

Vikings — 4. Sezon Bölüm 20
Kelimeler ve anlamları
319 kelime
Seviye
uygulamak
Sahnedebir kuralın veya yasanın uygulanmasını sağlamak
The police enforce the law
Polis yasayı uygular
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
ötesinde
Sahnedebir şeyin sınırlarının veya anlayışının dışında
This is beyond my understanding
Bu benim anlayışımın ötesinde
ötesinde
bir yerin veya şeyin daha uzak tarafında
The village is beyond those hills
Köy şu tepelerin ötesinde
çiftçi
Sahnedetarım ürünleri yetiştiren veya hayvan besleyen kişi
The farmer is harvesting the crops
Çiftçi mahsulleri hasat ediyor
çiftçi
ekin yetiştiren veya hayvan besleyen kişi
The farmer plants seeds
Çiftçi tohumları eker
çiftçi
tarım ile uğraşan kimse
My grandfather was a farmer
Büyükbabam bir çiftçiydi
çiftçi
çiftlikte çalışan veya tarım yapan kişi
The farmer is planting seeds
Çiftçi tohum ekiyor
her şeye gücü yeten
Sahnedebüyük güce sahip olan
God is almighty
Tanrı her şeye gücü yetendir
yapamamak
Sahnedebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
oluşum
Sahnedeoluşmuş veya yaratılmış olan şey
The rock formation is beautiful
Kaya oluşumu güzel
oluşum
bir şeyin meydana getirilme süreci
The formation of clouds is a natural process
Bulutların oluşumu doğal bir süreçtir
diziliş
insanların veya nesnelerin bir arada durma biçimi
The team practiced their new formation
Takım yeni dizilişlerini çalıştı
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
daima
Sahnedeher zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
kardeşlik birliği
Sahnedeortak ilgi alanlarına sahip erkeklerin örgütü
He is a member of a local brotherhood
Yerel bir kardeşlik birliğinin üyesidir
kardeşlik
ortak amaçları paylaşan insanlar topluluğu
The brotherhood grew over time
Kardeşlik topluluğu zamanla büyüdü
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
duymak
Sahnedebirinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
I have never heard of this artist
Bu sanatçıyı hiç duymadım
duymak
bir kişi veya olay hakkında bilgi sahibi olmak
I have heard of that famous author
O ünlü yazarı duydum
öğrenmek
bir şeyin varlığından haberdar olmak
Have you heard of the new concert
Yeni konseri duydun mu
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
buranın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
terk etmek
Sahnedearkada bırakmak veya vazgeçmek
He had to abandon his car
Arabasını terk etmek zorunda kaldı
terk etmek
birini veya bir yeri bırakıp gitmek
They had to abandon the ship
Gemiyi terk etmek zorunda kaldılar
kendinden geçme
kısıtlanmış veya kontrol altında hissetmeme durumu
She danced with total abandon
O tamamen kendinden geçerek dans etti
teselli etmek
Sahnedeüzgün birine kendini daha iyi hissettirmek
I tried to console her
Onu teselli etmeye çalıştım
konsol
kontrol düğmelerinin bulunduğu panel
He used the game console
Oyun konsolunu kullandı
boğaz
Sahnedeağızdan mideye giden iç geçit
My throat is sore
Boğazım ağrıyor
boğaz
boynun ön kısmındaki kanal
Something is stuck in my throat
Boğazıma bir şey kaçtı
boğaz
boynun ön kısmında yiyecek ve hava geçişini sağlayan bölge
My throat is sore today
Bugün boğazım ağrıyor
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere gitme eylemi
The journey took ten hours
Yolculuk on saat sürdü
yolculuk yapmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They will journey across the country
Ülke genelinde yolculuk yapacaklar
yolculuk
bir hedefe ulaşmak için yaşanan uzun veya zorlu olaylar dizisi
Learning a new language is a long journey
Yeni bir dil öğrenmek uzun bir yolculuktur
rock grubu
ünlü bir amerikalı rock müzik grubu
I love listening to the band Journey
Journey grubunun şarkılarını dinlemeyi seviyorum
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
geri çekmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyden uzaklaştırmak
Pull back the curtain
Perdeyi geri çek
geri çekilmek
bir şeyden uzaklaşmak
The army decided to pull back
Ordu geri çekilmeye karar verdi
sevmek
Sahnedebir şeye karşı sevgi hissetmek
I don't care for sweets
Tatlılardan hoşlanmam
bakmak
birinin veya bir şeyin ihtiyaçlarını karşılamak
He cares for his sick dog
Hasta köpeğine bakıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
Would you care for some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
hoşlanmamak
bir şeyi beğenmemek ya da sevmemek
I do not care for this food
Bu yemekten hoşlanmıyorum
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
seçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
seçmek
bir gruptan bir şeyi tercih etmek
Choose your favorite color
En sevdiğin rengi seç
seçmek
bir karar vererek tercihini yapmak
You must choose a path
Bir yol seçmelisin
seçilmiş
bir grup arasından özenle ayrılmış
This is the chosen one
Bu seçilmiş olandır
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
erdem
Sahnedeahlaki açıdan iyi olma niteliği
Patience is a virtue
Sabır bir erdemdir
erdem
iyi olma durumu
Patience is a virtue
Sabır bir erdemdir
sonsuz
Sahnedesonu olmayan veya sonsuza kadar süren
The ocean looks endless
Okyanus sonsuz görünüyor
başka bir yerde
Sahnedefarklı bir yerde
The book is elsewhere
Kitap başka bir yerde
acele etmek
Sahnedehızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
aceleye getirmek
Sahnedebir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
acele
bir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
Sahnedebir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
memnun etmek
Sahnedebirini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
dil
Sahnedefikirleri ifade etmek için kullanılan kelime sistemi
I am learning a new language
Yeni bir dil öğreniyorum
dil
konuşurken kullanılan kelimeler
He speaks a foreign language
O yabancı bir dil konuşuyor
taht
Sahnedekral veya kraliçenin oturduğu özel koltuk
The king sat on his throne
Kral tahtına oturdu
taht
kral veya kraliçelerin oturduğu özel koltuk
The king sat on his golden throne
Kral altın tahtına oturdu
klozet
tuvalet için kullanılan gayri resmi kelime
He is sitting on the throne
O klozetin üzerinde oturuyor
büyük
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
önlük
Sahnedekıyafetlerin üzerine giyilen koruyucu giysi
She wore an apron while cooking
Yemek yaparken önlük giydi
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
şarap üreticisi
Sahnedeşarap yapan kişi
The vintner sells his own wine
Şarap üreticisi kendi şarabını satıyor
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir seçeneğin kullanılması
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
onun yerine
alternatif bir seçenek olarak
There was no coffee, so I drank tea instead
Kahve yoktu, bu yüzden onun yerine çay içtim
yerine
bir şeyin veya birinin yerine
I chose tea instead of coffee
Kahve yerine çay seçtim
alçakgönüllülük
Sahnedekendini başkalarından üstün görmeme durumu
He showed great humility when he accepted the award
Ödülü kabul ederken büyük bir alçakgönüllülük gösterdi
dua etmek
SahnedeTanrı'ya yakarmak veya Onunla konuşmak
I pray every morning
Her sabah dua ederim
savaş alanı
Sahnedesavaşın gerçekleştiği yer
The soldiers entered the battlefield
Askerler savaş alanına girdi
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
Sahnedehemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
baskın
Sahnedeani bir saldırı veya istila
The police conducted a raid on the building
Polis binaya baskın düzenledi
baskın
ani ve beklenmedik saldırı
The police planned a raid
Polis bir baskın planladı
sprey
bir kaptan küçük damlalar halinde püskürtülen sıvı
Use the raid to kill the insects
Böcekleri öldürmek için Raid kullan
baskın yapmak
bir yere izinsiz girip bir şeyler almak
They raided the kitchen for food
Yiyecek için mutfağa baskın yaptılar
geri çekilmek
Sahnedesavaşta düşmandan uzaklaşmak
The army had to retreat
Ordu geri çekilmek zorunda kaldı
inziva
dinlenmek veya düşünmek için gidilen sessiz yer veya etkinlik
She went on a weekend retreat
Hafta sonu inzivasına gitti
sığınak
dinlenmek veya düşünmek için gidilen sakin yer
They went to a mountain retreat for the weekend
Hafta sonu için dağdaki bir sığınağa gittiler
geri çekilmek
bir durumdan veya konumdan uzaklaşmak
The army decided to retreat
Ordu geri çekilmeye karar verdi
araçla uzaklaşmak
Sahnedebir aracı kullanarak bir yerden ayrılmak
He drove away in his car
Arabasıyla uzaklaştı
uzaklaştırmak
birini veya bir şeyi bir yerden gitmeye zorlamak
The loud noise drove away the birds
Yüksek ses kuşları uzaklaştırdı
kovmak
birini bir yerden gitmeye zorlamak
He tried to drive away the birds
Kuşları kovmaya çalıştı
arabayla uzaklaşmak
bir araçla bir yerden ayrılmak
She got in and drove away
Arabaya bindi ve uzaklaştı
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
sorgulamak
Sahnedebir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
Soru sormak
birinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
karmaşıklaştırmak
Sahnedebir şeyi daha zor veya anlaşılmaz hale getirmek
Do not complicate the situation
Durumu karmaşıklaştırma
karmaşıklaştırmak
anlaşılmasını veya çözülmesini zor hale getirmek
Don't complicate the problem
Problemi karmaşıklaştırma
tarım
Sahnedeürün yetiştirme veya hayvan besleme faaliyeti
The economy relies on farming
Ekonomi tarıma dayanıyor
çiftçilik
toprakta ürün yetiştirme veya hayvan besleme işi
Farming is hard work
Çiftçilik zor bir iştir
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
kalan
Sahnedeyapılması veya tamamlanması gereken şey
There are two weeks to go before the exam
Sınava iki hafta kaldı
paket
bir restorandan alıp başka yerde yemek için
Two coffees to go please
İki kahve paket olsun lütfen
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
kayırmak
Sahnedebirine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
yardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
düşünme
Sahnedezihni bir şey üzerinde kullanma veya akıl yürütme eylemi
Deep thinking helps us learn
Derin düşünme öğrenmemize yardımcı olur
sanma
bir görüşe veya fikre sahip olma
I am thinking it will rain
Yakında yağmur yağacağını sanıyorum
düşünmek
zihinde fikirler barındırmak
I am thinking about the answer
Cevap hakkında düşünüyorum
sanmak
bir fikir veya görüşe sahip olmak
I am thinking he is tired
Onun yorgun olduğunu sanıyorum
düşünme
zihni kullanma eylemi
Deep thinking helps solve problems
Derin düşünme sorunları çözmeye yardımcı olur
kaçınılmaz
Sahnedeolması kesin olan
Change is inevitable
Değişim kaçınılmazdır
topluluk
Sahnedeaynı yerde yaşayan insan grubu
Our community is very friendly
Topluluğumuz çok arkadaş canlısı
topluluk
belirli bir bölgede yaşayan veya ortak özellikleri olan insanlar grubu
He is an active member of our community
O topluluğumuzun aktif bir üyesidir
topluluk
aynı bölgede yaşayan insan grubu
We have a strong community here
Burada güçlü bir topluluğumuz var
yeni konuya geçmek
Sahnedebaşka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
atlatmak
geçmişteki kötü bir olayın etkisinden kurtulup hayatına devam etmek
She is ready to move on after the breakup
Ayrılıktan sonra hayatına devam etmeye hazır
ilerlemek
bir sonraki aşamaya geçmek
We should move on to the next topic
Bir sonraki konuya ilerlemeliyiz
yeni bir başlangıç yapmak
önceki bir işi bitirdikten sonra farklı bir şeye başlamak
It is time to move on with your life
Hayatına yeni bir başlangıç yapma zamanı geldi
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
ilişki kurmak
biriyle veya bir şeyle yakın bağ kurmak veya dahil olmak
I want to go with someone who is kind
Kibar biriyle ilişki kurmak istiyorum
düşman
Sahnedesavaştığınız veya rekabet ettiğiniz kişi
They are old enemies
Onlar eski düşmanlar
intikam
Sahnedesize zarar veren birine karşılık verme eylemi
He wanted revenge for the joke
Şaka için intikam almak istedi
öç
yapılan bir haksızlık için birini cezalandırma eylemi
She sought vengeance for her friend
Arkadaşı için öç almak istedi
intikam
yapılan bir kötülüğe karşılık olarak zarar vermek
He took revenge on his enemy
Düşmanından intikam aldı
iddia etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek veya hak sahipliğini öne sürmek
He claims that he is innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
hak talep etmek
Sahnedebir şeyin mülkiyetini istemek
He claimed his lost bag
Kayıp çantasını talep etti
iddia etmek
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
She claims to be innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
canına mal olmak
birinin ölümüne neden olmak
The earthquake claimed many lives
Deprem birçok cana mal oldu
savaşmak
Sahnedebir savaşta yer almak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
savaşmak
birini veya bir şeyi yenmeye çalışmak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
mücadele etmek
zor bir durumla başa çıkmak için çok çabalamak
They battle against the storm
Onlar fırtınaya karşı mücadele ediyor
hukuki mücadele
bir mahkemede yaşanan uzun ve zorlu anlaşmazlık
They fought a long battle in court
Mahkemede uzun bir hukuk mücadelesi verdiler
bağışlamak
Sahnedebirini zarar görmekten veya ölmekten kurtarmak
The enemy decided to spare his life
Düşman onun hayatını bağışlamaya karar verdi
yedek
fazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
bir şeyi kullanmayıp başkasına vermek için kenara koymak
Can you spare a minute to help me
Bana yardım etmek için bir dakika ayırabilir misin
esirgemek
birini bir zahmetten veya yükten kurtarmak
Please spare me the details
Lütfen detayları benden esirge
el arabası
Sahnedeeşya taşımak için kullanılan küçük tekerlekli taşıt
He pushed the heavy cart
Ağır el arabasını itti
seyyar araba
mal satmak için kullanılan küçük araç
He bought some snacks from the cart
Atıştırmalıklarını o seyyar arabadan aldı
araba ile taşımak
bir şeyi tekerlekli bir araç kullanarak bir yerden başka bir yere götürmek
He carted the boxes to the warehouse
Kutuları depoya arabayla taşıdı
el arabası
eşya taşımaya yarayan küçük tekerlekli araç
He pushed the cart to the shop
El arabasını dükkana doğru itti
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
başarmak
Sahnedeözellikle çaba sarf ettikten sonra bir şeyi başarmak
She worked hard to achieve her goals
Hedeflerini başarmak için çok çalıştı
başarmak
bir çaba sonucunda başarılı olmak
You can achieve anything with hard work
Çok çalışarak her şeyi başarabilirsin
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya iyi bir sonuç elde etmek
You can achieve your goals with hard work
Çok çalışarak hedeflerine ulaşabilirsin
bu sırada
Sahnedeiki olay arasındaki zaman
In the meantime, please wait here
Bu sırada lütfen burada bekleyin
bu esnada
iki olay arasında geçen zaman
I will wait here in the meantime
Ben bu esnada burada bekleyeceğim
bu arada
iki olay arasında geçen süre
I will cook in the meantime
Bu arada yemek pişireceğim
beklenmek
Sahnedebir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
beklemek
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
yer
Sahnedebir şeyin bulunduğu yer
This is the site of the accident
Burası kazanın olduğu yer
alan
belirli bir amaç için kullanılan bölge
The construction site is closed
İnşaat alanı kapalı
web sitesi
internette web sayfalarının bulunduğu yer
I found this information on a site
Bu bilgiyi bir sitede buldum
eşlik etmek
Sahnedebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
birlikte gelmek
bir şeyin parçası olarak sunulmak veya satılmak
This phone comes with a charger
Bu telefon şarj aletiyle birlikte geliyor
beraberinde gelmek
bir şey ile aynı zamanda var olmak veya gerçekleşmek
This phone comes with a charger.
Bu telefonun yanında şarj aleti gelir.