You — 5. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
919 kelime
Seviye
çözmek
Sahnedebir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak veya bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak
I will figure out how to fix this
Bunu nasıl tamir edeceğimi çözeceğim
tahmin etmek
bir şeyin muhtemel olduğuna inanmak veya düşünmek
I figured out it would rain
Yağmur yağacağını tahmin ettim
felç etmek
Sahnedebirinin vücudunu hareket ettiremez hale getirmek
The injury paralyzed his legs
Yaralanma bacaklarını felç etti
felç etmek
birini hareket edemez hale getirmek
The accident paralyzed his legs
Kaza bacaklarını felç etti
felç etmek
birinin hareket etmesini veya davranmasını engellemek
Fear can paralyze a person
Korku bir insanı felç edebilir
dikkatini dağıtmak
Sahnedebirinin dikkatini başka yöne çekmek
Don't distract me while I am working
Ben çalışırken dikkatimi dağıtma
en hızlı
Sahnedehızı en yüksek olan
He runs the fastest
O en hızlı koşar
en hızlı
en yüksek hızda olan
He is the fastest runner
O en hızlı koşucudur
en hızlı
en yüksek hıza sahip olan
She is the fastest runner
O en hızlı koşucu
en hızlı
en yüksek süratte hareket eden veya olan
He is the fastest runner
O en hızlı koşucu
eksik
Sahnedeyerinde olmayan
A page is missing
Bir sayfa eksik
kayıp
bulunamayan
The dog is missing
Köpek kayıp
özlemek
birinin yokluğunda üzüntü duymak
I miss you
Seni özlüyorum
eksik
bulunması gereken bir şeyin yerinde olmaması
One page is missing from this book
Bu kitaptan bir sayfa eksik
ıskalamak
bir şeyi hedefleyememek veya yakalayamamak
I missed the ball
Topu ıskaladım
kelepir
Sahnedenormal fiyatından daha ucuza alınan şey
This car was a real bargain
Bu araba tam bir kelepir
anlaşma
iki kişi veya grup arasındaki uzlaşma
We made a bargain
Bir anlaşma yaptık
pazarlık etmek
bir anlaşmanın şartlarını tartışmak
We had to bargain for the price
Fiyat için pazarlık etmek zorunda kaldık
ummak
bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
He got more than he bargained for
Beklediğinden fazlasını elde etti
glikoz
Sahnedekanda ve birçok gıdada bulunan basit bir şeker türü
Glucose is a primary source of energy for the body
Glikoz vücut için birincil enerji kaynağıdır
kurnazca elde etmeye çalışmak
Sahnedebir şeyi kurnazca veya dolaylı yollardan elde etmeye çalışmak
He is angling for a promotion at work
İş yerinde terfi almak için kurnazca fırsat kolluyor
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
yeniden ifade etmek
Sahnedebir şeyi farklı kelimelerle tekrar söylemek
Can you rephrase that sentence?
Bu cümleyi yeniden ifade edebilir misin?
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
tarz
Sahnedebir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
He has a unique style of writing
Onun kendine özgü bir yazım tarzı var
stil
bir şeyin yapılış veya görünüş biçimi
I like the style of this house
Bu evin stilini seviyorum
şekillendirmek
birinin saçını belirli bir şekilde düzenlemek veya biçimlendirmek
She likes to style her hair every morning
Her sabah saçını şekillendirmeyi seviyor
adlandırmak
birine ad veya unvan vermek
He was styled the leader of the group
Grubun lideri olarak adlandırıldı
asla görünmemek
Sahnedebir şeyin utanç verici bulunması nedeniyle onu yapmak istememek
I wouldn't be caught dead wearing that hat
O şapkayı takarken asla görünmek istemezdim
özel
Sahnedebelirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
şahsi
Sahnedebelirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
kısa bir süreliğine
Sahnedekısa bir zaman için
He paused briefly
Kısa bir süre duraksadı
mantra
Sahnedemeditasyonda odaklanmaya yardımcı olması için tekrarlanan söz veya ses
He repeated his mantra silently
Mantrasını sessizce tekrarladı
mantra
motivasyon sağlamak veya odaklanmak için kendine tekrarladığın ifade
She repeats her mantra every morning
Her sabah mantrasını tekrarlar
romantik
Sahnedesevgi gösteren veya ifade eden
He is a romantic man
O romantik bir adamdır
romantik
sevgi veya güçlü duygusal bağlılık ile ilgili
They had a romantic dinner
Onlar romantik bir akşam yemeği yediler
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
tüyo
Sahnedegizli olan bir bilgiyi başkasına söylemek
He gave me a useful tip about the exam
Sınav hakkında bana faydalı bir tüyo verdi
uç
bir şeyin sivri uç kısmı
The tip of the pencil is broken
Kalemin ucu kırık
bahşiş
hizmet karşılığında verilen ekstra para
He left a big tip
Büyük bir bahşiş bıraktı
çöp yığını
atıkların veya toprağın oluşturduğu büyük yığın
The truck took the waste to the tip
Kamyon atıkları çöp yığınına götürdü
malikane
Sahnedeüzerinde ev bulunan geniş arazi
He lives on a large estate
Geniş bir malikanede yaşıyor
mal varlığı
bir kişinin sahip olduğu tüm para mülk ve eşyalar
He left his entire estate to his sister
Tüm mal varlığını kız kardeşine bıraktı
statü
belirli bir sosyal veya yasal konum
He holds a high estate in society
Toplumda yüksek bir statüye sahip
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
dişler
Sahnedeısırmak için kullanılan ağızdaki sert beyaz parçalar
Brush your teeth
Dişlerini fırçala
diş
çiğnemek için kullanılan ağızdaki sert beyaz nesne
He lost a tooth
Bir dişini kaybetti
gereksiz
Sahnedehiçbir geçerli nedeni olmayan
The movie included gratuitous violence
Film gereksiz şiddet içeriyordu
pişmanlık
Sahnedeyanlış bir şey yapmaktan dolayı duyulan üzüntü
He felt deep remorse for his mistake
Hatası için derin bir pişmanlık duydu
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
eczane
Sahnedeilaçların hazırlandığı ve satıldığı yer
Where is the nearest pharmacy?
En yakın eczane nerede?
eczane
ilaç satın alınan yer
I bought medicine at the pharmacy
Eczaneden ilaç aldım
özlemek
Sahnedebirinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
başkarakter
Sahnedebir hikaye film veya oyundaki ana karakter
The protagonist faces many challenges in the story
Başkarakter hikayede birçok zorlukla karşılaşır
her yerde
Sahnedeher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
sıyrılmak
Sahnedebir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
çıkmak
fiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
kaçmak
bir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of my room
Odamdan çık
tesadüfen girmek
Sahnedebir yere veya bir duruma yanlışlıkla girmek
I stumbled into the wrong room
Yanlış odaya tesadüfen girdim
tesadüfen girmek
bir yere kaza eseri ya da planlamadan gelmek
I stumbled into the meeting room
Toplantı odasına tesadüfen girdim
avukat
Sahnedehukuki konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a good lawyer
O iyi bir avukattır
avukatlık yapmak
biri için avukat olarak hareket etmek
He will lawyer the case
Davaya avukatlık yapacak
avukat
insanlara hukuki tavsiye veren ve onları mahkemede temsil eden kişi
The lawyer defended his client in court
Avukat müvekkilini mahkemede savundu
meni
Sahnedeerkek üreme hücresi içeren vücut sıvısı
He provided a sample of cum
Bir meni örneği verdi
gelmek
Sahnedebir yere varmak veya ulaşmak
Please come here
Lütfen buraya gel
tropikal
Sahnedeekvatora yakın sıcak ve nemli bölgelerle ilgili
I love tropical fruits
Tropikal meyveleri severim
tropikal
ekvator yakınındaki sıcak ve yağışlı bölgelerle ilgili
They visited a tropical island
Tropikal bir adayı ziyaret ettiler
yeterince iyi
Sahnedebir amaç için yeterli olan
This laptop works well enough for my work
Bu dizüstü bilgisayar işim için yeterince iyi çalışıyor
yeterince iyi
olduğu haliyle bırakılabilecek kadar iyi
The wall is painted well enough
Duvar yeterince iyi boyanmış
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
pusuda beklemek
Sahnedegizlenip sessizce izlemek
A stranger was lurking in the shadows
Gölgelerde bir yabancı pusuda bekliyordu
boşaltmak
Sahnedebir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
boş
içinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
boş
amaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
gizlice girdi
Sahnedesessizce ve gizlice bir yere gitmek
He snuck out of the house
Evden gizlice çıktı
beş yıllık
Sahnedebeş yıl süren
It is a five year plan
Bu beş yıllık bir plan
beş yıllık
beş yıl süren
This is a five-year project
Bu beş yıllık bir proje
sıçratmak
Sahnedesıvı veya yumuşak bir maddeyi bir yüzeye dağıtmak
He splattered paint on the floor
Boyayı yere sıçrattı
yasa dışı iş
Sahnedeyasa dışı veya hileli para kazanma yöntemi
They ran an illegal racket
Yasa dışı bir iş çeviriyorlardı
gürültü
yüksek ve rahatsız edici ses
Stop making such a racket
Bu kadar gürültü yapmayı bırak
raket
tenis veya badminton gibi sporlarda kullanılan saplı ve telli araç
I bought a new tennis racket
Yeni bir tenis raketi aldım
dehşet verici
Sahnedebirini çok korkutan veya şoke eden şey
The movie was truly horrifying
Film gerçekten dehşet vericiydi
dehşet verici
büyük bir korku uyandıran
The movie had a horrifying scene
Filmin dehşet verici bir sahnesi vardı
dehşet verici
birini çok korkutan veya şoke eden
The news about the accident was horrifying
Kaza hakkındaki haber dehşet vericiydi
korkunç
birini çok korkutan veya şoka sokan
The movie was truly horrifying
Film gerçekten korkunçtu
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
hoşlanmak
Sahnedebirine karşı romantik ilgi duymak
I have a thing for my classmate
Sınıf arkadaşımdan hoşlanıyorum
hoşlanma
birine karşı duyulan güçlü beğeni veya romantik yakınlık
I have a thing for him
Ondan hoşlanıyorum
bir parçası
Sahnedebir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
tiksinme
Sahnedebir şeye karşı duyulan güçlü sevmezlik duygusu
He has a strong aversion to seafood
Onun deniz ürünlerine karşı güçlü bir tiksinmesi var
şövalyelik
Sahnedekadınlara karşı nazik ve kibar davranma
He showed chivalry by opening the door
Kapıyı açarak şövalyelik gösterdi
açlıktan ölmek
Sahnedeaşırı açlık nedeniyle acı çekmek
Many animals starve in winter
Birçok hayvan kışın açlıktan ölür
aç bırakmak
birini aşırı açlığa maruz bırakmak
We should not starve the pets
Evcil hayvanları aç bırakmamalıyız
çok istemek
bir şeyi şiddetle arzulamak
She is starving for some recognition
O takdir edilmeyi çok istiyor
zaman kazanmak
Sahnedebir kararı ertelemek için zaman yaratmak
He bought time by asking more questions
Daha fazla soru sorarak zaman kazandı
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
rol yapmak
gerçek olmayan bir durumu doğruymuş gibi davranmak
The children like to pretend they are pirates
Çocuklar korsanmış gibi davranmayı severler
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
nazik
Sahnedekaba olmayan ve sakin
He is a gentle person
O nazik bir insan
nazik
kibar veya iyi kalpli kişi
He is a gentle man
O nazik bir adamdır
yumuşak
sakin ve sert olmayan
He has a gentle voice
Onun yumuşak bir sesi var
kazanmak
Sahnedebir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
kazanmak
bir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
ödül kazanmak
yarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
sevgisini kazanmak
birinin aşkını veya ilgisini elde etmek
He hoped to win her heart
Onun kalbini kazanmayı umuyordu
büyük zafer
çok büyük bir galibiyet veya başarı
The election was a big win for the party
Seçim parti için büyük bir zaferdi
galibiyet
bir yarışmada elde edilen başarı veya ödül
That was an easy win for them
Onlar için kolay bir galibiyetti
kazanmak
ödül almak veya birinci olmak
I want to win the game
Oyunu kazanmak istiyorum
hadi ya
şaşkınlığı veya alaycı bir şekilde onayı ifade etmek için kullanılan kaba bir söz
You finally finished your project No shit
Sonunda projen bitmiş Hadi ya
şakasız
şaka veya yalan içermeyen
This is no-shit the truth
Bu şakasız gerçek
banka
Sahnedeparanın saklandığı finansal kurum
I have a bank account
Bir banka hesabım var
nehir kıyısı
bir nehrin yanındaki toprak alan
We sat on the river bank
Nehir kıyısında oturduk
yana yatmak
bir yana doğru eğilmek
The plane banked to the left
Uçak sola doğru yattı
biriktirmek
bir şeyi daha sonra kullanmak üzere saklamak
You should bank your savings for later
Birikimlerini daha sonrası için saklamalısın
adam kaçıran
Sahnedebirini yasadışı bir şekilde zorla alıkoyan kimse
The police are searching for the kidnapper
Polis adam kaçıranı arıyor
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
eşlik etmek
Sahnedebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
birlikte gelmek
bir şeyin parçası olarak sunulmak veya satılmak
This phone comes with a charger
Bu telefon şarj aletiyle birlikte geliyor
beraberinde gelmek
bir şey ile aynı zamanda var olmak veya gerçekleşmek
This phone comes with a charger.
Bu telefonun yanında şarj aleti gelir.
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
korkutucu şekilde
Sahnedekorku veya endişe uyandıracak biçimde
The temperature rose alarmingly
Sıcaklık korkutucu bir şekilde yükseldi
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
çabalamak
Sahnedebir hedefe ulaşmaya çalışmak
They had to run for help
Yardım bulmak için koşmak zorunda kaldılar
yetişmeye çalışmak
koşarak bir şeye yetişmek
Run for the bus
Otobüse yetişmek için koş
sürmek
belirli bir süre devam etmek
The show will run for two hours
Gösteri iki saat sürecek
kaçmak
hızlıca uzaklaşmaya çalışmak
The thief decided to run for the exit
Hırsız çıkışa doğru kaçmaya karar verdi
kaçmak
tehlikeli bir yerden uzaklaşmaya çalışmak
The prisoners decided to run for it
Mahkumlar kaçmaya karar verdi
aday olmak
seçilen bir göreve gelmek için yarışmak
She wants to run for president
O başkanlığa aday olmak istiyor
eşik
Sahnedebir şeyin gerçekleşmek üzere olduğu kritik an
The country is on the brink of war
Ülke savaşın eşiğinde
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
iyi bir adam
Sahnedenazik ve hoş biri
He is a nice guy who helps everyone
O herkese yardım eden iyi bir adam
inanılmaz
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
yumuşama
Sahnedeülkeler arasındaki gerginliğin azalması dönemi
The period of détente reduced Cold War tensions
Yumuşama dönemi Soğuk Savaş gerginliklerini azalttı
vah
Sahnedeşaşkınlık veya duygu belirtmek için çıkarılan ses
Wah, that is so sad
Vah, bu çok üzücü
teslim etmek
Sahnedebir şeyi ihtiyaç duyulan yere götürmek
The courier will deliver the package tomorrow
Kurye paketi yarın teslim edecek
doğurtmak
bir bebeğin doğumuna yardımcı olmak
The doctor will deliver the baby
Doktor bebeği doğurtacak
yerine getirmek
vaat edilen veya beklenen bir şeyi gerçekleştirmek
They promised to deliver results
Sonuçları yerine getireceklerine söz verdiler
sunmak
bir topluluğa resmi bir konuşma yapmak
The professor will deliver a lecture today
Profesör bugün bir ders sunacak
daha önce
Sahnededaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
subreddit
SahnedeReddit web sitesinde belirli bir konuya ayrılmış tartışma grubu
I check this subreddit every day for news
Haberler için her gün bu subreddit'i kontrol ediyorum
kazıp çıkarmak
Sahnedebir şeyi kazarak yüzeye çıkarmak
The dog dug up a bone
Köpek bir kemik kazıp çıkardı
ortaya çıkarmak
bir kişi veya konu hakkında bilgi aramak
He tried to dig up information about the company
Şirket hakkında bilgi ortaya çıkarmaya çalıştı
ortaya çıkarmak
saklı veya bilinmeyen bir şeyi bulmak
The reporters dug up the truth
Muhabirler gerçeği ortaya çıkardı
ortaya çıkarmak
bir bilgiyi veya gerçeği araştırıp bulmak
They tried to dig up the truth
Gerçeği ortaya çıkarmaya çalıştılar
insülin
Sahnedekan şekerini düzenleyen bir hormon
He takes insulin for diabetes
Diyabet için insülin kullanıyor
tebrikler
Sahnedebirinin başarısından dolayı duyulan mutluluğu belirten sözler
Congrats on your new job
Yeni işin için tebrikler
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
başkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
uzatmak
Sahnedebir şeyi çekerek daha uzun veya geniş hale getirmek
Stretch out the rubber band
Lastiği uzat