

Young Sheldon — 1. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
454 kelime
Seviye
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
yemin etmek
Sahnedebir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
önemsemek
Sahnedebir konu veya kişi hakkında endişelenmek
I care about my grades
Notlarımı önemsiyorum
önemsemek
birine değer vermek veya onu sevmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
futbol
Sahnedeiki takım arasında topla oynanan oyun
I like playing football
Futbol oynamayı severim
futbol topu
futbol sporunda kullanılan top
He kicked the football
Futbol topuna vurdu
nükleer çanta
nükleer fırlatma kodlarını içeren taşınabilir çanta
The president carries the nuclear football
Başkan nükleer çantayı taşıyor
aptal
Sahnedezekası az olan kimse
Don't act like such a dope
Öyle aptal gibi davranma
uyuşturucu
zihni etkileyen yasa dışı madde
He was arrested for selling dope
Uyuşturucu sattığı için tutuklandı
harika
çok iyi veya havalı
That new song is dope
Bu yeni şarkı harika
tüyo
gizli veya içeriden alınan özel bilgi
I got the inside dope on the meeting
Toplantıyla ilgili tüyoyu aldım
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
belirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
anlamak
bir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
cesaretlendirmek
Sahnedebirine kendine güven aşılamak
The win will embolden the team to play better
Bu galibiyet takımı daha iyi oynaması için cesaretlendirecek
nazik
Sahnededost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
katılmamak
Sahnedebir başkasıyla aynı fikirde olmamak
I disagree with you
Sana katılmıyorum
yeni konuya geçmek
Sahnedebaşka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
atlatmak
geçmişteki kötü bir olayın etkisinden kurtulup hayatına devam etmek
She is ready to move on after the breakup
Ayrılıktan sonra hayatına devam etmeye hazır
ilerlemek
bir sonraki aşamaya geçmek
We should move on to the next topic
Bir sonraki konuya ilerlemeliyiz
yeni bir başlangıç yapmak
önceki bir işi bitirdikten sonra farklı bir şeye başlamak
It is time to move on with your life
Hayatına yeni bir başlangıç yapma zamanı geldi
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
aklına gelmek
Sahnedebirinin zihninde belirlemek
It didn't occur to me
Aklıma gelmedi
olmadan
Sahnedebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
olmadan
bir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
bilgelik
Sahnededeneyimlerden yola çıkarak doğru kararlar verme yeteneği
He is a man of great wisdom
O, büyük bir bilgeliğe sahip bir adamdır
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
takım
Sahnedeberaber çalışan bir grup insan
They are a strong team
Onlar güçlü bir takım
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
ilk defa
Sahnedebir olayın başlangıç anında gerçekleşmesi
This is my first time here
Buraya ilk defa geliyorum
ilk kez
bir eylemi daha önce hiç yapmamış olmak
I am visiting Paris for the first time
Paris i ilk kez ziyaret ediyorum
ilk deneyim
yeni bir tecrübenin başlangıcı
It was my first time at this school
Bu okulda ilk deneyimimdi
ilk kez
bir şeyin gerçekleştiği ilk an
It is my first time here
Buraya ilk gelişim
ilk kez
bir şeyin ilk defa yapılması veya gerçekleşmesi
This is my first-time visit
Bu benim ilk ziyaretim
yardımcı
Sahnedeyardım veya fayda sağlayan
He is a very helpful person
O çok yardımcı bir insandır
üstüne yerleştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyin üzerine koymak
You can overlay the text on the image
Metni görüntünün üstüne yerleştirebilirsiniz
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
muhteşem
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view was splendid
Manzara muhteşemdi
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
fırsat
bir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
adalet
Sahnededürüst ve haklı olma durumu
Everyone deserves justice
Herkes adalet hak eder
hak
hak edilen cezanın verilmesi
Justice was served
Hak yerini buldu
önemli
Sahnedebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
Sahnedebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
hazine avı
Sahnedegizli nesneleri bulma oyunu
The kids played a treasure hunt in the garden
Çocuklar bahçede hazine avı oynadılar
hazine avı
gizli değerli eşyaları arama etkinliği
We organized a treasure hunt for the children
Çocuklar için bir hazine avı düzenledik
kaldırmak
Sahnedebir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Lift up the box
Kutuyu kaldır
katılmak
Sahnedebir etkinliğe gitmek veya bir yerde bulunmak
I will attend the meeting
Toplantıya katılacağım
eşlik etmek
bir şeyle aynı zamanda meydana gelmek
Fever often attends this illness
Ateş genellikle bu hastalığa eşlik eder
ilgilenmek
birine veya bir şeye yardım etmek ya da bakım sağlamak
You should attend to your studies
Derslerinle ilgilenmelisin
beklemek
birinin gelmesine kadar orada bulunmak
He attended the guests at the door
Misafirleri kapıda bekledi
başladı
Sahnedebir işe veya duruma başlamak
The movie began at eight
Film saat sekizde başladı
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
yabancı
Sahnedetanımadığınız biri
Don't talk to strangers
Yabancılarla konuşma
tuhaf
alışılmamış ya da şaşırtıcı
The stranger the better
Ne kadar tuhaf o kadar iyi
ziyaretçi
bilmediği bir yerde bulunan kişi
The stranger looked at the map
Ziyaretçi haritaya baktı
yabancı
tanımadığınız kişi
I do not talk to a stranger
Yabancılarla konuşmam
yabancı
tanınmayan veya alışılmadık kişi
He is a total stranger to me
O benim için tamamen yabancı biri
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya heyecan belirten ünlem
Boy, that is a big dog
Vay be, bu çok büyük bir köpek
erkek çocuk
genç bir erkek çocuk
He is a little boy
O küçük bir erkek çocuk
içermek
Sahnedebir grubun veya setin parçası olarak bulundurmak
The price includes breakfast
Fiyata kahvaltı dahildir
içermek
bir grubun veya bütünün parçası olarak bulundurmak
The book includes many pictures
Kitap birçok resim içerir
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
sertçe
Sahnedekatı veya kaba bir biçimde
He spoke to her harshly
Onunla sertçe konuştu
düzeltilmiş
Sahnedeyanlışları giderilmiş
He corrected the error
Hatayı düzeltti
düzeltti
hatalı olan bir şeyi doğru hale getirmek
The teacher corrected my essay
Öğretmen kompozisyonumu düzeltti
düzeltildi
bir şeyin yanlışlarını gidererek doğru hale getirmek
She corrected the error
O hatayı düzeltti
düzeltilmiş
yanlışları giderilerek doğru hale getirilmiş olan
This is the corrected version
Bu düzeltilmiş versiyondur
kültür
Sahnedebir grubun paylaştığı gelenekler ve inanışlar
Every country has its own culture
Her ülkenin kendi kültürü vardır
kültür
araştırma için büyütülen bakteri grubu
The doctor ordered a bacterial culture test
Doktor bakteri kültürü testi istedi
kültür
araştırma için büyütülen hücre veya organizma grubu
They grew a new cell culture in the lab
Laboratuvarda yeni bir hücre kültürü yetiştirdiler
kültür
bir grubun paylaştığı inançlar ve yaşam biçimi
Turkey has a rich culture
Türkiye zengin bir kültüre sahiptir
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
cebir
Sahnedesayıları temsil etmek için harf ve sembollerin kullanıldığı bir matematik dalı
I am learning algebra at school
Okulda cebir öğreniyorum
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
kabul etmek
Sahnedebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
yeniden düşünmek
Sahnedebir şeyi tekrar değerlendirmek
I need to rethink my plan
Planımı yeniden düşünmem gerekiyor
tekrarlayan
Sahnedetekrar tekrar gerçekleşen
The work is very repetitive
İş çok tekrarlayıcı
talihsiz
Sahnedekötü şansa sahip olan veya üzüntüye neden olan
It was an unfortunate accident
Bu talihsiz bir kazaydı
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
kandırmak
Sahnedebirini aldatmak veya oyuna getirmek
They duped him into giving them money
Onu kendilerine para vermesi için kandırdılar
kandırılan kimse
kolayca aldatılabilen kişi
He was just a dupe in their plan
Onların planında sadece kandırılan bir kimseydi
sosyolog
Sahnedetoplum ve insan davranışlarını inceleyen uzman
The sociologist analyzed modern society
Sosyolog modern toplumu inceledi
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
çalışmak
Sahnedebir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
çalışma odası
okuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
hızlı öğrenen
bir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
araştırma
bir konunun detaylı incelenmesi
They conducted a study on the new medicine
Yeni ilaç üzerine bir araştırma yaptılar
asmak
Sahnedebir şeyi düşmemesi için yüksek bir yere tutturmak
I will hang the painting on the wall
Tabloyu duvara asacağım
takılmak
birileriyle boş vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı seviyorum
kavrayış
bir işin nasıl yapılacağını anlama becerisi
I finally got the hang of this game
Sonunda bu oyunun inceliğini kavradım
asarak öldürmek
birinin boynuna ip geçirerek yaşamına son vermek
The killer hanged his victim
Katil kurbanını asarak öldürdü
ortada bırakmak
birini zor bir durumda yardımsız bırakmak
They hung me out to dry
Beni ortada bıraktılar
asmak
bir şeyi yüksek bir yere sabitlemek
Hang the coat on the hook
Montu kancaya as
asılı durmak
görülebilmesi için bir yüzeye tutturulmuş olmak
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
takılmak
boş zamanı rahat bir şekilde geçirmek
Let us hang out tonight
Bu gece takılalım
asmak
boynuna ip geçirip kendini aşağı bırakarak yaşamına son vermek
He tried to hang himself
Kendini asmaya çalıştı
askıda kalmak
bir durumun kesinlik kazanmayıp belirsiz olması
The decision hangs in the balance
Karar hala askıda kalıyor
kontrol etmek
SahnedeDoğru veya kabul edilebilir olup olmadığını görmek için bakmak
Please check out the report
Lütfen raporu kontrol et
süzmek
Birine romantik veya hayranlık dolu bir ilgiyle bakmak
He was checking her out
Onu süzüyordu
ödünç almak
bir kütüphaneden belirli bir süreliğine bir şey almak
I need to check out this book from the library
Bu kitabı kütüphaneden ödünç almam gerekiyor
çıkış yapmak
otelden ayrılma veya mağazada ödeme yapma işlemi
We need to check out by noon
Öğlene kadar çıkış yapmamız gerekiyor
çıkış
bir otelden ayrılma veya kasada ödeme yapma işlemi
Please complete your hotel check-out before noon
Lütfen otelden çıkış işlemlerinizi öğleden önce tamamlayın
kontrol etmek
bir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
I will check out the facts
Gerçekleri kontrol edeceğim
teselli etmek
Sahnedeüzgün birine kendini daha iyi hissettirmek
I tried to console her
Onu teselli etmeye çalıştım
konsol
kontrol düğmelerinin bulunduğu panel
He used the game console
Oyun konsolunu kullandı
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
iyi kullanım
Sahnedebir şeyi faydalı veya etkili bir şekilde kullanma
He made good use of the tool
Aracı iyi bir şekilde kullandı
ileride
Sahnedeön tarafta
Go straight ahead
Dosdoğru ilerleyin
vaktinden önce
planlanandan veya beklenenden daha erken
We arrived ahead of schedule
Vaktinden önce geldik
önde
başkalarından daha iyi bir konumda olmak
She is ahead in the race
Yarışta o önde
ileride
gelecek zamanda olan veya gerçekleşecek
There are many challenges ahead
İleride birçok zorluk var
alt
Sahnedebir şeyin en alt kısmı
The coin is at the bottom of the glass
Bozuk para bardağın dibinde
popo
üzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his bottom
Poposunun üzerine düştü
dip
bir şeyin en alt kısmı
She found a coin at the bottom of the pool
Havuzun dibinde bir madeni para buldu
alt
bir şeyin en alt kısmı
Write your name at the bottom of the page
Adınızı sayfanın altına yazın
bacak
Sahnedeyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
başarmak
Sahnedebir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
yetişmek
bir yere zamanında ulaşmak
I will make it to the concert
Konsere yetişeceğim
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
başarmak
bir şeyi yapmayı başarmak
He worked hard to make it
Başarmak için çok çalıştı
haline getirmek
bir şeyin başka bir şeye dönüşmesini sağlamak
Make it a rule to arrive on time
Zamanında gelmeyi kural haline getir
gibi göstermek
bir şeyin belirli bir şekilde görünmesini sağlamak
Don't make it look so difficult
Onun bu kadar zor görünmesini sağlama
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya hazırlamak
I will make it for dinner
Onu akşam yemeği için hazırlayacağım
yetişmek
bir yere ulaşmayı başarmak
We will make it on time
Vaktinde yetişeceğiz
komik
Sahnedegülmeye veya eğlenmeye neden olan
He told a humorous story
Komik bir hikaye anlattı
yönetmek
Sahnedebir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
doğrudan
arada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
yöneltmek
bir şeyi belirli bir yöne çevirmek
He directed the light at the wall
O ışığı duvara yöneltti
bikini
Sahnedeiki parçalı kadın mayosu
She wore a blue bikini
Mavi bir bikini giydi
bebeğim
Sahnedesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
basit
Sahnedezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
öksürük
Sahnedeakciğerlerden havayı sesli bir şekilde dışarı çıkarma eylemi
I have a bad cough
Kötü bir öksürüğüm var
ödemek
genellikle isteksizce veya zorla para vermek
You have to cough up the money
Parayı ödemen gerekiyor
senkronize
Sahnedeaynı zaman dilimine veya duruma getirilmiş
Our calendars are synced
Takvimlerimiz senkronize edildi
eş zamanlı
iki veya daha fazla şeyin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
Please make sure your devices are synced
Lütfen cihazlarınızın eş zamanlı olduğundan emin olun
eşzamanlı
iki veya daha fazla şeyin aynı anda birlikte çalışması
The files are synced
Dosyalar eşzamanlı çalışıyor
testislerle ilgili
Sahnedeerkek üreme organlarıyla ilgili olan
He had a testicular exam
Testis muayenesi yaptırdı
karıştırmak
Sahnedebir şeyi bulmak için eşyaları karıştırmak
I had to dig through my bag for the keys
Anahtarları bulmak için çantamı karıştırmak zorunda kaldım
kazmak
toprağı kazarak yerini değiştirmek
He likes to dig in the garden
Bahçede kazmayı sever
sevmek
bir şeyi beğenmek veya ondan keyif almak
I really dig your style
Tarzını gerçekten çok sevdim
iğneleme
eleştirel veya alaycı söz
That was a cheap dig at me
Bana yönelik ucuz bir iğnelemeydi
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
rahatlamak
birini sakin ve daha az gergin hissettirmek
Music helps me relax
Müzik rahatlamama yardımcı olur
dinlenmek
sakinleşmek veya daha az hareketli olmak
I want to relax on the weekend
Hafta sonu dinlenmek istiyorum
zorlanmak
Sahnedebir şeyi yapmak için büyük çaba göstermek
He strained to finish the race
Yarışı bitirmek için çok zorlandı
süzmek
katı parçaları sıvıdan ayırmak
Strain the pasta
Makarnayı süz
nağme
bir müzik parçası veya melodi
We heard the strains of a distant song
Uzaktan gelen bir şarkının nağmelerini duyduk
gerilim
endişe veya stres yaratan zor durum
The job puts a lot of strain on him
Bu iş onun üzerinde büyük bir gerilim yaratıyor