

Young Sheldon — Season 1 Episode 20
Kelimeler ve anlamları
455 kelime
Seviye
bir gün
tek bir günü kapsayan
I will stay there for one day
Orada bir gün kalacağım
bir gün
gelecekteki belirsiz bir zamanda
One day I will visit Japan
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir gün
gelecekte belli olmayan bir zaman
I will visit Japan one day
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir günlük
sadece bir gün süren
This was a one day trip
Bu bir günlük bir geziydi
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
parça
Sahnedebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
biraz
kısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
nedeniyle
bir şeyden kaynaklanan
The game was cancelled due to rain
Maç yağmur nedeniyle iptal edildi
sineklik
Sahnedepencere veya kapılarda kullanılan delikli ince ağ
The screen keeps bugs out
Sineklik böcekleri dışarıda tutar
perde
Arka plan veya görüntüleme için kullanılan düz yüzey
They put a screen in the room
Odaya bir perde koydular
ekran
Görüntü veya bilgi gösteren düz yüzey
The phone screen is broken
Telefon ekranı kırık
taramak
Bir şeyi tespit etmek için incelemek veya test etmek
Doctors screen patients for the virus
Doktorlar hastaları virüs için tarıyor
yan dairede
yan binada veya odada olan
My friend lives next door
Arkadaşım yan dairede yaşıyor
yandaki
hemen yanında bulunan
My friend lives next door.
Arkadaşım yanda oturuyor.
sahibi
Sahnedebir şeye sahip olan kişi
Who is the owner of this car?
Bu arabanın sahibi kim?
sahip
bir şeye sahip olan kimse
He is the owner of the company
Şirketin sahibi o
yazık
bir durumun üzücü olduğunu belirtmek için kullanılır
Too bad you cannot come
Gelememen ne yazık
etkilemek
Sahnedebir kişi veya şey üzerinde etki bırakmak
The weather affects my mood
Hava durumu ruh halimi etkiler
takınmak
bir duyguyu veya tavrı davranış yoluyla göstermek
He affected a look of surprise
Şaşkın bir ifade takındı
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
kahve
Sahnedekavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan sıcak bir içecek
I drink coffee every morning
Her sabah kahve içerim
kahve
kavrulmuş çekirdeklerden yapılan sıcak bir içecek
Do you want some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
bağlamak
ip veya sicimle sabitlemek
Tie up the box with rope
Kutuyu iple bağla
bağlamak
bir kaynağı meşgul etmek
My money is tied up in this project
Param bu projeye bağlandı
bitirmek
bir işin son kısımlarını tamamlamak
We need to tie up the project details
Proje detaylarını sonuçlandırmamız gerekiyor
meşgul etmek
birini başka bir iş yapamayacak kadar meşgul tutmak
The meeting will tie me up until five
Toplantı beni beşe kadar meşgul edecek
küçük hanım
Sahnedegenç bir kıza veya kadına hitap etmek için kullanılan gayriresmi bir ifade
Listen to me, missy
Beni dinle, küçük hanım
çiğnemek
Sahnedeyiyecekleri dişlerle ezip parçalamak
You must chew your food thoroughly
Yemeğini iyice çiğnemelisin
çiğnemek
bir şeyi dişlerle ezmek
Chew your food well
Yemeğini iyi çiğne
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
sonuç
Sahnedebir sürecin veya olayın sonunda ortaya çıkan durum
We are waiting for the outcome of the test
Testin sonucunu bekliyoruz
salmonella
Sahnedegıda zehirlenmesine yol açan bir bakteri türü
The raw chicken had salmonella
Çiğ tavukta salmonella vardı
zararsız
Sahnedezarar vermeyen veya tehlikeli olmayan
The spider is harmless
Örümcek zararsızdır
hanımefendi
Sahnedeyetişkin kadın
She is a lady
O bir hanımefendidir
hanımlar
kadınlar
The ladies are here
Hanımlar burada
karşılaşma
Sahnedebiriyle beklenmedik şekilde karşılaşmak
I had a brief encounter with an old friend
Eski bir arkadaşımla kısa bir karşılaşmam oldu
karşılaşmak
beklenmedik bir şekilde biriyle veya bir durumla yüz yüze gelmek
I did not expect to encounter him there
Onunla orada karşılaşmayı beklemiyordum
karşılaşmak
beklenmedik bir durum veya olayla yüz yüze gelmek
I encountered many problems
Birçok sorunla karşılaştım
kademeli
Sahnedeyavaş yavaş veya küçük miktarlarda gerçekleşen
We made incremental improvements to the system
Sisteme kademeli iyileştirmeler yaptık
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
ölmek
Sahnedehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
paniklemek
Sahnedeaniden güçlü bir korku hissetmek
Don't panic
Panikleme
panikletmek
birine aniden şiddetli korku hissettirmek
The loud noise began to panic the animals
Yüksek ses hayvanları panikletmeye başladı
cevap vermek
Sahnedebir soruya veya duruma karşılık olarak bir şey söylemek veya yapmak
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap verin
yanıtlamak
bir yazıya veya mesaja karşılık olarak bir şey yazmak veya söylemek
He didn't respond to the email
E-postaya yanıt vermedi
tepki vermek
bir şeye karşılık olarak bir şey yapmak
How did he respond to the news
Habere nasıl tepki verdi
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
tahta tabanlı ayakkabı
genellikle tahta tabana sahip bir tür ayakkabı
It is a unique kind of wear
Bu eşsiz bir tahta tabanlı ayakkabı türüdür
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
duymak
Sahnedebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
önerme
Sahnedetemel alınan fikir veya inanç
The argument is based on a false premise
Argüman yanlış bir önermeye dayanıyor
Tesis
bir bina ve üzerinde bulunduğu arazi
Smoking is not allowed on the premises
Tesis içinde sigara içmek yasaktır
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
ek olarak
bir şeye ek olarak
On top of the rain, it started to snow
Yağmura ek olarak kar yağmaya başladı
en tepesi
bir şeyin en yüksek yeri veya konumu
The cat is on top of the roof
Kedi çatının en tepesinde
şüphe duymak
Sahnedebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphelenmek
bir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
suçlama
Sahnedebirinin yanlış bir şey yaptığının belirtilmesi
He denied the accusation
Suçlamayı reddetti
politika
Sahnedebir kurumun veya kişinin izlediği kural veya yöntem
This is the company policy
Bu, şirket politikasıdır
düzenleme
bir kurum tarafından konulan yazılı kural veya belge
The company has a strict policy about lateness
Şirketin geç kalma konusunda katı bir düzenlemesi var
politika
bir hükümet veya grubun izlediği plan veya eylem dizisi
The government has a new economic policy
Hükümetin yeni bir ekonomi politikası var
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
sert
birine karşı talepkar veya katı olan
My teacher is very tough
Öğretmenim çok serttir
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sonuç çıkarmak
Sahnedekanıtlara dayanarak bir yargıya varmak
I can infer from your tone that you are angry
Ses tonundan kızgın olduğunu çıkarabiliyorum
sıklıkla
Sahnedepek çok kez meydana gelen
She oftentimes visits the library
O kütüphaneyi sıklıkla ziyaret eder
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
toprak
Sahnedeyer yüzeyindeki toprak veya zemin
There is dirt on the floor
Yerde toprak var
dedikodu
birinin özel hayatı hakkındaki utanç verici bilgiler
Tell me all the dirt
Bana tüm dedikoduları anlat
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
taşımak
Sahnedevücudunda bebek büyütmek
She carried twins
İkiz bebek taşıdı
yayınlamak
televizyon veya radyo programlarını iletmek
The station carries the game live
İstasyon maçı canlı yayınlıyor
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry the boxes
Lütfen kutuları taşı
desteklemek
zor bir durumda birine yardım etmek
Her friends carried her through the crisis
Arkadaşları kriz boyunca ona destek oldu
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
balık
Sahnedesuda yaşayan bir canlı
The fish is swimming
Balık yüzüyor
balık tutmak
balık yakalamaya çalışmak
He likes to fish
Balık tutmayı sever
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
istekli
Sahnedebir şeyi yapmaya hazır olan
I am willing to help
Yardım etmeye istekliyim
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma durumu
She is willing to help
O bize yardım etmeye istekli
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
Sahnededaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
fizik
Sahnedemadde, enerji ve hareketi inceleyen bilim dalı
I love physics
Fiziği seviyorum
fizik
madde enerji ve hareketin incelenmesi
He is studying physics at university
Üniversitede fizik çalışıyor
fizik bilimi
madde ve enerjinin etkileşimini araştıran bilim dalı
Physics explains how the universe works
Fizik bilimi evrenin nasıl işlediğini açıklar
televizyon
Sahnedeyayın sinyallerini alan ve hareketli görüntüler gösteren cihaz
I bought a new TV
Yeni bir televizyon aldım
televizyon
hareketli görüntü ve ses ileten sistem
I saw it on TV
Onu televizyonda gördüm
televizyon
programlar ve filmler gösteren cihaz
We watch TV every evening
Her akşam televizyon izleriz
özellikle
Sahnedenormalden daha fazla
I am not particularly hungry
Özellikle aç değilim
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
taşınmak
yeni bir eve veya konuta yerleşmek
We move in next week
Gelecek hafta taşınıyoruz
içeri girmek
bir yere grup halinde girmek
The team decided to move in
Takım içeri girmeye karar verdi
oturmaya hazır
hemen yerleşmeye veya kullanılmaya uygun olan
The house is move in ready
Ev oturmaya hazır
civarında
Sahnedebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
etrafında
Sahnedebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
lafı dolandırmak
konunun özüne girmeden sözü uzatmak
Stop beating around the bush and tell me the truth
Lafı dolandırmayı bırak ve bana gerçeği söyle
köpekgil
Sahnedeköpek veya onunla akraba olan hayvan
Wolves are canine animals
Kurtlar köpekgil hayvanlardır
hapishane
Sahnedeyasa dışı işler yapan kişilerin tutulduğu yer
He is in jail
O hapiste
Sorun değil
teşekkürlere yanıt olarak veya bir durumun sorun olmadığını belirtmek için kullanılır
Thanks for your help. No problem.
Yardımın için teşekkürler. Sorun değil.
kolayca
herhangi bir zorluk yaşamadan
I solved the puzzle with no problem
Bulmacayı kolayca çözdüm
yumuşatmak
Sahnedebir durumu daha az zor veya gergin hale getirmek
He tried to smooth the situation
Durumu yumuşatmaya çalıştı
etkileyici
başkalarını etkileyecek şekilde kibar ve kendinden emin
He is a smooth talker
O, etkileyici konuşan biridir
pürüzsüz
dokunulduğunda hoş gelen ve düz olan
The surface is very smooth
Yüzey çok pürüzsüz
pürüzsüz
yüzeyinde hiçbir engebe veya pürüz bulunmayan
The surface of the table is smooth
Masanın yüzeyi pürüzsüz
hav
Sahnedekumaşlardan ayrılan küçük pamukçuklar veya tozlar
There is some lint on your coat
Paltonda biraz hav var
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
sevgi dolu
Sahnedesevgi ve ilgi gösteren
She is a loving mother
O, sevgi dolu bir anne
şefkatli
sevgi ve şefkat gösteren
He gave her a loving hug
Ona şefkatli bir şekilde sarıldı
sevmek
bir şeyi çok beğenmek veya ondan zevk almak
I am loving this music
Bu müziği çok seviyorum
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
beklemek
kısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
klinik
Sahnedetıbbi tedavi alınan yer
The clinic is open on Mondays
Klinik Pazartesi günleri açıktır
eğitim kursu
belirli bir beceri üzerine yapılan kısa ve yoğun eğitim
He attended a tennis clinic last weekend
Geçen hafta sonu bir tenis eğitimine katıldı
kaba
Sahnedenazik veya arkadaşça olmayan
It was unkind of him to speak like that
Böyle konuşması çok kabaydı
çay
Sahnedeyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
dehşete düşmüş
Sahnedeaşırı derecede korkmuş
She was terrified of the dark
Karanlıktan dehşete düşmüştü
dehşete düşmüş
aşırı korku hissetme
He was terrified of the dark
Karanlıktan dehşete düşmüştü
hapishane
Sahnedehapishane için kullanılan argo bir terim
He spent two years in the slammer
İki yılını hapishanede geçirdi
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
yüz yüze
insanların birbirine çok yakın olduğu durum
We spoke face to face
Yüz yüze konuştuk
yüz yüze
internet üzerinden değil şahsen görüşmek
Let's meet face to face
Yüz yüze buluşalım
yüz yüze
telefon veya internet yerine doğrudan biriyle olmak
They had a face to face meeting
Yüz yüze bir toplantı yaptılar
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
nefes almak
Sahnedehavayı akciğerlere alıp vermek
It is hard to breathe
Nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor