeleri düzenle
ayarlamak
bir şeyin gerçekleşmesi için hazırlık yapmak
I need to arrange a meeting
Bir toplantı ayarlamam gerekiyor
ayarlamak
bir şeyi planlamak veya hazırlamak
I will arrange a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarlayacağım
aile yadigarı
Sahnedenesiller boyu aktarılan değerli nesne
This ring is a family heirloom
Bu yüzük bir aile yadigarıdır
miras kalan eşya
miras yoluyla geçen kıymetli eşya
The clock is a precious heirloom
Saat kıymetli bir miras eşyadır
yadigâr
birinden hatıra olarak kalan değerli şey
She kept the necklace as an heirloom
Kolyeyi bir yadigâr olarak sakladı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The child is playing
Çocuk oyun oynuyor
çocuk
Sahnedeyetişkinlik yaşının altındaki kişi
Every child needs love
Her çocuğun sevgiye ihtiyacı vardır
sonuç
Sahnedebir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
yol açmak
bir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
bir süre
Sahnedebelirli bir zaman boyunca
Stay awhile
Bir süre kal
fıkra
Sahnedesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
kendini sorgulama
Sahnedekendi duygu ve seçimleri üzerine derinlemesine düşünme
After the breakup, he did some soul searching
Ayrılıktan sonra biraz kendini sorguladı
öz sorgulama
kendi düşünce ve duygularının dikkatli bir şekilde incelenmesi
After the mistake I did some soul searching
Hatanın ardından biraz öz sorgulama yaptım
benzin
Sahnedearaçları çalıştırmak için kullanılan sıvı yakıt
I need to put gas in the car
Arabaya benzin koymam gerekiyor
eğlence
çok keyifli bir durum için kullanılan gayriresmi kelime
The party was a real gas
Parti gerçekten çok eğlenceliydi
römork
Sahnedebir araç tarafından çekilen tekerlekli taşıyıcı
The car has a small trailer
Arabanın küçük bir römorku var
fragman
bir filmin bölümlerini gösteren kısa tanıtım videosu
I watched the movie trailer
Filmin fragmanını izledim
karavan
insanların içinde yaşadığı hareketli konut
They live in a small trailer
Küçük bir karavanda yaşıyorlar
römork
arkada taşınan araç veya yük taşıyıcı
I attached the boat to the trailer
Tekneyi römorka bağladım
küçük kız
Sahnedegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
küçük kız
genç kız çocuğu
The little girl is playing in the park
Küçük kız parkta oynuyor
alet
Sahnedebelirli bir iş için kullanılan el cihazı
A hammer is a useful tool
Çekiç yararlı bir alettir
aptal
aptal veya sinir bozucu kimse
He is such a tool
O tam bir aptal
donatmak
bir iş için gereken ekipmanı veya beceriyi sağlamak
The company is tooling the staff for the new project
Şirket yeni proje için personeli donatıyor
bakmak
Sahnedebir şeye bakmak veya onunla ilgilenmek
She tends the garden
Bahçeye bakıyor
eğilimi olmak
belirli bir şekilde davranmaya meyilli olmak
I tend to wake up early
Erken uyanma eğilimim var
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
önemsemek
Sahnedebir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
seni tanımak
Sahnedebirini tanımak ve onunla yakınlaşmak
I want to get to know you better
Seni daha iyi tanımak istiyorum
tanışma
insanların birbirini daha yakından tanımasını amaçlayan
We played a get to know you game
Bir tanışma oyunu oynadık
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
değil mi
karşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
eve dönmek
Sahnedeönceden bulunulan yere veya eve geri dönme
I am going back home tomorrow
Yarın eve dönüyorum
memleket
kişinin yaşadığı veya büyüdüğü yer
I am going back home next month
Gelecek ay memlekete dönüyorum
eve dönüş
kişinin yaşadığı veya büyüdüğü yer ya da önceki bir konuma dönüş
I am going back home today
Bugün eve dönüyorum
memleket
bir kişinin büyüdüğü veya kökeninin olduğu yer
I am going back home for the summer
Yaz için memlekete gidiyorum
fuar
Sahnedesergilerin ve eğlencelerin olduğu halka açık etkinlik
We went to the book fair
Kitap fuarına gittik
güzel
bakıldığında hoş görünen
She has a fair face
Onun güzel bir yüzü var
adil
herkese eşit veya makul şekilde davranan
This is a fair deal
Bu adil bir anlaşma
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
beş parasız
Sahnedehiç parası olmamak
I am broke
Beş parasızım
kırdı
parçalara ayırmak
He broke the vase
Vazoyu kırdı
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek
The bad news broke her
Kötü haber onu yıktı
kurtarmak
birinin bir yerden kaçmasına yardım etmek
She broke him out of prison
Onu hapisten kurtardı
şimdiye kadar
Sahnedeşu ana kadar geçen süre boyunca
So far, everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
bu kadar uzağa
çok uzak bir mesafeye
I cannot walk so far
Bu kadar uzağa yürüyemem
şimdiye kadar
şu ana kadar geçen zaman dilimi
I have finished two chapters so far
Şimdiye kadar iki bölüm bitirdim
biraz
Sahnedeküçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
mentor
Sahnedetavsiye ve yardım veren kişi
He is a great mentor
O harika bir mentordur
Akıl hocası
daha az deneyimli birine tavsiye veren deneyimli kişi
My mentor helped me with my career
Akıl hocam kariyerimle ilgili bana yardımcı oldu