

Vikings — 5. Sezon Bölüm 15
Kelimeler ve anlamları
302 kelime
Seviye
utanmış
Sahnedeutanç veya suçluluk hisseden
He felt ashamed of his mistake
Hatasından dolayı utandı
katlanmak
Sahnedezor veya acı verici bir şeye dayanmak
She had to endure the pain
Acıya katlanmak zorundaydı
sürmek
uzun süre devam etmek
The tradition endures today
Gelenek bugün hala sürüyor
katlanmak
zor veya acı verici bir duruma dayanmak
She had to endure the cold weather
Soğuk havaya katlanmak zorunda kaldı
ısrar etmek
Sahnedebirinden bir şey yapmasını kuvvetle istemek
He urged me to tell the truth
Doğruyu söylemem için bana ısrar etti
dürtü
bir şeyi yapmaya yönelik güçlü arzu veya istek
I had a sudden urge to laugh
Aniden gülme isteği duydum
teşvik etmek
birini bir şey yapmaya kuvvetle yönlendirmek
I urge you to follow your dreams
Hayallerinin peşinden gitmeni şiddetle tavsiye ederim
teşvik
birini bir şey yapmaya ikna etme çabası
Her words were a strong urge to study
Onun sözleri ders çalışmak için güçlü bir teşvikti
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
sahte
Sahnedegerçek veya doğru olmayan
This diamond is not real
Bu elmas sahte
anlaşıldı
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu kavramak
I understood the lesson
Dersi anladım
anlamak
söylenen ya da belirtilen bir şeyi zihinsel olarak kavramak
I understood the main point
Ana noktayı anladım
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
eksik olmak
Sahnedegerekli olan bir şeye sahip olmama
We lack the money to buy a car
Araba almak için paramız eksik
eksiklik
bir şeyin olmaması durumu
There is a lack of water
Su eksikliği var
eksiklik
bir şeyin yeterli miktarda bulunmaması
There is a lack of food
Yiyecek eksikliği var
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
yenmek
Sahnedebir yarışma veya kavgada birini mağlup etmek
Our team defeated them
Takımımız onları yendi
yenilgi
bir oyun veya yarışmayı kazanamama durumu
He accepted his defeat
Yenilgisini kabul etti
boşa çıkarmak
bir şeyin yararlı veya etkili olmasını engellemek
This error defeats the purpose of the experiment
Bu hata deneyin amacını boşa çıkarıyor
yenilmek
bir yarışma veya kavgada rakibine karşı kaybetmek
The team was defeated in the game
Takım oyunda yenildi
pagan
Sahnedeçok tanrılı bir dine mensup olan veya bu dinle ilgili
The ancient Romans had pagan beliefs
Antik Romalıların pagan inanışları vardı
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
karşı
Sahnedebir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
şüphe duymak
Sahnedebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphelenmek
bir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
şüphe
bir şeyin doğru olup olmadığından emin olamama hissi
I have some doubt about his story
Onun hikayesi hakkında biraz şüphem var
lanetlemek
Sahnedebirinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanet olsun
öfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
faydalı
Sahnedeyararlı olan veya yardımı dokunan
This map is very useful
Bu harita çok faydalı
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
berbat
Sahnedeçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
berbat
Sahnedeaşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
uğruna
bir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
gaspçı
Sahnedegücü veya yetkiyi yasadışı yollarla ele geçiren kimse
The usurper seized the throne by force
Gaspçı tahtı zorla ele geçirdi
gaspçı
başkasına ait olan bir konumu veya gücü zorla ele geçiren kimse
The usurper took the throne by force
Gaspçı tahtı zorla ele geçirdi
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
bir şey
Sahnedebelirtilmemiş herhangi bir şey
I want something to eat
Yiyecek bir şey istiyorum
yaklaşık
yaklaşık bir miktar veya dereceyi belirtmek için kullanılır
It costs something like ten dollars
Yaklaşık on dolar tutuyor
bir şey
ne olduğu bilinmeyen bir şey
There is something in my eye
Gözümde bir şey var
kutsamak
SahnedeTanrı'dan birini korumasını veya ona yardım etmesini istemek
God bless you
Tanrı seni kutsasın
kutsamak
Sahnedebirini zarardan korumak için kutsamak
May God bless you and keep you safe
Tanrı seni kutsasın ve güvende tutsun
şanslı hissetmek
kendini çok şanslı veya minnettar hissetmek
I feel blessed to have such a great family
Harika bir aileye sahip olduğum için kendimi şanslı hissediyorum
kutsamak
birine mutluluk veya iyilik vermek
Her kindness blesses those around her
Onun nezaketi çevresindekileri mutlu eder
kazanmak
Sahnedebir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
kazanmak
bir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
ödül kazanmak
yarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
sevgisini kazanmak
birinin aşkını veya ilgisini elde etmek
He hoped to win her heart
Onun kalbini kazanmayı umuyordu
büyük zafer
çok büyük bir galibiyet veya başarı
The election was a big win for the party
Seçim parti için büyük bir zaferdi
galibiyet
bir yarışmada elde edilen başarı veya ödül
That was an easy win for them
Onlar için kolay bir galibiyetti
kazanmak
ödül almak veya birinci olmak
I want to win the game
Oyunu kazanmak istiyorum
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
komplo kurmak
Sahnedegizlice bir şey planlamak
They conspired to overthrow the government
Hükümeti devirmek için komplo kurdular
komplo kurmak
Sahnedekötü bir şey yapmak için başkalarıyla gizlice planlar hazırlamak
The villains conspired to steal the treasure
Kötü adamlar hazineyi çalmak için komplo kurdular
gizli anlaşma yapmak
başkalarıyla kötü bir şey yapmak için gizli planlar kurmak
They conspired to rob the bank
Bankayı soymak için gizli anlaşma yaptılar
gerçekten
Sahnedegerçek veya dürüst bir şekilde
He is truly sorry for his mistake
Hatalarından dolayı gerçekten pişman
gerçekten
samimi veya dürüst bir şekilde
I am truly sorry
Gerçekten üzgünüm
gerçekten
aşırı derecede
He is truly kind
O gerçekten nazik
kahramanlık
Sahnedecesur veya etkileyici bir eylem
He told stories of his brave exploits
Cesur kahramanlıkları hakkında hikayeler anlattı
sömürmek
birini kendi çıkarı için haksız şekilde kullanmak
The company exploits its workers
Şirket işçilerini sömürüyor
yararlanmak
bir şeyi bir amaç için kullanmak
They want to exploit the new technology
Yeni teknolojiden yararlanmak istiyorlar
müttefikler
Sahnedebirlikte çalışan kişi veya gruplar
They became close allies during the war
Savaş sırasında yakın müttefik oldular
mancınık
Sahnedenesneleri havaya fırlatan düzenek
The army used a catapult
Ordu bir mancınık kullandı
fırlatmak
bir şeyi büyük bir kuvvetle havaya atmak
They catapulted the ball high into the air
Topu havaya doğru fırlattılar
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
inanmak
Sahnedebir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
güvenmek
birine güven duymak veya bir fikri desteklemek
I believe in your success
Başaracağına inanıyorum
inanmak
birine veya bir şeye güven duymak
I believe in my team
Takımıma inanıyorum
inanmak
bir şeyin veya birinin gerçekten var olduğunu düşünmek
I believe in ghosts
Hayaletlere inanırım
suçsuz
Sahnedeyanlış bir şey yapmamış olan
He is innocent
O suçsuzdur
masum
zarar verme amacı gütmeyen
It was an innocent mistake
Masum bir hataydı
ağıt
Sahnedebüyük bir üzüntü veya keder ifade etme
Her lamentation for the loss was heart-wrenching
Kaybına duyduğu ağıt yürek burkucuydu
ortaya çıkarmak
Sahnedegizli olan bir şeyi göstermek
She revealed the secret
Sırrı ortaya çıkardı
yormak
Sahnedebirini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
lastik
tekerleğin yola temas eden kauçuk kısmı
The car needs a new tire
Arabanın yeni bir lastiğe ihtiyacı var
sanma
Sahnedebir görüşe veya fikre sahip olma
I am thinking it will rain
Yakında yağmur yağacağını sanıyorum
düşünme
zihni bir şey üzerinde kullanma veya akıl yürütme eylemi
Deep thinking helps us learn
Derin düşünme öğrenmemize yardımcı olur
düşünmek
zihinde fikirler barındırmak
I am thinking about the answer
Cevap hakkında düşünüyorum
sanmak
bir fikir veya görüşe sahip olmak
I am thinking he is tired
Onun yorgun olduğunu sanıyorum
düşünme
zihni kullanma eylemi
Deep thinking helps solve problems
Derin düşünme sorunları çözmeye yardımcı olur
dahil olmak
Sahnedebir şeye katılmak
He got involved in the project
Projeye dahil oldu
karmaşık
birçok parçası veya detayı birbirine bağlı olan
This is an involved process
Bu karmaşık bir süreç
içeren
bir parça veya özellik olarak sahip olmak
The job involved a lot of hard work
İş çok fazla zorlu çalışma gerektirdi
ilişkili
romantik bir ilişki içerisinde olmak
They are involved with each other
Birbirleriyle romantik bir ilişki içerisindeler
üstesinden gelmek
Sahnedebir zorluğun veya sorunun üstesinden gelmeyi başarmak
She overcame her fear
Korkusunun üstesinden geldi
etkisi altına almak
birini çok güçlü bir şekilde etkilemek
She was overcome with emotion
Duygularının etkisi altına girdi
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
zafer
Sahnedebir yarışmada veya mücadelede kazanılan başarı
They celebrated the victory after the game
Maçtan sonra zaferi kutladılar
zafer
bir yarışmada veya savaşta kazanılan başarı
They celebrated their victory
Zaferlerini kutladılar
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
koruma
Sahnedebirini veya bir şeyi güvende tutma işlemi
This helmet provides protection
Bu kask koruma sağlar
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
kutsal
SahnedeTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
aman
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
çırpmak
Sahnedemalzemeleri bir aletle karıştırmak
Beat the eggs before cooking
Pişirmeden önce yumurtaları çırpın
yenmek
birini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
bitkin
çok yorgun ve halsiz hissetme
I am beat after working all day
Bütün gün çalıştıktan sonra bitkinim
erken varmak
bir yere bir başkasından daha önce ulaşmak
I will try to beat you to the station
İstasyona senden önce varmaya çalışacağım
daha iyi olmak
bir şeyden daha arzu edilir veya tercih edilebilir olmak
Nothing beats a cold drink on a hot day
Sıcak bir günde soğuk bir içecekten daha iyisi yoktur
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
ayrılmak
bir yerden gitmek
Let us beat it before it starts raining
Yağmur başlamadan önce hadi ayrılalım
ritim
düzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
kuvvet
Sahnedepolis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
zorlamak
birini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
bilezik
Sahnedekolun etrafına takılan süs eşyası
She wears a simple arm ring
Sade bir bilezik takıyor
inmek
Sahnededaha yüksek bir yerden daha alçak bir yere gitmek
The plane began to descend
Uçak alçalmaya başladı
inmek
yüksek bir noktadan alçak bir seviyeye hareket etmek
The plane began to descend
Uçak alçalmaya başladı
asil
Sahnedeyüksek ahlaki karaktere sahip olan
He has a noble heart
Onun asil bir kalbi var
soylu
özel unvanları olan yüksek bir sosyal sınıfa ait
She comes from a noble family
O soylu bir aileden geliyor
soylu
yüksek sosyal sınıftan olan kişi
The noble lived in a large castle
Soylu kişi büyük bir kalede yaşıyordu
soylu
özel unvanları olan yüksek bir sınıfa mensup
The noble family lived in a large castle
Soylu aile büyük bir kalede yaşıyordu
şahane
Sahnedeçok hoş veya harika
The cake tastes divine
Kekin tadı şahane
kehanette bulunmak
gelecekte ne olacağını tahmin etmek
He tried to divine the future
Geleceği tahmin etmeye çalıştı
harika
çok hoş veya muhteşem
The cake tasted divine
Kekin tadı harikaydı
tanrısal
doğaüstü gücü olduğuna inanılan varlık
They worshiped the divine spirit
Tanrısal ruha taptılar
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
devirmek
Sahnedebir hükümeti veya lideri iktidardan uzaklaştırmak
They tried to overthrow the government
Hükümeti devirmeye çalıştılar
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir mesajı veya kavramı ifade etmek
This word means love
Bu kelime aşk anlamına gelir
kastetmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I meant to call you
Seni aramayı kastetmiştim
anlam
bir kelimenin veya cümlenin ifade ettiği şey
What is the meaning of this word
Bu kelimenin anlamı nedir
iğrenç
Sahnedeçok tatsız veya itici
The food had a vile smell
Yemeğin iğrenç bir kokusu vardı
ancak
Sahnedebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
kutlamak
Sahnedeözel bir etkinlik için eğlenceli bir şeyler yapmak
We celebrate my birthday
Doğum günümü kutlarız
kutlamak
önemli bir olayı anmak için özel bir şeyler yapmak
They celebrate the victory
Zaferi kutluyorlar
kutlamak
özel bir günü veya olayı anmak
We celebrate his birthday every year
Onun doğum gününü her yıl kutlarız
kutlamak
özel bir olay için eğlenceli bir şeyler yapmak
We will celebrate your birthday tonight
Bu gece doğum gününü kutlayacağız
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
düşünmek
bir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
hayal
Sahnedegerçekte var olmayan bir şeyin zihinde canlanan görüntüsü
He had a vision of a better future
Geleceğe dair bir hayali vardı
vizyon
gelecekte olması istenen durumla ilgili fikir
He has a clear vision for the company
Şirket için net bir vizyonu var
görme yetisi
görme yeteneği
She has perfect vision
Görme yetisi mükemmel
görünüş
birinin veya bir şeyin görünme biçimi
She was a vision in her beautiful dress
Güzel elbisesi içinde harika görünüyordu
bir parçası
Sahnedebir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
geri dönmek
Sahnedegidilen yönde geri dönmek
It was too late to turn back
Geri dönmek için çok geçti
geri dönmek
geldiği yöne doğru geri gitmek
We had to turn back because of the storm
Fırtına yüzünden geri dönmek zorunda kaldık
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
kararlılık
Sahnedevazgeçmeme ve azimli olma özelliği
She showed great determination to finish the race
Yarışı bitirmek için büyük bir kararlılık gösterdi
kararlılık
bir konuda alınan kesin karar
He showed great determination to succeed
Başarmak için büyük bir kararlılık gösterdi
yönetmek
Sahnedebir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
kural
bir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
yeni
Sahnedeyeni yapılmış veya eski olmayan
I need a fresh start
Yeni bir başlangıca ihtiyacım var
taze
yeni ve en son edinilen bilgi
I got fresh news about the event
Etkinlikle ilgili taze haberler aldım
küstah
kaba veya saygısız bir şekilde cüretkar olma
Don't be fresh with me
Bana karşı küstah olma
acemi
belirli bir işte veya durumda deneyimi az olan
He is fresh to this job
O bu işte acemi
yine de
Sahnedesöylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
hâlâ
şimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle