True Detective — 3. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
689 kelime
Seviye
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
büyük çaplı
Sahnedeçok büyük boyutta veya miktarda
They are planning a large scale project
Büyük çaplı bir proje planlıyorlar
büyük ölçekli
geniş bir alanı kaplayan veya birçok şeyi içeren
They are building a large scale project
Büyük ölçekli bir proje inşa ediyorlar
teoriler
Sahnedebir şeyin nasıl çalıştığını açıklayan fikirler
Scientists have many theories about the universe
Bilim insanlarının evren hakkında birçok teorisi var
deniz aşırı
Sahnedekıyıdan uzakta veya yabancı bir ülkede bulunan
The company has offshore accounts
Şirketin deniz aşırı hesapları var
çılgınca
Sahnedeçok aptalca veya mantıksız olan
That is an insane idea
Bu çılgınca bir fikir
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
adam
Sahnedebir erkek için kullanılan gayriresmi kelime
That fella is my boss
Şu adam benim patronum
eleman
bir erkek veya erkek çocuk için kullanılan gayriresmi kelime
He is a funny fella
O komik bir eleman
adam
erkekler için kullanılan gayriresmi bir ifade
He is a nice fella
O hoş bir adam
işe dönmek
Sahnedemola verdikten sonra çalışmaya devam etme eylemi
It is time to get back to work
İşe dönme zamanı geldi
konuşmak
Sahnedebirine kelimeler söylemek
He is talkin to me
Benimle konuşuyor
konuşmak
bir konu hakkında biriyle konuşmak
We are talking about our plans
Planlarımız hakkında konuşuyoruz
tropikal orman
Sahnedesıcak bölgelerdeki yoğun orman
Many animals live in the jungle
Birçok hayvan tropikal ormanda yaşar
durum
Sahnedebelirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
vaka
polisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
yaklaşık
Sahnedeyaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına sebep olmak
Smoking can lead to cancer
Sigara kansere yol açabilir
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
Hard work will lead to success
Sıkı çalışma başarıya yol açacaktır
varmak
belirli bir yere giden yol veya rota olmak
This path leads to the beach
Bu yol plaja varır
yol açmak
bir yere gitmeyi sağlayan geçit oluşturmak
This door leads to the garden
Bu kapı bahçeye yol açar
tuşlamak
Sahnedebilgileri tuşlara basarak girmek
Please punch in your code
Lütfen kodunuzu tuşlayın
işe giriş yapmak
işe başlarken varış saatini kaydetmek
I need to punch in at 9 AM
Sabah dokuzda işe giriş yapmam gerekiyor
işe giriş kaydı yapmak
işe başlama saatini sisteme kaydetmek
You must punch in when you arrive
Geldiğinde işe giriş kaydını yapmalısın
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
tek
yalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
müfettiş
Sahnedebilgi toplayan veya bir durumu inceleyen kişi
The investigator arrived at the scene
Müfettiş olay yerine geldi
müfettiş
bir konuyu dikkatlice inceleyen kişi
The investigator checked the documents
Müfettiş belgeleri inceledi
araştırmacı
gerçeği ortaya çıkarmak için bir konuyu inceleyen kişi
The investigator solved the mystery
Araştırmacı gizemi çözdü
edebî
Sahnedekitaplar ve yazıyla ilgili olan
She has a great literary talent
Onun büyük bir edebi yeteneği var
kurgu dışı
Sahnedegerçek olaylara ve bilgilere dayanan yazın türü
I like reading non fiction books
Kurgu dışı kitaplar okumayı seviyorum
kurgu dışı
gerçek olaylara dayanan hayal ürünü olmayan eserler
She reads a lot of non fiction books
O çok fazla kurgu dışı kitap okur
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
sörfçü
Sahnedesörf tahtasıyla dalgaların üzerinde kayan kişi
The surfer caught a big wave
Sörfçü büyük bir dalga yakaladı
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
evli
bir eşi olan
They have been married for ten years
Onlar on yıldır evliler
uyumlu
Sahnedebir fikirle veya durumla aynı doğrultuda olma
His actions are in line with his words
Hareketleri sözleriyle uyumlu
hizada
kurallara veya talimatlara uygun şekilde hareket etme
The teacher kept the students in line
Öğretmen öğrencileri hizada tuttu
sırada
bir hizmeti almak için bekleyen insan topluluğu
People are standing in line at the bank
Bankada insanlar sırada bekliyor
hizaya girmiş
kurallara veya otoriteye uygun şekilde davranan
The student is finally in line
Öğrenci sonunda hizaya girdi
grafik
Sahnederesim veya görsel tasarım
The graphic is very clear
Grafik çok net
açık
genellikle şok edici şekilde çok net ve ayrıntılı
The movie contains graphic violence
Film açık şiddet içeriyor
saman
Sahnedetahıl bitkilerinin kurutulmuş sapları
The horse ate the straw
At saman yedi
pipet
içecekleri içmek için kullanılan ince boru
Can I have a straw please
Lütfen bir pipet alabilir miyim
hariç
Sahnedebir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
ancak
bir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
dağıtmak
Sahnedebir gruptaki herkese vermek
He will pass out the papers
Kağıtları dağıtacak
bayılmak
bilincini kaybetmek
It was so hot that he passed out
Hava o kadar sıcaktı ki bayıldı
bayılmak
bilincini yitirmek
She might pass out from the heat
Sıcaktan bayılabilir
içgüdü
Sahnededüşünmeden bir şeyi bilmenin doğal yolu
Birds build nests by instinct
Kuşlar içgüdüyle yuva yapar
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
çok eyaletli
Sahnedebirden fazla eyaleti kapsayan
They formed a multi state alliance
Onlar çok eyaletli bir ittifak kurdular
açık sözlü
Sahnedegörüşlerini özgürce dile getiren
She is very vocal about her beliefs
İnançları konusunda çok açık sözlüdür
sesle ilgili
insan sesiyle ilgili olan
He has great vocal range
Harika bir ses aralığı var
umursamak
Sahnedebir şeyi önemsemek veya endişe duymak
I don't give a shit about what they think
Ne düşündüklerini umursamıyorum
umursamak
bir konuyla ilgilenmek veya önemsemek
I do not give a shit about his opinion
Onun fikrini hiç umursamıyorum
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
bağlamak
Sahnedebirini veya bir şeyi iple veya kayışla sabitlemek
He is strapping the suitcase to the roof
Bavulu arabaya bağlıyor
iletişime geçmek
Sahnedebilgi paylaşmak amacıyla biriyle konuşmak
I will touch base with you later
Seninle daha sonra iletişime geçeceğim
iletişime geçmek
birisiyle kısaca konuşmak veya görüşmek
I will touch base with you tomorrow
Yarın seninle iletişime geçeceğim
polis alarmı
Sahnedepolisin birini bulmak için halktan yardım istediği resmi duyuru
The police issued an apb for the suspect
Polis şüpheli için bir alarm yayınladı
çöp
Sahnedeistenmeyen atık malzeme
Please take out the garbage
Lütfen çöpü dışarı çıkar
çöp
atılan istenmeyen yiyecekler veya diğer şeyler
Take out the garbage
Çöpleri dışarı çıkar
kalitesiz
çok düşük nitelikli
This movie is total garbage
Bu film tamamen kalitesiz
çöp
atılması gereken istenmeyen maddeler
Please take out the garbage
Lütfen çöpü dışarı çıkar
dahil etmek
Sahnedebirini bir işe katılmaya çağırmak
They will bring in a new team
Yeni bir ekip dahil edecekler
gelir sağlamak
bir işten veya faaliyetten para kazanmak
He brings in a lot of money
Çok para kazanıyor
gözaltına almak
bir şüpheliyi polis merkezine götürmek
The police will bring in the suspect
Polis şüpheliyi gözaltına alacak
içeri getirmek
bir şeyi bir yerin içine taşımak
Please bring in the groceries
Lütfen market alışverişini içeri getir
çağırmak
birinin bir yere gelmesini istemek
They will bring in an expert to help
Yardım etmesi için bir uzman çağıracaklar
dahil etmek
bir şeyi grubun parçası haline getirmek
We should bring in an expert to help
Yardım etmesi için bir uzman dahil etmeliyiz
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I search for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
yemin etmek
Sahnedeçok ciddi ve dürüst bir söz vermek
I swear to God that I did not take it
Onu almadığıma yemin ederim
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
korkmuş
Sahnedekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
korkmuş
korku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
soruşturma
Sahnedegerçekleri veya bilgileri ortaya çıkarmak için yapılan dikkatli çalışma
The police started an investigation
Polis bir soruşturma başlattı
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
tükenmişlik
Sahnedeaşırı çalışma veya stresten kaynaklanan yorgunluk durumu
He is suffering from severe burnout after working long hours
Uzun saatler çalıştıktan sonra ciddi bir tükenmişlik yaşıyor
tükenmişlik
aşırı çalışma veya stresten dolayı çok yorgun olma durumu
She quit her job due to burnout
O tükenmişlik nedeniyle işinden ayrıldı
çalışmak
Sahnedebir iş veya görev yapmak
I work in an office
Bir ofiste çalışıyorum
çalışmak
Sahnedebir görev veya iş üzerinde emek harcamak
I am working on my project
Projem üzerinde çalışıyorum
işlemek
bir cihazın veya sistemin faaliyet göstermesi
The machine is working
Makine işliyor
çalışmak
bir iş veya faaliyet gerçekleştirmek
He is workin on his project
O projesi üzerinde çalışıyor
kenar
Sahnedebir şeyin dış kısmı
He lived on the fringe of the city
Şehrin kenarında yaşadı
kahkül
alnın üzerine düşen saç kısmı
She cut her fringe yesterday
O dün kahkülünü kesti
kahkül
alnın üzerine bırakılan saç modeli
This new fringe suits you
Bu yeni kahkül sana yakışıyor
marjinal
ana veya kabul görmüş grubun parçası olmayan
He is part of a fringe group
O marjinal bir grubun parçası
giymek
Sahnedevücuda kıyafet geçirmek
Put on your coat before you leave
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
düzenlemek
bir etkinlik tertip etmek
They decided to put on a concert
Bir konser düzenlemeye karar verdiler
üzerine koymak
bir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Put the plate on the table
Tabağı masanın üzerine koy
numara
bir şeyi taklit etme veya sahte davranış
His sadness was just a put-on
Onun üzüntüsü sadece bir numaraydı
açmak
bir cihazı veya kontrolü çalışır duruma getirmek
I put on the heater when it is cold
Hava soğuk olduğunda ısıtıcıyı açarım
eklemek
birini bir listeye veya anlaşmaya dahil etmek
Please put my name on the list
Lütfen adımı listeye ekle
kilo almak
vücut ağırlığının artması
I put on weight during the holidays
Tatil boyunca kilo aldım
çalmak
müzik veya kayıt başlatmak
I put on some jazz music
Biraz caz müziği çaldım
değer biçmek
bir şeye önem seviyesi atamak
They put a high value on honesty
Dürüstlüğe büyük değer biçiyorlar
giymek
kıyafet veya ayakkabı gibi şeyleri vücuda takmak
Put on your coat before going out
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
sürmek
vücudun bir bölgesine krem veya makyaj yaymak
She puts on lotion
O krem sürer
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
She puts on a coat
O bir palto giyer
sahnelemek
bir tiyatro oyunu veya gösteri sunmak
They put on a show
Onlar bir gösteri sahnelediler
düzenlemek
halka açık bir etkinlik organize etmek
They put on a charity event
Bir yardım etkinliği düzenlediler
sergilemek
bir performansı izleyicilere göstermek
He put on a great performance
Harika bir performans sergiledi
takmak
gözlük gibi bir aksesuarı kullanmaya başlamak
Put on your glasses
Gözlüklerini tak
açmak
bir cihazda ses veya görüntü başlatmak
Put on some music
Biraz müzik aç
işletmek
birine şaka yoluyla takılmak
Don't put me on
Beni işletme
koymak
bir şeyi bir yüzeyin üzerine yerleştirmek
Put your book on the table
Kitabını masanın üzerine koy
görevlendirmek
birine iş veya sorumluluk vermek
They put him on the project
Onu projede görevlendirdiler
kandırmak
birini doğru olmayan bir şeye inandırmaya çalışmak
Are you putting me on
Beni kandırıyor musun
mükemmel
Sahnedeçok iyi veya yetenekli olan
He is a crackerjack reporter
O mükemmel bir muhabir
her şey
Sahnedebir bütünün içine dahil edilen tüm parçalar
I ordered the burger with the works
Burgeri her şey dahil sipariş ettim
eserler
birinin ürettiği veya yazdığı şeyler
He collected all of Mozart's works
Mozart'ın tüm eserlerini topladı
iş
yapılması gereken görev veya etkinlik
He has a lot of work to do
Onun yapacak çok işi var
fabrika
malların üretildiği veya endüstriyel işlerin yapıldığı yer
The steel works is very loud
Çelik fabrikası çok gürültülü
çalışmak
bir işte görev yapmak
She works at a big office
O büyük bir ofiste çalışıyor
çalışmak
düzgün bir şekilde işlevini yerine getirmek
The new computer works well
Yeni bilgisayar iyi çalışıyor
fabrika
ürünlerin üretildiği tesis veya bina
The old steel works closed down
Eski çelik fabrikası kapandı
sınır kontrol noktası
Sahnedeinsanların veya araçların kontrol edildiği yer
The soldiers stopped the car at the checkpoint
Askerler arabayı kontrol noktasında durdurdu
kontrol noktası
denetimin yapıldığı yer
We had to pass through a security checkpoint
Bir güvenlik kontrol noktasından geçmek zorunda kaldık
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
göstermek
Sahnedebilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
karton kapaklı kitap
Sahnedeyumuşak kapağı olan kitap
I bought a paperback book
Karton kapaklı bir kitap satın aldım
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
panter
Sahnedebüyük vahşi bir kedi türü
The panther is a strong animal
Panter güçlü bir hayvandır
çözmek
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
şahsiyet
önemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
değerlendirmek
Sahnedebir fikri veya olasılığı dikkate almak
He did not entertain the idea of leaving
Ayrılma fikrini değerlendirmedi
eğlendirmek
birini mutlu veya ilgili tutmak
The clown entertained the children
Palyaço çocukları eğlendirdi
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
iç mekan
Sahnedebir binanın içinde olan
I like indoor activities
İç mekan aktivitelerini severim
eğri
Sahnededüz olmayan veya seviyesiz
The picture on the wall is crooked
Duvardaki resim eğri
hilekar
dürüst veya adil olmayan
He is a crooked politician
O hilekar bir politikacıdır
yamuk
şekli bozulmuş veya bükülmüş
He has a crooked nose
Onun yamuk bir burnu var
dolandırıcı
suç işleyen kimse
That man is a known crooked
O adam bilinen bir dolandırıcıdır
üst
Sahnededaha yüksek rütbeli veya yetkili kişi
I need to talk to my superior
Üstümle konuşmam gerekiyor
üstün
daha yüksek kaliteli veya daha önemli olan
This model is superior
Bu model daha üstün
cezalandırılmamış
Sahnedeyanlış bir davranış için ceza almamış olan
The crime went unpunished
Suç cezasız kaldı
cezasız
bir suç veya yanlış eylem için ceza almamış olmak
The criminal left the crime scene unpunished
Suçlu olay yerinden cezasız ayrıldı
önemli
Sahnedeçok anlamlı veya önemli
There is a significant difference
Önemli bir fark var
sistemik
Sahnedetüm sistemi etkileyen
Systemic changes are needed
Sistemik değişikliklere ihtiyaç var
öğleden sonra
Sahnedeöğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
öğleden sonra
günün öğle ile akşam arasındaki bölümü
We have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantımız var
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
eczane
Sahnedeilaçların hazırlandığı ve satıldığı yer
Where is the nearest pharmacy?
En yakın eczane nerede?
eczane
ilaç satın alınan yer
I bought medicine at the pharmacy
Eczaneden ilaç aldım
rastgele
Sahnedebelirgin bir plan veya düzen olmaksızın gerçekleşen
It was a random encounter
Rastgele bir karşılaşmaydı
rastgele
bir plan veya düzen olmaksızın gerçekleşen
I picked a random number
Rastgele bir sayı seçtim
yabancı
tanımadığınız kişi
A random messaged me
Bir yabancı bana mesaj attı
neredeyse
Sahnedetamamen değil ama çok yakın
It is nearly time to go
Neredeyse gitme vakti
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
öğretmek
Sahnedebirine bir konuyu veya beceriyi öğrenmesi için yardım etmek
She wants to teach history
O tarih öğretmek istiyor
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım