

Vikings — 1. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
389 kelime
Seviye
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
Sahnedebir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
devasa
Sahnedeboyut olarak çok büyük
The elephant is enormous
Fil devasadır
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
uyluk
Sahnedekalça ile diz arasındaki bacak bölümü
My thigh hurts
Uyluğum ağrıyor
uyluk
bacağın kalça ile diz arasındaki kısmı
She felt pain in her thigh after the run
Koşudan sonra uyluğunda ağrı hissetti
neden olmak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesine veya başlamasına yol açmak
The report gave rise to many questions
Rapor pek çok soruya neden oldu
kaldırmak
Sahnedebir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Please raise your hand
Lütfen elinizi kaldırın
yetiştirmek
bir çocuğu yetişkin olana kadar bakıp büyütmek
She raised three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
gündeme getirmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
She raised a new point
Yeni bir konu gündeme getirdi
toplamak
belirli bir miktar para biriktirmek
They raised money for charity
Yardım için para topladılar
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
haberdar olmak
Sahnedebir şeyin varlığından haberdar olmak
I know of a good doctor in town
Kasabada iyi bir doktor olduğunu biliyorum
haberdar olmak
bir şeyin veya birinin varlığından haberdar olmak
I know of a good cafe here
Burada iyi bir kafe olduğunu biliyorum
şekillendirme
Sahnedebir şeyi belli bir biçime sokma
She is shaping the clay
O kile şekil veriyor
birkaç
Sahnedeikiden fazla fakat çok olmayan
I have several books
Birkaç kitabım var
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
ertesi gün
Sahnedemevcut günden sonra gelen gün
I will see you the next day
Seni ertesi gün göreceğim
sadakat
Sahnedegüçlü ve sadık bağlılık
He swore fealty to the king
Krala sadakat yemini etti
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
cinayet
Sahnedebirini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
öldürmek
Sahnedebirini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
yazık
Sahnedebir durumun üzücü olduğunu belirtmek için kullanılır
Too bad you cannot come
Gelememen ne yazık
evlenme teklifi
Sahnedebirine evlilik için yapılan resmi başvuru
He asked for her hand in marriage
Onunla evlenmek için elini istedi
evlenme rızası
birisiyle evlenmeyi kabul etme eylemi
She gave her hand in marriage to him
Onunla evlenmeyi kabul etti
evlenme hakkı
birinin eşi olma hakkı
He asked for her hand in marriage
Onunla evlenmek için izin istedi
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
kısaltmak
Sahnedebir şeyi daha kısa hale getirmek
I will shorten the text
Metni kısaltacağım
bilezik
Sahnedekolun etrafına takılan süs eşyası
She wears a simple arm ring
Sade bir bilezik takıyor
hazine
Sahnedeçok değerli olan şey
They found the pirate's hidden treasure
Korsanın gizli hazinesini buldular
çok değer vermek
bir şeye çok önem vermek ve onu korumak
I treasure our friendship
Arkadaşlığımıza çok değer veriyorum
hazine
çok özel ve sevilen kimse
You are a real treasure to us
Sen bizim için gerçek bir hazinesin
hazine
çok değerli veya önemli olan bir şey
They found a chest of gold treasure
Bir sandık dolusu altın hazine buldular
dahil etmek
Sahnedebirini bir işe katılmaya çağırmak
They will bring in a new team
Yeni bir ekip dahil edecekler
gelir sağlamak
bir işten veya faaliyetten para kazanmak
He brings in a lot of money
Çok para kazanıyor
gözaltına almak
bir şüpheliyi polis merkezine götürmek
The police will bring in the suspect
Polis şüpheliyi gözaltına alacak
içeri getirmek
bir şeyi bir yerin içine taşımak
Please bring in the groceries
Lütfen market alışverişini içeri getir
çağırmak
birinin bir yere gelmesini istemek
They will bring in an expert to help
Yardım etmesi için bir uzman çağıracaklar
dahil etmek
bir şeyi grubun parçası haline getirmek
We should bring in an expert to help
Yardım etmesi için bir uzman dahil etmeliyiz
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
omurga
Sahnedebir geminin alt kısmındaki ana yapı
The ship has a strong keel
Gemi güçlü bir omurgaya sahip
devrilmek
bir yanına doğru devrilmek
The boat keeled over
Tekne devrildi
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
korkak
Sahnedekolayca korkan kimse
Don't be such a coward
Bu kadar korkak olma
korkak
tehlikeden kaçan kişi
He is a coward for running away
Kaçtığı için o bir korkak
ödlek
cesareti olmayan kimse
Don't be a coward
Ödlek olma
korkak
zor bir şey yapmaktan korkan kimse
He is a coward for running away
Kaçtığı için o bir korkak
suçlu
Sahnedebir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
bir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçluluk duyan
bir şeyi yanlış yaptığı için kötü hissetme
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için suçluluk duydu
suçlu
yasalara veya ahlaki kurallara aykırı bir şey yapmış olma
The jury found him guilty
Jüri onu suçlu buldu
eşit
Sahnededeğer durum veya miktar bakımından aynı olan
The two pieces of cake are equal in size
İki kek parçası eşit boyutta
eşit olmak
değer veya anlam bakımından aynı olmak
Two plus two is equal to four
İki artı iki dörde eşittir
eş
hakları statüsü veya yeteneği başka biriyle aynı olan kişi
She is treated like an equal
Ona bir eş gibi davranılıyor
tatlandırıcı
şeker yerine kullanılan yapay bir marka
I put Equal in my coffee
Kahveme Equal koyuyorum
bıçak
Sahnedebir şeyleri kesmek için kullanılan keskin araç
He sharpened his knife before cutting the rope
İpi kesmeden önce bıçağını biledi
bıçaklamak
birine kesici aletle saldırmak
He was afraid that someone would knife him
Birinin onu bıçaklamasından korkuyordu
bıçak
kesme işlerinde kullanılan keskin alet
Use a knife to cut the apple
Elmayı kesmek için bir bıçak kullan
bıçak
kesmek için keskin kenarı olan bir alet
I use a knife to cut bread
Ekmek kesmek için bir bıçak kullanırım
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
küfretmek
Sahnedekaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Stop cursing now
Şimdi küfretmeyi bırak
belâ
sıkıntı veya zarar veren şey
This addiction is a curse
Bu bağımlılık bir beladır
lanetlemek
sihir kullanarak zarar vermek
He cursed his enemy
Düşmanını lanetledi
lanet
kötü şans getiren sihirli büyü
The curse lasted for years
Lanet yıllarca sürdü
dış yüzey
Sahnedebir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
öğle
Sahnedegünün ortası, saat on iki
I will see you at noon
Seninle öğlen görüşürüz
öğle
günün ortası saat on iki
We will meet at noon
Öğlen buluşacağız
niyetlenmek
Sahnedebir şey yapmayı planlamak veya amaçlamak
We look to finish the work today
İşi bugün bitirmeyi planlıyoruz
güvenmek
birinden yardım veya tavsiye beklemek
They look to their parents for guidance
Rehberlik için anne babalarına güveniyorlar
hesaba katmak
bir durumu dikkatlice değerlendirmek
You should look to the risks
Riskleri hesaba katmalısın
başvurmak
yardım veya tavsiye için birine yönelmek
We look to you for advice
Tavsiye için sana başvuruyoruz
ipek
Sahnedeipekböceklerinden üretilen yumuşak ve parlak bir kumaş
This scarf is made of silk
Bu atkı ipekten yapılmıştır
ancak
Sahnedebir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
kalkanlı savaşçı
Sahnedeİskandinav kültüründe savaşan kadın
The shield maiden fought bravely in battle
Kalkanlı savaşçı savaşta cesurca savaştı
savaşçı kadın
Sahnedeİskandinav mitolojisinde dövüşen kadın
Shield maidens were highly skilled in combat
Savaşçı kadınlar dövüş konusunda oldukça yetenekliydi
kadın savaşçı
İskandinav efsanelerinde yer alan kadın figürü
She is known as a legendary shield maiden
O efsanevi bir kadın savaşçı olarak bilinir
denizde
Sahnededeniz üzerinde bulunma durumu
The ship was at sea for two weeks
Gemi iki hafta denizdeydi
ne yapacağını bilemez
ne yapacağını ya da nereye gideceğini bilmeme durumu
I was at sea with the new instructions
Yeni talimatlar karşısında ne yapacağımı bilemiyordum
denizde
okyanusta bir geminin içinde olmak
The sailors have been at sea for months
Denizciler aylardır denizde
biriyle yatmak
Sahnedebirisiyle cinsel ilişkiye girmek
He slept with her
Onunla yattı
aynı yatağı paylaşmak
başka bir kişiyle aynı yatakta uyumak
She sleeps with her brother
O erkek kardeşiyle aynı yatağı paylaşıyor
cinsel ilişkiye girmek
biriyle cinsel birleşme yaşamak
They slept with each other
Birbirleriyle cinsel ilişkiye girdiler
aynı yatakta yatmak
biriyle aynı yatakta uyumak
I slept with my baby
Bebeğimle aynı yatakta yattım
sessizlik
Sahnedesesin yokluğu
I enjoy the silence
Sessizliği severim
batmak
Sahnedeözellikle suyun içine doğru aşağı inmek
The ship started to sink
Gemi batmaya başladı
lavabo
yıkama için kullanılan kap
Wash your hands in the sink
Ellerini lavaboda yıka
batmak
bir girişimin başarısızlığa uğraması
His new company started to sink
Yeni şirketi batmaya başladı
ısı emici
ısıyı emip dağıtan cihaz
The computer needs a heat sink
Bilgisayarın bir ısı emiciye ihtiyacı var
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma adımları
Follow the standard procedure
Standart yöntemi izleyin
prosedür
bir şeyi yapmak için izlenen işlem sırası
Follow the safety procedure
Güvenlik prosedürünü takip edin
başa çıkmak
Sahnedebir işi veya sorunu yönetmek için harekete geçmek
I will deal with the problem tomorrow
Sorunla yarın başa çıkacağım
ilgili olmak
belirli bir konu hakkında konuşmak veya konuyla ilgilenmek
This book deals with ancient history
Bu kitap antik tarih ile ilgili
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
ilgilenmek
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
çiftçi
Sahnedetarım ürünleri yetiştiren veya hayvan besleyen kişi
The farmer is harvesting the crops
Çiftçi mahsulleri hasat ediyor
çiftçi
ekin yetiştiren veya hayvan besleyen kişi
The farmer plants seeds
Çiftçi tohumları eker
çiftçi
tarım ile uğraşan kimse
My grandfather was a farmer
Büyükbabam bir çiftçiydi
çiftçi
çiftlikte çalışan veya tarım yapan kişi
The farmer is planting seeds
Çiftçi tohum ekiyor
rota
Sahnedeizlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
elbette
evet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
farkında
Sahnedegizli bir durumu fark etmek veya bilmek
The police are onto him
Polis onun farkında
üzerine
bir şeyin yüzeyindeki bir konuma doğru
He jumped onto the chair
Sandalyenin üzerine atladı
duymak
Sahnedebirinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
I have never heard of this artist
Bu sanatçıyı hiç duymadım
duymak
bir kişi veya olay hakkında bilgi sahibi olmak
I have heard of that famous author
O ünlü yazarı duydum
öğrenmek
bir şeyin varlığından haberdar olmak
Have you heard of the new concert
Yeni konseri duydun mu
saldırmak
Sahnedebirine aniden ve şiddetli bir biçimde hücum etmek
A group of thieves set upon the man
Bir grup hırsız adama saldırdı
kabul edilmemiş
Sahnedebir gerçeğin doğru olduğunun onaylanmaması
Her hard work went unacknowledged
Çok çalışması kabul görmedi
işemek
Sahnedeidrar yapmak
He needs to piss
İşemesi gerekiyor
sinirlendirmek
birini kızdırmak
Stop pissing me off
Beni sinirlendirmeyi bırak
çarçur etmek
bir şeyi dikkatsizce veya aptalca harcamak
He pissed away his entire salary on gambling
Tüm maaşını kumarda çarçur etti
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
talep
Sahnedebir şeyi isteme eylemi
I demand an explanation
Bir açıklama talep ediyorum
talep etmek
bir şeyi ısrarla veya zorla istemek
The workers demand higher wages
İşçiler daha yüksek ücret talep ediyor
talep etmek
bir şeyi kesin veya güçlü bir şekilde istemek
The workers demand better pay
İşçiler daha iyi ücret talep ediyor
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
tanıdık
Sahnededaha önce karşılaşılan veya aşina olunan
This melody sounds known
Bu melodi tanıdık geliyor
bilinen
hakkında bilgiye sahip olunan
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
ünlü
birçok kişi tarafından tanınan
He is a known singer
O ünlü bir şarkıcıdır
tanınmış
birçok kişi tarafından bilinen
He is a known author
O tanınmış bir yazar
suçlamak
Sahnedebirini yasal olmayan bir şey yapmakla resmen itham etmek
The police charged him with robbery
Polis onu soygunla suçladı
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
ücret talep etmek
bir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
sorumluluk
birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi veya şey
The children were in her charge
Çocuklar onun sorumluluğundaydı
ücret talep etmek
bir hizmet veya ürün için para istemek
They charge a high price
Bunun için yüksek ücret talep ediyorlar
hücum emri
ileri atılmayı veya saldırmayı bildiren komut
The general gave the order to charge
General hücum emrini verdi
hücum etmek
bir yöne doğru hızla ve güç kullanarak hareket etmek
The bull charged at the matador
Boğa matadora hücum etti
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmi olarak söylemek
The police will charge him with robbery
Polis onu soygunla suçlayacak
saldırmak
birine veya bir şeye hızlıca ve saldırganca hareket etmek
The soldiers charge the enemy position
Askerler düşman mevzisine saldırıyor
sorumluluk
kontrol veya mesuliyet sahibi olma durumu
She is in charge of the team
Ekibin sorumluluğu onda
yönetmek
bir şey üzerinde kontrol veya mesuliyet sahibi olmak
The manager charges the department
Müdür departmanı yönetiyor
sorumlu
bir şeyi idare etmekten veya kontrol etmekten yükümlü
Who is in charge of this project
Bu projenin sorumlusu kim
uyum sağlamak
Sahnedebir duruma veya ortama uygun olmak
The new rules work in well
Yeni kurallar iyi uyum sağlıyor
eklemek
bir şeyi başka bir şeyin içine katmak
I need to work in more details
Daha fazla detay eklemem gerekiyor
zaman ayırmak
yoğun bir programda birine veya bir şeye yer açmak
I can work in a meeting at noon
Öğlen için bir toplantıya zaman ayırabilirim
sektörde çalışmak
belirli bir alanda veya endüstride görevli olmak
She works in finance
O finans sektöründe çalışıyor
birlikte çalışmak
başkalarıyla ortaklaşa iş yapmak
I enjoy working in a team
Takım halinde çalışmaktan keyif alıyorum
çalışmak
bir yerde iş sahibi olmak
I work in a bank
Bir bankada çalışıyorum
dahil etmek
bir şeye eklemek veya karıştırmak
We should work in some exercise to our routine
Rutinimize biraz egzersiz dahil etmeliyiz
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
iyi geceler
Sahnedeayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
iyi geceler
gece veda ederken kullanılan ifade
Good night see you tomorrow
İyi geceler yarın görüşürüz
iyi geceler
akşam veda ederken veya uyumaya giderken kullanılan nazik bir ifade
I will see you tomorrow good night
Yarın görüşürüz iyi geceler
güzel bir akşam
akşam saatlerinde geçirilen keyifli vakit
I had a good night with my friends
Arkadaşlarımla güzel bir akşam geçirdim
reddetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını belirtmek
He refused to help me
Bana yardım etmeyi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını veya kabul etmeyeceğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
Sahnedebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
sürüklenmek
Sahnedebelirli bir yönü olmadan yavaşça hareket etmek
The boat started to drift away
Tekne sürüklenmeye başladı
ana fikir
bir sözün veya konuşmanın genel anlamı
I get the drift of what you are saying
Söylediklerinin ana fikrini anlıyorum
yanlamak
bir taşıtın kontrollü bir biçimde yan yan ilerlemesi
The car began to drift around the turn
Araba virajda yanlamaya başladı
kar yığını
rüzgarın bir araya getirdiği büyük kar kütlesi
The snow drift blocked the entrance
Kar yığını girişi kapattı
uzanmak
Sahnededinlenmek için vücudunu düz bir pozisyona getirmek
I want to lie down
Uzanmak istiyorum
uzanıp dinlenmek
yatay pozisyonda kısa süreli dinlenme
He needs a lie down
Onun biraz uzanıp dinlenmeye ihtiyacı var
uzanmak
dinlenmek ya da uyumak için vücudu yatay konuma getirmek
I want to lie down for a while
Biraz uzanmak istiyorum
yüz
Sahnede100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
kefaret ödemek
Sahnedeyaptığı bir yanlışı telafi etmeye çalışmak
He tried to atone for his mistakes
Hataları için kefaret ödemeye çalıştı
acımasızca
Sahnedehiç merhamet göstermeden
He committed the crime in cold blood
Suçu acımasızca işledi
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
anlamak
birinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
on iki
Sahnedeon bir ile on üç arasındaki sayı
I have twelve apples
On iki elmam var
ilan etmek
Sahnedebir şeyi resmî olarak söylemek
The government declared a holiday
Hükümet tatil ilan etti
ilan etmek
bir şeyi resmi veya açık bir şekilde söylemek
The government declared the holiday
Hükümet tatili ilan etti
ilan etmek
bir şeyi resmi veya aleni olarak açıklamak
They declared the war over
Savaşın bittiğini ilan ettiler
mağdur
Sahnedebir olay nedeniyle zarar görmüş kişi
He was a victim of the accident
Kazanın mağduruydu