True Detective — 2. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
813 kelime
Seviye
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
işlemek
Sahnedebir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
bağlanmak
bir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
intihar etmek
kendi yaşamına kasten son vermek
He decided to commit suicide
İntihar etmeye karar verdi
kaydetmek
bir kamera ile hareketli görüntüleri yakalamak
They committed the event to film
Olayı filme kaydettiler
çalışkan
Sahnedeçok çaba harcayarak çalışan
He is an industrious student
O çalışkan bir öğrenci
kesinlik
Sahnedetam ve doğru olma durumu
This job requires high precision
Bu iş yüksek kesinlik gerektirir
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
şeffaflık
Sahnedeaçık ve anlaşılır olma durumu
The government promised more transparency
Hükümet daha fazla şeffaflık sözü verdi
yazılmak
Sahnedebirine romantik veya cinsel amaçla yaklaşmak
He tried to hit on her at the party
Partide ona yazılmaya çalıştı
keşfetmek
aniden iyi bir fikir bulmak veya bir çözüm keşfetmek
I hit on a new plan
Yeni bir plan keşfettim
hedef almak
birine veya bir şeye saldırı düzenlemek
The attackers decided to hit on the store
Saldırganlar dükkanı hedef almaya karar verdi
aklına gelmek
birine düşüneceği bir fikir sunmak
He hit on a great idea
Harika bir fikir aklına geldi
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
Sahnedebir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıda
bina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
yaptı
Sahnedebir şeye sebep olmak
He made me laugh
Beni güldürdü
kurtarmış
çok iyi veya rahat bir durumda olmak
You have got it made with this job
Bu işle hayatını kurtardın
zorlamak
birini bir şey yapmaya mecbur bırakmak
He made me wait outside
Beni dışarıda beklemeye zorladı
kazanmak
çalışarak para elde etmek
He made a lot of money last year
O geçen yıl çok para kazandı
yapılmış
bir şeyi oluşturmak veya meydana getirmek
She made a cake for the party
O parti için bir kek yaptı
kiralamak
Sahnedebir şeyi belirli bir süre için ücret karşılığında kullanmak
We decided to lease a new car for two years
İki yıllığına yeni bir araba kiralamaya karar verdik
kira sözleşmesi
Sahnedebir şeyi belirli bir süre kullanmak için yapılan resmi anlaşma
Please read the lease carefully before signing
Lütfen imzalamadan önce kira sözleşmesini dikkatlice okuyun
kira sözleşmesi
mülkün kiralanmasına dair yasal anlaşma
I signed the lease today
Kira sözleşmesini bugün imzaladım
kiralama sözleşmesi
bir mülkün belirli bir süre kullanılmasına dair yasal sözleşme
The lease expires next month
Kiralama sözleşmesi önümüzdeki ay sona eriyor
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
söyledi
Sahnedebir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
Sahnededaha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi
bel bağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşeceğine güvenmek
I am banking on your help
Senin yardımına bel bağlıyorum
açıklamak
Sahnedebir şeyin nedenini belirtmek
How do you account for the missing money
Kayıp parayı nasıl açıklıyorsun
günlük
Sahnedeher gün gerçekleşen
He has a day to day routine
Onun günlük bir rutini var
günlük
normal hayatın parçası olarak her gün gerçekleşen
Day to day life can be stressful
Günlük yaşam stresli olabilir
günlük işleyiş
bir işletmenin rutin devam eden işleri
She manages the day to day operations
O günlük işleyişi yönetiyor
günlük
her gün olan veya yapılan
I handle the day-to-day chores
Günlük ev işlerini hallediyorum
kokain serpilmiş
Sahnedeüzerine kokain tozu dökülmüş veya kaplanmış
The counter was coke dusted
Tezgahın üzeri kokain serpilmişti
varlık
Sahnedebir kişinin veya şirketin sahip olduğu değerli şey
The company has many assets
Şirketin birçok varlığı var
varlık
bir kişinin veya şirketin sahip olduğu değerli şey
This company has many valuable assets
Bu şirketin birçok değerli varlığı var
varlık
yararlı veya değerli olan şey
His experience is a great asset to the company
Tecrübesi şirket için büyük bir varlıktır
hariç
Sahnedebir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
ancak
bir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
dekorasyon
Sahnedebir odadaki eşyaların düzenlenme biçimi
The office decor is modern
Ofis dekorasyonu modern
dekor
bir yerin görünüşü veya tarzı
I like the restaurant decor
Restoranın dekorunu beğendim
şelale
Sahnedeyüksekten dökülen su akıntısı
The waterfall is beautiful
Şelale çok güzel
gelişim
Sahnedebüyüme veya iyileşme süreci
The city has seen rapid development
Şehir hızlı bir gelişim gösterdi
gelişme
yeni ve ilginç bir olay
There is a new development in the case
Davada yeni bir gelişme oldu
inşaat projesi
bir arazi üzerine yeni binalar veya dükkanlar inşa etme süreci
They are building a new housing development
Yeni bir konut projesi inşa ediyorlar
gelişme
büyüme veya iyileşme süreci
The country is showing economic development
Ülke ekonomik gelişme gösteriyor
iz
Sahnedebir şeyden geriye kalan çok küçük miktar
There is a trace of perfume on her
Üzerinde parfüm izi var
izini sürmek
bir şeyin kökenini veya gelişimini bulmak
She traced the family history
Aile tarihinin izini sürdü
iz
geride bırakılan küçük bir işaret veya belirti
There was no trace of the thief
Hırsızdan hiçbir iz yoktu
kopyalamak
bir nesnenin şeklini takip ederek çizmek
I traced the flower on the paper
Kağıttaki çiçeği kopyaladım
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
bilinç
Sahnedeuyanık olma ve farkındalık durumu
He regained consciousness after the accident
Kazadan sonra bilinci yerine geldi
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
nüksetmek
Sahnedekötü bir alışkanlığa veya hastalığa yeniden başlamak
He relapsed after two months
İki ay sonra tekrar nüksetti
eskiye dönmek
iyileştikten veya bıraktıktan sonra kötü bir alışkanlığa tekrar başlamak
He relapsed into his old bad habits
Eski kötü alışkanlıklarına geri döndü
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
bölüm
Sahnedebüyük bir organizasyonun parçası olan grup
She works in the marketing division
O pazarlama bölümünde çalışıyor
müzik grubu
İngiliz post-punk müzik tarzında bir grup
Division is a British post-punk band
Division bir İngiliz post-punk grubudur
bölme
bir şeyi parçalara ayırma eylemi
They agreed on the division of work
İşin bölünmesi konusunda anlaştılar
kategori
bir şeyin ait olduğu sınıf veya grup
This belongs to the science division
Bu fen bilimleri kategorisine ait
velayet
Sahnedebir çocuğun bakımı üzerindeki yasal hak
She has custody of the children
Çocukların velayeti onda
velayet
bir çocuğun yasal olarak bakımını üstlenme hakkı
The mother won custody of the children
Anne çocukların velayetini kazandı
gözaltı
bir kişinin polis veya yetkililer tarafından tutulması
The suspect was taken into custody
Şüpheli gözaltına alındı
velayet
mahkeme tarafından karara bağlanan bir konu
They are fighting for custody of their child
Çocuklarının velayeti için savaşıyorlar
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
yasama organı
Sahnedeyasa yapma yetkisine sahip kurum
The state legislature voted on the new law
Eyalet yasama organı yeni yasayı oyladı
temel atmak
Sahnedeyeni bir binanın inşaatına başlamak
They will break ground on the new library next week
Gelecek hafta yeni kütüphanenin temelini atacaklar
temel atmak
yeni bir yapı inşa etmeye başlamak
The company will break ground on the new factory next month
Şirket önümüzdeki ay yeni fabrikanın temelini atacak
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak veya kurtulmak
He managed to get away with the bag
Çantayı alıp kaçmayı başardı
yanına kâr kalmak
yanlış veya yasa dışı bir şey yaptıktan sonra ceza almamak
He managed to get away with the crime
Suç onun yanına kâr kaldı
yanına kâr kalmak
yanlış bir şey yapıp ceza almamak
He thought he would get away with it
Bunun yanına kâr kalacağını düşündü
cezasız kalmak
bir suçu veya hatayı ceza almadan yapmak
He cheated on the test and got away with it
Sınavda kopya çekti ve cezasız kaldı
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
denetlemek
Sahnedebir sürecin doğru yapıldığından emin olmak için izlemek
The teacher will supervise the experiment
Öğretmen deneyi denetleyecek
denetlemek
bir işi veya kişiyi kontrol altında tutup yönetmek
She supervises the team
Ekibi o denetliyor
gözetim
bir sürecin doğru yapıldığından emin olmak için yapılan izleme
The task requires close supervision
Görev yakından gözetim gerektirir
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
iş birliği yapmak
Sahnedeortak bir amaç için başkalarıyla birlikte hareket etmek
We need to cooperate to finish the project
Projeyi bitirmek için iş birliği yapmalıyız
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
bisiklet
Sahnedeiki tekerlekli, binilen araç
I ride my bike to school
Okula bisikletle giderim
bisikletle gitmek
ulaşım için bisiklet kullanmak
I will bike to school
Okula bisikletle gideceğim
bisiklet sürmek
iki tekerlekli aracı kullanma eylemi
Biking is a fun hobby
Bisiklet sürmek eğlenceli bir hobidir
rağmen
Sahnedebir durumun etkisine rağmen
Despite the rain, we went for a walk
Yağmura rağmen yürüyüşe çıktık
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
halüsinasyon görmek
gerçek olmayan şeyleri görmek veya deneyimlemek
He started to trip after taking the pill
Hapı aldıktan sonra halüsinasyon görmeye başladı
utanç
Sahnedeyanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
üzüntü
yaşanan bir durumdan dolayı duyulan keder
It is a shame that the store is closed
Mağazanın kapalı olması büyük bir üzüntü
çarpmak
Sahnedebir şeye büyük bir kuvvetle vurmak
The car smashed into the wall
Araba duvara çarptı
parçalamak
bir şeyi şiddetle parçalara ayırmak
He smashed the glass
Camı parçaladı
büyük başarı
çok başarılı bir gösteri veya etkinlik
The concert was a smash
Konser büyük bir başarıydı
hit eser
şarkı ve danslar içeren bir oyun veya film
The musical is a smash
Müzikal büyük bir hit
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
sık sık
Sahnedebirçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kapalı
Sahnedegirişlere izin verilmeyen
The shop is closed
Mağaza kapalı
bitirmek
bir işi veya durumu sona erdirmek
He closed the meeting
Toplantıyı bitirdi
akmak
Sahnedesabit ve pürüzsüz bir şekilde hareket etmek
The river flows into the sea
Nehir denize akar
Akış
bir etkinliğe tamamen odaklanıp keyif alınan ruh hali
She was in a state of flow while painting
Resim yaparken akış halindeydi
adet kanaması
kadınların regl döneminde vücudundan dışarı çıkan kan
She experienced a heavy flow
Yoğun bir adet kanaması yaşadı
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
kapmak
hızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
komün
Sahnedebirlikte yaşayan ve her şeyi paylaşan bir grup insan
They decided to live in a commune
Bir komünde yaşamaya karar verdiler
bütünleşmek
biriyle veya bir şeyle derin ve ruhsal bir bağ kurmak
I like to commune with nature
Doğa ile bütünleşmeyi seviyorum
bütünleşmek
bir şeyle derin manevi bağ kurmak
I love to commune with nature
Doğayla bütünleşmeyi seviyorum
pezevenk
Sahnedehayat kadınlarını kontrol eden kişi
The police arrested the pimp
Polis pezevenği tutukladı
pezevenklik yapmak
birinin fuhuş müşterisi bulmasına aracılık etmek
He was arrested for pimping
Pezevenklik yaptığı için tutuklandı
çalılar
Sahnedeçok dallı kısa boylu bitkiler
The dog is hiding in the bushes
Köpek çalılarda saklanıyor
çalılar
çok dallı kısa ve yoğun bitkiler
We hid behind the bushes
Çalıların arkasına saklandık
bıçaklar
Sahnedekesmeye yarayan keskin ağızlı alet
You need sharp knives to cut the meat
Et kesmek için keskin bıçaklara ihtiyacın var
leke
Sahnedeçıkarması zor olan kirli iz
There is a coffee stain on my shirt
Gömleğimde bir kahve lekesi var
sıkı çalışma
Sahnedebir şeyi yaparken harcanan yoğun çaba
Hard work brings success
Sıkı çalışma başarı getirir
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
intihar
Sahnedekişinin kendi canına kıyması
He attempted suicide
İntihar girişiminde bulundu
intihar
kişinin kendi hayatına kasten son vermesi
He committed suicide
O intihar etti
mekik koşusu
sporcuların belirli çizgiler arasında hızlıca gidip gelerek yaptığı bir egzersiz
We ran suicides during practice
Antrenman sırasında mekik koşusu yaptık
yaygın
kolayca bulunan veya özel olmayan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
bozuk
Sahnedeçalışmayan veya hasar görmüş durum
My phone is busted
Telefonum bozuk
yakalanmış
yanlış bir şey yaparken ele geçirilmiş
I got busted for speeding
Hız yaparken yakalandım
yakalanmış
polis tarafından yakalanmış
He got busted by the police
Polis tarafından yakalandı
holding şirketi
Sahnedediğer şirketlerin hisselerini elinde bulunduran işletme
They formed a holding company
Bir holding şirketi kurdular
ana şirket
Sahnedebaşka şirketlerin kontrolüne sahip olan şirket
The parent company makes decisions
Ana şirket kararları alır
holding
diğer şirketlerin hisselerini elinde bulunduran kurum
The holding company owns several subsidiaries
Holding şirketi birçok yan kuruluşa sahip
üst kuruluş
iştirakleri bulunan ticari kuruluş
This is a large parent firm
Bu büyük bir üst kuruluş
tavır
Sahnedekişinin dış görünüşü veya davranış biçimi
She has a professional demeanor
Profesyonel bir tavrı var
klinik
Sahnedetıbbi tedavi alınan yer
The clinic is open on Mondays
Klinik Pazartesi günleri açıktır
eğitim kursu
belirli bir beceri üzerine yapılan kısa ve yoğun eğitim
He attended a tennis clinic last weekend
Geçen hafta sonu bir tenis eğitimine katıldı
topluluk
Sahnedeaynı yerde yaşayan insan grubu
Our community is very friendly
Topluluğumuz çok arkadaş canlısı
topluluk
belirli bir bölgede yaşayan veya ortak özellikleri olan insanlar grubu
He is an active member of our community
O topluluğumuzun aktif bir üyesidir
topluluk
aynı bölgede yaşayan insan grubu
We have a strong community here
Burada güçlü bir topluluğumuz var
kırmızı hat
Sahnedetoplu taşıma sistemindeki bir ulaşım güzergahı
You should take the Red Line to the city center
Şehir merkezine gitmek için kırmızı hatta binmelisin
hatalı işaretlemek
bir şeyi sorunlu veya hatalı olarak belirtmek
The manager red-lined the document because of errors
Yönetici hatalar nedeniyle belgeyi kırmızıyla işaretledi
hidroklorik
Sahnedehidroklorik asit ile ilgili veya onu içeren
Hydrochloric acid is found in stomach acid
Hidroklorik asit mide asidinde bulunur
başarı
Sahnedebir hedefe ulaşmanın sonucu
Hard work leads to success
Sıkı çalışma başarıya götürür
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total horseshit
Bu tamamen saçmalık
at gübresi
atın katı dışkısı
The farmer put horseshit on the garden
Çiftçi bahçeye at gübresi koydu
eyaletin kuzeyi
Sahnedebir eyaletin kuzey kısmında veya kuzeyine doğru
I live upstate
Eyaletin kuzeyinde yaşıyorum
hapis yatmak
Sahnedebir suçun cezası olarak cezaevinde kalmak
He had to do time for the robbery
Soygundan dolayı hapis yatması gerekti
hapis yatmak
suç işlediği için cezaevinde kalmak
He had to do time for the robbery
Soygun yüzünden hapis yatması gerekti
yardımcı
Sahnedeyardım veya fayda sağlayan
He is a very helpful person
O çok yardımcı bir insandır
çözüm yolu bulmak
Sahnedebir sorun veya zorlukla başa çıkmanın bir yolunu bulmak
We found a way to work around this problem
Bu soruna bir çözüm yolu bulduk
geçici çözüm
asıl yöntem çalışmadığında başvurulan alternatif yöntem
We need a work around for this issue
Bu sorun için bir geçici çözüme ihtiyacımız var
çözüm bulmak
bir problemle başa çıkmak için yol bulmak
We found a work around for the software bug
Yazılım hatası için bir çözüm bulduk
çeşitlilik
Sahnedefarklı şeylerin bir arada bulunması
There is a wide variety of colors
Burada geniş bir renk çeşitliliği var
çeşit
bir şeyin belirli bir türü
This variety of grape is sweet
Bu üzüm çeşidi tatlıdır
iki gün
Sahnedeiki gün süren
I will stay for two days
İki gün kalacağım
kurmak
Sahnedebir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I will set up the computer
Bilgisayarı kuracağım
tuzak kurmak
birini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
ayarlamak
birine bir şey sağlamak veya birini biriyle tanıştırmak
We set up a meeting for them
Onlar için bir toplantı ayarladık
kurulum
bir sistemin veya ekipmanın düzenlenme biçimi
The computer set-up is very simple
Bilgisayar kurulumu çok basit
kumpas
birini suçlu göstermek için tasarlanan hileli plan
He realized that the arrest was a set-up
Tutuklanmanın bir kumpas olduğunu anladı
düzenlemek
bir şeyi belirli bir sıraya veya konuma koymak
Please set up the chairs for the meeting
Lütfen toplantı için sandalyeleri düzenleyin
kurmak
bir şeyi yerine yerleştirip kullanıma hazır hale getirmek
They set up the new computer system
Yeni bilgisayar sistemini kurdular
hazırlamak
bir şeyi başlaması için uygun duruma getirmek
We need to set up the agenda for today
Bugünün gündemini hazırlamamız gerekiyor
sözünü tutmak
Sahnedebirine verilen sözü yerine getirmek
He came through for us in the end
Sonunda bize karşı sözünü tuttu
geçmek
bir alanın içinden geçmek, genellikle bir uyarı olarak kullanılır
Please come through
Lütfen geçin
başarmak
istenilen bir sonucu elde etmek veya sözünü tutmak
He came through for us
Bizim için durumu kurtardı
belirmek
görünür veya duyulur hale gelmek
The sun came through the clouds
Güneş bulutların arasından belirdi
atlatmak
zor bir deneyimi veya hastalığı sağ salim geçirmek
He came through the surgery well
Ameliyatı başarıyla atlattı
ulaşmak
bir haberin veya bilginin gelip hazır hale gelmesi
The test results finally came through
Test sonuçları sonunda ulaştı
onaylanmak
başarıyla tamamlanmak veya kabul edilmek
Our visa application came through yesterday
Vize başvurumuz dün onaylandı
yardımına yetişmek
birine yardım etmek için gerekeni yapmak
She came through for us in the crisis
Kriz anında yardımımıza yetişti
geçmek
bir yerden hareket ederek ilerlemek
Many people come through this town every day
Her gün bu kasabadan çok insan geçiyor
içinden geçmek
bir yerin bir tarafından diğer tarafına gitmek
You must come through the tunnel to reach us
Bize ulaşmak için tünelden geçmelisin
içeri girmek
dışarıdan bir alana giriş yapmak
Please come through the front door
Lütfen ön kapıdan içeri gir
papye maşe
Sahnedemodelleme için kullanılan tutkal veya macunla karıştırılmış kağıt
She made a mask with papier-mâché
Papye maşe ile bir maske yaptı
berbat
Sahnedeçok kötü durumda olan
This old car is completely fucked up
Bu eski araba tamamen berbat durumda
saçma sapan
çok garip veya normal olmayan
That situation was really fucked up
O durum gerçekten saçma sapandı
mahvolmuş
çok kötü veya kafası karışmış durumda
I feel so fucked up after that night
O geceden sonra kendimi mahvolmuş hissediyorum
mahvolmuş
çok kötü veya hasarlı durumda olan
The engine is totally fucked up
Motor tamamen mahvolmuş
kafası güzel
uyuşturucu veya alkol etkisi altında olmak
He was totally fucked up last night
Dün gece kafası tamamen güzeldi