You — 4. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
680 kelime
Seviye
şefkatli
Sahnedebaşkalarına karşı sıcaklık ve ilgi gösteren
She is a caring person
O, şefkatli bir insandır
şefkatli
başkalarına karşı ilgi ve sevgi duyan
She is a very caring person
O çok şefkatli bir insan
şefkatli
başkalarına karşı ilgili ve yardımsever olma özelliği
She is a very caring person
O çok şefkatli bir insan
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
Sahnedebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
işkence etmek
Sahnedebirine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
They decided to torture him
Ona işkence etmeye karar verdiler
olmadan
Sahnedebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
olmadan
bir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
sınıf
Sahnedebirlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
ders
bir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
sınıf
okulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
işin aslı
Sahnedebir durumun en önemli gerçekleri
We must get down to brass tacks
İşin aslına inmeliyiz
asıl konu
bir konunun en önemli gerçekleri veya ayrıntıları
Let's get down to brass tacks
Hadi asıl konuya gelelim
işin özü
bir durumu ele almanın en temel yolu
Let's get down to brass tacks
Hadi işin özüne gelelim
işin özü
bir durumun en önemli noktaları veya gerçekleri
Let us get down to brass tacks
Hadi işin özüne gelelim
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
açıkça
net bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
itmek
Sahnedebirini veya bir şeyi sertçe itmek
Don't shove me
Beni itme
itme
Sahnedesert ve kaba bir şekilde itme
He gave me a hard shove
Beni sertçe itti
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
itiraf
Sahnedeyanlış bir şey yaptığını kabul eden beyan
He made a full confession
Tam bir itiraf yaptı
ayağı takılmak
Sahnededengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
yolculuk
bir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
halüsinasyon görmek
gerçek olmayan şeyleri görmek veya deneyimlemek
He started to trip after taking the pill
Hapı aldıktan sonra halüsinasyon görmeye başladı
pub
Sahnedealkollü içeceklerin servis edildiği yer
We are meeting at the pub
Pub'da buluşuyoruz
mükemmellik
Sahnedekusursuz olma durumu
She strives for perfection
O mükemmellik için çabalar
ortak
Sahnedeiki veya daha fazla kişi tarafından birlikte kullanılan
They have a joint bank account
Ortak bir banka hesapları var
joint
marihuana ile doldurulmuş sigara
He smoked a joint
Bir joint içti
mekan
bir restoran veya yer için kullanılan gayriresmi sözcük
This burger joint is great
Bu burger mekanı harika
eklem
iki parçanın birbirine bağlandığı yer
He injured his knee joint while running
Koşarken diz eklemini incitti
ahlak ile ilgisi olmayan
Sahnededoğru veya yanlış kavramlarını önemsemeyen
His decision was strictly amoral
Onun kararı ahlak ile ilgisi olmayan bir karardı
sanatçı
Sahnedesanat eseri üreten kişi
He is a great artist
O harika bir sanatçıdır
usta
işini çok iyi yapan kişi
He is an artist with a paintbrush
Fırça kullanmakta tam bir usta
sanatçı
sanat eseri yapan kimse
She is a famous artist
O ünlü bir sanatçı
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
hayatlar
Sahnededoğum ile ölüm arasındaki süreler
They have happy lives
Mutlu hayatları var
yaşamak
hayatta olmak ve deneyimler kazanmak
He lives in London
O Londra'da yaşıyor
insanlar
yaşayan bireyler
Many lives were saved
Birçok insan kurtarıldı
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
She lives in London
O Londra'da yaşıyor
bir parçası
Sahnedebir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
mesaj atmak
Sahnedetelefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
metin
yazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesaj
telefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir mesaj gönderdim
mesajlaşmak
telefondan yazılı bir ileti göndermek
I will text you later
Seni sonra mesajlayacağım
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
dokunulmaz
Sahnedekimsenin zarar veremediği veya yenemediği
That champion boxer seems untouchable
O şampiyon boksör dokunulmaz görünüyor
dokunulmaz
Hindistan kast sisteminde geleneksel olarak dışlanan sosyal grubun bir üyesi
The untouchables were a marginalized group in India
Dokunulmazlar Hindistan'da dışlanmış bir gruptu
Dokunulmazlar
1930larda organize suçla savaşan bir grup ABD federal kolluk görevlisi
The Untouchables fought against criminals
Dokunulmazlar suçlulara karşı savaştı
yalvarmak
Sahnedebir şeyi çok acil veya ısrarlı bir şekilde istemek
I beg you to stay
Kalman için sana yalvarıyorum
dilenmek
genellikle para veya yardım istemek
He begged for money on the street
Sokakta para dilendi
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
Vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
dikkatini dağıtmak
Sahnedebirinin dikkatini başka yöne çekmek
Don't distract me while I am working
Ben çalışırken dikkatimi dağıtma
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
yazmak
bir sayfada kelimeler oluşturmak
I want to write a story
Bir hikaye yazmak istiyorum
yazmak
bir yüzey üzerinde harfler veya kelimeler meydana getirmek
Please write your name here
Lütfen isminizi buraya yazın
itiraf etmek
Sahnedeyanlış bir şey yaptığını söylemek
He confessed to the crime
Suçu itiraf etti
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
sallamak
Sahnedebir şeyi serbestçe sallandırarak tutmak
He dangled the key in front of the child
Anahtarı çocuğun önünde salladı
sarkmak
serbestçe aşağı doğru asılı kalmak
His legs dangle from the chair
Bacakları sandalyeden sarkıyor
sarkmak
bir yerden serbestçe aşağı doğru sallanmak
His keys dangled from his belt
Anahtarları kemerinden sarkıyordu
sarkmak
bir yerden gevşek bir şekilde aşağı doğru asılı kalmak
The keys dangled from his finger
Anahtarlar parmağından sarkıyordu
rota
Sahnedeizlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
elbette
evet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
gelişen
Sahnedebaşarılı şekilde büyüyen veya iyi durumda olan
The local business is thriving
Yerel işletme gelişiyor
sicim
Sahnedeelyafın bükülmesiyle yapılan güçlü ve ince kordon
I tied the parcel with twine
Paketi sicimle bağladım
yer vermek
Sahnedebir performansta öne çıkarmak
The movie features a great actor
Film harika bir oyuncuya yer veriyor
özel yazı
gazete veya dergideki özel haber
The magazine has a feature on art
Derginin sanat üzerine özel bir yazısı var
özellik
bir şeyin ayırt edici niteliği
This car has a safety feature
Bu arabanın bir güvenlik özelliği var
uzun metrajlı film
sinemada gösterilen tam uzunlukta film
The feature begins at 8 PM
Uzun metrajlı film saat 20.00'de başlıyor
teorik olarak
Sahnededeneyime değil teoriye dayalı olarak
Theoretically, this should work
Teorik olarak bunun çalışması gerekir
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğrenmek
Sahnedebir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
Sahnedeyeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
korkak
Sahnedekolayca korkan kimse
Don't be such a coward
Bu kadar korkak olma
korkak
tehlikeden kaçan kişi
He is a coward for running away
Kaçtığı için o bir korkak
ödlek
cesareti olmayan kimse
Don't be a coward
Ödlek olma
korkak
zor bir şey yapmaktan korkan kimse
He is a coward for running away
Kaçtığı için o bir korkak
dehşet verici
Sahnedeçok korkutucu olan
The storm was terrifying
Fırtına dehşet vericiydi
korkutucu
çok büyük korku veren
That was a terrifying movie
Bu korkutucu bir filmdi
klasik
Sahnedestandart bir örnek teşkil eden
This is a classic example
Bu klasik bir örnektir
klasik
Sahnedeyüksek kaliteli ve herkesçe beğenilen eser
This book is a classic
Bu kitap bir klasiktir
bebek bakıcısı
Sahnedebir çocuğa bakan kişi
My babysitter is very kind
Bebek bakıcım çok nazik
bebek bakıcısı
çocuklara kısa süreliğine bakan kişi
We hired a babysitter for tonight
Bu gece için bir bebek bakıcısı tuttuk
süsleme
Sahnedebir şeyi daha çekici kılmak için eklenen detay
The architecture has many beautiful embellishments
Mimarinin birçok güzel süslemesi var
kokusunu almak
Sahnedebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
Sahnedeburunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
Sahnedebir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
uydurmak
Sahnedegerçek olmayan bir şeyi kurgulamak
He fabricated a story about his past
Geçmişi hakkında bir hikâye uydurdu
uydurmak
doğru olmayan bir şeyi kurgulamak
He fabricated a story to avoid trouble
Başını beladan kurtarmak için bir hikaye uydurdu
üretmek
bir şeyi meydana getirmek veya inşa etmek
They fabricate parts in this factory
Bu fabrikada parçalar üretiyorlar
sporcu
Sahnedespor yapan kişi
He is a professional athlete
O profesyonel bir sporcudur
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
hayırsever
Sahnedeihtiyaç sahibi kişilere para veya yardım veren kimse
The philanthropist donated millions to the hospital
Hayırsever hastaneye milyonlarca bağışta bulundu
zor
Sahnedekolay olmayan; güç
He had a rough year
Zor bir yıl geçirdi
pürüzlü
düzgün olmayan yüzey
The rock is rough
Kaya pürüzlü
yaklaşık
tam olmayan veya kesinlik içermeyen
This is just a rough estimate
Bu sadece yaklaşık bir tahmin
sert
nazik olmayan güç kullanımı
The game was very rough
Oyun çok sertti
hayal
Sahnedearzu edilen bir şeye dair kurulan hoş düşünce veya rüya
He has a fantasy of traveling the world
Dünyayı gezme hayali var
fantastik
sihir ve hayali dünyalarla ilgili hikayeler türü
I love reading fantasy novels
Fantastik romanlar okumayı severim
hayal
gerçek olmayan hoş bir durum
Living on the moon is a fantasy
Ayda yaşamak bir hayal
fantezi
gerçek olmayan hikaye veya fikir
I love reading fantasy books
Fantezi kitapları okumayı seviyorum
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
kanser
Sahnedehücrelerin anormal şekilde büyüdüğü ciddi bir hastalık
He is fighting cancer
Kanserle savaşıyor
kanser
Sahnedebir grup veya sisteme büyük zarar veren kişi veya şey
Corruption is a cancer to the organization
Yozlaşma kurum için bir kanserdir
saat
Sahnedezamanı gösteren cihaz
There is a clock on the wall
Duvarda bir saat var
yumruklamak
birine özellikle yüze vurmak
He clocked him in the face
Onu yüzünden yumrukladı
fark etmek
bir şeyi görmek veya anlamak
I clocked him watching me
Beni izlediğini fark ettim
süre ölçmek
bir şeyin zamanını veya hızını ölçmek
The athlete clocked a new record
Atlet yeni bir rekor kaydetti
siyasi olarak
Sahnedesiyasetle ilgili bir biçimde
The decision was politically motivated
Karar siyasi amaçlıydı
müstear isim
Sahnedebir yazarın kullandığı takma ad
Mark Twain is the famous nom de plume of Samuel Clemens
Mark Twain Samuel Clemens'in ünlü müstear ismidir
takma ad
yazarın gerçek ismi yerine kullandığı isim
She wrote her novel under a nom de plume
Romanını bir takma ad altında yazdı
en iyi ihtimalle
Sahnedeen olumlu bakış açısıyla
It will take two hours at best
En iyi ihtimalle iki saat sürer
en iyi ihtimalle
bir şeyin olabileceği en iyi durumun bile çok iyi olmadığını belirtmek için kullanılır
The movie was boring at best
Film en iyi ihtimalle sıkıcıydı
en iyi ihtimalle
en iyi durumda bile çok iyi olmayan
The movie was at best okay
Film en iyi ihtimalle idare ederdi
en iyi durumda
gerçekleşebilecek en olumlu senaryoda
We will arrive at best by noon
En iyi durumda öğlene kadar varırız
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
komplo teorisi
Sahnedekanıt olmamasına rağmen olayların gizli gruplar tarafından yönetildiğine dair inanış
Many people believe in conspiracy theories about the moon landing
Birçok insan ay'a iniş hakkında komplo teorilerine inanıyor
ölümcül
Sahnedeölüme yol açan
The car accident was fatal
Araba kazası ölümcüldü
normallik
Sahnedeher zamanki veya beklenen durumda olma hali
We are trying to return to normalcy
Normalliğe dönmeye çalışıyoruz
yemin etmek
Sahnedebir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
yemin etmek
ciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
erotomanyak
Sahnedebir başkasının kendisine aşık olduğuna dair sanrılı inancı olan kimse
The doctor diagnosed him as an erotomaniac
Doktor ona erotomanyak teşhisi koydu
aracı
Sahnedeiki taraf arasındaki anlaşmaları ayarlayan kimse
The broker helped us buy the house
Aracı evi satın almamıza yardım etti
aracı
başkaları adına alım veya satım yapan kişi
He is a stock broker
O bir borsa aracısıdır
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
gergin
kolayca endişelenen veya huzursuz olan
I feel nervous before the exam
Sınavdan önce gergin hissediyorum
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
tebaa
hükümdarın veya devletin yönetimi altındaki kişi
He is a loyal subject of the queen
O kraliçenin sadık bir tebaasıdır
rahatsız etmek
Sahnedebirini hafifçe kızdırmak veya üzmek
His loud music annoyed the neighbors
Yüksek sesli müziği komşuları rahatsız etti
sinirlendirmek
hafifçe kızdırmak veya rahatsız etmek
Stop making that noise, it annoys me
Şu gürültüyü yapmayı bırak, beni sinirlendiriyor
rahatsız etmek
birini hafifçe sinirlendirmek veya huzursuz etmek
He keeps annoying his sister
Kız kardeşini sürekli rahatsız ediyor
basitleştirmek
Sahnedebir şeyi daha az karmaşık hale getirmek
Please simplify the rules
Lütfen kuralları basitleştirin
tek dizinin üzerine çökmek
Sahnedeevlenme teklif etmek için bir dizini yere koymak
He got down on one knee and asked her to marry him
Tek dizinin üzerine çöktü ve onunla evlenmesini istedi
acı verici
Sahnedeacı veya rahatsızlık veren
The injury was very painful
Yaralanma çok acı vericiydi