You — 2. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
680 kelime
Seviye
planlamak
Sahnedebir şeyi belirli bir zamana planlamak veya düzenlemek
I will schedule a meeting
Bir toplantı planlayacağım
program
etkinliklerin veya görevlerin planı
My schedule is very busy
Programım çok yoğun
program
planlanan etkinliklerin ve zamanlarının listesi
Check the schedule for today
Bugünün programını kontrol et
planlama
olayların ne zaman gerçekleşeceğini belirleme süreci
I need to make a schedule for the week
Haftalık bir plan yapmam gerekiyor
restoran
Sahnedeyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
restoran
yemek yiyebileceğiniz bir yer
I like to eat at a restaurant
Restoranda yemek yemeyi severim
zirve
Sahnedebir sürecin ulaştığı en üst veya en önemli nokta
This event was the culmination of months of hard work
Bu etkinlik aylarca süren sıkı çalışmanın zirvesiydi
vegan
Sahnedehayvansal ürünlerin kullanılmadığı
This restaurant serves vegan food
Bu restoran vegan yemekler servis ediyor
vegan
hayvansal ürünler tüketmeyen kişi
I am a vegan
Ben veganım
vegan
hayvansal ürünleri yemeyen veya kullanmayan kişi
He is a vegan
O bir vegan
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
hoşça kal
Sahnedeayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
bağlamak
Sahnedenesneleri iple birbirine tutturmak
Please tie up your shoelaces
Lütfen ayakkabı bağlarını bağla
bağlamak
bir kaynağı meşgul etmek
My money is tied up in this project
Param bu projeye bağlandı
bitirmek
bir işin son kısımlarını tamamlamak
We need to tie up the project details
Proje detaylarını sonuçlandırmamız gerekiyor
bağlamak
parayı bir süre bir yere yatırmak
He tied up his savings in stocks
Tüm birikimini hisse senetlerine bağladı
trafik sıkışıklığı
hareketin durduğu bir durum
The accident caused a major tie-up
Kaza büyük bir trafik sıkışıklığına neden oldu
kaçarak evlenmek
Sahnedebirisiyle gizlice veya aniden evlenmek
They eloped to get married in secret
Gizlice evlenmek için kaçtılar
tütün kullanmak
Sahnedesigara veya benzeri ürünleri tüketmek
He stopped to smoke for a few minutes
Birkaç dakikalığına tütün kullanmak için durdu
tütsülemek
et veya balığı dumanla korumak
They smoke the fish
Balıkları tütsülüyorlar
duman
yanan bir maddeden yayılan gri veya siyah gaz
There is a lot of smoke in the room
Odada çok duman var
öldürmek
birinin canına kıymak argo
The gangster planned to smoke his rival
Gangster rakibini öldürmeyi planladı
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
uyuşturucu bağımlısı
Sahnedecrack kokain bağımlısı olan kimse
He acts like a crackhead
O bir uyuşturucu bağımlısı gibi davranıyor
dostça olmayan
Sahnedenazik veya hoş olmayan
He gave me a non-friendly look
Bana dostça olmayan bir bakış attı
klasik
Sahnedeyüksek kaliteli ve herkesçe beğenilen eser
This book is a classic
Bu kitap bir klasiktir
klasik
standart bir örnek teşkil eden
This is a classic example
Bu klasik bir örnektir
toplu sarılma
Sahnedebirkaç kişinin aynı anda birbirine sarılması
Let's have a group hug
Hadi toplu sarılalım
olumsuz sonuçlar
Sahnedebüyük bir olayın ardından gelen kötü sonuçlar
They are dealing with the fallout of the crisis
Krizin olumsuz sonuçlarıyla uğraşıyorlar
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
sevgi dolu
Sahnedesevgi ve ilgi gösteren
She is a loving mother
O, sevgi dolu bir anne
şefkatli
sevgi ve şefkat gösteren
He gave her a loving hug
Ona şefkatli bir şekilde sarıldı
sevmek
bir şeyi çok beğenmek veya ondan zevk almak
I am loving this music
Bu müziği çok seviyorum
üreme alanı
Sahnedebir şeyin geliştiği veya ortaya çıktığı yer ya da durum
This city is a breeding ground for new ideas
Bu şehir yeni fikirler için bir üreme alanıdır
üreme alanı
bir şeyin geliştiği veya çoğaldığı yer
This swamp is a breeding ground for mosquitoes
Bu bataklık sivrisinekler için bir üreme alanıdır
üreme alanı
bir şeyin geliştiği veya büyüdüğü yer
This swamp is a breeding ground for mosquitoes
Bu bataklık sivrisinekler için bir üreme alanıdır
geçilmez
Sahnedeiçinden geçilmesi imkansız olan
The jungle was thick and impenetrable
Orman sık ve geçilmezdi
sakin
Sahnedegüçlü duygulardan uzak veya rahatlamış
Please stay calm
Lütfen sakin kal
sakinleştirmek
sakin veya rahat hale getirmek
The music calmed her
Müzik onu sakinleştirdi
sakin
endişeli veya kızgın olmayan
He stayed calm during the exam
O sınav sırasında sakin kaldı
bağışlamak
Sahnedekarşılık beklemeden bir kişiye veya kuruma para ya da eşya vermek
They donate money to the hospital
Hastaneye para bağışlıyorlar
bağış yapmak
özellikle yardım amacıyla bir şeyi ücretsiz vermek
I want to donate some money
Biraz para bağışlamak istiyorum
gerçekten
Sahnedegerçek veya dürüst bir şekilde
He is truly sorry for his mistake
Hatalarından dolayı gerçekten pişman
gerçekten
samimi veya dürüst bir şekilde
I am truly sorry
Gerçekten üzgünüm
gerçekten
aşırı derecede
He is truly kind
O gerçekten nazik
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
sponsor
Sahnedebir etkinliği veya faaliyeti desteklemek için para veren kişi veya kuruluş
The company is a sponsor of the team
Şirket takımın bir sponsoru
sponsor olmak
bir etkinliğe veya faaliyete maddi destek sağlamak
The company will sponsor the local marathon
Şirket yerel maratona sponsor olacak
üzmek
Sahnedebirini çok üzgün veya umutsuz hissettirmek
The news depressed him
Haber onu üzdü
depresyona sokmak
birini çok üzgün veya umutsuz hissettirmek
This news depresses me
Bu haber beni depresyona sokuyor
bastırmak
bir şeyi aşağı doğru itmek
Depress the button to start the machine
Makineyi başlatmak için düğmeye basın
bilgin olsun
Sahnedebirine bir bilgiyi önceden haber vermek
So you know we are leaving early
Bilgin olsun erken çıkıyoruz
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
sürüklemek
Sahnedebir şeyi yüzey üzerinde çekmek
Drag the chair across the room
Sandalyeyi oda boyunca sürükle
sıkıcı şey
sıkıcı veya can sıkıcı durum
This meeting is such a drag
Bu toplantı çok sıkıcı
nefes
sigaradan çekilen duman
He took a long drag
Uzun bir nefes çekti
drag performansı
erkeklerin eğlence amacıyla kadın kıyafetleri giyerek yaptığı gösteri
He is famous for his drag performance
O drag performansıyla ünlüdür
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
pislik
Sahnedeçok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
pislik
çok kaba veya kötü niyetli kimse
Don't be an asshole to your friends
Arkadaşlarına karşı pislik olma
pislik
çok kaba veya sevimsiz insan
Don't be such an asshole
Bu kadar pislik olma
sanrı görmek
Sahnedezihnin gerçek olmayan şeyleri algılaması
The patient began to hallucinate
Hasta sanrılar görmeye başladı
halüsinasyon görmek
gerçekte olmayan şeyleri görmek veya duymak
He started to hallucinate due to the fever
Ateşten dolayı halüsinasyon görmeye başladı
gerçek dışı şeyler görmek
var olmayan sesler veya görüntüler duymak
Some medications cause people to hallucinate
Bazı ilaçlar insanların gerçek dışı şeyler görmesine neden olur
halüsinasyon görmek
gerçek olmayan şeyleri görmek veya duymak
He started to hallucinate after not sleeping for days
Günlerce uyumadıktan sonra halüsinasyon görmeye başladı
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
uzanmak
Sahnedebir şeye ulaşmak için kolunu uzatmak
He reached for the phone
Telefona uzandı
uzanmak
bir şeyi almak için elini uzatmak
He reached for the book on the shelf
O raftaki kitaba uzandı
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
çekici
Sahnedebüyüleyici ve yakışıklı veya güzel olan
He has a dreamy smile
Onun büyüleyici bir gülümsemesi var
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
evlenmek
biriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
son kez
Sahnedediğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
geçen sefer
şu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
yanlış anlama
Sahnedebir şeyi doğru şekilde anlayamama durumu
There was a misunderstanding between them
Aralarında bir yanlış anlama oldu
yanlış anlaşılma
insanların birbirini doğru anlamadığı durum
It was a simple misunderstanding
Basit bir yanlış anlaşılmaydı
yanlış anlamak
bir şeyi hatalı biçimde yorumlamak
Do not misunderstand my intentions
Niyetlerimi yanlış anlama
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
çok sevmek
Sahnedebirine veya bir şeye derin bir sevgi duymak
I adore my grandmother
Büyükannemi çok seviyorum
çok sevmek
birine veya bir şeye derin bir sevgi ve hayranlık duymak
I adore my grandchildren
Torunlarımı çok seviyorum
çok sevmek
birini veya bir şeyi derin bir sevgiyle sevmek
I adore my family
Ailemi çok seviyorum
sarılmak
Sahnedekollarını birinin etrafına dolamak
Give me a hug
Bana sarıl
sarılmak
birini sevgiyle kolların arasına alıp sıkıca tutmak
He hugged his friend goodbye
Arkadaşına veda ederken sarıldı
kıyısından gitmek
bir şeyin çok yakınından geçmek veya takip etmek
The road hugs the coastline
Yol sahil şeridini takip ediyor
görünür
Sahnedegörülmesi mümkün olan
The stars are visible tonight
Yıldızlar bu gece görünür durumda
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
üzerine alınmak
Sahnedebirinin söylediği veya yaptığı bir şeyden dolayı kırılmak
Do not take it personally it is just a joke
Üzerine alınma bu sadece bir şaka
üzerine alınmamak
birinin söylediklerine veya yaptıklarına kırılmamak
You should not take it personally
Bunu üzerine alınmamalısın
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
dosyalamak
Sahnederesmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
dosya
belgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
birleşmiş
Sahnedebir bütün oluşturmak için bir araya gelmiş
The two groups united for a common cause
İki grup ortak bir amaç için birleşti
birleşmiş
birden fazla ülkede faaliyet gösteren büyük ticari kuruluş
The united operates in many countries
Bu birleşmiş birçok ülkede faaliyet gösteriyor
birleşmiş
ortak bir amaç için bir araya gelmiş
The two groups are united in their goal
İki grup hedeflerinde birleşmiş durumda
taze
Sahnedeyeni ve en son edinilen bilgi
I got fresh news about the event
Etkinlikle ilgili taze haberler aldım
yeni
yeni yapılmış veya eski olmayan
I need a fresh start
Yeni bir başlangıca ihtiyacım var
küstah
kaba veya saygısız bir şekilde cüretkar olma
Don't be fresh with me
Bana karşı küstah olma
acemi
belirli bir işte veya durumda deneyimi az olan
He is fresh to this job
O bu işte acemi
gerçeklerden kaçış
Sahnedehoş şeylere odaklanarak gerçeklikten uzaklaşma durumu
He uses movies for escapism
O filmleri gerçeklerden kaçış için kullanıyor
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
yurt çadırı
SahnedeOrta Asya göçebelerinin kullandığı yuvarlak keçe çadır
They stayed in a yurt during their trip to Central Asia
Orta Asya gezileri sırasında bir yurt çadırında kaldılar
yurt
orta asyada göçebelerin kullandığı yuvarlak çadır
The nomadic family lived in a yurt
Göçebe aile bir yurtta yaşıyordu
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
sona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
ortaya çıkmak
Sahnedebirinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
gelmek
bir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
belirmek
bir arka plan üzerinde kolayca fark edilmek
The stain does not show up on this dark shirt
Bu koyu renkli gömlekte leke belli olmuyor
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu kötü duruma düşürmek
He tried to show up his rival during the match
Maç sırasında rakibini gölgede bırakmaya çalıştı
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu geride bırakmak
He showed up his rival with a better performance
Rakibini daha iyi bir performansla gölgede bıraktı
gelmek
bir etkinliğe katılmak veya bir yere varmak
He did not show up for the party
O partiye gelmedi
ortaya çıkmak
Sahnedebir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
sonuçlanmak
belirli bir şekilde gelişmek veya bitmek
The cake turned out delicious
Kek harika sonuçlandı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
dışarı salmak
hayvanları açık bir alana bırakmak
The farmer turned out the cows
Çiftçi inekleri dışarı saldı
ortaya çıkmak
bir gerçeğin sonradan fark edilmesi
It turned out that the key was in the drawer
Anahtarın çekmecede olduğu ortaya çıktı
sonuçlanmak
bir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
söndürmek
bir ışık kaynağını kapatmak
Please turn out the light before sleeping
Uyumadan önce lütfen ışığı söndür
toplanmak
bir olay için insanların bir araya gelmesi
Many people turned out for the protest
Protesto için birçok insan toplandı
gerçekleşmek
olayların belirli bir seyir izlemesi
The situation turned out quite complicated
Durum oldukça karmaşık bir şekilde gerçekleşti
anlaşılmak
bir şeyin aslında öyle olduğunun fark edilmesi
It turned out he was right all along
Onun başından beri haklı olduğu anlaşıldı
çıkmak
bir kişinin sonradan farklı bir karakterde görülmesi
The stranger turned out to be an old friend
Yabancı eski bir arkadaş çıktı
neticelenmek
bir durumun belli bir şekilde bitişe ulaşması
Their long search turned out in failure
Uzun aramaları başarısızlıkla neticelendi
bırakmak
Sahnedebir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
travma
Sahnedederin bir zihinsel veya duygusal sarsıntı
He is still dealing with his childhood trauma
Çocukluk travmasıyla hâlâ uğraşıyor
travma
ciddi bir fiziksel yaralanma veya hasar
The doctor treated the chest trauma
Doktor göğüs travmasını tedavi etti
yetenekli insanlar
Sahnedeözel bir beceriye sahip kimseler grubu
The company is looking for new talent
Şirket yeni yetenekler arıyor
yetenek
doğuştan gelen beceri veya kabiliyet
She has a talent for painting
Onun resim yapmaya yeteneği var
yetenek
doğuştan gelen beceri veya yatkınlık
She has a talent for music
Onun müziğe yeteneği var
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilen resim
I took a photo
Bir fotoğraf çektim
fotoğraf
kamera ile çekilen basılı veya dijital görüntü
I took a photo of the cat
Kedinin bir fotoğrafını çektim
takıntı yapmak
Sahnedebir şeyi aşırı derecede ve sürekli düşünmek
Don't obsess over the small details
Küçük detaylara takılıp kalma
takıntı haline getirmek
bir şeyi sürekli düşünmek
He obsesses over his grades
Notlarını takıntı haline getiriyor
zor biri
Sahnedeyönetilmesi zor olan kişi veya şeyler
The toddlers are a handful
Küçük çocuklar oldukça zorlayıcı
bir avuç
az miktarda veya sayıda olan şey
Only a handful of people came
Sadece birkaç kişi geldi
evrimleşmek
Sahnedezamanla kademeli olarak değişmek
Species evolve over millions of years
Türler milyonlarca yıl içinde evrimleşir
stresli
Sahnedeendişe veya baskıya neden olan
My job is very stressful
İşim çok stresli
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
başarısız olmak
Sahnedebir konuda başarısız olmak
He tried to get the job, but he struck out
İşi almaya çalıştı ama başarısız oldu
kendi yolunu çizmek
kendi işlerini tek başına yapmaya başlamak
He decided to strike out on his own
Kendi yolunu çizmeye karar verdi
üç hakla elenme
beyzbolda vurucunun üç vuruş hakkını kullanamayıp oyun dışı kalması
The batter got a strike-out
Vurucu üç hakla elendi
kendi yolunu çizmek
başkasına bağlı olmadan kendi başına bir iş yapmaya başlamak
He decided to strike out on his own
Kendi yolunu çizmeye karar verdi
hızla geçmek
Sahnedebir yüzey boyunca hızla ve güçlü şekilde hareket etmek
The wind swept across the field
Rüzgar tarlanın üzerinden hızla geçti
süpürmek
bir yüzeyi fırçalayarak temizlemek
Please sweep the floor
Lütfen yerleri süpür
piyango
insanların ödül kazanma şansı için bilet satın aldığı bir kumar türü
They organized a sweep for charity
Yardım için bir piyango düzenlediler
yere sermek
birini aniden düşürmek
The wave swept him off his feet
Dalga onu ayağından edip yere serdi
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
savaştı
Sahnedebir kavgaya veya savaşa katılmak
They fought for their freedom
Özgürlükleri için savaştılar
sevdirmek
Sahnedebirine yeni bir şeyi tanıtıp hoşuna gitmesini sağlamak
She turned me on to jazz
Bana cazı sevdirdi
açmak
bir cihazı çalıştırmak
Turn on the TV
Televizyonu aç
tahrik etmek
birini cinsel olarak uyarmak
That music turns me on
Bu müzik beni tahrik ediyor
tahrik edici özellik
birini cinsel olarak çeken şey
Confidence is a turn on
Özgüven tahrik edicidir
sırt çevirmek
birini desteklemeyi bırakıp ona karşı olmak
He suddenly turned on his friends
Aniden arkadaşlarına sırt çevirdi
doğrultmak
bir silahı veya aracı birine yöneltmek
He turned the gun on his opponent
Silahını rakibine doğrulttu
saldırmak
birini aniden eleştirmeye veya ona karşı gelmeye başlamak
He will turn on his friends
O arkadaşlarına saldıracak
bağlı olmak
bir sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success often turns on small details
Başarı genellikle küçük detaylara bağlıdır
cezbetmek
birinde cinsel arzu uyandırmak
This movie really turns me on
Bu film beni gerçekten cezbediyor
tahrik etmek
birini cinsel yönden heyecanlandırmak
You really turn me on
Beni gerçekten tahrik ediyorsun
açmak
bir cihazı veya makineyi çalıştırmak
Turn on the computer
Bilgisayarı aç
etkilemek
birinde cinsel arzu uyandırmak
That movie really turns him on
O film onu gerçekten etkiliyor
karşı gelmek
birine saldırmaya veya karşı durmaya başlamak
They turned on their leader during the meeting
Toplantı sırasında liderlerine karşı geldiler
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
uzaklaştırma kararı
SahnedeBirinin bir şeyi yapmasını engelleyen yasal karar
The judge issued a restraining order
Hakim bir uzaklaştırma kararı çıkardı
uzaklaştırma kararı
bir kişinin diğerinden uzak durması için mahkemenin verdiği karar
She obtained a restraining order against him
Ona karşı uzaklaştırma kararı aldı
talimat
birine bir şey yapması için verilen komut
He gave a strict restraining order to clean the room
Odayı temizlemesi için kesin bir talimat verdi
uzaklaştırma kararı
birinin başka biriyle temas kurmasını engelleyen yasal belge
She got a restraining order against her harasser
Tacizcisine karşı bir uzaklaştırma kararı aldı
önemsemek
Sahnedebir konu veya kişi hakkında endişelenmek
I care about my grades
Notlarımı önemsiyorum
önemsemek
birine değer vermek veya onu sevmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
etkisiz hale getirmek
Sahnedebir şeyi veya birini işe yaramaz kılmak
The police neutralized the threat
Polis tehdidi etkisiz hale getirdi
etkisizleştirmek
bir şeyin etkisini ortadan kaldırmak
The medicine neutralized the acid
İlaç asidi etkisizleştirdi
etkisizleştirmek
bir şeyin çalışmasını veya etkisini durdurmak
The police neutralized the bomb
Polis bombayı etkisiz hale getirdi
etkisizleştirmek
bir şeyin zararlı veya etkili olmasını engellemek
The medicine neutralized the poison
İlaç zehiri etkisizleştirdi
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan