

Westworld — 2. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
552 kelime
Seviye
garanti eder
Sahnedebir şeyin gerçekleşeceğinden emin olmak
This lock ensures the safety of the house
Bu kilit evin güvenliğini sağlar
sağlamak
bir şeyin gerçekleşeceğinden emin olmak
This key ensures access to the room
Bu anahtar odaya erişimi sağlar
olay
Sahnedegenellikle kötü veya sıra dışı olan bir hadise
It was a strange incident
Tuhaf bir olaydı
gerçeklik
Sahnedenesnelerin olduğu gibi olma durumu
He returned to reality
Gerçekliğe geri döndü
gerçek
var olan veya doğru olan şey
This is a harsh reality
Bu acı bir gerçek
oda
Sahnedebir binadaki büyük oda
They met in the council chamber
Konsey odasında buluştular
hazne
tüfek veya tabancada merminin ateşlenmeden önce yerleştirildiği kısım
He checked the chamber of his pistol
Tabancasının haznesini kontrol etti
namluya sürmek
mermiyi silahın ateşleme kısmına yerleştirmek
He chambered a round before entering the building
Binaya girmeden önce mermiyi namluya sürdü
oda
ortak bir amaç için çalışan grup
He joined the local chamber of commerce
Yerel ticaret odasına katıldı
yumuşak
Sahnedesert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
kolay
yapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kolay
yapılması zor olmayan
This math problem is easy
Bu matematik problemi kolay
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
aptal
Sahnedeaptal veya sinir bozucu kişi
Stop acting like a jackass
Aptal gibi davranmayı bırak
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop acting like a total jackass
Tam bir aptal gibi davranmayı bırak
alışkın
Sahnedebir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
olmadan
Sahnedebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
olmadan
bir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
kesin olarak
Sahnedebir daha değişmeyecek şekilde son kez
Let's settle this once and for all
Hadi bunu kesin olarak çözelim
kesin olarak
bir durumu kalıcı olarak sona erdirecek şekilde
We need to settle this once and for all
Bunu kesin olarak çözmemiz gerekiyor
saldırı altında
Sahnedezarar vermek amacıyla saldırıya uğramış olan
The city is under attack
Şehir saldırı altında
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
Sahnedebir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
sorgulamak
Sahnedebir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
şifresini çözmek
Sahnedekodlanmış bilgiyi normal metne dönüştürmek
He can decrypt the secret message
Gizli mesajın şifresini çözebilir
kilitlemek
Sahnedebir şeyi açılmayacak şekilde sabitlemek
Lock down the doors
Kapıları kilitleyin
kilit altına almak
bir yeri veya durumu tamamen güvenli ve kontrol altında tutmak
The school went into lock down during the emergency
Okul acil durum sırasında kilit altına alındı
kapatma
bir şeyi sıkı kontrol altında tutmak
The government had to lock down the city
Hükümet şehri kapatmak zorunda kaldı
özensiz
Sahnedetemiz veya düzenli olmayan
His handwriting is very sloppy
El yazısı çok özensiz
beklemek
Sahnedegelecekte gerçekleşecek olmak
A long journey lies ahead
Önümüzde uzun bir yol var
değişken
Sahnedebir durumda değişebilen unsur
Weather is a key variable in this experiment
Hava durumu bu deneyde temel bir değişkendir
düşürmek
Sahnedebir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyle ilgilenmeyi veya konuşmayı sonlandırmak
Please drop the subject now
Lütfen şimdi bu konuyu bırak
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
hazırlamak
Sahnedebir şeyi hazır hale getirmek
I need to prep the food
Yemekleri hazırlamam gerekiyor
hazırlık
bir şeye hazır olma durumu
We need some prep for the party
Parti için biraz hazırlığa ihtiyacımız var
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
memnun
mutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
kontrol
Sahnededeney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
kontrol etmek
bir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
uyanık
Sahnedeuykuda olmayan
She is awake
O uyanık
uyanmak
uykudan uyanma eylemi
I awake early every day
Her gün erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp çevrenin farkına varmak
He will awake at sunrise
O gün doğumunda uyanacak
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
sürmek
bir hayvanın üzerine oturup onu yönlendirmek
She loves to ride horses
O at sürmeyi seviyor
yolculuk yapmak
bir taşıtla yolculuk etmek
We ride the bus to school
Okula otobüsle gidiyoruz
gezinti
bir araca binerek yapılan kısa süreli yolculuk
They went for a ride
Bir gezintiye çıktılar
çünkü
Sahnedebir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
küstah
Sahnedekaba bir şekilde aşırı özgüvenli
He is too cocky
O çok küstah
kontrolü elinde
Sahnedebir durum veya kişi üzerinde yetki sahibi olmak
She is in control of the project
Projenin kontrolü onun elinde
acı verici
Sahnedeacı veya rahatsızlık veren
The injury was very painful
Yaralanma çok acı vericiydi
yapma
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
kazanmak
bir işten para elde etmek
She is making a lot of money
O çok para kazanıyor
nitelik
bir şeye katkıda bulunan özellik
He has the making of a champion
O şampiyon olma niteliğine sahip
yaptırmak
birini bir işi yapmaya neden olmak
She is making me clean the room
O bana odayı temizletiyor
durum raporu
Sahnedemevcut durum hakkında kısa rapor
The team sent a sit rep
Ekip bir durum raporu gönderdi
yer
Sahnedebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
hesabını karşılamak
birinin masrafını veya borcunu ödemek
I will spot you for lunch today
Bugün öğle yemeğini senin yerine ödeyeceğim
usta
Sahnedebüyük beceriye veya bilgiye sahip kişi
She is a master of chess
O bir satranç ustasıdır
yüksek lisans
üniversitede lisansüstü bir derece
She is studying for a master degree
O yüksek lisans yapıyor
ana
türünün en önemli veya en büyük olanı
This is the master bedroom
Bu ana yatak odası
sahip
başkaları veya mülk üzerinde kontrolü olan kişi
The dog waited for its master
Köpek sahibini bekledi
analog
Sahnededijital olmayan fiziksel sinyaller kullanan
He prefers an analog watch over a smartwatch
Akıllı saat yerine analog saati tercih ediyor
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
takdir
Sahnedebir başarı için verilen övgü veya onay
She deserves credit for her hard work
Sıkı çalışması nedeniyle takdiri hak ediyor
hesaba yatırmak
bir hesaba para yatırmak
The bank will credit your account tomorrow
Banka yarın hesabınıza parayı yatıracak
kredi
borçlanma ve geri ödeme yeteneği
I bought the laptop on credit
Dizüstü bilgisayarı krediyle aldım
kredi
mezuniyet için gerekli olan ders puanı
This course is worth three credits
Bu ders üç kredi değerinde
analiz
Sahnedebir şeyin dikkatli bir şekilde incelenmesi
The analysis of the data is complete
Verilerin analizi tamamlandı
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
deneyim
yaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
tecrübe
bir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
iskelet
Sahnedevücudun içindeki kemik yapısı
The human skeleton has 206 bones
İnsan iskeleti 206 kemiğe sahiptir
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
tamamlamak
Sahnedebir işi sona erdirmek
Please complete the form
Lütfen formu tamamlayın
eksiksiz
Sahnedetüm parçaları olan
The set is now complete
Set artık eksiksiz
tam
vurgulamak için kullanılan
It was a complete surprise
Bu tam bir sürprizdi
tamamlamak
bir şeyin eksik olan kısımlarını bitirmek
You must complete the puzzle
Yapbozu tamamlamalısın
kaldırmak
Sahnedebir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Please raise your hand
Lütfen elinizi kaldırın
yetiştirmek
bir çocuğu yetişkin olana kadar bakıp büyütmek
She raised three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
gündeme getirmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
She raised a new point
Yeni bir konu gündeme getirdi
toplamak
belirli bir miktar para biriktirmek
They raised money for charity
Yardım için para topladılar
bolca
Sahnedeyeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
yeterli
ihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
ilgilenmek
Sahnedebiriyle veya bir şeyle ilgilenmek veya bakımını yapmak
Please attend to the customers first
Lütfen önce müşterilerle ilgilenin
ilgilenmek
bir görev veya kişi ile meşgul olmak
I need to attend to some work
Biraz işle ilgilenmem gerekiyor
dikkat etmek
bir şeye veya kişiye odaklanarak dinlemek
You should attend to what the teacher says
Öğretmenin söylediklerine dikkat etmelisin
ilgilenmek
bir şeyle veya biriyle ilgilenmek
I need to attend to some business
Bazı işlerle ilgilenmem gerekiyor
gerçek dünya
Sahnedeteori dışındaki gerçek ortam
This plan does not work in the real world
Bu plan gerçek dünyada işe yaramıyor
gerçek hayat
Sahnedegünlük pratik durumların bütünü
He learned it in the real world
Bunu gerçek hayatta öğrendi
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
Sahnedebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
zeki
Sahnedeçabuk öğrenen veya anlayan
She is a clever student
O zeki bir öğrencidir
zeki
bir şeyi çabuk kavrayan veya düşünen
He is a clever student
O zeki bir öğrenci
ayrı
Sahnedeberaber olmayan
They live apart
Onlar ayrı yaşıyorlar
parça parça
Sahnedeparçalara ayrılmış durumda
The clock fell apart
Saat parça parça oldu
ayrı
bir arada olmayan
They live apart from each other
Birbirlerinden ayrı yaşıyorlar
ayrı
parçalara bölünmüş
The machine fell apart
Makine parçalara ayrıldı
desteklemek
Sahnedebirine veya bir şeye destek olmak
I will back you up
Seni destekleyeceğim
tıkanmak
birikip hareket edemez hale gelmek
Traffic started to back up behind the truck
Kamyonun arkasında trafik tıkanmaya başladı
yedek
ihtiyaç duyulduğunda kullanılmak üzere saklanan kopya
I need a back up of this file
Bu dosyanın bir yedeğine ihtiyacım var
ayağa kalkmak
düştükten sonra tekrar ayağa kalkmak
He fell but backed up quickly
O düştü ama hemen ayağa kalktı
geri geri çıkmak
yukarı doğru geri gitmek
The truck backed up the hill
Kamyon yokuşu geri geri çıktı
yedeklemek
bilgisayar dosyalarının kaybolmaması için ek bir kopyasını oluşturmak
You should back up your files
Dosyalarını yedeklemelisin
geri gitmek
arkaya doğru hareket etmek
You need to back up the car
Arabayı geri gitmen gerekiyor
başa dönmek
bir konuyu yeniden ele almak
Let us back up and talk about it
Başa dönelim ve bunu konuşalım
trafik sıkışıklığına yol açmak
araçların ilerlemesini engelleyerek kuyruk oluşturmak
The accident backed up traffic for miles
Kaza trafiğin kilometrelerce sıkışmasına yol açtı
yeniden çalıştırmak
bir sorundan sonra bir şeyi tekrar işler hale getirmek
Please back up the system after the error
Lütfen hatadan sonra sistemi yeniden çalıştırın
eski haline getirmek
bir şeyi önceki orijinal konumuna geri döndürmek
You should back up the files to their folder
Dosyaları eski klasörlerine geri getirmelisin
geri gitmek
geriye doğru hareket etmek veya önceki bir noktaya dönmek
You need to back up the car slowly
Arabayı yavaşça geri götürmen gerekiyor
silah
Sahnedebirine zarar vermek veya saldırmak için kullanılan nesne
He has a dangerous weapon
Onun tehlikeli bir silahı var
silahlandırmak
birini veya bir şeyi silahla donatmak
They will weaponize the drones
İHA'ları silahlandıracaklar
silah
saldırı veya savunma için kullanılan araç
The suspect dropped the weapon
Şüpheli silahı yere attı
silah
saldırmak veya savunmak için kullanılan nesne
He was carrying a weapon
O bir silah taşıyordu
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
taşıt
Sahnedeinsanları veya eşyaları bir yerden diğerine götüren araç
The mobile broke down on the highway
Taşıt otoyolda bozuldu
cep telefonu
arama ve mesajlaşma için kullanılan cihaz
Where is my mobile?
Cep telefonum nerede?
mobil
bebekler için asılan hareketli oyuncak
The baby looks at the mobile
Bebek mobile bakıyor
taşınabilir
kolayca bir yerden başka bir yere götürülebilen
This laptop is very mobile
Bu dizüstü bilgisayar çok taşınabilir
çağırmak
Sahnedebir şeyi özellikle telefonla istemek
I will call for a taxi
Bir taksi çağıracağım
öngörmek
bir şeyin olacağını söylemek
The forecast calls for rain
Hava durumu yağmur öngörüyor
uğrayıp almak
birini veya bir şeyi bir yerden almak için oraya gitmek
I will call for you at eight
Seni saat sekizde uğrayıp alacağım
gerektirmek
bir şeyin gerekli olduğunu belirtmek
The situation calls for quick action
Durum hızlı hareket etmeyi gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin yapılması için ihtiyaç duyulması
This situation calls for patience
Bu durum sabır gerektirir
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
yasa dışı eylem
Sahnedeözellikle birinin ölümüne yol açan suç teşkil eden davranış
Police suspect foul play in his sudden death
Polis onun ani ölümünde yasa dışı bir eylemden şüpheleniyor
cinayet
özellikle cinayet olmak üzere işlenen herhangi bir suç
The police suspect foul play in his death
Polis onun ölümünde cinayet şüphesi olduğunu düşünüyor
tadını çıkarmak
Sahnedebir şeyden büyük zevk almak
She revels in her success
Başarısının tadını çıkarıyor
durum
Sahnedebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
bir kişinin veya yerin içinde bulunduğu şartlar
I am in a difficult situation
Zor bir durumdayım
durum
koşullar veya olaylar bütünü
It is a difficult situation
Bu zor bir durum
vaziyet
bir yerde veya zamanda gerçekleşen olaylar bütünü
The situation here is strange
Buradaki vaziyet tuhaf
ateş gücü
Sahnedesilahların gücü veya askeri kuvvet
The army has massive firepower
Ordunun muazzam bir ateş gücü var
diriltmek
Sahnedeölmüş birini yeniden hayata döndürmek
The spell was used to resurrect the hero
Büyü kahramanı diriltmek için kullanıldı
çıkarıcı
Sahnedebir şeyi yerinden çıkarmaya yarayan makine veya alet
The extractor removes smoke from the kitchen
Çıkarıcı mutfaktaki dumanı temizler
kesmek
Sahnedebir ağacı keserek devirmek
They cut down the old tree
Eski ağacı kestiler
kötülemek
birisi hakkında olumsuz konuşmak
He always cuts down his friends
Arkadaşlarını sürekli kötüler
öldürmek
silah kullanarak birinin canına kıymak
The soldier was cut down in the battle
Asker savaşta öldürüldü
azaltmak
bir şeyin miktarını veya boyutunu düşürmek
I need to cut down on sugar
Şeker tüketimimi azaltmam gerekiyor
kısaltılmış
daha küçük veya daha kısa hale getirilmiş
We watched a cut-down version of the movie
Filmin kısaltılmış bir versiyonunu izledik
idam etmek
Sahnedebirini ceza olarak öldürmek
The prisoner was executed
Mahkum idam edildi
uygulamak
bir planı veya eylemi hayata geçirmek
They executed the plan well
Planı iyi bir şekilde uyguladılar
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
uzak
bir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
-meli/-malı
Sahnedeyapılması gereken doğru şeyi belirtmek için kullanılır
You ought to apologize
Özür dilemelisin
meli
yapılması gereken doğru veya mantıklı bir işi belirtmek için kullanılır
You ought to study for the exam
Sınav için ders çalışmalısın
beklenmek
kanıtlara veya mantığa göre gerçekleşmesi muhtemel durumları belirtmek için kullanılır
The train ought to arrive soon
Trenin yakında varması bekleniyor
vadi
Sahnedetepeler veya dağlar arasındaki alçak arazi
The village is in a beautiful valley
Köy güzel bir vadide
farkında
Sahnedebir şeyin bilincinde olan
He is knowing about the facts
O gerçeklerin farkında
bilme
bir şey hakkında bilgi sahibi olma durumu
Knowing the rules helps everyone
Kuralları bilmek herkese yardımcı olur
bilinçli
bir şeyin tam olarak farkında olarak yapılan
She made a knowing decision to leave
Ayrılmak için bilinçli bir karar verdi
öğrenme
bir şeyi bilmeye başlama süreci
Knowing how to read is useful
Okumayı öğrenmek faydalıdır
tanıyan
birinin karakterinin veya alışkanlıklarının farkında olan
She is knowing of his secret habits
Onun gizli alışkanlıklarını tanıyor
bilgi
bir şeyin farkında olma durumu
Knowing the truth is important
Gerçeği bilmek önemlidir
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
yapmak
Sahnedebir aktiviteyle meşgul olmak
What did you get up to last night
Dün gece neler yaptın
işler karıştırmak
genellikle gizli veya kötü bir şeyler yapmak
What have you been getting up to lately
Son zamanlarda ne işler karıştırıyorsun
varmak
belirli bir sayıya veya seviyeye ulaşmak
We got up to page fifty
Ellinci sayfaya kadar geldik
varmak
bir yere ulaşmak
We will get up to London by noon
Öğlene kadar Londra'ya varacağız
yaptı
Sahnedebir şeye sebep olmak
He made me laugh
Beni güldürdü
kurtarmış
çok iyi veya rahat bir durumda olmak
You have got it made with this job
Bu işle hayatını kurtardın
zorlamak
birini bir şey yapmaya mecbur bırakmak
He made me wait outside
Beni dışarıda beklemeye zorladı
kazanmak
çalışarak para elde etmek
He made a lot of money last year
O geçen yıl çok para kazandı
yapılmış
bir şeyi oluşturmak veya meydana getirmek
She made a cake for the party
O parti için bir kek yaptı
etki
Sahnedebir şeyin başka bir şey üzerinde yarattığı sonuç
The medicine had a good effect
İlacın iyi bir etkisi oldu
anlam
bir sözün ifade ettiği amaç
He said something to that effect
O bu anlama gelen bir şey söyledi
eşya
bir kişiye ait olan özel mülk
He gathered his personal effects
Kişisel eşyalarını topladı
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane