You — Season 1 Episode 9
Kelimeler ve anlamları
440 kelime
Seviye
hava
Sahnedegenel bir his veya ortam
This room has a cool vibe
Bu odanın çok hoş bir havası var
etkilemek
birini belli bir şekilde etkilemek
She vibes with her colleagues
O çalışma arkadaşları üzerinde iyi bir etki bırakıyor
hissetmek
belirli bir ruh halini deneyimlemek
I am really vibing this music
Bu müziği gerçekten hissediyorum
keyif yapmak
rahatlayıp anın tadını çıkarmak
They are just vibing at the beach
Sahilde keyif yapıyorlar
frekans tutmak
birinin hislerini veya enerjisini anlamak
We really vibe well together
Onunla frekansımız gerçekten tutuyor
çalışmak
Sahnedebir şeyin amaçlandığı gibi işlemesi
The machine does not function
Makine çalışmıyor
resmî davet
sosyal bir toplantı veya parti
It was a formal function
Bu resmî bir davetti
işlev
bir şeyin doğal veya amaçlanan kullanımı
What is the function of this button
Bu düğmenin işlevi nedir
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi iş görmesi
The machine does not function anymore
Makine artık çalışmıyor
tamam
Sahnedeyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
bir isteği kabul etmek veya bir işe başlamak için kullanılan ifade
All right I will go now
Tamam şimdi gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya güvenli durumda olan
Everything will be all right
Her şey iyi olacak
ciddi
Sahnededikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ağır
çok kötü veya büyük
She has a serious injury
Ağır bir yaralanması var
ciddi
şaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
intihar
Sahnedekişinin kendi hayatına kasten son vermesi
He committed suicide
O intihar etti
intihar
kişinin kendi canına kıyması
He attempted suicide
İntihar girişiminde bulundu
mekik koşusu
sporcuların belirli çizgiler arasında hızlıca gidip gelerek yaptığı bir egzersiz
We ran suicides during practice
Antrenman sırasında mekik koşusu yaptık
yaygın
kolayca bulunan veya özel olmayan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
çit
Sahnedeinsanların veya hayvanların bir yere girmesini engelleyen yapı
The garden has a white fence
Bahçenin beyaz bir çiti var
eskrim yapmak
spor olarak ince uzun kılıçlarla dövüşmek
He likes to fence
Eskrim yapmayı sever
çalıntı mal satmak
hırsızlık malı başkalarına satmak
He was arrested for trying to fence stolen goods
Çalıntı malları satmaya çalıştığı için tutuklandı
varmak
Sahnedebelirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
varmak
belirli bir toplam rakama ulaşmak veya bir karara varmak
The total bill comes to fifty dollars
Toplam hesap elli dolara varıyor
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak veya amaçlamak
How did you come to do that
Bunu yapmaya nasıl niyetlendin
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
dikkatini çekmek
bir durumun veya bilginin birinin farkına varması
The mistake came to my notice yesterday
Hata dün dikkatimi çekti
yerleşmek
biriyle aynı evde oturmaya başlamak
They came to live in this house
Bu eve yaşamaya geldiler
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
teoriler
Sahnedebir şeyin nasıl çalıştığını açıklayan fikirler
Scientists have many theories about the universe
Bilim insanlarının evren hakkında birçok teorisi var
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşma
bir konu üzerine yapılan resmi sözlü sunum
She gave a short talk about history
Tarih hakkında kısa bir konuşma yaptı
aldatmak
Sahnederomantik bir ilişkide sadakatsiz davranmak
He cheated on his wife
Karısını aldattı
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
tavşan
Sahnedeuzun kulaklı küçük bir hayvan
The bunny is cute
Tavşan çok sevimli
müşteri
Sahnedebir hizmet için ödeme yapan kişi
The lawyer met with his client
Avukat müşterisiyle buluştu
didik didik aramak
Sahnedebir yerin her köşesini dikkatlice aramak
I scoured the room for my keys
Anahtarlarımı bulmak için odayı didik didik aradım
titreme
Sahnedehızlı ve küçük hareketlerle sallanma
Her hands were shaking
Elleri titriyordu
vafıl
Sahnedekare desenli düz bir kek
I eat waffles for breakfast
Kahvaltıda vafıl yerim
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
tavan
Sahnedebir odanın üst iç yüzeyi
The ceiling is painted white
Tavan beyaza boyanmış
üst sınır
bir şey için izin verilen en yüksek miktar
The government set a price ceiling
Hükümet bir fiyat üst sınırı belirledi
taşınmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek veya yerleşmek
I moved to London last year
Geçen yıl Londra'ya taşındım
Uğultulu Tepeler
SahnedeEmily Brontë tarafından yazılan ünlü bir roman
I am reading Wuthering Heights this week
Bu hafta Uğultulu Tepeler'i okuyorum
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
şartıyla
Sahnedebir durumun gerçekleşmesi koşuluyla
I will go so long as you come
Senin gelmen şartıyla gelirim
sürece
... olması şartıyla
You can go out so long as you finish your homework
Ödevini bitirdiğin sürece dışarı çıkabilirsin
şartıyla
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
You can go so long as you are back by noon
Öğlene kadar dönmen şartıyla gidebilirsin
o kadar süre
bir zaman diliminin uzunluğu
You can stay for so long as you need
İhtiyacın olan kadar süre kalabilirsin
sürece
bir durum devam ettiği müddetçe
I will stay so long as you are here
Sen burada olduğun sürece kalacağım
hak etmek
Sahnedebir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
endişe
Sahnedesizi kaygılandıran bir şey
My main worry is the weather
Asıl endişem hava durumu
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
yitirmek
artık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
söylenenleri takip edememek
I lost his explanation
Açıklamasını anlayamadım
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
şaka yapmadan veya samimi bir şekilde
He is taking the situation seriously
Durumu ciddiyetle ele alıyor
paylaşma
Sahnedebir şeyin bir kısmını başkalarına verme
They are sharing the cake
Keki paylaşıyorlar
paylaşma
bir şeyi başkalarıyla aynı anda kullanma
We are sharing the umbrella
Şemsiyeyi paylaşıyoruz
bir tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip bir grup
This is some kind of plant
Bu bir tür bitki
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please go in
Lütfen içeri gir
eklenmek
bir belgeye veya metne konulmak
This information will go in the report
Bu bilgi rapora eklenecek
bulutlanmak
güneşin bulutların arkasına gizlenmesi
The sun went in behind the clouds
Güneş bulutların arkasında bulutlandı
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
anlamak
Sahnedesöylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
takip etmek
bir şeyi bitirene kadar yapmaya devam etmek
He will follow his goal
O hedefini takip edecek
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
pantolon
Sahnedealt vücut için kullanılan giysi
These pants are too long
Bu pantolonlar çok uzun
pantolon
vücudun alt kısmını örten giysi
I am wearing black pants
Siyah pantolon giyiyorum
külot
alt bedene giyilen iç çamaşırı
He wears clean pants
O temiz bir külot giyer
berbat
çok düşük kaliteli veya kötü
This movie was pants
Bu film berbattı
kutsal
SahnedeTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
aman
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durdurmak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the spread of the virus
Virüsün yayılmasını durdurmalıyız
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
gibi gelmek
Sahnedebir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
yanlış tanıtmak
Sahnedebir kişi hakkında haksız veya yanlış bir izlenim vermek
The news report painted out the victim as a culprit
Haber raporu kurbanı suçlu olarak yanlış tanıttı
boyayarak kapatmak
bir şeyin üzerini boya ile kapatarak gizlemek
I painted out the mistake on the wall
Duvardaki hatayı boyayarak kapattım
çok şükür
Sahnederahatlama veya minnettarlık ifadesi
Thank god you are safe
Güvende olduğun için çok şükür
hariç
Sahnedebir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
ancak
bir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
araştırmak
Sahnedebir konuyu veya durumu incelemek
I will look into this problem
Bu sorunu araştıracağım
içine bakmak
bir şeyin içine doğru gözlerini çevirmek
She looked into the box
O kutunun içine baktı
gerçekleştirmek
Sahnedebir şeyin olmasını sağlamak
We can make it happen
Bunu gerçekleştirebiliriz
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
yetişmek
planlanan bir etkinliğe veya yere gitmeyi başarmak
I cannot make it to the party tonight
Bu akşam partiye yetişemem
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
katılabilmek
bir etkinliğe veya toplantıya gelebilmek
I cannot make it to the party
Partiye katılamayacağım
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
vefat etmek
Sahnedehayatı sona ermek
My grandfather passed away last year
Büyükbabam geçen yıl vefat etti
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
mevcut
şu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
tanıtmak
birine kim olduğunu söylemek
Please present yourself to the committee
Lütfen komiteye kendinizi tanıtın
giriş
Sahnedebir yere girme eylemi
Entry is forbidden here
Buraya giriş yasaktır
girdi
bir liste veya hesapta yazılı olan öğe
There is a new entry in the list
Listede yeni bir girdi var
kayıt
bir listede veya referansta yer alan bilgi
The dictionary has a new entry
Sözlüğün yeni bir kaydı var
yazı
günlük veya referans kitabına yazılan kısa metin
She wrote a diary entry today
Bugün bir günlük yazısı yazdı
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
kötülük etmek
birine adil olmayan veya zarar verici şekilde davranmak
He wronged her by taking the money
Parayı alarak ona kötülük etti
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
şeyler
Sahnedeherhangi türden ögeler
I have many things to do today
Bugün yapacak çok şeyim var
şeyler
bir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
eşyalar
belirli türdeki nesneler
I have many things in my bag
Çantamda birçok eşya var
işler
durumlar veya faaliyetler
Things are going well today
Bugün işler iyi gidiyor
işler
genel durum veya olayların gidişatı
Things are going well
İşler yolunda gidiyor
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
rutin
Sahnedebir şeylerin yapılışındaki düzenli yol
I have a morning routine
Bir sabah rutinim var
hareket dizisi
spor veya gösterilerde düzenli olarak uygulanan hareketler bütünü
The gymnast practiced her routine
Jimnastikçi hareket dizisini çalıştı
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
daha mutlu
Sahnededaha fazla mutluluk hisseden veya bunu gösteren
I am happier now
Şimdi daha mutluyum
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
kabul edilmek
bir okula veya gruba girmeye hak kazanmak
I want to get in that university
O üniversiteye kabul edilmek istiyorum
girmek
bir araca veya binaya giriş yapmak
Get in the car now
Şimdi arabaya bin
varmak
bir yolculuktan sonra bir yere ulaşmak
What time does your train get in
Treniniz saat kaçta varacak
cinsel ilişkiye girmek
birisiyle cinsel birliktelik yaşamak
He tried to get in with her
Onunla cinsel ilişkiye girmeye çalıştı
etki etmek
birinin düşünce veya duygularını etkilemek
Do not let his negative comments get in
Olumsuz yorumlarının seni etkilemesine izin verme
üzerine yürümek
birine agresif bir şekilde yaklaşmak
Don't get in my face when you are angry
Sinirliyken üzerime gelme
bağlı olmak
Sahnedeyardım veya destek için birine veya bir şeye ihtiyaç duymak
I depend on my parents
Aileme bağlıyım
saygı duymak
Sahnedebir kişi veya şey hakkında olumlu düşüncelere sahip olmak
I respect my teacher
Öğretmenime saygı duyarım
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
saygı
başkalarına karşı gösterilen nazik davranış ve özen
We show respect for our elders
Yaşlılarımıza saygı gösteririz
üstüne titremek
Sahnedebirine aşırı ilgi ve sevgi göstermek
He dotes on his granddaughter
Torununun üstüne titriyor
üzerine titremek
birine çok sevgi ve özen göstermek
Grandparents often dote on their grandchildren
Büyükanne ve büyükbabalar genellikle torunlarının üzerine titrerler
haz
Sahnedegüçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
tekmelemek
ayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
kovmak
birini zorla bir yerden uzaklaştırmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
keyif
yapmaktan zevk alınan şey
I get a kick out of this game
Bu oyundan keyif alıyorum
ikiz
Sahnedeaynı anda doğan iki çocuktan biri
My cousins are twins
Kuzenlerim ikiz
ikizler
aynı anda doğan iki çocuk
They are twins
Onlar ikizler
kale
soylu bir ailenin yaşadığı büyük tahkimatlı bina
They approached the castle known as the Twins
İkizler olarak bilinen kaleye yaklaştılar
ikizler
aynı anneden aynı anda doğan iki çocuk
My sister has newborn twins
Kız kardeşimin yeni doğmuş ikizleri var
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
yola çıkmak
Sahnedebir yere gitmek için ayrılmak
I am off to work
İşe gidiyorum
duymak
Sahnedebir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
duymak
bir kişi veya durum hakkında bilgi ya da haber almak
Did you hear about the accident
Kazayı duydun mu
Allah korusun
Sahnedebir şeyin gerçekleşmemesi yönündeki güçlü dileği ifade eden söz
God forbid, we get lost
Allah korusun, kayboluruz
altı ay
Sahnedealtı ay süren
I will stay here for six months
Burada altı ay kalacağım
altı ay
yaklaşık otuz günlük altı aydan oluşan süre
I have lived here for six months
Burada altı aydır yaşıyorum
bıçak
Sahnedebir şeyleri kesmek için kullanılan keskin araç
He sharpened his knife before cutting the rope
İpi kesmeden önce bıçağını biledi
bıçaklamak
birine kesici aletle saldırmak
He was afraid that someone would knife him
Birinin onu bıçaklamasından korkuyordu
bıçak
kesme işlerinde kullanılan keskin alet
Use a knife to cut the apple
Elmayı kesmek için bir bıçak kullan
bıçak
kesmek için keskin kenarı olan bir alet
I use a knife to cut bread
Ekmek kesmek için bir bıçak kullanırım
zorunda kalmak
Sahnedebir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
fırsat bulmak
Sahnedebir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
fırsat bulmak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I finally got to see the movie
Sonunda filmi görme fırsatı buldum
sinirini bozmak
birini sinirlendirmek veya üzmek
His comments really got to me
Yorumları gerçekten sinirimi bozdu
başlamak
bir işi yapmaya koyulmak
We need to get to work
İşe başlamamız gerekiyor
ilgili olmak
bir şeyle bağlantılı olmak
This point gets to the main issue
Bu nokta asıl sorunla ilgili
imkansız
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
hadi canım
şaşkınlık ifade etmek veya bir şeye inanmakta güçlük çekmek
No way you won the lottery
Hadi canım piyangoyu kazandığına inanamıyorum
asla
kesin bir dille reddetmek veya bir şeyi kabul etmemek
No way am I doing that
Asla bunu yapmayacağım
konuşmak
Sahnedebiriyle konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
konuşmak
birisiyle sohbet etmek amacıyla konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
azarlamak
birisinin kötü davranışı veya hatası hakkında ciddi şekilde konuşmak
The teacher had to speak to the student
Öğretmen öğrenciyi azarlamak zorunda kaldı
etkilemek
birisiyle duygusal düzeyde bağ kurmak veya hitap etmek
This song really speaks to me
Bu şarkı beni gerçekten etkiliyor
hitap etmek
birinin duygularına veya düşüncelerine seslenmek
This movie really speaks to me
Bu film gerçekten duygularıma hitap ediyor
hitap etmek
bir konu veya duygu ile ilgilenmek ya da onu ele almak
This document speaks to the needs of the students
Bu belge öğrencilerin ihtiyaçlarına hitap ediyor
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
Sahnedekendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
He worked out the math problem
Matematik problemini çözdü
yolunda gitmek
iyi bir sonuç almak
I hope everything works out
Umarım her şey yolunda gider
spor yapmak
fiziksel egzersiz yapmak
I work out at the gym daily
Her gün spor salonunda antrenman yaparım
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
işlemek
Sahnedebir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
yatırmak
Sahnedebirini resmi bir kararla bir kuruma veya hastaneye kapatmak
They committed him to a mental hospital
Onu bir akıl hastanesine yatırdılar
bağlanmak
bir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
ezberlemek
bir şeyi daha sonra hatırlamak amacıyla öğrenmek
Please commit these facts to memory
Lütfen bu bilgileri ezberle
terapist
Sahnederuh sağlığı konusunda yardımcı olmak için eğitilmiş kişi
I talk to my therapist once a week
Haftada bir kez terapistimle konuşurum
terapist
Sahnedezihinsel veya duygusal sorunları olan insanları tedavi eden kişi
The therapist listened to my problems
Terapist sorunlarımı dinledi
fizyoterapist
fiziksel sorunları tedavi etmek için eğitilmiş kişi
The therapist helped my back pain
Terapist sırt ağrıma yardımcı oldu
küçük kız
Sahnedegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
sözde
Sahnedeöyle olduğu sanılan veya söylenen
He is supposedly the best player
Sözde en iyi oyuncu o
açlıktan ölmek
Sahnedeaşırı açlık nedeniyle acı çekmek
Many animals starve in winter
Birçok hayvan kışın açlıktan ölür
açlıktan ölmek
yiyeceksizlikten hayatını kaybetmek
Millions starved during the great famine
Büyük kıtlık sırasında milyonlarca insan açlıktan öldü
aç bırakmak
birini aşırı açlığa maruz bırakmak
We should not starve the pets
Evcil hayvanları aç bırakmamalıyız
özçekim
Sahnedekişinin kendi fotoğrafını çekmesi
I took a selfie at the park
Parkta bir özçekim çektim
selfie
kişinin kendi çektiği fotoğraf
I took a selfie
Bir selfie çektim
özçekim
kişinin kendi fotoğrafını çekmesi
I took a selfie at the park
Parkta bir özçekim çektim
özçekim
kendi kendinizin çektiği fotoğraf
She took a selfie in the park
Parkta bir özçekim yaptı
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
stok
gelecekte kullanım için biriktirilen şeyler
We have a store of food
Yiyecek stokumuz var
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı