

Westworld — 2. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
393 kelime
Seviye
duyuru
Sahnedebilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
belirli
Sahnedeözel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
anlatı
Sahnedebirbiriyle bağlantılı olayların sözlü veya yazılı hikayesi
The movie tells a complex narrative
Film karmaşık bir anlatı sunuyor
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
izole etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi diğerlerinden ayırmak
He tried to isolate the problem
Sorunu izole etmeye çalıştı
simüle etmek
Sahnedebir şeyin modelini veya temsilini oluşturmak
The software can simulate a flight
Yazılım bir uçuşu simüle edebilir
beşik
Sahnedebebekler için kullanılan küçük yatak
The baby is sleeping in the cradle
Bebek beşikte uyuyor
şefkatle tutmak
bir şeyi dikkatlice ve nazikçe tutmak
She cradled the kitten in her arms
Kediyi kollarıyla şefkatle tuttu
kucağında tutmak
birini ya da bir şeyi nazikçe sarmak
She cradled the baby in her arms
Bebeği kucağında şefkatle tuttu
beşik
bir şeyin başladığı veya geliştiği yer
This city is considered the cradle of democracy
Bu şehir demokrasinin beşiği olarak kabul edilir
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine verilen nesne
I bought a present for my friend
Arkadaşım için bir hediye aldım
şahsen
Sahnedebizzat orada bulunarak
We should meet in person
Şahsen buluşmalıyız
yüz yüze
biriyle aynı yerde fiziksel olarak bulunmak
I want to meet you in person
Seninle yüz yüze tanışmak istiyorum
ölümlü
Sahnedeeninde sonunda ölecek olan insan
We are all mortal
Hepimiz ölümlüyüz
ölümcül
ölüme neden olan
The wound was mortal
Yara ölümcüldü
ölümcül
ölüme neden olan
He suffered a mortal wound
O ölümcül bir yara aldı
sadakat
Sahnedebir kişiye davaya veya inanca duyulan bağlılık
She showed great fidelity to her husband
Eşine büyük sadakat gösterdi
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
her seferinde
Sahnedebir şey her gerçekleştiğinde
Every time I see him I smile
Onu her gördüğümde gülümsüyorum
ciddi
Sahnedemiktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
şaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
yanmak
Sahnedeateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
kesip çıkarmak
Sahnedebir şeyi keserek oradan ayırmak
He cut away the dead leaves
Ölü yaprakları kesip çıkardı
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
iyi haber
Sahnedesevindirici bir bilgi
I have some good news for you
Senin için iyi bir haberim var
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
tepki
Sahnedebir eylem veya olay sonucunda ortaya çıkan durum
Her reaction was very positive
Onun tepkisi çok olumluydu
tepki
vücudun bir şeye verdiği yanıt
He had an allergic reaction
Alerjik bir tepki verdi
kimyasal tepkime
maddelerin değişime uğrayarak yeni maddeler oluşturduğu süreç
The chemical reaction changed the color
Kimyasal tepkime rengi değiştirdi
tepki
bir duruma veya etkiye karşı gösterilen karşılık
Her reaction to the news was unexpected
Habere verdiği tepki beklenmedikti
ateş etmek
Sahnedebirine veya bir şeye silahla ateş etmek
The hunter shot at the deer
Avcı geyiğe ateş etti
şans
bir şeyi yapmak için sahip olunan fırsat
I want a shot at the job
İş için bir şans istiyorum
oluk
Sahnedeeşyaların aşağı kayması için kullanılan dar yol
The mail goes down the chute
Postalar oluktan aşağı iner
takılmak
Sahnedebelli bir amaç olmadan bir yerde vakit geçirmek
They like to hang around the mall
Alışveriş merkezinde takılmayı severler
takılmak
bir yerde amaçsızca vakit geçirmek
They like to hang around in the park
Parkta takılmayı severler
oyalanmak
bir yerde boş boş durup vakit harcamak
Don't hang around here after work
İşten sonra burada oyalanma
takılmak
bir yerde bir şey yapmadan zaman geçirmek
I like to hang around at the park
Parkta takılmayı severim
iyimserlik
Sahnedeiyi şeylerin olacağına dair inanç
She spoke with optimism about the future
Gelecek hakkında iyimserlikle konuştu
haberci
Sahnedemesaj taşıyan veya ileten kişi
He acted as a messenger for the king
Kral için haberci olarak görev yaptı
mesajlaşma uygulaması
mesaj veya bilgi göndermeye yarayan araç
I sent the photo via messenger
Fotoğrafı mesajlaşma uygulamasıyla gönderdim
haberci
haber veya paket götüren kişi
The messenger delivered a package
Haberci bir paket teslim etti
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi tutmayı bırakıp serbest kalmasına izin vermek
He loosed the dog to run in the park
Parkta koşması için köpeği serbest bıraktı
gevşek
sıkıca tutturulmamış olan
The screw is loose
Vida gevşek
gevşek
tam olmayan veya dikkatsiz
His definition is a bit loose
Onun tanımı biraz gevşek
gevşek
gergin olmayan rahat hal
He is feeling loose after the yoga class
Yoga dersinden sonra kendini gevşek hissediyor
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
Sahnedebirini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
tür
Sahnedebenzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
nehir
Sahnededoğal olarak akan büyük su yolu
The river is very long
Nehir çok uzun
nehir
yatağında akan büyük doğal su akıntısı
There is a wide river near our village
Köyümüzün yakınında geniş bir nehir var
akmak
nehir gibi akmak
Tears rivered down her face
Gözyaşları yüzünden aşağı aktı
-sa bile
Sahnedebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
yüz
Sahnede100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
normalde
Sahnedeolağan şekilde
I normally wake up at 7 AM
Normalde sabah 7'de uyanırım
normal şekilde
alışılmış bir biçimde
She is behaving normally today
Bugün normal şekilde davranıyor
genellikle
çoğu durumda
I normally go to work by bus
Genellikle işe otobüsle giderim
normalde
alışılmış olan şekilde
I normally go to work by bus
Normalde işe otobüsle giderim
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
hedeflemek
Sahnedebir şeyi elde etmek için çok çabalamak
He is gunnin for that promotion
O terfi için çabalıyor
yakında
Sahnedekısa bir süre içinde
I will be home before long
Yakında evde olacağım
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
kapatmak
Sahnedebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut off the water
Lütfen suyu kapat
izole
başkalarıyla bağlantısı olmayan
He felt shut off from the world
Dünyadan izole olduğunu hissetti
kapatma vanası
sıvı veya gaz akışını durduran aygıt
Close the main shut off
Ana kapatma vanasını kapat
kapatma
bir şeyi durdurma eylemi
The machine has an automatic shut-off
Makinenin otomatik bir kapatma özelliği var
iyi insan
Sahnedeiyilik yapan kimse
He is a good guy who helps everyone
O herkese yardım eden iyi bir insan
yol
Sahnedebir sonuca varmak için izlenen yaşam veya davranış şekli
She chose a difficult path in life
Hayatta zor bir yol seçti
patika
Sahnedeyürüyüş için kullanılan dar yol
We walked along the narrow path
Dar patika boyunca yürüdük
yol
takip edilecek bir güzergah veya iz
We followed the path through the forest
Ormandaki yolu takip ettik
gözlemlemek
Sahnedebir şeyi dikkatlice izlemek veya kontrol etmek
The scientist is monitoring the temperature
Bilim insanı sıcaklığı gözlemliyor
izleme
bir şeyi dikkatlice izleme veya kontrol etme işi
Monitoring is necessary for safety
Güvenlik için izleme gereklidir
alçalmak
Sahnedeahlaki değerlerden ödün vermek
He would never stoop to cheating
Asla hile yapacak kadar alçalmazdı
giriş basamağı
bir evin girişine çıkan küçük basamaklar
He sat on the stoop
Giriş basamağında oturdu
karşılık vermek
Sahnedebir saldırıyı durdurmaya çalışmak veya karşı çıkmak
He decided to fight back
Karşılık vermeye karar verdi
büyümek
Sahnedeyaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
artmak
bir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
endişelenmek
bir durum karşısında kaygı duymaya başlamak
I began to grow worried about the weather
Hava durumu hakkında endişelenmeye başladım
büyümek
bir duruma gelmek veya gelişmeye başlamak
The plant started to grow
Bitki büyümeye başladı
neredeyse
Sahnedetamamen değil ama çok yakın
It is nearly time to go
Neredeyse gitme vakti
zar zor
Sahnedeçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
Sahnedebir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
cevap
Sahnedebir şeye verilen yanıt
I am waiting for your response
Cevabınızı bekliyorum
tepki
bir cevap olarak söylenen veya yapılan şey
His response was a smile
Tepkisi bir gülümsemeydi
tepki
bir şeye karşı verilen fiziksel veya zihinsel karşılık
His body had a strong response to the medicine
Vücudu ilaca güçlü bir tepki verdi
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
küçük kız
Sahnedegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
küçük kız
genç kız çocuğu
The little girl is playing in the park
Küçük kız parkta oynuyor
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
amatör
Sahnedepara kazanmak için değil zevk için bir şey yapan
He is an amateur photographer
O amatör bir fotoğrafçıdır
ancak
Sahnedebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
büyüyüp sığmamak
Sahnedebir nesnenin içine sığmayacak kadar büyümek veya artık ona uygun olmamak
The child outgrew these clothes
Çocuk bu kıyafetlere sığmaz oldu
büyüyüp vazgeçmek
bir şeye ilgi duymayacak kadar büyümek
He outgrew his toys
Oyuncaklarını bıraktı
büyüyüp bırakmak
bir şey için fazla büyümüş veya olgunlaşmış olmak
He has outgrown his childhood hobbies
Çocukluk hobilerini büyüdükçe bıraktı
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
Sahnedebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
çok kızgın
Sahnedeçok öfkeli veya sinirli hissetmek
He is really pissed
O gerçekten çok kızgın
sarhoş
alkol etkisiyle kendinden geçmiş
He was completely pissed after the party
Partiden sonra tamamen sarhoştu
kızgın
birini sinirlendirmek
She was so pissed about the delay
Gecikmeden dolayı çok kızgındı
sistemler
Sahnedebirlikte çalışan bir grup bağlantılı şey
These computer systems are very fast
Bu bilgisayar sistemleri çok hızlı
yöntemler
bir şeyi yapmanın yolu
They have new systems for working
Çalışmak için yeni yöntemleri var
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
güvenli
Sahnedetehlikeden veya zarardan korunmuş
This is a secure location
Burası güvenli bir yer
kendinden emin
kendinden emin ve güvende hissetmek
She feels secure in her job
İşinde kendini güvende hissediyor
elde etmek
bir şeyi çaba göstererek kazanmak
They managed to secure a loan
Bankadan kredi almayı başardılar
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek şekilde sağlamca tutturmak
Please secure the rope to the post
Lütfen halatı direğe sabitleyin
korumak
bir şeyi tehlikelere karşı güvenceye almak
The lock helps to secure the house
Kilit evi korumaya yardımcı olur
ele geçirmek
bir şeyi güvende tutmak için kontrolünü sağlamak
They managed to secure the area
Bölgeyi ele geçirmeyi başardılar
tekrar birleştirmek
Sahnedeayrı parçaları tek bir bütün haline getirmek
I put the toy back together
Oyuncağı tekrar birleştirdim
yeniden beraber
ayrılıktan sonra tekrar ilişkiye başlama
They are back together
Onlar yeniden beraber
yeniden bir araya gelmek
ayrı kaldıktan sonra tekrar buluşmak
The team is back together
Takım yeniden bir araya geldi
on
Sahnede10 sayısı
I have ten apples
On tane elmam var
rüyasız
Sahnederüya görmeden geçen
I had a dreamless sleep
Rüyasız bir uyku çektim
sonunda varmak
Sahnedesonunda belirli bir yere veya duruma gelmek
We ended up at the beach
Sonunda plaja vardık
sonuçlanmak
sonunda belirli bir duruma veya yere gelmek
We might end up in a small town
Sonunda küçük bir kasabada kalabiliriz
sonunda varmak
sonunda belli bir durumda veya yerde bulunmak
We ended up at the wrong hotel
Sonunda yanlış otele vardık
sonuçlanmak
belli bir durumla veya yerle noktalanmak
The game ended up in a draw
Oyun beraberlikle sonuçlandı
bitmiş
Sahnedetükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir