You — 2. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
854 kelime
Seviye
dürüst
Sahnededoğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
düz
eğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
dümdüz
yön değiştirmeden veya durmadan ilerleyen
Go straight to your home
Evine dümdüz git
açıkça
Sahnedeherkesin görebileceği şekilde gizlemeden
They talked openly about the problem
Sorun hakkında açıkça konuştular
aşırı yalnız
Sahnedeaşırı derecede yalnız hissetme durumu
She felt mega-lonely at home
Evde kendini aşırı yalnız hissetti
kaybetmek
Sahnedebir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
artık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
spor yapmak
Sahnedezindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
sonuçlanmak
bir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
We can work out this problem
Bu sorunu çözebiliriz
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
biraz
Sahnedebir dereceye kadar
I'm kinda tired
Biraz yorgunum
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
tavsiye
birinin ne yapması gerektiği hakkındaki fikir
I need your advice
Senin tavsiyene ihtiyacım var
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
işaret
Sahnedebilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
sinyal
radyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
sinyal
birine gönderilen mesaj veya işaret
He sent a signal for help
Yardım için bir sinyal gönderdi
işaret etmek
birine mesaj veya belirti göndermek
She signaled me to come here
Bana buraya gelmem için işaret etti
kanıt
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu gösteren bilgi
There is no evidence for this claim
Bu iddia için hiçbir kanıt yok
saf dışı bırakmak
Sahnedeyasal veya kural gereği katılım hakkını elinden almak
His age disqualified him from the junior contest
Yaşı onu gençlik yarışmasından saf dışı bıraktı
oyun dışı bırakmak
birini bir faaliyetin içinden çıkarmak
The referee disqualified the player for fighting
Hakem kavgadan dolayı oyuncuyu oyun dışı bıraktı
diskalifiye etmek
bir şeyin geçerli veya kabul edilebilir olmadığını söylemek
They had to disqualify the candidate for cheating
Adayı kopya çektiği için diskalifiye etmeleri gerekti
diskalifiye etmek
birinin bir faaliyete katılmasına engel olmak
The referee decided to disqualify the player
Hakem oyuncuyu diskalifiye etmeye karar verdi
dikkatle
Sahnededikkatli bir şekilde
Watch the screen closely
Ekranı dikkatle izle
rehabilitasyon
Sahnedeuyuşturucu veya alkol bağımlılığından kurtulmaya yardımcı olan tedavi süreci
He went to rehab for his drinking problem
İçki problemi için rehabilitasyona gitti
yenilemek
bir binayı tamir edip iyileştirmek
They decided to rehab the old house
Eski evi yenilemeye karar verdiler
bebek bakıcısı
Sahnedebir çocuğa bakan kişi
My babysitter is very kind
Bebek bakıcım çok nazik
bebek bakıcısı
çocuklara kısa süreliğine bakan kişi
We hired a babysitter for tonight
Bu gece için bir bebek bakıcısı tuttuk
birleşim
Sahnedefarklı şeylerin karışımı
This is a great combination of flavors
Bu harika bir lezzet birleşimi
şifre
bir kilidi açmak için kullanılan sayı dizisi
I forgot the combination
Şifreyi unuttum
kombinasyon
bir araya getirilmiş hareketler dizisi
The dancer performed a difficult combination
Dansçı zor bir kombinasyon sergiledi
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
riskli
Sahnedetehlike veya risk içeren
It is a risky decision
Bu riskli bir karar
-medikçe
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
boktan
Sahnedeçok kötü veya kalitesiz
This is a shitty movie
Bu boktan bir film
berbat
çok kötü veya nahoş
I had a shitty day
Bugün berbat bir gün geçirdim
kalitesiz
çok kötü veya düşük nitelikli
That was a shitty movie
O çok kalitesiz bir filmdi
ödül
Sahnedehaz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
davranmak
birine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
ahlaksız
Sahnededürüst olmayan veya itici davranışlar sergileyen kimse
He is a total sleazebag
O tam bir ahlaksız
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
kız öğrenci grubu
Sahnedeüniversitede kadın öğrencilerden oluşan sosyal grup
They are members of a local sorority
Onlar yerel bir kız öğrenci grubunun üyeleri
yavaşça kaybolmak
Sahnedeyavaş yavaş uzaklaşmak veya yok olmak
Time seems to slip away
Zaman uçup gidiyor gibi görünüyor
sıvışmak
fark edilmeden sessizce bir yerden ayrılmak
He managed to slip away from the meeting
Toplantıdan sessizce sıvışmayı başardı
sessizce uzaklaşmak
kimseye görünmeden sessizce gitmek
We decided to slip away early from the party
Partiden erkenden sessizce uzaklaşmaya karar verdik
gizlice çıkmak
fark ettirmeden sessizce yer değiştirmek
She tried to slip away before anyone saw her
Kimse onu görmeden gizlice çıkmaya çalıştı
şirin
Sahnedehoş ve sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok şirin
sevimli
şirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
etkinlik
Sahnedeplanlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
olay
gerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
salıncak seti
Sahnedeüzerinde salıncaklar bulunan çocuk oyun alanı yapısı
Children are playing on the swingset
Çocuklar salıncak setinde oynuyor
dalkavukça
Sahnedeotorite sahibi kişilere yaranmaya çalışan
He used a sycophantic tone to get what he wanted
İstediğini almak için dalkavukça bir tavır takındı
etek
Sahnedebelden aşağısına giyilen giysi
She is wearing a red skirt
Kırmızı bir etek giyiyor
etrafından dolanmak
bir konuyu veya sorunu görmezden gelmek
He tried to skirt the issue
Konunun etrafından dolanmaya çalıştı
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
eserler bütünü
Sahnedebir sanatçının ortaya koyduğu tüm çalışmalar
This exhibition shows the entire oeuvre of the artist
Bu sergi sanatçının tüm eserler bütününü gösteriyor
adamak
Sahnedebir işe zaman veya emek vermek
He decided to dedicate his life to science
Hayatını bilime adamaya karar verdi
adamak
bir amaca zaman veya çaba harcamak
He dedicated his life to science
Hayatını bilime adadı
ayırmak
bir şeyi belirli bir amaç için kullanmak üzere kenara koymak
He dedicated this room to his work
Bu odayı çalışması için ayırdı
evet
Sahnedebirini onayladığınızı veya anladığınızı belirtmek için kullanılır
Yeah yeah yeah I agree with you
Evet evet evet sana katılıyorum
yön
Sahnedebir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
saygı duymak
Sahnedebir kişi veya şey hakkında olumlu düşüncelere sahip olmak
I respect my teacher
Öğretmenime saygı duyarım
saygı
başkalarına karşı gösterilen nazik davranış ve özen
We show respect for our elders
Yaşlılarımıza saygı gösteririz
saygı
başkalarına karşı nazik davranış ve özen
We should show respect to our elders
Büyüklerimize saygı göstermeliyiz
e-posta
Sahnedebilgisayar aracılığıyla gönderilen veya alınan mesaj
I sent an email to my boss
Patronuma bir e-posta gönderdim
e-posta
internet üzerinden elektronik olarak gönderilen mesaj
I sent an email to my boss
Patronuma bir e-posta gönderdim
e-posta göndermek
internet üzerinden elektronik olarak mesaj yollamak
I will email you the report later
Raporu sana daha sonra e-posta ile göndereceğim
kıkırdamak
Sahnedesessizce gülmek
He chuckled at the joke
Şakaya kıkırdadı
kıkırdamak
sessiz ve yumuşak bir şekilde gülmek
He gave a little chuckle
Hafifçe kıkırdadı
kıkırdamak
alçak sesle gülmek
She chuckled at the joke
Şakaya kıkırdayarak güldü
kıkırdamak
kısa ve sessiz sesler çıkararak gülmek
He started to chuckle at the funny video
Komik videoya kıkırdamaya başladı
fotoğraf ve video paylaşmaya yarayan popüler bir sosyal medya uygulaması
I saw your photo on insta
Fotoğrafını Instagramda gördüm
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
yazılmak
Sahnedebirine romantik veya cinsel amaçla yaklaşmak
He tried to hit on her at the party
Partide ona yazılmaya çalıştı
keşfetmek
aniden iyi bir fikir bulmak veya bir çözüm keşfetmek
I hit on a new plan
Yeni bir plan keşfettim
hedef almak
birine veya bir şeye saldırı düzenlemek
The attackers decided to hit on the store
Saldırganlar dükkanı hedef almaya karar verdi
aklına gelmek
birine düşüneceği bir fikir sunmak
He hit on a great idea
Harika bir fikir aklına geldi
gizlice izlemek
Sahnedebirini gizlice takip etmek veya gözetlemek
They used a camera to spy on him
Onu gizlice izlemek için bir kamera kullandılar
gizlice izlemek
birini haberi olmadan izlemek
He tried to spy on his neighbors
Komşularını gizlice izlemeye çalıştı
gözetlemek
birini fark ettirmeden takip etmek
The detective decided to spy on the suspect
Dedektif şüpheliyi gözetlemeye karar verdi
kafe
Sahnedekahve ve hafif yemekler sunan küçük restoran
Let us meet at the cafe
Kafede buluşalım
kafe
yiyecek ve içecek servis edilen yer
Let's meet at the cafe
Kafede buluşalım
salya akıtmak
Sahnedeağızdan salya akması
The baby is drooling
Bebeğin salyası akıyor
salya
ağızdan akan sıvı
The baby has drool on his shirt
Bebeğin tişörtünde salya var
kırmızı bayrak
Sahnedebir şeyin yanlış olduğuna veya bir sorun olduğuna dair işaret
Lying on the first date is a red flag
İlk buluşmada yalan söylemek bir kırmızı bayraktır
kırmızı bayrak
bir durumun şüpheli veya kabul edilemez olduğunu işaret etmek
His lying about his past was a red flag
Geçmişi hakkında yalan söylemesi bir kırmızı bayraktı
uyarı işareti
bir şeyin yanlış olabileceğine dair işaret
His anger is a red flag
Onun öfkesi bir uyarı işareti
bakıcılık
Sahnedebirine bakma eylemi
Caretaking is a demanding job
Bakıcılık zorlu bir iştir
yüksek sesle
Sahnedebaşkalarının duyabileceği şekilde
Read it out loud
Onu yüksek sesle oku
sesli
duyulabilir bir şekilde
Please read the text out loud
Lütfen metni sesli oku
yüksek sesle
kolayca işitilebilecek bir sesle
She laughed out loud at the joke
Şakaya yüksek sesle güldü
sesli
herkesin duyabileceği şekilde
She read the story out loud
Hikayeyi sesli okudu
libertaryen
Sahnedebireysel özgürlüğü ve sınırlı devleti savunan kimse
The libertarian wants less government
Libertaryen daha az devlet yönetimi istiyor
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
önemli biri
Sahnedeönemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
lafı açılmışken
Sahnedebahsetmişken
Speaking of movies, have you seen the new one?
Filmlerden bahsetmişken, yenisini izledin mi?
lafı açılmışken
bir konudan bahsetmeye başlarken kullanılan ifade
Speaking of the party, are you going?
Partinin lafı açılmışken gidiyor musun?
bahsi açılmışken
daha önce bahsedilen konuyla bağlantılı olarak
Speaking of movies have you seen the new one
Filmlerden bahsetmişken yenisini izledin mi
hakkında konuşurken
bir konudan bahsetmek
Speaking of movies let us go to the cinema
Film hakkında konuşurken sinemaya gidelim
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
lanet olsun
öfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lezzetli
Sahnedetadı çok güzel olan
This cake is delicious
Bu kek lezzetli
lezzetli
çok hoş veya tatmin edici olan
This cake is delicious
Bu kek çok lezzetli
müdür
Sahnedebir işletmeyi veya ekibi yöneten kişi
He is a great manager
O harika bir müdür
yönetici
Sahnedebir ekibin veya işin sorumlusu olan kişi
The manager is in a meeting
Yönetici bir toplantıda
menajer
sanatçı veya sporcuların işlerini yürüten kişi
The singer has a good manager
Şarkıcının iyi bir menajeri var
platonik
Sahnederomantik veya cinsel yönü olmayan yakın ilişki
They have a platonic relationship
Onların platonik bir ilişkisi var
bilinmeyen
Sahnedepek çok kişi tarafından bilinmeyen
He is an obscure poet
O pek bilinmeyen bir şairdir
gizlemek
bir şeyin görülmesini veya anlaşılmasını zorlaştırmak
Clouds obscured the view
Bulutlar manzarayı gizledi
belirsiz
görülmesi veya anlaşılması zor olan
The meaning of the sentence was obscure
Cümlenin anlamı belirsizdi
çapraz kontrol etmek
Sahnedebilgiyi başka bir kaynakla karşılaştırarak doğrulamak
Cross reference the names on both lists
Her iki listedeki isimleri çapraz kontrol edin
çapraz referans vermek
ilgili bilgileri birbirine bağlamak
The author cross references the index
Yazar dizine çapraz referans veriyor
çapraz başvuru yapmak
bilgileri karşılaştırmak için birden fazla kaynağa bakmak
You should cross-reference the data
Verileri çapraz başvuru ile kontrol etmelisin
karşılaştırmak
bilgiyi doğrulamak için iki farklı kaynağı kıyaslamak
I need to cross-reference these documents
Bu belgeleri karşılaştırmam gerekiyor
bitirmek
Sahnedebir şeyi tamamen kullanıp tüketmek
They ran out of all their money
Tüm paralarını bitirdiler
tükenmek
sona ermek veya bitmek
We are running out of time
Zamanımız tükeniyor
dışarı koşmak
bir yerden aceleyle ayrılmak
He ran out of the room
Odadan dışarı koştu
götürmek
bir şeyi birine ulaştırmak
He ran out the food to the table
Yemeği masaya götürdü
tükenmek
bir şeyin tamamının kullanılıp bitmesi
We ran out of milk
Sütümüz tükendi
bitirmek
eldeki miktarı tamamen kullanmak
I ran out of time to finish the exam
Sınavı bitirmek için zamanımı tükettim
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
doğum
Sahnedebebeğin dünyaya gelme süreci
The birthing process is natural
Doğum süreci doğaldır
yattı
Sahnedebiriyle cinsel ilişkiye girmek
He finally got laid
Sonunda biriyle yattı
koydu
bir şeyi bir yere yerleştirmek
He laid the book on the table
Kitabı masanın üzerine koydu
sunmak
bir şeyi görmeleri veya değerlendirmeleri için birine göstermek
He laid his plans before the committee
O planlarını komitenin önüne sundu
sofra kurmak
yemek için masayı tabak ve çatallarla hazırlamak
She laid the table for dinner
Akşam yemeği için sofrayı kurdu
sahne
Sahnedebir oyun, film veya hikayenin bir bölümü
The first scene of the movie was sad
Filmin ilk sahnesi üzücüydü
olay yeri
bir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
rezalet
toplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
senaryo
Sahnedebir performans için yazılmış metin
The actor read the script
Oyuncu senaryoyu okudu
senaryo yazmak
bir performans için metin oluşturmak
She will script the new play
O yeni tiyatro oyununun senaryosunu yazacak
yazı sistemi
yazı yazmak için kullanılan bir grup simge
Turkish uses the Latin script
Türkçe Latin yazı sistemini kullanır
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
bir gün
Sahnedegelecekte belli olmayan bir zaman
I will visit Japan one day
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir gün
tek bir günü kapsayan
I will stay there for one day
Orada bir gün kalacağım
bir gün
gelecekteki belirsiz bir zamanda
One day I will visit Japan
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir günlük
sadece bir gün süren
This was a one day trip
Bu bir günlük bir geziydi
bir günlük
sadece bir gün süren
This is a one day trip
Bu bir günlük bir gezi
parçalamak
Sahnedebir şeyi şiddetle parçalara ayırmak
He smashed the glass
Camı parçaladı
çarpmak
bir şeye büyük bir kuvvetle vurmak
The car smashed into the wall
Araba duvara çarptı
büyük başarı
çok başarılı bir gösteri veya etkinlik
The concert was a smash
Konser büyük bir başarıydı
hit eser
şarkı ve danslar içeren bir oyun veya film
The musical is a smash
Müzikal büyük bir hit
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
şaşırmak
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
inanç
Sahnedebir kişiye veya şeye duyulan güçlü güven
I have faith in you
Sana güveniyorum
inanç
birine veya bir şeye duyulan güçlü güven
I have faith in you
Sana inancım tam
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
Perl
Sahnedemetin işleme için kullanılan bir programlama dili
He is learning to code in Perl
O Perl ile kod yazmayı öğreniyor
pislik
Sahnedeçok kaba veya kötü niyetli kimse
Don't be an asshole to your friends
Arkadaşlarına karşı pislik olma
pislik
çok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
pislik
çok kaba veya sevimsiz insan
Don't be such an asshole
Bu kadar pislik olma
sunumun ortasında
Sahnedebir satış sunumu veya ürün tanıtımı esnasında
He was mid-pitch when the client interrupted him
Müşteri sözünü kestiğinde tam sunumun ortasındaydı
kreş
Sahnedeebeveynleri çalışırken çocuklara bakılan yer
She picks up her son from daycare at five
Oğlunu saat beşte kreşten alıyor
orijinal
Sahnedebir şeyin ilk veya başlangıç hali
This is the original version
Bu orijinal versiyon
özgün
yeni ve yaratıcı bir şekilde farklı
His ideas are very original
Fikirleri çok özgün
pişman olmak
Sahnedeyaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duymak
I regret saying that
Bunu söylediğim için pişmanım
pişmanlık
yaşanan veya yapılmayan bir şey hakkında duyulan üzüntü
He expressed his regret for the mistake
Hata için pişmanlığını dile getirdi