True Detective — 3. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
563 kelime
Seviye
oyuncak bebek
Sahnedeinsan şeklinde küçük bir oyuncak
The girl is playing with her doll
Kız oyuncak bebeğiyle oynuyor
tatlım
sevgiyle hitap etmek için kullanılan sözcük
Thanks, doll
Teşekkürler tatlım
paylaşmak
Sahnedebir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla aynı anda birlikte kullanmak
We share the same office
Aynı ofisi paylaşıyoruz
kaçırıcı
Sahnedebirini zorla kaçıran kişi
The abductor was caught by the police
Kaçırıcı polis tarafından yakalandı
olay yeri
Sahnedebir suçun işlendiği yer
The police are investigating the crime scene
Polis olay yerini inceliyor
olay yeri
bir suçun işlendiği ve araştırmacıların kanıt topladığı yer
The police blocked off the crime scene
Polis olay yerini kordon altına aldı
hasta
Sahnedesağlıklı hissetmeyen
She is too ill to work
Çalışamayacak kadar hasta
dökmek
bir sıvıyı kazara yere akıtmak
He spilled the milk
Sütü döktü
kadar
bir vakte dek
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
kötü
iyi veya olumlu olmayan
He speaks ill of his neighbors
Komşuları hakkında kötü konuşuyor
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
son
Sahnedeyakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
iyileşmek
Sahnedehastalıktan veya üzgünlükten kurtulmaya başlamak
I hope you feel better soon
Umarım yakında iyileşirsin
çimen
Sahnedeyeri kaplayan yeşil bir bitki
The grass is green
Çimenler yeşildir
ispiyonlamak
birinin yasa dışı işlerini yetkililere bildirmek
He decided to grass on his partner
Ortağını ispiyonlamaya karar verdi
zor durumda
kötü veya tehlikeli bir durum
He is in the grass because of his mistake
Hatası yüzünden zor durumda
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
sedan
Sahnededört kapılı ve kapalı tavanlı otomobil
He bought a new sedan
Yeni bir sedan satın aldı
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
önemli
Sahnedeçok anlamlı veya önemli
There is a significant difference
Önemli bir fark var
orman
Sahnedeağaçlarla kaplı geniş alan
They walked in the wood
Ormanda yürüdüler
cinsel uyarılma
fiziksel cinsel heyecan durumu
She felt a state of wood
O bir cinsel uyarılma halindeydi
tahta
ağaç gövdesinden elde edilen sert madde
This table is made of wood
Bu masa tahtadan yapılmıştır
çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak
I am outta here
Ben buradan gidiyorum
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
kolluk kuvvetleri
Sahnedeyasaların uygulanmasını sağlayan kamu görevlileri
Law enforcement is important for safety
Kolluk kuvvetleri güvenlik için önemlidir
aynen
Sahnedegüçlü bir onay veya coşku göstermek için kullanılır
Right on! I agree with you
Aynen! Sana katılıyorum
tam üstüne
bir şeyi tamamen onayladığınızı belirtmek için kullanılır
That is right on
İşte bu tam üstüne
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
bebeğim
Sahnedesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
dokunmak
Sahnedefiziksel temas ile bir şeyi algılamak
She feels the soft fabric
Yumuşak kumaşa dokunuyor
hissettirmek
bir yerin veya durumun genel izlenimini vermek
The house feels cozy
Ev rahat hissettiriyor
hissediyor
bir şeyin olduğuna dair duygu veya inanca sahip olmak
He feels that it will rain soon
Yakında yağmur yağacağını hissediyor
dengesiz hissettirmek
sabit veya dengeli olmayan bir durum hissi uyandırmak
This wobbly chair feels unbalanced
Bu sallanan sandalye dengesiz hissettiriyor
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
iki kez
Sahnedeiki defa
I called him twice
Onu iki kez aradım
anlatmak
Sahnedebir şey hakkında bilgi vermek veya betimlemek
The old man told of his travels
Yaşlı adam seyahatlerini anlattı
iz
Sahnedebasınçla bir yüzeyde bırakılan iz
There is a fingerprint on the glass
Camda bir parmak izi var
yazdırmak
bir makine kullanarak kağıda yazı veya resim çıkarmak
I need to print this document
Bu belgeyi yazdırmam gerekiyor
dükkan
bir şeyler satın aldığınız yer
She works at the print
O dükkanda çalışıyor
potansiyel
Sahnedebir şeyin gerçekleşme veya gelişme olasılığı
This student has a lot of potential
Bu öğrencinin büyük bir potansiyeli var
potansiyel
bir şeyin daha iyi hale gelme veya bir şeyi başarma olasılığı
He has great potential as a leader
Lider olarak büyük bir potansiyeli var
ispiyonlamak
Sahnedebirinin yaptığı hatayı yetkililere bildirmek
He is ratting on his friend
O arkadaşını ispiyonluyor
ispiyonlamak
birinin yasa dışı eylemlerini gizlice yetkililere bildirmek
He was rattin on his friends
Arkadaşlarını ispiyonluyordu
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Keep on movin
Hareket etmeye devam et
taşınmak
bir yerden başka bir yere yerleşmek
I am movin to a new house
Yeni bir eve taşınıyorum
yeniden incelemek
Sahnedebir şeyi dikkatlice tekrar gözden geçirmek
The doctor will re examine the patient
Doktor hastayı tekrar inceleyecek
yeniden incelemek
bir şeyi tekrar gözden geçirmek veya incelemek
The doctor decided to re-examine the test results
Doktor test sonuçlarını yeniden incelemeye karar verdi
rehberlik etmek
Sahnedebir süreci veya görevi yaparken birine eşlik edip yol göstermek
Let me walk you through the new software
Yeni yazılımı kullanırken sana rehberlik etmeme izin ver
detaylı inceleme
bir yerin dikkatlice kontrol edilmesi
We did a walk-through of the house before buying it
Satın almadan önce evi detaylıca inceledik
adım adım anlatım
bir sürecin detaylı açıklaması veya gösterimi
This video is a walk-through of the software
Bu video yazılımın adım adım anlatımıdır
içinden geçmek
bir taraftan diğerine yürüyerek ilerlemek
We walked through the park
Parkın içinden yürüdük
içinden yürümek
bir yerden yürüyerek geçmek
We walk through the park every morning
Her sabah parkın içinden yürüyoruz
adım adım anlatmak
bir şeyi baştan sona detaylıca incelemek veya açıklamak
Let me walk you through the report
Raporu sana adım adım anlatayım
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
kapmak
hızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
orman
Sahnedegeniş bir ağaçlık alan
They live near the forest
Ormanın yakınında yaşıyorlar
in
Sahnedevahşi bir hayvanın yaşadığı veya saklandığı yer
The bear slept in its den
Ayı ininde uyudu
çalışma odası
evde dinlenmek veya çalışmak için kullanılan oda
He is reading in the den
Çalışma odasında kitap okuyor
yuva
yasa dışı faaliyetlerin yapıldığı gizli yer
The police raided the gambling den
Polis kumar yuvasına baskın düzenledi
hoşça kal
Sahnedeayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
çöp
Sahnedeatık madde veya istenmeyen şeyler
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
darmadağın etmek
bir şeye ciddi zarar vermek veya onu yıkmak
Someone trashed the hotel room
Birisi otel odasını darmadağın etti
ayaktakımı
genellikle alt tabakadan görülen ve kötü davranışları olan insanlar
He treats them like trash
Onlara ayaktakımı muamelesi yapıyor
kötülemek
birisi hakkında kötü şeyler söylemek
He likes to trash his rivals
Rakiplerini kötülemeyi seviyor
mahvetmek
bir şeyi yok etmek veya çok dağınık hale getirmek
They decided to trash the old room
Eski odayı mahvetmeye karar verdiler
bozguna uğratmak
bir yarışmada veya oyunda birini tamamen yenmek
Our team trashed them in the final game
Takımımız final maçında onları bozguna uğrattı
aşırı sarhoş
çok sarhoş
He got completely trashed at the party
Partide aşırı sarhoştu
mahvolmuş
kötü bir şekilde zarar görmüş veya çok dağınık hale gelmiş
The room was trashed after the party
Oda partiden sonra mahvolmuştu
çöp
istenmeyen veya işe yaramaz malzeme
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
işten çıkış yapmak
Sahnedegün sonunda işten ayrıldığını kaydetmek
I clock out at five o'clock
Saat beşte işten çıkış yaparım
koordine etmek
Sahnedeşeylerin birlikte çalışmasını sağlamak için düzenlemek
We need to coordinate our efforts
Çabalarımızı koordine etmemiz gerekiyor
koordinat
bir konumun yerini gösteren sayı dizisi
Enter the coordinates of the city
Şehrin koordinatlarını girin
koordine etmek
faaliyetleri veya insanları düzenlemek ve yönetmek
I need to coordinate the project team
Proje ekibini koordine etmem gerekiyor
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
zihinsel
Sahnedezihinle veya düşüncelerle ilgili olan
It is a mental process
Bu zihinsel bir süreçtir
deli
normal bir şekilde düşünmeyen
He acts mental today
Bugün deli gibi davranıyor
akıl hastası
zihinsel rahatsızlığı olan kimse
He acts like a mental
Akıl hastası gibi davranıyor
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
posta kutusu
Sahnedemektup veya paketlerin alınması veya gönderilmesi için kullanılan kutu
The mail is in the mailbox
Posta, posta kutusunda
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
Sahnedebir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
pusuda beklemek
Sahnedegizlenip sessizce izlemek
A stranger was lurking in the shadows
Gölgelerde bir yabancı pusuda bekliyordu
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
araç
Sahnedeinsanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere taşımak için kullanılan şey
The car is a common vehicle
Araba yaygın bir araçtır
başka biri
Sahnedeherhangi başka bir kişi
Is anybody else coming to the party
Partiye başka biri geliyor mu
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
tıbbi
Sahnedehastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
tıbbi
hastalık veya yaralanma tedavisi ile ilgili
He needs medical attention
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
tepki vermek
Sahnedebaşka bir şeye yanıt olarak bir şey yapmak
How did he react to the news?
Habere nasıl tepki verdi?
ertesi gün
Sahnedemevcut günden sonra gelen gün
I will see you the next day
Seni ertesi gün göreceğim
geri getirmek
Sahnedebirini veya bir şeyi tekrar geri getirmek
Can you bring back my book?
Kitabımı geri getirebilir misin?
hatırlatmak
birinin bir şeyi anımsamasını sağlamak
That music brings back memories
O müzik anıları hatırlatıyor
yeniden getirmek
bir uygulamanın tekrar başlamasını sağlamak
They will bring back the rule
Kuralı yeniden getirecekler
geri getirmek
bir şeyi geldiği yere tekrar getirmek
Please bring back my book
Lütfen kitabımı geri getir
şeker
Sahnedeyiyecek ve içeceklerde kullanılan tatlı madde
I buy sugar
Şeker satın alıyorum
şeker katmak
bir şeyi şekerle tatlandırmak
I sugar my coffee
Kahveme şeker katıyorum
şeker
yiyecekleri tatlandırmak için kullanılan tatlı madde
I put some sugar in my tea
Çayıma biraz şeker koydum
eczane
Sahnedeilaçların hazırlandığı ve satıldığı yer
Where is the nearest pharmacy?
En yakın eczane nerede?
eczane
ilaç satın alınan yer
I bought medicine at the pharmacy
Eczaneden ilaç aldım
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
meşru
Sahnedeyasalara veya kurallara uygun
He has a legitimate reason for being late
Geç kaldığı için meşru bir sebebi var
tavuk
Sahnedeetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
işe dönmek
Sahnedemola verdikten sonra çalışmaya devam etme eylemi
It is time to get back to work
İşe dönme zamanı geldi
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
gönüllü
Sahnedeücret almadan çalışan kişi
He is a volunteer
O bir gönüllüdür
gönüllü olmak
bir şeyi ücret almadan yapmayı teklif etmek
I will volunteer to help
Yardım etmek için gönüllü olacağım
tarif etmek
Sahnedebir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe your house?
Evini tarif edebilir misin?
tarif etmek
birinin veya bir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe him
Onu tarif edebilir misin
tarif etmek
bir şeyin neye benzediğini söylemek
Can you describe your house
Evini tarif edebilir misin
betimlemek
bir şeyi ayrıntılarıyla anlatmak
The author describes the scene well
Yazar manzarayı güzel betimliyor
karşı çıkmak
Sahnedebir şeye karşı konuşmak
He argued against the plan
Plana karşı çıktı
geçim kaynağı
kendinizi geçindirmek için kazandığınız para
Farming is his livelihood
Çiftçilik onun geçim kaynağıdır
tartışmak
bir konu hakkında gerekçe sunmak
He tried to argue his point of view
O kendi bakış açısını savunmaya çalıştı
tartışmak
farklı görüşlere sahip olduğunuz için biriyle kızgın bir şekilde konuşmak
They always argue about money
Onlar her zaman para hakkında tartışırlar
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
çalışan
Sahnedebir işveren için çalışan kişi
He is a new employee
O, yeni bir çalışan
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
yargı
Sahnedebirisi veya bir şey hakkında verilen karar veya görüş
You should not make a quick judgment
Hızlı bir yargıya varmamalısın
muhakeme
doğru kararlar verebilme yeteneği
She showed good judgment
İyi bir muhakeme gösterdi
anladım
Sahnedekarşıdakinin ne dediğini anladığını belirtmek
Gotcha, I will do it
Anladım, yapacağım
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
ayrılmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
her gün
Sahnedeher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
zarf
Sahnedemektup koymak için kullanılan kağıt kap
Put the letter in the envelope
Mektubu zarfa koy
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum