

Young Sheldon — Season 2 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
471 kelime
Seviye
alışık olmak
bir duruma alışmış veya rahat olmak
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışığım
yapardı
geçmişte düzenli olarak yapılan eylem
He used to swim every day
Her gün yüzerdi
eskiden yapardı
geçmişte düzenli olarak olup artık olmayan durum
I used to smoke
Eskiden sigara içerdim
türetilmek
Sahnedebir şeyin başka bir kaynaktan gelmesi
Many words are derived from Latin
Birçok kelime Latinceden türetilmiştir
elde etmek
bir şeyden sonuç veya fayda sağlamak
She derived satisfaction from helping others
Başkalarına yardım etmekten tatmin oldu
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
eşsiz
Sahnedetürünün tek örneği olan
Everyone has a unique fingerprint
Herkesin eşsiz bir parmak izi vardır
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
vermek
bir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
tartışmak
Sahnedebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
çok
Sahnedeçok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
berbat
çok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
zor
Sahnedekolay olmayan; çaba gerektiren
This exam is very difficult
Bu sınav çok zor
ukala
her şeyi bildiğini iddia eden kişi
Stop being such a know it all
Bu kadar ukala olmayı bırak
bilmiş
her şeyi bildiğini sanan kimse
Don't be such a know it all
Öyle bilmiş olma
ukala
her konuda fikri varmış gibi davranan kişi
He is a real know it all
O tam bir ukala
öncelikle
her şeyden önce; ilk olarak
First of all, we need a plan
Öncelikle, bir plana ihtiyacımız var
ilk olarak
başlangıçta
First of all we should discuss the plan
İlk olarak planı tartışmalıyız
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
lamba
Sahnedeışık üreten cihaz
The lamp is on the table
Lamba masanın üzerinde
işaret
Sahnedebilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
imzalamak
Sahnedebir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract
Lütfen sözleşmeyi imzalayın
sözleşme imzalatmak
birini bir gruba veya kuruma dahil etmek için belgeye imza attırmak
The club decided to sign the talented player
Kulüp yetenekli oyuncu ile sözleşme imzalamaya karar verdi
sınıf arkadaşı
Sahnedeokulda sizinle aynı sınıfta olan kişi
She is my classmate
O benim sınıf arkadaşım
çok
Sahnedebüyük miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
sık sık
birçok kez veya genellikle
I go there a lot
Oraya sık sık giderim
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
incelemek
Sahnedebir şeyi dikkatlice kontrol etmek
I will audit the report
Raporu inceleyeceğim
denetlemek
bir şeyi resmi olarak kontrol etmek
The accountant will audit the books
Muhasebeci defterleri denetleyecek
duygusal olarak
Sahnededuygularla ilgili olarak
She is emotionally strong
O duygusal olarak güçlüdür
yazıcı
Sahnedemetin veya resimleri kağıda döken makine
I need a new printer
Yeni bir yazıcıya ihtiyacım var
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
bölüm
Sahnedeüniversitede bir öğrencinin uzmanlaştığı ana konu
My major is psychology
Benim bölümüm psikoloji
büyük
boyut veya derece bakımından önemli olan
This is a major problem
Bu büyük bir sorun
binbaşı
ordu veya hava kuvvetlerinde yüksek rütbeli bir subay
He is a major in the army
O, orduda binbaşıdır
kalibre
merminin çapının ölçüsü
The rifle uses a major of nine millimeters
Tüfek dokuz milimetrelik bir kalibre kullanıyor
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
gitmiş
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
yok
artık burada olmayan veya ölmüş
The money is gone
Para bitti
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
modern
Sahnedeen yeni yöntemleri içeren
They have advanced ideas
Modern fikirleri var
ileri
üst seviyede olan
This is an advanced course
Bu ileri seviye bir ders
ileri
ileri bir yaşta olan
He is at an advanced age
O ileri bir yaşta
ileri seviye
yüksek bilgi veya beceriye sahip
She is an advanced student
O ileri seviye bir öğrenci
oturmak
Sahnedekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
kayalar
Sahnededoğada bulunan sert ve katı parçalar
There are many rocks on the beach
Sahilde birçok kaya var
kayalar
sert ve katı mineral maddeler
There are many rocks on the beach
Plajda çok fazla kaya var
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
engelsiz
The road is clear
Yol açık
tamamen
bir şeyin içinden bütünüyle
The bullet went clear through the wood
Mermi tahtanın içinden tamamen geçti
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
zaman harcamak
Sahnedebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
muayenehane
Sahnedebir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
pratik yapmak
gelişmek için bir şeyi tekrar tekrar yapmak
I practice the piano every day
Her gün piyano çalışırım
uygulama
toplumda veya bir grupta yaygın olan davranış biçimi
It is common practice to arrive on time
Zamanında gelmek yaygın bir uygulamadır
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
merak etmek
Sahnedebir şeyi kendi kendine sormak veya merak duymak
I wonder why she is late
Neden geç kaldığını merak ediyorum
hayranlık
şaşkınlık ve hayranlık duygusu
She looked at the stars in wonder
Yıldızlara hayranlıkla baktı
harika
şaşkınlık veya hayranlık uyandıran şey
The pyramids are a wonder of the world
Piramitler dünyanın bir harikasıdır
mucize
hayranlık uyandıran olay veya nesne
It is a wonder that he survived
Hayatta kalması bir mucize
klasör
Sahnedekağıtları bir arada tutmaya yarayan kapaklı dosya
I put the documents in the binder
Belgeleri klasöre koydum
varyant
Sahnedegenellikle kullanılanın dışında farklı bir biçim
A new variant of the virus has emerged
Virüsün yeni bir varyantı ortaya çıktı
paylaşmak
Sahnedebir şeyin bir kısmını başkalarına vermek
I share my toys
Oyuncaklarımı paylaşırım
ortak kullanmak
Sahnedebir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
durum
Sahnedebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
bir kişinin veya yerin içinde bulunduğu şartlar
I am in a difficult situation
Zor bir durumdayım
modellemek
Sahnedebir şeyin versiyonunu veya tanımını oluşturmak
They model the data in the system
Verileri sistemde modelliyorlar
model
kıyafetleri sergilemek için giyen kişi
She is a professional model
O profesyonel bir model
örnek
taklit edilmesi gereken iyi bir kişi veya şey
She is a good model for students
O öğrenciler için iyi bir örnek
manken
fotoğraf çekimleri veya defileler için kıyafetleri sergileyen kişi
She is a famous fashion model
O ünlü bir moda mankeni
patlatmak
patlayıcı kullanarak bir şeyi yok etmek
They had to blow up the old bridge
Eski köprüyü patlatmak zorunda kaldılar
Mart
SahnedeYılın on ikinci ayından biri
My birthday is in March
Doğum günüm Mart'ta
yürümek
Düzenli adımlarla veya kararlı bir şekilde yürümek
The soldiers march together
Askerler birlikte yürürler
ilerlemek
düzenli adımlarla ileriye doğru gitmek
The troops march across the field
Birlikler tarladan geçerek ilerliyor
protesto yürüyüşü
bir amaç için düzenlenen toplu gösteri
They participated in a protest march
Protesto yürüyüşüne katıldılar
bağlamak
Sahnedeiki şeyi birbirine birleştirmek
Please connect the wires
Lütfen kabloları bağlayın
bağlamak
iki şeyi birbirine birleştirmek
Connect the printer to the computer
Yazıcıyı bilgisayara bağla
lavabo
Sahnedeyıkama için kullanılan kap
Wash your hands in the sink
Ellerini lavaboda yıka
çökmek
bir yüzeyin altına veya içine inmek
The sun began to sink
Güneş batmaya başladı
batmak
bir girişimin başarısızlığa uğraması
His new company started to sink
Yeni şirketi batmaya başladı
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
ikincisi
bir listedeki ikinci maddeyi tanıtmak için kullanılır
Second of all, I am too tired
İkincisi, çok yorgunum
nötron
Sahnedeatomun elektrik yükü olmayan temel parçacığı
The neutron is inside the atom
Nötron atomun içindedir
meşgul
Sahnedeyapılacak çok işi olan
I am very busy today
Bugün çok meşgulüm
meşgul
yapacak çok işi olan
I am busy today
Bugün meşgulüm
yoğun
çok fazla aktivitenin olduğu
This is a busy street
Burası yoğun bir cadde
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
sihirli
Sahnedebüyüleyici veya sihirle ilgili
It was a magical moment
Sihirli bir andı
büyülü
sihirli veya büyü güçlerine sahip olan
The forest looked magical in the moonlight
Orman ay ışığında büyülü görünüyordu
kabul edilebilir
Sahnedeonaylanacak kadar iyi olan
The quality of the work is acceptable
İşin kalitesi kabul edilebilir
kabul edilebilir
standartlara uygun veya tatmin edici olan
Her apology was acceptable
Özrü kabul edilebilirdi
yeterli
ihtiyaçları karşılayan veya yeterli görülen
The quality is acceptable
Kalite yeterli
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
mutsuz
Sahnedeüzüntü duyan veya mutlu olmayan
She is unhappy today
O bugün mutsuz
istemek
bir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
doğum günü
Sahnedeher yıl tekrarlanan doğum tarihi
Today is my birthday
Bugün benim doğum günüm
doğum günü
bir kişinin doğduğu gün
When is your birthday
Doğum günün ne zaman
stok
Sahnedesatılmak veya kullanılmak için bekletilen ürünler
The store has a large stock of books
Mağazada büyük bir kitap stoğu var
hisseler
bir şirketteki sahiplik payları
He invested in tech stocks
Teknoloji hisselerine yatırım yaptı
güven duymak
bir şeye inanmak veya önem vermek
I do not put much stock in his words
Onun sözlerine pek güven duymuyorum
soy
bir kişinin geldiği aile veya etnik grup
He is of good stock
O iyi bir soydan geliyor
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
duygu
Sahnedesevgi, öfke veya üzüntü gibi güçlü bir his
Love is a strong emotion
Sevgi güçlü bir duygudur
kızgın
Sahnedegüçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
kızgın
bir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
yanında
bir şeyin veya birinin hemen yanında
The cat is next to the box
Kedi kutunun yanında
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
basitleştirmek
bir şeyi daha anlaşılır kılmak
They dumbed down the report for beginners
Raporu yeni başlayanlar için basitleştirdiler
aşırı basitleştirmek
bir şeyi gereğinden fazla basit yapmak
The article dumbed down the complex research
Makale karmaşık araştırmayı aşırı basitleştirdi
kader
Sahnedegelecekte olması beklenen olaylar
It was fate that we met
Tanışmamız kaderdi
şah mat
Sahnedesatrançta rakip şahın hareket edemez hale gelmesi
It is checkmate
Şah mat oldu
göstermek
Sahnedebir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
maaş
çalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
sınıf
Sahnedeokuldaki yıl veya aşama
My son is in the second grade
Oğlum ikinci sınıfta
notlandırmak
bir çalışmaya puan veya not vermek
The teacher is grading the exams
Öğretmen sınavları notlandırıyor
kademe
bir işte rütbe veya sorumluluk seviyesi
She applied for a higher grade job
Daha yüksek kademeli bir işe başvurdu
kalite
bir şeyin ne kadar iyi olduğunun seviyesi
They sell only top grade meat
Sadece en yüksek kalitede et satıyorlar
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
çözdü
Sahnedebir soruna yanıt bulmak
She resolved the issue quickly
Sorunu hızlıca çözdü
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
Sahnedeiki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
meşgul
Sahnedekullanımda olan veya başka bir işle uğraşan
The bathroom is occupied
Banyo dolu
platonik aşk
Sahnedebirine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
ezmek
üzerine baskı uygulayarak kırmak veya parçalamak
Crush the garlic
Sarımsağı ez
ezip geçmek
birini tamamen mağlup etmek
The army crushed the enemy
Ordu düşmanı ezip geçti
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
yalnız
Sahnedebaşka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
yalnız
yanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
kuark
Sahnedeproton ve nötronları oluşturan temel parçacık
Protons are made of quarks
Protonlar kuarklardan oluşur
masaüstü yayıncılık programı
masaüstü yayıncılık ve grafik tasarım için kullanılan bir yazılım
She creates flyers with Quark
O Quark ile el ilanları oluşturuyor
çoğul
Sahnedebirden fazla şeyi ifade eden
The word books is plural
Books kelimesi çoğuldur