

Vikings — 5. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
384 kelime
Seviye
kullanmak
Sahnedebir hakka sahip olduğunu belirtmek veya o hakkı kullanmak
You can exercise your right to vote
Oy verme hakkınızı kullanabilirsiniz
egzersiz
sağlıklı veya güçlü kalmak için yapılan fiziksel aktivite
I do exercise every morning
Her sabah egzersiz yaparım
alıştırma
bir beceriyi öğrenmek veya geliştirmek için yapılan etkinlik
This is a grammar exercise
Bu bir dil bilgisi alıştırmasıdır
alıştırma
bir beceriyi geliştirmek için yapılan görev
I have to do this math exercise
Bu matematik alıştırmasını yapmam gerekiyor
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
tersine çevirme
Sahnedebir şeyi önceki durumunun zıttı hale getirme
The reversal of the policy was unexpected
Politikanın tersine çevrilmesi beklenmedikti
ızdırap
Sahnedeyoğun acı veya sıkıntı hissi
The war caused great suffering
Savaş büyük ızdıraba neden oldu
acı
büyük fiziksel veya duygusal acı
The war caused a lot of suffering
Savaş çok fazla acıya neden oldu
acı çekmek
fiziksel veya zihinsel ızdırap duymak
They are suffering from the heat
Sıcaktan dolayı acı çekiyorlar
acı
acı veya sıkıntı hissetme durumu
They wanted to end his suffering
Onun acısına son vermek istediler
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
bir şeyin içini ekleyerek dolu hale getirmek
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
yenik
Sahnedebir yarışmayı veya kavgayı kaybetmiş olan
The defeated team left
Yenik takım ayrıldı
yenilmiş
bir yarışma veya mücadelede rakibine boyun eğmiş
They were defeated by the stronger team
Daha güçlü takıma yenildiler
yenilmek
bir yarışma veya kavgada rakibi tarafından mağlup edilmek
He was defeated by his rival
Rakibine yenildi
etkisiz
bir şeyin işe yaramaz veya geçersiz hale gelmesi
The new law defeated the old rule
Yeni yasa eski kuralı etkisiz hale getirdi
jest
Sahnedesembolik bir anlam taşıyan davranış
It was a kind gesture
Nazik bir hareketti
el hareketi
bir şeyi ifade etmek için yapılan vücut hareketi
She made a small gesture
Küçük bir el hareketi yaptı
halat
Sahnedebağlamak için kullanılan kalın ve güçlü ip
He used a rope to tie the box
Kutuyu bağlamak için bir halat kullandı
kandırmak
birini bir şey yapması için aldatmak
They roped me into helping them
Onlara yardım etmem için beni kandırdılar
memnuniyetle
Sahnedemutlu veya istekli bir şekilde
I will gladly help you
Sana memnuniyetle yardım ederim
kuvvet
Sahnedefiziksel çaba gerektiren işleri yapabilme yeteneği
He has great physical strength
Onun büyük bir fiziksel gücü var
güç
bir şeyin etkili veya önemli olma durumu
The strength of the evidence is high
Kanıtların gücü yüksek
güçlü yön
bir kişinin sahip olduğu beceri veya iyi özellik
Patience is my greatest strength
Sabır benim en güçlü yönümdür
sahte
Sahnedegerçek veya doğru olmayan
This diamond is not real
Bu elmas sahte
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
öldürmek
Sahnedebirinin ölümüne neden olmak
The disease struck him down
Hastalık onu öldürdü
iptal etmek
bir planı veya yasayı geçersiz kılmak
The court struck down the law
Mahkeme yasayı iptal etti
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye razı etmek
I persuaded him to stay
Onu kalmaya ikna ettim
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya veya inanmaya razı etmek
I persuaded him to come
Onu gelmeye ikna ettim
savaş alanı
Sahnedesavaşın gerçekleştiği yer
The soldiers entered the battlefield
Askerler savaş alanına girdi
aptal
Sahnedesağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
kandırmak
Sahnedebirini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
budala
doğru karar verme yeteneği olmayan kişi
He is a complete fool
O tam bir budala
kandırmak
birini aldatmak
You can't fool me
Beni kandıramazsın
endişeli
Sahnedebir durum hakkında kaygılı veya korkulu hissetme
He felt apprehensive about the interview
Mülakat konusunda endişeliydi
taahhüt
Sahnedeciddi bir söz veya anlaşma
He made a pledge to help
Yardım edeceğine dair söz verdi
düşmanlar
Sahnedebaşka birinden nefret eden veya onunla savaşan kişiler
They were enemies for years
Yıllarca düşmandılar
durum
Sahnedebir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
rahatsızlık
tıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
şart
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
temkinli
Sahnedebir şeyin kötü gidebileceğini düşünerek dikkatli olmak
I am wary of strangers
Yabancılara karşı temkinliyim
bıçak
Sahnedebir şeyleri kesmek için kullanılan keskin araç
He sharpened his knife before cutting the rope
İpi kesmeden önce bıçağını biledi
bıçaklamak
birine kesici aletle saldırmak
He was afraid that someone would knife him
Birinin onu bıçaklamasından korkuyordu
bıçak
kesme işlerinde kullanılan keskin alet
Use a knife to cut the apple
Elmayı kesmek için bir bıçak kullan
bıçak
kesmek için keskin kenarı olan bir alet
I use a knife to cut bread
Ekmek kesmek için bir bıçak kullanırım
üzerine
Sahnedebir şeyin üstünde veya üzerine
He placed the book upon the table
Kitabı masanın üzerine koydu
olmak
Sahnedebir durumda veya koşulda bulunmak
The word est is a form of the verb to be
Est kelimesi to be fiilinin bir formudur
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
iyi dilek
Sahnedebirinin mutluluğu için söylenen sözler
They gave us their blessing
Bize iyi dileklerini sundular
kutsama
Tanrı'dan koruma veya yardım için yapılan dua
The priest gave a blessing
Rahip kutsama yaptı
nimet
mutluluk veya yardım getiren şey
This rain is a blessing
Bu yağmur bir nimet
nimet
insanın kendini şanslı veya minnettar hissetmesini sağlayan şey
Having good health is a blessing
Sağlığının yerinde olması bir nimettir
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
lanet olası
Sahnedeçok rahatsız edici veya sinir bozucu
I cannot find my blasted keys
Lanet olası anahtarlarımı bulamıyorum
patladı
yüksek bir gürültüyle parçalanarak infilak etmek
The dynamite blasted in the quarry
Dinamit taş ocağında patladı
lanet
bir şeye duyulan siniri belirtmek için kullanılır
Where are my blasted keys
Lanet anahtarlarım nerede
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
yapamamak
Sahnedebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
uğruna
bir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
oldukça
orta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
içmek
Sahnedebir sıvıyı yutmak
I drink water
Su içerim
kış
Sahnedeyılın en soğuk mevsimi
Winter is very cold
Kış çok soğuktur
kışlamak
kışı bir yerde geçirmek
Many birds winter in warmer climates
Birçok kuş kışı daha sıcak iklimlerde geçirir
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
feragat etmek
Sahnederesmi bir haktan veya unvandan vazgeçmek
He decided to renounce his claim to the throne
Tahttaki hakkından feragat etmeye karar verdi
vazgeçmek
artık destek vermediğini veya inanmadığını herkesin önünde söylemek
He renounced his old beliefs
O eski inançlarından vazgeçti
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
oluşturmak
Sahnedebir bütünü meydana getirmek
These factors constitute a major problem
Bu faktörler büyük bir sorun oluşturuyor
suistimal etmek
Sahnedebirini kendi çıkarı için haksızca kullanmak
Don't let them take advantage of you
Onların seni suistimal etmesine izin verme
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You should take advantage of the library
Kütüphaneden yararlanmalısın
değerlendirmek
bir durumu kendi lehine kullanmak
He took advantage of the opportunity
Fırsatı değerlendirdi
yararlanmak
bir durumdan veya fırsattan fayda sağlamak
You should take advantage of this chance
Bu şanstan yararlanmalısın
yararlanmak
bir durumdan veya fırsattan fayda sağlamak
You should take advantage of this opportunity
Bu fırsattan yararlanmalısın
hayatta kalmak
Sahnedetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
Sahnedeyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
başka biri öldükten sonra yaşamaya devam etmek
He survived his wife by ten years
Eşinden on yıl daha fazla yaşadı
hayatta kalmak
zor bir durumdan sonra var olmaya devam etmek
They survived the earthquake
Depremden sağ kurtuldular
özgürlük
Sahnedeistediği gibi davranma, konuşma veya düşünme gücü
Everyone deserves freedom
Herkes özgürlüğü hak eder
yatıştırmak
Sahnedebirini sakinleştirmek ya da öfkesini dindirmek
He tried to appease the angry crowd
Öfkeli kalabalığı yatıştırmaya çalıştı
uygun görmek
Sahnedebir şeyin yapılması gereken doğru şey olduğuna karar vermek
You can leave whenever you see fit
Ne zaman uygun görürsen gidebilirsin
uygun görmek
bir durum için bir şeyin doğru olduğuna karar vermek
You can leave whenever you see fit
Uygun gördüğün zaman gidebilirsin
hediye
Sahnedebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
hediye etmek
Sahnedebirine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He eventually arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süreden veya gecikmeden sonra
We eventually arrived home
Sonunda eve vardık
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
pis kokulu
Sahnedeçok kötü bir kokuya sahip olan
These socks are stinking
Bu çoraplar pis kokuyor
berbat
son derece tatsız veya çok düşük kaliteli
He has a stinking attitude
Berbat bir tavrı var
lanet
olumsuz bir durumu vurgulamak için kullanılan ifade
It is a stinking lie
Bu lanet bir yalan
pis kokan
çok kötü kokan
Take out the stinking trash
Pis kokan çöpleri dışarı çıkar
yanında
Sahnedebir şeyin yanında
Sit beside me
Yanımda otur
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
kurtulmak
Sahnedebir şeyi yok etmek veya uzaklaştırmak
I need to get rid of this old sofa
Bu eski kanepeden kurtulmam gerekiyor
kurtulmak
istenmeyen bir şeyden kurtulmak veya onu elden çıkarmak
I need to get rid of this old chair
Bu eski sandalyeden kurtulmam gerek
kurtulmak
istenmeyen bir şeyden kurtulmak
I need to get rid of this old stuff
Bu eski eşyalardan kurtulmam lazım
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
yetki
Sahnedeemir verme veya karar alma hakkı
He has the authority to sign the contract
Sözleşmeyi imzalama yetkisi var
kurum
resmi güce sahip kuruluş
The housing authority manages the apartments
Konut kurumu daireleri yönetiyor
otorite
belirli bir konuda bilgisine güvenilen kişi veya kurum
She is an authority on modern art
O modern sanat konusunda bir otoritedir
yetkili
karar verme veya kuralları uygulama gücüne sahip kişi
You should talk to the authority in charge
Sorumlu yetkiliyle konuşmalısın
hiçlik
Sahnedegörünürde hiçbir şeyin olmadığı durum
He vanished into thin air
O bir anda ortadan kayboldu
yokluk
hiçbir şeyin olmaması durumu
He vanished into thin air
O buhar olup uçtu
rıza
Sahnedebir şeyi yapmaya izin verme veya kabul etme
He gave his consent
Rızasını verdi
onay vermek
bir şeyin yapılmasına izin vermek
They consented to the new rules
Onlar yeni kurallara onay verdiler
antlaşma
Sahnedeülkeler arasında yapılan resmi anlaşma
The two countries signed a peace treaty
İki ülke bir barış antlaşması imzaladı
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
başarısızlık
Sahnedeistenen sonucun elde edilememesi durumu
He learned from his failure
Başarısızlığından ders çıkardı
arıza
bir makinenin veya cihazın düzgün çalışmaması durumu
The engine failure stopped the car
Motor arızası arabayı durdurdu
sadece
Sahnedebasit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
sadece
sadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
kesinlikle
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
dahil etmek
Sahnedebir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
kapsamak
bir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
ilişki yaşamak
romantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
hazırlamak
Sahnedehazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
aşama
bir sürecin adımı
We are at the first stage
İlk aşamadayız
sahne
performans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
aşama
bir süreçteki belirli bir nokta
We are in the first stage of the project
Projenin ilk aşamasındayız
hain
Sahnedeülkesine veya arkadaşlarına sadık olmayan kişi
He was called a traitor
Ona hain denildi
ilkbahar
Sahnedekıştan sonra gelen mevsim
Flowers bloom in spring
Çiçekler ilkbaharda açar
yay
esneyebilen bükülmüş metal tel
This pen has a spring
Bu kalemin bir yayı var
fırlamak
aniden ve hızlıca hareket etmek
He sprang out of bed
Yataktan fırladı
kaynak
yeraltından doğal olarak suyun çıktığı yer
We drank water from the cold spring
Soğuk kaynaktan su içtik
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
başarmak
Sahnedezor bir şeyi yapmayı becermek
I managed to fix the car
Arabayı tamir etmeyi başardım
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
başarmak
bir şeyi yapmayı becermek
I can manage to finish the report
Raporu bitirmeyi başarabilirim
başarmak
bir işi veya sorunu üstesinden gelerek halletmek
I can manage this task by myself
Bu görevi kendi başıma başarabilirim
yönetmek
bir kurumun veya kişilerin işleyişini idare etmek
She manages a large company
O büyük bir şirketi yönetiyor
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
sık sık
Sahnedebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
kenara çekilmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin geçmesine izin vermek için yana doğru ilerlemek
Please stand aside so people can pass
Lütfen insanların geçebilmesi için kenara çekilin
izin
Sahnedebir şeyi yapmak için alınan onay
I asked for permission to leave early
Erken ayrılmak için izin istedim