You — 3. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
540 kelime
Seviye
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
fısıldamak
bir şeyi gizli bir şekilde söylemek
She did not breathe a word about it
O konu hakkında tek kelime bile etmedi
nefes almak
havayı ciğerlerine çekmek
You need to breathe deeply
Derin nefes alman gerekiyor
tren
Sahnederaylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
eğitmek
birine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
antrenman yapmak
kondisyonu veya yeteneği geliştirmek için fiziksel çalışma yapmak
Athletes train every day
Sporcular her gün antrenman yapar
eğitmek
birine bir beceriyi yapmayı öğretmek
They train dogs to help people
İnsanlara yardım etmeleri için köpekleri eğitirler
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
Sahnedebir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
kutsal
SahnedeTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
aman
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
açıklamak
Sahnedebir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
çevirme
Sahnedebir şeyi ters tarafı yukarı bakacak şekilde döndürme
She is flipping the pancakes
O krep çeviriyor
fırlatma
bir şeyi havaya atıp tutma
I am flipping a coin
Bir madeni para fırlatıyorum
oyuncak
Sahnedeçocukların oynaması için yapılan nesne
This is a new toy
Bu yeni bir oyuncak
oyalanmak
bir şeyle ciddiyetsizce oynamak
He was toying with his food
Yemeğiyle oyalanıyordu
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
sıcak
yüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
sıcak
yüksek ısıya sahip olan
The coffee is very hot
Kahve çok sıcak
alt etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi yenmek ya da etkisiz hale getirmek
The boxer took down his opponent
Boksör rakibini alt etti
sökmek
bir yapıyı parçalarına ayırmak ya da duvardan bir şeyi indirmek
They will take down the tent
Çadırı sökecekler
yazmak
bilgiyi kağıda kaydederek not almak
Please take down his phone number
Lütfen onun telefon numarasını yazın
yere sermek
birini yere düşürmek
The wrestler tried to take down his opponent
Güreşçi rakibini yere sermeye çalıştı
indirmek
yüksek bir yerden aşağıya getirmek
Please take down the decorations
Lütfen süsleri indir
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
rahat bırakmamak
Sahnedesürekli sıkıntı veya endişe vermek
The memory of the accident haunts him
Kazanın anısı onu rahat bırakmıyor
musallat olmak
bir yere hayalet olarak gelmek
Ghosts haunt this old house
Hayaletler bu eski eve musallat olur
uğrak yeri
birinin eğlenmek veya sosyalleşmek için sık sık gittiği yer
This cafe is a popular haunt for local students
Bu kafe yerel öğrenciler için popüler bir uğrak yeridir
sık uğramak
bir yere çok sık gitmek
He likes to haunt this local cafe
O bu yerel kafeye sık uğramayı sever
sade
Sahnedegösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basit
zor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
vardı
Sahnedebir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
bir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
kötülemek
Sahnedebirisi hakkında kötü şeyler söylemek
He likes to trash his rivals
Rakiplerini kötülemeyi seviyor
darmadağın etmek
bir şeye ciddi zarar vermek veya onu yıkmak
Someone trashed the hotel room
Birisi otel odasını darmadağın etti
çöp
atık madde veya istenmeyen şeyler
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
ayaktakımı
genellikle alt tabakadan görülen ve kötü davranışları olan insanlar
He treats them like trash
Onlara ayaktakımı muamelesi yapıyor
mahvetmek
bir şeyi yok etmek veya çok dağınık hale getirmek
They decided to trash the old room
Eski odayı mahvetmeye karar verdiler
bozguna uğratmak
bir yarışmada veya oyunda birini tamamen yenmek
Our team trashed them in the final game
Takımımız final maçında onları bozguna uğrattı
aşırı sarhoş
çok sarhoş
He got completely trashed at the party
Partide aşırı sarhoştu
mahvolmuş
kötü bir şekilde zarar görmüş veya çok dağınık hale gelmiş
The room was trashed after the party
Oda partiden sonra mahvolmuştu
çöp
istenmeyen veya işe yaramaz malzeme
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
tartışma
Sahnedeinsanların farklı görüşlere sahip olduğu bir konuşma
They had a loud argument
Şiddetli bir tartışma yaşadılar
sav veya argüman
Sahnedebir fikri desteklemek için sunulan nedenler bütünü
His argument was very convincing
Onun savı çok ikna ediciydi
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
açıklanmamış
Sahnedebaşkalarına bildirilmemiş
The location is undisclosed
Konum açıklanmadı
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin gerçek olduğuna inanmak
She took it upon herself that the train would be late
Trenin geç kalacağını varsaydı
üzerine almak
Sahnedebir işi kendi isteğiyle üstlenmek
She took it upon herself to finish the work
İşi bitirmeyi kendi üzerine aldı
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
Sahnedebir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
Sahnedebirine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
uzak durmak
Sahnedebir şeyden veya birinden uzak kalmak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
erişmek
Sahnedebir yere veya sisteme girmek
You can access the files here
Dosyalara buradan erişebilirsin
erişim
bir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
okunmamış
Sahnedehenüz okunmamış olan
I have five unread messages
Beş okunmamış mesajım var
çözmek
Sahnedebir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
siktir
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba söz
fuck I missed the bus
siktir otobüsü kaçırdım
sikişmek
cinsel ilişkiye girmek
they decided to fuck
sikişmeye karar verdiler
giriş işlemleri
otel veya havaalanındaki kayıt işlemi
The check in was very fast
Giriş işlemleri çok hızlıydı
uğramak
birinin halini hatırını sormak için ziyaret etmek
I checked in on my sick friend today
Bugün hasta arkadaşımın durumuna bakmak için uğradım
durum görüşmesi
güncellemeleri paylaşmak için yapılan kısa toplantı
We had a quick check in this morning
Bu sabah kısa bir durum görüşmesi yaptık
giriş yapmak
bir yere varışta kayıt yaptırmak
We need to check in at the airport
Havaalanında giriş yapmamız gerekiyor
hal hatır sormak
birinin durumunu öğrenmek için iletişim kurmak
I called to check in on you
Nasıl olduğunu öğrenmek için seni aradım
giriş yapmak
bir yere vardığını bildirmek
We will check in at the hotel
Otele giriş yapacağız
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
wi-fi
internete kablosuz bağlanma yolu
Is there wi-fi here?
Burada wi-fi var mı?
kablosuz bağlantı
internete bağlanmak için kullanılan kablosuz yöntem
My wi-fi connection is slow
Wi-fi bağlantım yavaş
kablosuz internet
kablo kullanmadan internete bağlanma imkanı
I need the wi-fi password
Wi-fi şifresine ihtiyacım var
kablosuz internet
kablo olmadan internete bağlanma teknolojisi
Is there Wi-Fi here
Burada Wi-Fi var mı
kablosuz internet
kabloya gerek duymadan internete bağlanmayı sağlayan sistem
The cafe offers free Wi-Fi
Kafede ücretsiz kablosuz internet var
kablosuz internet
kablolar olmadan internete bağlanma yolu
The cafe has free wi-fi
Kafede ücretsiz kablosuz internet var
çırpmak
Sahnedemalzemeleri bir aletle karıştırmak
Beat the eggs before cooking
Pişirmeden önce yumurtaları çırpın
yenmek
birini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
bitkin
çok yorgun ve halsiz hissetme
I am beat after working all day
Bütün gün çalıştıktan sonra bitkinim
erken varmak
bir yere bir başkasından daha önce ulaşmak
I will try to beat you to the station
İstasyona senden önce varmaya çalışacağım
daha iyi olmak
bir şeyden daha arzu edilir veya tercih edilebilir olmak
Nothing beats a cold drink on a hot day
Sıcak bir günde soğuk bir içecekten daha iyisi yoktur
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
ayrılmak
bir yerden gitmek
Let us beat it before it starts raining
Yağmur başlamadan önce hadi ayrılalım
ritim
düzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
yarım saat
Sahnedeotuz dakikalık süre
I will be there in a half hour
Yarım saate orada olurum
yarım saat
otuz dakikalık zaman dilimi
The break is a half hour
Ara yarım saat
yarım saat
otuz dakikadan oluşan süre
I waited for a half hour
Yarım saat bekledim
yarım saat
otuz dakikalık zaman dilimi
I will arrive in a half hour
Yarım saat içinde orada olacağım
yarım saat
otuz dakikadan oluşan bir süre
The half hour passed quickly
Yarım saat çabuk geçti
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
araçla uzaklaşmak
Sahnedebir aracı kullanarak bir yerden ayrılmak
He drove away in his car
Arabasıyla uzaklaştı
uzaklaştırmak
birini veya bir şeyi bir yerden gitmeye zorlamak
The loud noise drove away the birds
Yüksek ses kuşları uzaklaştırdı
kovmak
birini bir yerden gitmeye zorlamak
He tried to drive away the birds
Kuşları kovmaya çalıştı
arabayla uzaklaşmak
bir araçla bir yerden ayrılmak
She got in and drove away
Arabaya bindi ve uzaklaştı
çözmek
Sahnedebir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
çözmek
bir şeyin cevabını bulmak
I can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilirim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
They solved the problem
Sorunu çözdüler
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak
She can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilir
vazgeçmek
Sahnededenemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up on your dreams
Hayallerinden vazgeçme
ümidini kesmek
birinin gelişeceğine veya bir şeyin başarılı olacağına dair umudunu yitirmek
Do not give up on your dreams
Hayallerinden ümidini kesme
ümidi kesmek
birine veya bir şeye yardım etme ya da onu değiştirme çabasına son vermek
I will not give up on you
Senden ümidi kesmeyeceğim
vazgeçmemek
birini desteklemeye devam etmek ve ona yardım etmekten vazgeçmemek
I will not give up on my friend
Arkadaşımdan vazgeçmeyeceğim
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
tuhaf tip
Sahnedegarip veya itici olan kişi
He is a creep
O tuhaf bir tip
ürpertmek
birini huzursuz veya korkmuş hissettirmek
He creeps me out
Beni ürpertiyor
sinsice ilerlemek
sessiz ve yavaş bir şekilde hareket etmek
He crept into the room
Odaya sinsice girdi
gözetlemek
birini rahatsız edecek şekilde gizlice izlemek
Stop creeping on me
Beni gözetlemeyi bırak
önsezi
Sahnedebir şeyin doğru olduğuna dair güçlü his
I have a hunch about this
Bu konuda bir önsezim var
kamburlaşmak
vücudunu öne doğru eğmek
Do not hunch your back
Sırtını kamburlaştırma
sezgi
kanıt olmaksızın bir şeyin doğru olduğuna dair his
I had a hunch he would call
Beni arayacağına dair bir sezgim vardı
cihaz
Sahnedebelirli bir amaç için tasarlanmış ekipman parçası
This is a useful device
Bu faydalı bir cihaz
yırtık
Sahnedegüç uygulanarak parçalanmış
The paper was ripped
Kağıt yırtıktı
yırtık
bir şeyin yırtılması sonucu oluşan hasar
My jeans are ripped
Kot pantolonum yırtık
kaslı
çok güçlü ve belirgin kaslara sahip
He looks very ripped
O çok kaslı görünüyor
kaslı
çok belirgin ve gelişmiş kasları olan
He has a ripped physique
Onun çok kaslı bir fiziği var
aşırı doz
Sahnedebir ilacın veya maddenin gereğinden fazla alınması
He accidentally took an overdose
Kazara aşırı doz aldı
aşırı doz
bir ilacı gereğinden fazla miktarda almak
She took an overdose of pills
O haplardan aşırı doz aldı
aşırı doz
birine zararlı bir ilaçtan çok fazla miktarda vermek
She took an overdose of medicine
O aşırı dozda ilaç aldı
çözmek
Sahnedebir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak veya bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak
I will figure out how to fix this
Bunu nasıl tamir edeceğimi çözeceğim
tahmin etmek
bir şeyin muhtemel olduğuna inanmak veya düşünmek
I figured out it would rain
Yağmur yağacağını tahmin ettim
gömmek
Sahnedebir şeyle tamamen örtmek
The house was buried in snow
Ev kara gömüldü
ezmek
bir takımı büyük bir farkla yenmek
They buried the other team 5-0
Diğer takımı 5-0 ile ezdiler
gömmek
bir şeyi bulunamayacak bir yere koymak
The dog likes to bury its bone
Köpek kemiğini gömmeyi sever
gömmek
bir ölüyü toprağa koymak
They buried the body
Cesedi gömdüler
velayet
Sahnedebir çocuğun bakımı üzerindeki yasal hak
She has custody of the children
Çocukların velayeti onda
velayet
bir çocuğun yasal olarak bakımını üstlenme hakkı
The mother won custody of the children
Anne çocukların velayetini kazandı
gözaltı
bir kişinin polis veya yetkililer tarafından tutulması
The suspect was taken into custody
Şüpheli gözaltına alındı
velayet
mahkeme tarafından karara bağlanan bir konu
They are fighting for custody of their child
Çocuklarının velayeti için savaşıyorlar
matematik
Sahnedesayıların ve şekillerin özelliklerini inceleyen bilim dalı
I study math at school
Okulda matematik çalışıyorum
matematik
sayıların ve şekillerin incelendiği bilim
I like math
Matematiği severim
çözünebilir
Sahnedesıvı içinde eriyebilen
Sugar is soluble in water
Şeker suda çözünebilir
yerinde kalmak
Sahnedebulunduğu yeri terk etmemek
Please stay in your seats until the plane stops
Uçak durana kadar lütfen yerlerinizde kalınız
içeride kalmak
dışarı çıkmamak
It is raining, so let's stay in
Yağmur yağıyor, o yüzden içeride kalalım
kalmak
bir süre için bir yerde yaşamak
I am staying in London for a month
Bir ay boyunca Londra'da kalıyorum
evde kalmak
dışarı çıkmayıp bulunulan yerde durmak
I prefer to stay in on rainy days
Yağmurlu günlerde evde kalmayı tercih ederim
evde kalmak
bir yerde bulunmaya devam etmek
I want to stay in tonight
Bu gece evde kalmak istiyorum
evde kalmak
bir yerden ayrılmamak
I prefer to stay in today
Bugün evde kalmayı tercih ediyorum
örtbas etmek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçeği gizlemek
They tried to cover up the truth
Gerçeği örtbas etmeye çalıştılar
örtbas etme
bir hata veya suçun gizlenme girişimi
The scandal was a huge cover up
Skandal büyük bir örtbas etme girişimiydi
kapatıcı
ciltteki lekeleri gizlemek için kullanılan kozmetik ürün
She used some cover up for the bruise
Morluk için biraz kapatıcı kullandı
örtbas
bir gerçeği gizleme girişimi
The company attempted a cover-up
Şirket bir örtbas girişiminde bulundu
içeri kapatmak
SahnedeBirini bir yerde tutarak çıkmasını engellemek
They locked the dog in the garage
Köpeği garajın içinde kilitlediler
kapalı kapı eğlencesi
insanların bir süre mekanda kilitli kaldığı sosyal etkinlik
The bar hosted a lock in for regulars
Bar müdavimler için kapalı kapı eğlencesi düzenledi
sabitlemek
Bir şeyi hareket edemeyecek şekilde tutturmak
You must lock in the heavy metal frame
Ağır metal çerçeveyi sabitlemelisiniz
sabitlemek
bir fiyatı veya kararı kesin olarak belirlemek
Let's lock in this price now
Bu fiyatı şimdi sabitleyelim
hapsetmek
birini veya bir şeyi bir yere kilitleyerek çıkmasını engellemek
The storm locked us in the house
Fırtına bizi evin içine hapsetti
irade
Sahnedeseçme veya karar verme eylemi
He did it of his own volition
Bunu kendi iradesiyle yaptı
kanıt
Sahnedebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
ebeveyn
bir çocuğun annesi veya babası
My parent is very kind
Ebeveynim çok nazik
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
üvey anne
Sahnedebabanın evlendiği ancak kişinin biyolojik annesi olmayan kadın
She is my stepmom
O benim üvey annem
çözmek
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
şahsiyet
önemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
yüksek sesle konuşmak
Sahnededaha yüksek veya net konuşmak
Please speak up
Lütfen daha yüksek sesle konuşun
sesini yükselt
bir şeyi daha yüksek sesle söylemek
Can you speak up a little?
Biraz daha yüksek sesle konuşabilir misin?
yüksek sesle konuşmak
bir şeyi daha gür veya anlaşılır bir şekilde ifade etmek
You should speak up so everyone can hear you
Herkesin duyabilmesi için yüksek sesle konuşmalısın
gerçek
Sahnedegerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
gerçek
gerçekten var olan
The actual cost was lower
Gerçek maliyet daha düşüktü
toplamak
Sahnedeinsanları veya nesneleri bir araya getirmek
Please gather your things before we leave
Gitmeden önce lütfen eşyalarını topla
toparlamak
kontrol altına almak
She gathered her thoughts
Düşüncelerini topladı
anlamak
bilgiden sonuç çıkarmak
I gather that you are tired
Yorgun olduğunuzu anlıyorum
toplanmak
bir grup halinde bir yere gelmek
We will gather here tonight
Bu gece burada toplanacağız
yetenekli
Sahnedebir şeyi yapabilme yeteneğine sahip olan
She is capable of doing the job
O bu işi yapabilecek yetenekte
yetenekli
bir şeyi iyi yapabilme becerisine sahip olan
She is a very capable student
O çok yetenekli bir öğrenci
defolup gitmek
Sahnedebir yeri öfkeyle ve aceleyle terk etmek
Get the hell out of here right now
Buradan hemen defolup git
neden olmak
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
çünkü
bir durumun nedenini belirtmek için kullanılır
I am staying here 'cause I am tired
Burada kalıyorum çünkü yorgunum
sebep
bir şeyin olmasına yol açan etken
What was the cause of the fire
Yangının sebebi neydi
bir parçası
Sahnedebir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
bebek bezi
Sahnedebebeklerin atıklarını emen bez
The baby needs a new diaper
Bebeğin yeni bir beze ihtiyacı var
altını değiştirmek
bebeğe temiz bir bez takmak
I need to diaper the baby
Bebeğin altını değiştirmem gerekiyor
yetişkin bezi
atıkları emmesi için yetişkinler tarafından giyilen emici malzeme
The patient needs a new diaper
Hastanın yeni bir yetişkin bezine ihtiyacı var
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
Sahnedetam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
düzenli
Sahnedesık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
müdavim
bir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
normal
alışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
düzenli
belirli aralıklarla tekrarlanan veya standart olan
The bus arrives at regular intervals
Otobüs düzenli aralıklarla gelir
sıradan
her zamanki gibi olan veya tipik
This is my regular route to work
Bu işe gitmek için kullandığım sıradan yol
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
blog
Sahnededüzenli güncellenen gayriresmi tarzda web sitesi
I read a technology blog
Teknoloji hakkında bir blog okuyorum
blog yazmak
Sahnedebir web sitesinde içerik yayınlamak
They blog about their travels
Gezileri hakkında blog yazıyorlar
blog
belirli konular hakkında yazıların paylaşıldığı kişisel web sitesi
I read a travel blog
Bir gezi bloğu okuyorum
internet günlüğü
kişinin deneyimlerini veya fikirlerini yazdığı site
She writes a personal blog
Kişisel bir internet günlüğü yazıyor