

Westworld — 1. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
632 kelime
Seviye
toplanmak
Sahnedebelirli bir amaç için bir araya gelmek
The people rallied for a cause
İnsanlar bir amaç için toplandılar
toparlanmak
zor bir dönemden sonra tekrar güçlenmek veya iyileşmek
The patient began to rally after the surgery
Hasta ameliyattan sonra toparlanmaya başladı
ralli
halka açık yollarda yapılan uzun ve zorlu otomobil veya motosiklet yarışı
We watched a professional rally
Profesyonel bir ralli izledik
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilmiş resim
This is a beautiful photograph
Bu güzel bir fotoğraf
fotoğraflamak
fotoğraf makinesiyle resim çekmek
She likes to photograph flowers
Çiçekleri fotoğraflamayı sever
dağınıklık
Sahnededüzensiz veya kirli durum
This room is a mess
Bu oda çok dağınık
kurcalamak
düzeni bozmak veya sorun çıkarmak
Don't mess with the settings
Ayarları kurcalama
tutmak
Sahnedebelirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
bir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
mal olmak
bir şey için ödenmesi gereken para miktarı
This jacket costs fifty dollars
Bu ceket elli dolara mal oluyor
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
hastalıklı
Sahnedehastalık etkisi altındaki
The diseased tree was removed
Hastalıklı ağaç kaldırıldı
yapardı
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan eylem
He used to swim every day
Her gün yüzerdi
alışık olmak
bir duruma alışmış veya rahat olmak
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışığım
eskiden
geçmişte düzenli olarak yapılan alışkanlıklar
I used to play football
Eskiden futbol oynardım
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan bir alışkanlık veya eylem
I used to play football
Eskiden futbol oynardım
alışkın olmak
bir deneyim yoluyla bir şeye aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
ziyaret etmek
Sahnedebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
birini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
deniz
Sahnededünya yüzeyinin çoğunu kaplayan büyük tuzlu su kütlesi
They swam in the sea today
Bugün denizde yüzdüler
deniz
dünyanın büyük bir kısmını kaplayan tuzlu su kütlesi
I love swimming in the sea
Denizde yüzmeyi severim
yığın
bir şeyin çok büyük miktarı veya sayısı
I saw a sea of faces
Bir insan yığını gördüm
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
Sahnedeiyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
dek
Sahnedebir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
-e kadar
belirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
kadar
belirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
daha önce
Sahnedeşimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
belirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
boyun
Sahnedebaşı gövdeye bağlayan vücut bölümü
She wore a scarf around her neck
Boynuna bir atkı taktı
kıstak
iki geniş kara parçasını birleştiren dar alan
The village lies on a narrow neck of land
Köy dar bir kara parçası üzerinde bulunuyor
öpüşüp koklaşmak
romantik bir şekilde öpüşüp kucaklaşmak
They were necking in the park
Parkta öpüşüp koklaşıyorlardı
baskı
birinin sizi sürekli izlemesi veya zorlaması durumu
My boss is breathing down my neck
Patronum tepemde dikiliyor
son
Sahnedesonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
final
bir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım
final
bir yarışmada kazananı belirleyen son oyun
Our team reached the final
Takımımız finale ulaştı
düşünceli
Sahnedegenellikle hüzünlü bir şekilde derin derin düşünen
She looked pensive as she stared out the window
Pencereden dışarı bakarken düşünceli görünüyordu
sıkışmak
Sahnedebir yere takılıp hareket edemez hale gelmek
The door is jammed
Kapı sıkıştı
doğaçlama çalmak
müzisyenlerin beraber gayriresmi müzik yapması
The band likes to jam together
Grup birlikte doğaçlama çalmayı sever
reçel
meyve ve şekerle yapılan tatlı ezme
I like strawberry jam
Çilek reçelini severim
pijama
pijamanın gayriresmi adı
I put on my jams before bed
Yatmadan önce pijamalarımı giydim
zirve
Sahnedebir şeyin en üst veya en yüksek noktası
He reached the apex of the mountain
Dağın zirvesine ulaştı
derin
Sahnedeyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
derin
çok güçlü veya yoğun
He has a deep love for music
Müziğe karşı derin bir sevgisi var
yardım
Sahnedebirine yardım etme eylemi
Do you need any assistance?
Yardıma ihtiyacınız var mı?
uğruna savaşmak
Sahnedebir amaç veya değer için mücadele etmek
People often fight for their rights
İnsanlar genellikle hakları için savaşırlar
savunmak
birine yardım etmek veya birini korumak için çabalamak
They fight for human rights
Onlar insan hakları için mücadele ediyor
uğruna mücadele etmek
resmi bir yarışma veya kampanyada yer almak
They fight for equal rights
Onlar eşit haklar için mücadele ediyor
ürün
Sahnedetek bir şey veya nesne
This item is on sale
Bu ürün indirimde
çift
romantik bir ilişki içinde olan iki kişi
I think they are an item
Bence onlar bir çift
korkusuz
Sahnedehiçbir şeyden korkmayan
She is a fearless explorer
O, korkusuz bir kaşiftir
dikkate alındığında
Sahnedebir durum değerlendirilirken hesaba katılan
Given the rain we should stay home
Yağmur dikkate alındığında evde kalmalıyız
kabul edilen durum
kesin olarak doğru sayılan şey
Victory is a given
Zafer kabul edilen bir durumdur
verilmiş
birine teslim edilmiş olan
The key was given to him
Anahtar ona verilmişti
verilmiş
bir şeyin doğru olduğu veya var olduğu varsayıldığında
Given the circumstances he is doing well
Koşullar göz önüne alındığında o gayet iyi durumda
dikkate
bir şeyi göz önüne alarak
Given the weather we should stay home
Havayı dikkate alırsak evde kalmalıyız
derhal
Sahnedegecikmeden hemen gerçekleşen
We need an immediate answer
Derhal bir cevaba ihtiyacımız var
yakın
aile veya arkadaşlık açısından en doğrudan olan
I only invited my immediate family
Sadece yakın ailemi davet ettim
yenmek
Sahnedebir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
evlenme çağında
Sahnedegenç ve çekici olan
She was a nubile young woman
O, evlenme çağında çekici bir genç kadındı
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
Sahnedebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
yavaş
Sahnededüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
yavaşlatmak
bir şeyin hızını azaltmak
You must slow down
Yavaşlamalısın
yavaş
düşük hızda hareket eden
The train is very slow
Tren çok yavaş
karışık
Sahnededurumu veya çözümü zor olan
Their relationship is complicated
Onların ilişkisi karışık
karmaşık
anlaşılması veya çözülmesi zor olan
This machine is very complicated
Bu makine çok karmaşık
karmaşık
anlaşılması veya uğraşılması güç olan
This math problem is very complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
karmaşık
anlaşılması veya çözülmesi zor olan
This math problem is too complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
incelik
Sahnedefark edilmesi zor olan küçük detay veya özellik
There is a subtlety in his voice
Ses tonunda bir incelik var
incelik
belli olmayan veya doğrudan olmayan olma özelliği
I missed the subtlety of his hint
İmasının inceliğini fark etmedim
incelik
fark edilmesi güç olan küçük ayrıntı
He understands the subtlety of the rules
Kuralların inceliğini anlıyor
nüans
anlam veya ifade bakımından olan küçük fark
There is a subtlety in his tone
Sesinde bir nüans var
kış
Sahnedeyılın en soğuk mevsimi
Winter is very cold
Kış çok soğuktur
kışlamak
kışı bir yerde geçirmek
Many birds winter in warmer climates
Birçok kuş kışı daha sıcak iklimlerde geçirir
detay
Sahnedeküçük bir bilgi parçası
Tell me every detail
Bana her detayı anlat
görevli ekip
belirli bir görev için atanan küçük bir grup
A security detail guarded the building
Binayı bir güvenlik ekibi koruyordu
detaylı temizlemek
bir aracı çok dikkatli ve tamamen temizlemek
I will detail my car today
Bugün arabamı detaylı temizleyeceğim
detaylandırmak
bir şey hakkında ayrıntılı bilgi vermek
He detailed his plan to us
Planını bize detaylıca anlattı
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
yüzünden
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sebep olduğu durum
The game was canceled because of the rain
Maç yağmur yüzünden iptal edildi
yüzünden
bir durumun nedeni olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
dış
Sahnededış tarafta veya merkezden uzakta olan
The outer layer of the skin
Derinin dış katmanı
mütevazı
Sahnedekibirli veya gururlu olmayan
He is a humble man
O mütevazı bir adamdır
mütevazılaştırmak
birinin kendisini daha az önemli hissetmesini sağlamak
The loss humbled the champion
Mağlubiyet şampiyonu mütevazılaştırdı
alçakgönüllü yapmak
birinin kendini daha az önemli veya gururlu hissetmesini sağlamak
The defeat humbled him
Yenilgi onu alçakgönüllü yaptı
gururunu kırmak
birinin kendisini daha az önemli veya gururlu hissetmesini sağlamak
The defeat humbled him
Yenilgi onun gururunu kırdı
paniklemek
Sahnedeaniden güçlü bir korku hissetmek
Don't panic
Panikleme
panikletmek
birine aniden şiddetli korku hissettirmek
The loud noise began to panic the animals
Yüksek ses hayvanları panikletmeye başladı
değinmek
Sahnedebir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
bir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
becerikli
Sahnedebir şeyi iyi yapma yeteneğine sahip
He is a skilled worker
O becerikli bir işçi
becerikli
bir şeyi iyi yapma yeteneğine sahip
He is a skilled carpenter
O becerikli bir marangozdur
deneyimli
bir işi yapacak bilgi ve yeteneğe sahip
She is a skilled professional
O deneyimli bir profesyonel
yetenekli
bir şeyi çok iyi yapma becerisine sahip
The artist is very skilled
Sanatçı çok yetenekli
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
temsilci
Sahnedebaşka bir kişi veya grup adına hareket eden kişi
He is a sales representative
O bir satış temsilcisi
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
terminal
Sahnedeotobüs veya trenlerin durduğu bina
The bus arrived at the terminal
Otobüs terminale vardı
ölümcül
özellikle bir hastalık için ölüme yol açan
He has a terminal illness
Onun ölümcül bir hastalığı var
bağlantı ucu
elektrik devresinin bağlandığı nokta
Connect the wire to the terminal
Kabloyu bağlantı ucuna bağlayın
terminal
bilgisayar sistemine erişim sağlayan cihaz
He logged into the computer terminal
Bilgisayar terminaline giriş yaptı
sakinleştirmek
Sahnedesakin veya rahat hale getirmek
The music calmed her
Müzik onu sakinleştirdi
sakin
güçlü duygulardan uzak veya rahatlamış
Please stay calm
Lütfen sakin kal
sakin
endişeli veya kızgın olmayan
He stayed calm during the exam
O sınav sırasında sakin kaldı
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
eğlence
Sahnedekeyif veya hoşnutluk hissi
We had a lot of fun
Çok eğlendik
eğlenceli
keyif veya eğlence veren
This game is fun
Bu oyun eğlenceli
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
karşıya
Sahnedebir taraftan diğer tarafa doğru
He walked across the street
Caddenin karşısına yürüdü
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
genelinde
bir şeyin tamamını kapsayacak şekilde
The news spread across the country
Haber ülke genelinde yayıldı
endişelenmek
Sahnedebir durum hakkında kaygılı veya huzursuz hissetmek
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
aklamak
Sahnedebirinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
net
anlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
açık
önünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
kuzen
Sahnedehala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will arrive at the station soon
İstasyona yakında varacağız
gecikmek
planlanan zamandan sonra varmak
The train will arrive late
Tren geç varacak
varmak
bir yere ulaşmak
We arrive at the station at noon
Öğlen istasyona varıyoruz
ulaşmak
bir yere gitmek
They arrive in London tomorrow
Yarın Londra'ya ulaşıyorlar
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
suç
yasalara aykırı olan eylem
Stealing is a serious crime
Hırsızlık ciddi bir suçtur
alev
Sahnedeateşin yaydığı sıcak ve parlak gaz
The candle gave off a small flame
Mumdan küçük bir alev çıkıyordu
eski sevgili
kişinin geçmişte romantik ilişki yaşadığı kimse
He ran into an old flame at the party
Partide eski sevgilisine rastladı
cinsel heyecan
Sahnedehafif cinsel uyarılma hissi
The novel offered some titillation to the audience
Roman izleyicilere biraz cinsel heyecan sundu
halletmek
Sahnedebir sorunu veya karışık bir durumu çözmek
We need to straighten out this misunderstanding
Bu yanlış anlaşılmayı halletmemiz gerekiyor
düzeltmek
bir şeyi düz hale getirmek veya düzenlemek
Straighten out your desk
Masanı düzelt
çözmek
bir sorunu gidermek veya bir durumu açıklığa kavuşturmak
We need to straighten out this misunderstanding
Bu yanlış anlaşılmayı gidermemiz gerekiyor
düzeltmek
birinin kötü davranışlarını daha iyi hale getirmek
He needs to straighten out his behavior
Davranışlarını düzeltmesi gerekiyor
bölüm
Sahnedebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
büyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
bölüm
belirli bir faaliyet veya ilgi alanı
He works in the sales department
O satış bölümünde çalışıyor
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
-e kadar
Sahnedebelli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
gücü yetmek
Sahnedebir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
e kadar
belirli bir sınıra kadar olan
The room holds up to ten people
Oda on kişiye kadar insan alabiliyor
sorumluluk
bir kişinin seçim yapma görevi
The choice is up to you
Seçim senin sorumluluğunda
bağlı
birinin tercihine veya kararına göre hareket etmek
It is up to you
Bu sana bağlı
kadar
bir miktarın ulaşabileceği en üst sınır
Up to five people can sit here
Buraya beş kişiye kadar oturabilir
peşinde
bir işle meşgul olmak
What have you been up to lately
Son zamanlarda neler peşindesin
devam etmek
Sahnededurduktan sonra tekrar başlamak
We will resume the lesson soon
Dersimize yakında devam edeceğiz
özgeçmiş
iş deneyimi ve eğitimin özeti
Please send me your resume
Lütfen bana özgeçmişinizi gönderin
devam etmek
bir moladan sonra yeniden başlamak
We will resume the meeting at two
Toplantıya saat ikide devam edeceğiz
özgeçmiş
iş deneyimi ve becerilerin listelendiği belge
Please send me your resume
Lütfen özgeçmişini bana gönder
hah
Sahnedeeğlenince çıkarılan kısa bir ses
Hah, that is funny
Hah, bu komik
değil mi
bir şeyi onaylatmak için kullanılan ifade
You are busy hah
Meşgulsün değil mi
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
nehir
Sahnededoğal olarak akan büyük su yolu
The river is very long
Nehir çok uzun
nehir
yatağında akan büyük doğal su akıntısı
There is a wide river near our village
Köyümüzün yakınında geniş bir nehir var
akmak
nehir gibi akmak
Tears rivered down her face
Gözyaşları yüzünden aşağı aktı
sürü
Sahnedeçok büyük insan grubu
A horde of tourists arrived
Bir turist sürüsü geldi
arkadaş olmak
Sahnedebirisiyle arkadaşlık kurmak
He tried to befriend the new student
Yeni öğrenciyle arkadaş olmaya çalıştı
geriye
Sahnedearkaya veya ters yöne doğru
He stepped backwards
Geriye doğru adım attı
tersten
ters yönde veya ters sırada
Can you count backwards from ten
Ondan geriye doğru sayabilir misin
arkadaş grubu
Sahnedebirlikte vakit geçiren arkadaşlar topluluğu
He went to the party with his whole posse
Partiye tüm arkadaş grubuyla gitti
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir olayın gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble by staying out late
Geç saatlere kadar kalarak başını belaya davetiye çıkarıyorsun
istemek
bir şey istediğini belirtmek
She will ask for help
O yardım isteyecek
davetiye çıkarmak
kötü bir durumun gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble
Başını derde sokuyorsun
daha fazla
Sahnededaha büyük bir ölçüde veya derecede
We need further information
Daha fazla bilgiye ihtiyacımız var
daha uzak
Sahnededaha büyük bir mesafede olan
The park is further than I thought
Park düşündüğümden daha uzak
ilerletmek
bir sürecin veya işin gelişimini sağlamak
She took the course to further her career
Kariyerini ilerletmek için kursa gitti
desteklemek
bir amacı veya girişimi katkıda bulunarak büyütmek
They want to further their shared goals
Ortak amaçlarını desteklemek istiyorlar
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
her seferinde
Sahnedebir şey her gerçekleştiğinde
Every time I see him I smile
Onu her gördüğümde gülümsüyorum
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
zorla girmek
Sahnedebir binaya veya kapalı alana güç kullanarak girmek
The police breached the house
Polis eve zorla girdi
gedik
bir duvar veya engel üzerindeki boşluk veya delik
The enemy made a breach in the wall
Düşman duvarda bir gedik açtı
ihlal
bir kuralın veya yasanın çiğnenmesi
This is a breach of contract
Bu bir sözleşme ihlalidir
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
çok kirli
Sahnedepislikle kaplı veya çok kirli
His shoes were filthy
Ayakkabıları çok kirliydi
aşırı
bir durumu vurgulamak için kullanılan çok fazla anlamında
He is filthy rich
O aşırı zengin