You — Season 1 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
774 kelime
Seviye
iğne
Sahnedeiplik geçirmek için deliği olan küçük ince sivri metal parça
She used a needle to sew the button
Düğmeyi dikmek için iğne kullandı
iğne
dikiş dikmek veya enjeksiyon yapmak için kullanılan ince, sivri metal parça
I need a needle and thread
Bir iğneye ve ipliğe ihtiyacım var
iğne
yasadışı maddeleri enjekte etme eylemi
He uses the needle every day
Her gün iğne kullanıyor
takılmak
birini sürekli rahatsız etmek veya onunla alay etmek
Stop needling me about my mistake
Hatam yüzünden bana takılmayı bırak
inanılmaz
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
müzikal
Sahnedemüzikle ilgili veya müzikle bağlantılı
She has great musical talent
Harika bir müzikal yeteneği var
müzikal
şarkıların ve dansların yer aldığı tiyatro oyunu veya film
We went to see a musical
Bir müzikal izlemeye gittik
şıngırdamak
Sahnedebirbirine çarpan metallerle sert ses çıkarmak
The keys jangled in his pocket
Anahtarlar cebinde şıngırdadı
şıngırdamak
metalik veya çınlayan bir ses çıkarmak
The keys jangled in her pocket
Anahtarlar cebinde şıngırdadı
kat izi
Sahnedekatlama veya baskı nedeniyle oluşan çizgi
There is a crease in your shirt
Gömleğinde bir kat izi var
çınlamak
Sahnedebir zil gibi net ve müzikal ses çıkarmak
The clock began to chime
Saat çınlamaya başladı
çan
vurulduğunda müzikal bir ses çıkaran metal tüp
The wind chime sounds beautiful
Rüzgar çanı güzel ses çıkarıyor
onu al
Sahnedebir şeyi eline almak veya yerden kaldırmak
Pick it up from the floor
Onu yerden al
kaldığı yerden devam etmek
duraklamadan sonra tekrar başlamak
Let's pick it up tomorrow
Yarın kaldığımız yerden devam edelim
kapmak
bir şeyi resmi eğitim almadan kendiliğinden öğrenmek
I picked up some Spanish while traveling
Seyahat ederken biraz İspanyolca kaptım
erken
Sahnedebir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
beklenen zamandan önce
I woke up early
Erken uyandım
erken
beklenen zamandan önce
I arrived early for the meeting
Toplantıya erken vardım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
kırılgan
Sahnedekolayca kırılıp parçalanabilen
The old plastic is very brittle
Eski plastik çok kırılgandır
krokan
şeker ve kuruyemişle yapılan sert şekerleme
I ate some crunchy peanut brittle
Biraz kıtır fıstıklı krokan yedim
müsait
Sahnedekullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
müsait
kullanıma hazır veya ulaşılabilir olan
This seat is available
Bu koltuk müsait
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
zombi
Sahnedehikayelerde yeniden canlandırılmış ölü kişi
He is dressed as a zombie
Zombi olarak giyinmiş
klavye
Sahnedebilgisayarda yazı yazmak için kullanılan tuşlu araç
I need a new keyboard
Yeni bir klavyeye ihtiyacım var
klavye
siyah ve beyaz tuşları olan müzik aleti
She plays the keyboard
O klavye çalıyor
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılan söz
Yeah that sounds great
Evet kulağa harika geliyor
soyadı
Sahnedehangi aileye ait olduğunuzu gösteren isim
What is your last name?
Soyadınız nedir?
kelebek
Sahnederenkli kanatları olan uçan bir böcek
The butterfly is colorful
Kelebek renklidir
heyecan
gerginlik veya heyecan hissi
I have butterflies in my stomach
Karnımda heyecan var
sosyal kişi
insanlarla vakit geçirmeyi seven arkadaş canlısı kimse
She is a social butterfly
O çok sosyal biridir
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
kilitlemek
Sahnedebir yeri güvenli hale getirmek için kapı ve pencereleri kilitlemek
Please lock up the house
Lütfen evi kilitle
hapsetmek
birini kilitli bir yere koymak
The police locked him up
Polis onu hapsetti
nezarethane
insanların tutulduğu küçük hapishane
The police took him to the lock up
Polis onu nezarethaneye götürdü
hapsetmek
birini bir yere kilitli tutmak
He locked up the prisoner in the room
Mahkumu odaya hapsetti
nezarethane
insanların veya eşyaların tutulduğu kilitli yer
He was kept in the lock up overnight
Geceyi nezarethanede geçirdi
hapsetmek
birini çıkamayacağı bir yere kapatmak
The police locked up the criminal
Polis suçluyu hapsetti
depo
eşyaların güvenli bir şekilde saklandığı yer
We rented a lock-up for our furniture
Mobilyalarımız için bir depo kiraladık
memur
Sahnedebir mağazada veya ofiste çalışan kişi
The clerk helped me
Memur bana yardım etti
tezgahtarlık yapmak
bir dükkanda satış elemanı olarak çalışmak
She will clerk at the store this summer
Bu yaz mağazada tezgahtarlık yapacak
çıplak
Sahnedeüzerinde giysi olmayan
The baby is naked
Bebek çıplak
çıplak
üzerinde hiçbir giysi olmayan
The baby is naked
Bebek çıplak
içecek
Sahnedesu veya meyve suyu gibi içilen sıvı
What beverage would you like?
Hangi içeceği istersiniz?
küf
Sahnedenemli yerlerde yetişen bir mantar türü
There is mildew on the wall
Duvarda küf var
yakından tanımak
Sahnedebirini veya bir şeyi iyi anlamaya başlamak
I want to get to know you better
Seni daha yakından tanımak istiyorum
tanımak
birini tanımaya başlamak
I want to get to know you better
Seni daha iyi tanımak istiyorum
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
Sahnedebir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
başlangıç
Sahnedebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was slow
Filmin başlangıcı yavaştı
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
Sahnedebir yere bir amaçla gitmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
başvuru kaynağı
yardım almak için güvenilen kişi veya şey
She is my go to person for advice
O benim tavsiye için başvurduğum kişidir
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
göstermek
bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak veya ortaya koymak
This goes to show that hard work pays off
Bu çok çalışmanın karşılığını verdiğini gösteriyor
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
insanlar
Sahnedeyaşayan bireyler
Many lives were saved
Birçok insan kurtarıldı
yaşamak
hayatta olmak ve deneyimler kazanmak
He lives in London
O Londra'da yaşıyor
hayatlar
insanların veya canlıların yaşam süreci
These doctors have saved many lives
Bu doktorlar birçok hayat kurtardı
yaşar
bir yerde oturmak
He lives in a big city
O büyük bir şehirde yaşar
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
yönelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Let's head to the park
Hadi parka gidelim
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
kaçmak
Sahnedebir yerden aniden ve gizlice ayrılmak
He ran off during the party
Parti sırasında kaçtı
atık sıvı
bir şeyden atık olarak uzaklaşan sıvı
The factory produced toxic run off
Fabrika zehirli atık sıvı üretti
yüzey akışı
yağmur veya kar erimesi sonucu bir yüzeyden akan su
Heavy rain increased the run off
Şiddetli yağmur yüzey akışını artırdı
akıp gitmek
bir yüzeyden dışarıya doğru süzülmek
Rain water runs off the roof
Yağmur suyu çatıdan akıp gidiyor
hızla ayrılmak
aceleyle bir yerden uzaklaşmak
The kids ran off when they saw the police
Çocuklar polisi görünce hızla ayrıldı
çoğaltmak
bir makine kullanarak kopya çıkarmak
Can you run off ten copies of this paper
Bu kağıttan on tane çoğaltabilir misin
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
temizlemek
bir şeyi kirden arındırmak
I need to clean my room
Odamı temizlemem gerek
çözmek
Sahnedebir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
kolaj
Sahnedefarklı malzemelerin bir yüzeye yapıştırılmasıyla oluşturulan resim
We made a collage in class
Sınıfta bir kolaj yaptık
çaresiz
Sahnedeumudunu yitirmiş
He felt desperate after the accident
Kazadan sonra kendini çaresiz hissetti
muhtaç
Sahnedebaşka seçeneği kalmadığı için çok isteyen
They were desperate for help
Yardıma çok muhtaçlardı
halletmek
Sahnedebir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
He takes care of his garden
O bahçesine bakıyor
bakımını yapmak
birinin veya bir şeyin bakımını gerçekleştirme
You must take care of your bike
Bisikletinin bakımını yapmalısın
uygulamak
Sahnedebir şeyi belirli bir amaç için kullanmak
You should apply these methods
Bu yöntemleri uygulamalısın
geçerli olmak
bir durum için etkili veya doğru olmak
This rule does not apply here
Bu kural burada geçerli değil
başvurmak
resmi olarak bir şey istemek
I want to apply for a job
Bir işe başvurmak istiyorum
sürmek
bir şeyi bir yüzeyin üzerine yaymak
Please apply this cream to your skin
Lütfen bu kremi cildine sür
yüzünden
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
koruma
Sahnedebir şeyi zarar görmekten alıkoyma
We are saving the forest
Ormanı koruyoruz
birikim
gelecekte kullanmak için ayrılan para
She put her saving into the bank
Birikimini bankaya yatırdı
tasarruf
bir şeyi azaltmak veya daha az kullanmak
This habit helps in saving energy
Bu alışkanlık enerji tasarrufu yapmaya yardımcı olur
kurtarma
birini veya bir şeyi tehlikeden kurtarma eylemi
The saving of the cat was a brave act
Kedinin kurtarılması cesur bir davranıştı
şerefsizler
Sahnedeçok kaba veya hoş olmayan insanlar
Do not talk to those assholes
O şerefsizlerle konuşma
vasıf
Sahnedebir kişinin sahip olduğu özel özellik
He has leadership qualities
Onun liderlik vasıfları var
kalite
bir şeyin ne kadar iyi veya kötü olduğu
This is high quality work
Bu yüksek kaliteli bir iştir
nitelik
bir kişiyi veya şeyi tanımlayan belirgin özellik
Patience is a good quality to have
Sabırlı olmak iyi bir niteliktir
şiir
Sahnederitim ve imgelem içeren yazılı eser
She wrote a beautiful poem
Güzel bir şiir yazdı
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
He worked out the math problem
Matematik problemini çözdü
yolunda gitmek
iyi bir sonuç almak
I hope everything works out
Umarım her şey yolunda gider
spor yapmak
fiziksel egzersiz yapmak
I work out at the gym daily
Her gün spor salonunda antrenman yaparım
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
çılgınca
Sahnedeçok aptalca veya mantıksız olan
That is an insane idea
Bu çılgınca bir fikir
mırıldanmak
Sahnedealçak sesle sessizce konuşmak
She murmured a quiet prayer
Sessizce bir dua mırıldandı
üfürüm
kalpten gelen alışılmadık ses
The doctor heard a heart murmur
Doktor bir kalp üfürümü duydu
mırıltı
konuşurken veya hareket ederken çıkan kısık ve sessiz ses
I heard the murmur of the river
Nehrin mırıltısını duydum
mırıldanmak
duyulması zor kısık ve yumuşak bir sesle konuşmak
She murmured a quiet apology
O kısık sesle bir özür mırıldandı
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
düşünmek
bir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
vuhuu
Sahnedeheyecan veya sevinç belirten ünlem
Whoo! We won the game!
Vuhuu! Maçı kazandık!
vuhuu
heyecan göstermek için yüksek sesle bağırmak
They yelled whoo after the goal
Golden sonra vuhuu diye bağırdılar
uhu
siren veya yüksek bir çığlığı taklit etmek için çıkarılan ses
The crowd shouted whoo
Kalabalık uhu diye bağırdı
aydınlatmak
Sahnedebirine bilgi vermek veya durumu açıklamak
Please enlighten me about this topic
Lütfen bu konu hakkında beni aydınlat
metin
Sahnedeyazılı veya basılı kelimeler
Read the text carefully
Metni dikkatle oku
mesaj atmak
Sahnedetelefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
kısa mesaj
telefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir kısa mesaj gönderdim
sergi
Sahnedenesnelerin veya sanat eserlerinin halka açık gösterimi
The museum has a new exhibit
Müzenin yeni bir sergisi var
sergilemek
bir şeyi başkalarının görmesi için göstermek
He exhibited his paintings in the gallery
Tablolarını galeride sergiledi
fantezi
Sahnedecinsel arzu veya özel ilgi alanı
He talked about his kinks openly
Fantezileri hakkında açıkça konuştu
pürüz
plan veya sistemdeki küçük aksaklık
There are a few kinks in the system
Sistemde birkaç pürüz var
yazar
Sahnedekitap veya makale yazan kişi
He is a famous author
O ünlü bir yazardır
kadar
Sahnedebir şeyin ulaştığı son nokta
The water was down to my knees
Su dizlerime kadar geliyordu
-e kadar
listedeki belirli bir şeye kadar olan her şeyi kapsayan
We planned everything down to the last detail
Her şeyi en son detaya kadar planladık
-a inmek
daha alçak bir yere veya bölgeye gitmek
He walked down to the beach
Sahile indi
düşürmek
bir şeyi belirli bir miktar veya seviyeye gelene kadar azaltmak
They cut the price down to five dollars
Fiyatı beş dolara düşürdüler
istekli olmak
bir şeyi yapmaya hazır ve hevesli olmak
Are you down to go to the cinema
Sinemaya gitmeye istekli misin
sorumluluğunda
birinin görevinde veya yetkisinde olmak
The final decision is down to the manager
Nihai karar yöneticinin sorumluluğunda
kaynaklanmak
bir şeyin sebebi veya birinin sorumluluğunda olmak
The delay was down to the bad weather
Gecikme kötü havadan kaynaklandı
kalan
sadece belirli ve genellikle az bir miktar kalmış olmak
We are down to our last bottle of water
Son bir şişe suyumuz kaldı
geride
bir oyunda belirli bir puan farkıyla yeniliyor olmak
Our team is down to ten points
Takımımız on puan geride
tek başına
Sahnederahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
yalnız
yanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
biriyle yatmak
Sahnedebirisiyle cinsel ilişkiye girmek
He slept with her
Onunla yattı
birlikte uyumak
biriyle aynı yatakta uyumak
The child sleeps with his parents
Çocuk ebeveynleriyle birlikte uyur
aynı yatağı paylaşmak
başka bir kişiyle aynı yatakta uyumak
She sleeps with her brother
O erkek kardeşiyle aynı yatağı paylaşıyor
-den yapılmış
Sahnedebir şeyin imalatında kullanılan maddeyi belirtir
This table is made out of wood
Bu masa ahşaptan yapılmış
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışında
bir yerin veya durumun içinde olmayan
She stepped out of the room
O odadan dışarı çıktı
vazgeçirmek
birini bir şey yapmamaya ikna etmek
She talked him out of quitting
Onu işten ayrılmaktan vazgeçirdi
dışında
bir grubun veya kapsamın dışında olan
It is out of his control
Bu onun kontrolünün dışında
didik didik aramak
Sahnedebir yerin her köşesini dikkatlice aramak
I scoured the room for my keys
Anahtarlarımı bulmak için odayı didik didik aradım
ayağa kalkmak
Sahnedeayaklarının üzerinde dik durmak
Please stand up when the teacher enters
Öğretmen içeri girdiğinde lütfen ayağa kalkın
stand-up
sahnede tek başına yapılan komedi
I love stand up comedy
Stand-up komediyi severim
ekmek
planlanan bir buluşmaya gelmemek
She stood me up
Beni ekti
ayağa kalkmak
ayaklarının üzerine kalkmak
Please stand up
Lütfen ayağa kalkın
buluşmaya gelmemek
planlanan bir buluşmaya gitmemek
He stood me up on our date
Randevumuza gelmedi
dürüst
ahlaklı ve doğru davranış sergilemek
He is a stand up guy
O dürüst bir adamdır
geçerli kalmak
test edildiğinde veya incelendiğinde doğru olduğu kanıtlanmak
The argument will stand up in court
Bu argüman mahkemede geçerli kalacaktır
ayağa kalkmak
oturur veya yatar pozisyondan dikey bir konuma geçmek
Please stand up when the teacher enters
Öğretmen girdiğinde lütfen ayağa kalkın
stand-up
bir kişinin seyirciye şakalar anlattığı komedi türü
He enjoys watching stand up
Stand up izlemekten keyif alıyor
ayağa kalkmak
oturur durumdan dik pozisyona geçmek
The student stood up to greet the teacher
Öğrenci öğretmeni selamlamak için ayağa kalktı
standup komedyeni
canlı izleyicilere şakalar yapan sanatçı
He is a funny standup
O komik bir standup komedyenidir
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
abartı
Sahnedemedyada yaratılan aşırı ilgi ve heyecan
There is a lot of hype about the new movie
Yeni film hakkında çok fazla abartı var
abartmak
bir şeyi daha önemli göstermek için yoğun tanıtım yapmak
They hyped up the new movie
Yeni filmi çok abarttılar
sosyal medya
Sahnedeinsanların iletişim kurduğu çevrimiçi platformlar
I check my social media every morning
Her sabah sosyal medyama bakarım
sosyal medya
içerik paylaşmak ve insanlarla iletişim kurmak için kullanılan çevrimiçi platformlar
I spend too much time on social media
Sosyal medyada çok fazla zaman harcıyorum
metro
Sahnedeyeraltında çalışan raylı taşıma sistemi
I take the subway to work
İşe metroyla gidiyorum
metro
yer altından giden tren hattı
I go to work by subway
İşe metro ile giderim
metro
yer altından giden tren sistemi
I took the subway to work
İşe gitmek için metroya bindim
Subway
bir sandviç restoranı zinciri
I bought a sandwich at Subway
Subway'den bir sandviç satın aldım
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
Sahnedebir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
okur
Sahnedeyazılı kelimelere bakıp anlamak
She reads a book every night
O her gece bir kitap okur
okur
yazılı kelimelere bakıp anlamak
She reads a book
O kitap okur
okur
yazılı sözcüklere bakıp onları anlamak
He reads a book every night
O her gece bir kitap okur
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
merak
Sahnedebir şeyi öğrenme veya anlama isteği
I have an interest in science
Bilime karşı merakım var
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
ilgilendirmek
birinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
salgın
Sahnedebir hastalığın vakalarının sayısındaki ani artış
The flu epidemic spread quickly
Grip salgını hızla yayıldı
suçlu
Sahnedebir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
bir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
If you want the job, go for it
Eğer işi istiyorsan, dene
denemek
bir şeyi yapmaya karar vermek veya birini fırsatı değerlendirmesi için teşvik etmek
Just go for it and apply for the job
Sadece dene ve işe başvur
ilk defa
Sahnedebir olayın başlangıç anında gerçekleşmesi
This is my first time here
Buraya ilk defa geliyorum
ilk kez
bir eylemi daha önce hiç yapmamış olmak
I am visiting Paris for the first time
Paris i ilk kez ziyaret ediyorum
ilk deneyim
yeni bir tecrübenin başlangıcı
It was my first time at this school
Bu okulda ilk deneyimimdi
altında
Sahnedebir şeyin tam altında
The cat is underneath the table
Kedi masanın altında
alt
bir şeyin altında kalan kısım
I looked underneath the car
Arabanın altına baktım
özel
Sahnedesadece belirli bir kişiye veya gruba açık olan
This is an exclusive club
Bu özel bir kulüp
özel
belirli bir kişi veya grupla sınırlı olan
They have an exclusive right to use the area
Bu alanı kullanmak için özel bir hakları var