You — 3. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
646 kelime
Seviye
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
karmaşık
Sahnedeanlaşılması veya çözülmesi zor olan
This machine is very complicated
Bu makine çok karmaşık
karışık
durumu veya çözümü zor olan
Their relationship is complicated
Onların ilişkisi karışık
karmaşık
anlaşılması veya uğraşılması güç olan
This math problem is very complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
karmaşık
anlaşılması veya çözülmesi zor olan
This math problem is too complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
başlamak
Sahnedebir durumun başlayıp yerleşmesi
Winter has set in
Kış başladı
yerleşmek
değişmesi zor bir hale gelmek
Cold weather has set in
Soğuk hava bastırdı
yerleşmek
bir şeyin içine sıkıca yerleştirilmiş olmak
The gemstone is set in gold
Değerli taş altına yerleştirilmiş
sebze ve meyve
Sahnedetaze olarak toplanmış sebze ve meyveler
They sell local produce in this shop
Bu dükkanda yerel sebze ve meyveler satıyorlar
üretmek
bir şeyi yapmak veya yetiştirmek
The factory produces cars
Fabrika araba üretiyor
sunmak
bir şey talep edildiğinde onu vermek
Please produce your ticket
Lütfen biletinizi sunun
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
iyileşme
Sahnedehastalık veya yaralanma sonrası iyileşme süreci
He made a full recovery
Tamamen iyileşti
kurtarma
bir şeyi geri alma süreci
The team focused on the recovery of the lost data
Ekip kayıp verilerin kurtarılmasına odaklandı
iyileşme
zor bir durumdan sonra daha iyi duruma gelme süreci
His recovery was very quick
İyileşmesi çok hızlı oldu
sonsuza dek mutlu
Sahnedeherkesin mutlu olduğu bir hikaye sonu
They lived happily ever after
Sonsuza dek mutlu yaşadılar
mutlu son
mükemmel ve mutlu bir final durumu
Everyone wants a happily ever after
Herkes mutlu bir son ister
sonsuza dek mutlu
hayatlarının geri kalanında sonsuza kadar süren mutluluk
They lived happily ever after
Sonsuza dek mutlu yaşadılar
ters tepmek
Sahnedeamaçlananın aksine bir sonuç doğurmak
The plan backfired
Plan ters tepti
egzoz patlaması yapmak
motorlu bir taşıtın egzozundan aniden yüksek sesli patlama sesi çıkması
The old car began to backfire
Eski araba egzoz patlatmaya başladı
gerçeklik
Sahnedenesnelerin olduğu gibi olma durumu
He returned to reality
Gerçekliğe geri döndü
gerçek
var olan veya doğru olan şey
This is a harsh reality
Bu acı bir gerçek
feci
Sahnedebir durumun şiddetini veya miktarını vurgulamak için kullanılan kaba bir ifade
You scared the shit out of me
Beni feci korkuttun
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
bölüm
Sahnedebir şeyin parçası veya ayrılmış kısmı
This section is very long
Bu bölüm çok uzun
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
Vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
mantarlar
Sahnedegenellikle gıda veya farklı etkiler için kullanılan bir tür mantar
He picked some shrooms
Bazı mantarlar topladı
aksilik
Sahnedeilerlemeyi veya başarıyı geciktiren sorun
The project suffered a minor setback
Proje küçük bir aksilik yaşadı
aksilik
ilerlemeyi geciktiren durum
The project suffered a minor setback
Proje küçük bir aksilik yaşadı
katı
Sahnedeyumuşak veya sıvı olmayan
Ice is solid
Buz katıdır
güçlü
Sahnedeolma ihtimali yüksek olan
He has a solid chance to win
Kazanma şansı oldukça yüksek
iyilik
birine yapılan yardımsever davranış
Can you do me a solid?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
kesintisiz
hiç durmadan devam eden
We worked for three solid hours
Üç saat boyunca aralıksız çalıştık
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
baharatsız
Sahnedetuz veya baharat eklenmemiş
The chef served unseasoned meat
Şef baharatsız et servis etti
yerine bakmak
Sahnedebirinin işini geçici olarak yapmak
I will fill in for her tomorrow
Yarın onun yerine bakacağım
yerine bakmak
birisi orada olmadığında onun işini veya görevini yapmak
I will fill in for her while she is on vacation
O tatildeyken yerine ben bakacağım
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
aferin
Sahnedebirini iyi bir iş yaptığı için övmek amacıyla kullanılan gayriresmi ifade
Thattaboy you solved the problem perfectly
Aferin problemi mükemmel şekilde çözdün
kaşımak
Sahnedekaşıntıyı gidermek için vücudun bir yerini tırnaklarla ovmak
Do not scratch your arm
Kolunu kaşıma
para
nakit para
He needs some scratch to buy a new car
Yeni bir araba almak için biraz paraya ihtiyacı var
çizip çıkarmak
bir şeyi listeden silmek veya iptal etmek
Please scratch that name from the list
Lütfen o ismi listeden çizip çıkar
çok yetenekli
bir spor dalında çok yüksek beceri seviyesine sahip
He is a scratch golfer
O çok yetenekli bir golfçü
çizik
yüzeyde oluşan küçük iz veya yarık
There is a scratch on my car
Arabamda bir çizik var
sıyrık
ciltte oluşan hafif yüzeysel yara
I have a scratch on my arm
Kolumda bir sıyrık var
başlangıç
bir şeyin en başı
We started from scratch
Sıfırdan başladık
sıfır noktası
yardım almadan veya hazırlıksız başlanan ilk nokta
He built the house from scratch
Evi sıfırdan inşa etti
başlangıç
bir işin veya olayın başladığı ilk nokta
We started the project from scratch
Projeye sıfırdan başladık
kötü polis
Sahnedeiyi polis kötü polis senaryosunda sert davranan polis
He played the bad cop during the interrogation
Sorgu sırasında kötü polis rolünü oynadı
kötü polis
bilgi almak için bir kişinin sert davrandığı sorgulama taktiği
The investigator played the bad cop
Müfettiş kötü polis rolünü oynadı
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
finalist
Sahnedebir yarışmanın son aşamasına kalan kişi
He is a finalist in the contest
Yarışmada finalist
bağımlılık
Sahnedebir şeye duyulan güçlü ihtiyaç
Smoking is a dangerous addiction
Sigara içmek tehlikeli bir bağımlılıktır
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
öğün
Sahnedegünün belirli bir saatte yenen yemek
Breakfast is the first meal of the day
Kahvaltı günün ilk öğünüdür
yemek
Sahnedebelirli bir vakitte yenen yiyecek
We had a nice meal
Güzel bir yemek yedik
rahat
Sahnederahat ve huzurlu
This sofa is very comfy
Bu kanepe çok rahat
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
terapi
Sahnedezihinsel veya fiziksel bir durum için uygulanan tedavi
She goes to therapy once a week
Haftada bir kez terapiye gidiyor
tedavi
bir hastalığın veya yaralanmanın iyileşmesine yardımcı olan uygulama
She is starting physical therapy today
O bugün fizik tedaviye başlıyor
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
öfke
Sahnedeçok kızgın olma durumu veya hissi
His anger was obvious
Öfkesi belliydi
kızdırmak
birini öfkelendirmek
Don't anger the boss
Patronu kızdırma
öfke
kızgınlık ve hiddet duygusu
He could not hide his anger
Öfkesini gizleyemiyordu
mademki
Sahnedebir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
mademki
yeni bir durum nedeniyle bir şeyin doğru olduğunu açıklamak için kullanılır
Now that you are here we can start
Mademki buradasın başlayabiliriz
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
hazırlamak
Sahnedekendini veya bir şeyi hazır hale getirmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
mesaj
birine gönderilen bilgi
Please send me a message
Lütfen bana bir mesaj gönder
hazırlamak
başlangıçta gerçekleşen
I prepared the list
Listeyi hazırladım
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I prepare my bag for school
Okul için çantamı hazırlıyorum
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
uyanık
Sahnedeuykuda olmayan
She is awake
O uyanık
uyanmak
uykudan uyanma eylemi
I awake early every day
Her gün erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp çevrenin farkına varmak
He will awake at sunrise
O gün doğumunda uyanacak
müthiş
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That new movie was kick ass
Şu yeni film müthişti
tozunu attırmak
birini yenmek veya çok başarılı olmak
Our team is going to kick ass tonight
Takımımız bu gece tozunu attıracak
ezip geçmek
bir yarışmada veya kavgada rakibi yenmek
We are going to kick ass in the match
Maçta rakiplerimizi ezip geçeceğiz
bulaşmak
Sahnedebirine veya bir şeye kasten sorun çıkarmak
Don't fuck with me
Benimle bulaşma
uğraşmak
birini rahatsız etmek veya onunla alay etmek
Please stop fucking with my phone
Lütfen telefonumla uğraşmayı bırak
bulaşmak
birini kışkırtmak veya ona meydan okumak
You really should not fuck with that gang
O çeteye kesinlikle bulaşmamalısın
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
dinlemek
Sahnedesese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
dinlemek
bir sesi veya konuşan kişiyi duymaya çalışmak
I like to listen to music
Müzik dinlemeyi severim
kulak vermek
birini veya bir şeyi dikkatle dinleyip önemsemek
Please listen to my advice
Lütfen tavsiyeme kulak ver
dinlemek
bir sesi duymak için dikkatini vermek
Listen to the teacher
Öğretmeni dinle
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sönmek
Sahnedeyanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
Sahnedebir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
Sahnedebir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
ritüel
Sahnedebelirli bir düzende gerçekleştirilen geleneksel eylemler bütünü
They performed a traditional ritual
Geleneksel bir ritüel gerçekleştirdiler
akıllı
Sahnedemantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
zeki
hızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
bunaltmak
Sahnedeçok fazla şey olduğu için başa çıkamaz hale gelmek
I am overwhelmed by work
İşten dolayı bunaldım
seri
Sahnedebenzer şekilde birçok kez tekrarlanan
The police caught the serial thief
Polis seri hırsızı yakaladı
seri
arka arkaya gelen
Check the serial number on the device
Cihaz üzerindeki seri numarasını kontrol edin
yumruk atmak
Sahnedebir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
yerleştirmek
eşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
sürü
bir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
silah taşımak
yanında silah bulundurmak
He used to pack a gun
Eskiden silah taşırdı
paket
bir şeyleri içine koymaya yarayan küçük kutu
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım
doldurmak
bir yeri çok sayıda insanla tıklım tıklım etmek
The fans packed the stadium
Taraftarlar stadyumu doldurdu
apar topar gitmek
bir yeri aceleyle terk etmek
We should pack and leave soon
Yakında apar topar gitmeliyiz
eşya hazırlamak
gezi için eşyaları bavula veya çantaya yerleştirmek
Have you packed your suitcase yet
Bavulunu hazırladın mı
paketlemek
eşyaları seyahat veya saklamak için çantaya veya kutuya yerleştirmek
I need to pack my bag
Çantamı hazırlamam gerekiyor
hazırlamak
eşyaları bir çanta veya bavula yerleştirmek
I need to pack my bag for the trip
Gezi için çantamı hazırlamam gerekiyor
özgür ruh
Sahnedetoplumsal kurallara bağlı kalmadan kendi bildiği gibi yaşayan kişi
She is a free spirit who loves traveling
O dünyayı gezmeyi seven bir özgür ruh
özgür ruh
toplum kurallarına uymayan ve kendi istediği gibi yaşayan kimse
She is a true free spirit who travels the world alone
O dünyayı tek başına gezen gerçek bir özgür ruh
son teslim tarihi
Sahnedebir işin tamamlanması gereken en son zaman
I have to finish this report before the deadline
Bu raporu son teslim tarihinden önce bitirmem gerekiyor
son teslim tarihi
bir işin tamamlanması gereken son tarih veya saat
The deadline is tomorrow
Son teslim tarihi yarın
son teslim tarihi
bir şeyin bitirilmesi gereken zaman
The deadline is tomorrow
Son teslim tarihi yarın
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
borçlu olmak
birine para veya bir şey vermek zorunda olmak
I owe you five dollars
Sana beş dolar borçluyum
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
yavaş
Sahnededüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
yavaşlatmak
bir şeyin hızını azaltmak
You must slow down
Yavaşlamalısın
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
hayal etmek
Sahnedezihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
tarikat
Sahnedesıradışı inançları olan küçük bir dini grup
He joined a strange cult
Garip bir tarikata katıldı
şiddet
Sahnedebirine zarar vermek için fiziksel güç kullanma
Violence is never the answer
Şiddet asla çözüm değildir
tek eşli
Sahnedesadece tek bir eşe sahip olan
They are in a monogamous relationship
Tek eşli bir ilişki yaşıyorlar
aniden
Sahnedebeklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
aniden
Sahnedebeklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
başarılı
Sahnedeistenen sonuca ulaşmış
He is a successful student
O başarılı bir öğrenci
başarılı
iyi bir sonuç elde etmiş olan
She is a successful doctor
O, başarılı bir doktordur
başarılı
istenen sonucu elde eden
He is a successful student
O başarılı bir öğrenci
cesaret etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
meydan okuma
cesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
sunucu
Sahnedediğer bilgisayarlara veri sağlayan güçlü makine
The server is down
Sunucu çöktü
garson
restoranda müşterilere yiyecek ve içecek getiren kişi
The server brought us the menu
Garson bize menüyü getirdi
sık sık
Sahnedebirçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı niyet etmek
I plan on going to the party
Partiye gitmeyi planlıyorum
niyetlenmek
bir şey yapmayı tasarlamak veya bir şeyin olmasını beklemek
I plan on studying tonight
Bu gece ders çalışmaya niyetleniyorum
bel bağlamak
birinin bir şey yapacağına güvenmek
I plan on my friend to be there
Arkadaşımın orada olacağına bel bağlıyorum
final
Sahnedebir gösterinin veya etkinliğin son bölümü
The show ended with a grand finale
Gösteri görkemli bir finalle sona erdi
bağlanmak
Sahnedebir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
işlemek
bir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
intihar etmek
kendi yaşamına kasten son vermek
He decided to commit suicide
İntihar etmeye karar verdi
kaydetmek
bir kamera ile hareketli görüntüleri yakalamak
They committed the event to film
Olayı filme kaydettiler
yormak
Sahnedebirini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
lastik
tekerleğin yola temas eden kauçuk kısmı
The car needs a new tire
Arabanın yeni bir lastiğe ihtiyacı var
dikmek
Sahnedetohumları veya genç bitkileri toprağa ekmek
We plant seeds in spring
Baharda tohum dikeriz
tesis
endüstriyel veya teknik bir sürecin gerçekleştiği yer
He works at a power plant
Enerji santralinde çalışıyor
bitki
genellikle toprakta yetişen canlı bir varlık
I bought a new plant
Yeni bir bitki aldım
gizlice yerleştirmek
bir şeyi gizli veya yasadışı yollarla bir yere koymak
The criminal planted evidence
Suçlu kanıt yerleştirdi
bunun dışında
Sahnedebir etkinlik veya gruptan dışlanmış olan
You are out of this game
Bu oyunun dışındasın
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
ihtiyaç duymak
Sahnedebir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
ikiz
Sahnedeaynı anda doğan iki kişiden her biri
They are twins
Onlar ikizler
ikiz kardeş
aynı anda doğan iki çocuktan biri
I have a twin brother
Bir ikiz kardeşim var
ortak
Sahnedeiş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
hayat arkadaşı
Sahnedeevli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
ortak
birlikte bir şey yaptığınız kişi
She is my business partner
O benim iş ortağım
ortak
birlikte çalıştığınız veya oyun oynadığınız kişi
I have a new dance partner
Yeni bir dans ortağım var