

Young Sheldon — Season 2 Episode 11
Kelimeler ve anlamları
473 kelime
Seviye
lafı açılmışken
bahsetmişken
Speaking of movies, have you seen the new one?
Filmlerden bahsetmişken, yenisini izledin mi?
elektrot
Sahnedevücuda elektrik akımı ileten veya vücuttan alan küçük cihaz
The doctor placed the electrode on his chest
Doktor elektrodu göğsüne yerleştirdi
zaman harcamak
Sahnedebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
vakit geçirmek
bir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
anne
Sahnedeçocuğu olan kadın
My mom is very kind
Annem çok naziktir
anneler
birden fazla anne
All the moms are here
Bütün anneler burada
çalışmak
Sahnedeişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
içeri girmek
bir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
sevgili
Sahnedemektup başında kullanılan nazik hitap
Dear John
Sevgili John
yalancı
yalan söyleyen kişi
He is a liar
O bir yalancıdır
erkek arkadaş
Sahnededüzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
ideal olarak
Sahnedeolması gereken en iyi şekilde
Ideally we should finish this today
İdeal olarak bunu bugün bitirmeliyiz
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
ortaya çıkmak
bir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
görmezden gelmek
Sahnedebir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
görmezden gelmek
birine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
aklına gelmek
birinin zihninde belirlemek
It didn't occur to me
Aklıma gelmedi
kilise
Sahnedeinsanların ibadet etmek için gittiği yer
The church is very old
Kilise çok eski
kilise
SahnedeHristiyan dini topluluğu veya üyeleri
The church provides support to many people
Kilise birçok insana destek veriyor
kilise binası
SahnedeHristiyanların dua etmek için gittiği bina
We visited the historic church building
Tarihi kilise binasını ziyaret ettik
zor
Sahnedekolay olmayan; güç
He had a rough year
Zor bir yıl geçirdi
kaba
nazik olmayan; zorlayıcı
He is too rough during the game
Oyun sırasında çok kaba davranıyor
pürüzlü
düzgün olmayan yüzey
The rock is rough
Kaya pürüzlü
evsiz
evi veya yatacak yeri olmayan
He slept rough on the streets
Sokaklarda evsiz yattı
öpmek
Sahnedesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
öpmek
sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
Görüşürüz
birine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
konuşmak
biriyle konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
kaçınılmaz
Sahnedeolması çok muhtemel olan
It is bound to happen
Bunun olması kaçınılmaz
yönelmiş
bir yere doğru hareket eden
The ship is bound for home
Gemi eve doğru gidiyor
bağlı
iple veya benzeri bir şeyle bağlanmış
His hands were bound
Elleri bağlıydı
sıçrayış
uzun veya yüksek bir atlama hareketi
The deer cleared the fence in a single bound
Geyik tek bir sıçrayışla çitin üzerinden atladı
aksine
Sahnedebirine veya bir şeye benzemeyen
Unlike her sister, she is shy
Kız kardeşinin aksine, o utangaçtır
dönüşüm
Sahnedebiçim veya görünümdeki büyük değişim
The caterpillar underwent a transformation
Tırtıl bir dönüşüm geçirdi
günah
Sahnedeahlaki olarak yanlış olan eylem
Lying is a sin
Yalan söylemek bir günahtır
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
tarihçe
olayların geçmişe dair yazılı anlatımı
The building has a long history
Binanın uzun bir tarihçesi var
güzel
Sahnedeçok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
kıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
olasılık
Sahnedebir şeyin gerçekleşme ihtimali
There is a high likelihood of rain
Yağmur yağma olasılığı yüksek
hortum
Sahnedesu taşımak için kullanılan esnek boru
The garden hose is long
Bahçe hortumu uzundur
hortumla yıkamak
birini veya bir şeyi hortumla yıkamak
I will hose the car
Arabayı hortumla yıkayacağım
çorap
bacakları ve ayakları örten giysi
She wore silk hose
İpek çoraplar giydi
hortumla su tutmak
bir hortum kullanarak bir şeyin üzerine su püskürtmek
He hosed the dirty path
Kirli yola hortumla su tuttu
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
elmalı turta
hamur kabuğu ve elma dolgusu ile pişirilen bir tatlı
I love eating apple pie
Elmalı turta yemeyi severim
sonuç
Sahnedebir şeyin son bölümü
The story has a happy conclusion
Hikayenin mutlu bir sonu var
doğruluk
Sahnedeahlaki açıdan doğru ve dürüst olma durumu
He lived a life of righteousness
Doğruluk içinde bir hayat yaşadı
sinir bozucu
Sahnedehafif öfke veya rahatsızlık veren
That noise is very annoying
Bu gürültü çok sinir bozucu
sinir bozucu
hafif bir kızgınlığa veya sıkıntıya neden olan
The loud music is annoying
Yüksek sesli müzik sinir bozucu
rahatsız edici
kişiyi tedirgin eden veya huzursuz eden
She has an annoying habit
Onun rahatsız edici bir huyu var
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
ile başlamak
bir şeyi yaparak başlamak
Let's start with the first page
Hadi birinci sayfa ile başlayalım
ev ödevi
Sahnedebir öğrencinin evde yapması gereken okul çalışması
I have a lot of homework today
Bugün çok ödevim var
ufuk
Sahnedebir kişinin bilgi veya deneyim sınırı
Travel broadens your horizon
Seyahat etmek ufkunuzu genişletir
ufuk
yerin ve göğün birleşiyor gibi göründüğü çizgi
We watched the sunset on the horizon
Gün batımını ufukta izledik
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
vaftiz etmek
Sahnedebirini dini törenle kilise üyesi yapmak
The priest baptized the child
Papaz çocuğu vaftiz etti
vaftiz etmek
Sahnedebirini suyun içine daldırarak dini arındırma töreni yapmak
They were baptized in the river
Nehirde vaftiz edildiler
geleneksel
Sahnedegenel kabul görmüş veya geleneklere uygun
He has a conventional approach
Geleneksel bir yaklaşımı var
kutsallık
Sahnedekutsal olma durumu veya çok önemli olma niteliği
They believe in the sanctity of life
Yaşamın kutsallığına inanıyorlar
bir an
Sahnedeçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
sınırı zorlamak
kabul edilebilir sınırların dışına çıkmak
He is really pushing it by arriving late every day
Her gün geç gelerek sınırı zorluyor
renk
Sahnedekırmızı veya mavi gibi renklerin adı
Red is my favorite color
Kırmızı benim en sevdiğim renktir
boyamak
bir şeye renk vermek
She colors the picture
Resmi boyuyor
renk
ışığın nesnelerden yansımasıyla oluşan görüntü
Her favorite color is blue
En sevdiği renk mavidir
öğretmek
Sahnedebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim
üçte bir
üç eşit parçadan biri
I ate one third of the cake
Pastanın üçte birini yedim
dörtte bir
dört eşit parçadan biri
I ate one fourth of the cake
Pastanın dörtte birini yedim
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
kutsal
SahnedeTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
aman
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
Sahnedeyasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
temiz
kirli veya lekeli olmayan
The glass is clean
Bardak temiz
temiz
yasa dışı uyuşturucu veya alkol kullanmayan
He has been clean for three years
O üç yıldır temiz
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
mümkün
Sahnedeyapılması veya gerçekleşmesi imkan dahilinde olan
It is possible to finish the task today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
silmek
Sahnedebir yüzeyi sürterek temizlemek
Wipe the table
Masayı sil
bitkin
çok yorgun
I am completely wiped
Tamamen bitkinim
silmek
bir şeyi tamamen ortadan kaldırmak veya temizlemek
He decided to wipe the hard drive clean
Sabit diski silmeye karar verdi
seçenek
Sahnedeseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
fırçalamak
Sahnedebir fırça kullanarak bir şeyi düzeltmek veya pürüzsüzleştirmek
Brush your teeth
Dişlerini fırçala
fırça
temizlik veya boyama için kullanılan kıllı araç
I need a paint brush
Bir boya fırçasına ihtiyacım var
hafifçe değmek
bir şeyi başka bir şeye hafifçe sürterek hareket ettirmek
His arm brushed against mine
Kolu benimkine hafifçe değdi
fırçalamak
bir şeyi fırça kullanarak temizlemek
I brush my teeth every morning
Her sabah dişlerimi fırçalarım
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
Sahnedebelli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
ayet
Sahnedekutsal bir metnin kısa bir bölümü
Read the first verse
İlk ayeti oku
kıta
Sahnedebir şarkının veya şiirin bölümü
The first verse is long
İlk kıta uzun
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
engelsiz
The road is clear
Yol açık
tamamen
bir şeyin içinden bütünüyle
The bullet went clear through the wood
Mermi tahtanın içinden tamamen geçti
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur olmak
I have got to go
Gitmem gerekiyor
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I got to meet him
Onunla tanışma fırsatım oldu
fırsat bulmak
bir şey yapma imkanına sahip olmak
I got to meet the president
Başkanla tanışma fırsatı buldum
bağlı olmak
Sahnedeyardım veya destek için birine veya bir şeye ihtiyaç duymak
I depend on my parents
Aileme bağlıyım
doğruluğunu göstermek
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
kanıtlamak
bir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
duymak
Sahnedebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
sonuç
Sahnedebir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
yol açmak
bir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
lahana
Sahnedeyeşil yapraklı yuvarlak bir sebze
I bought a cabbage
Bir lahana aldım
tişört
kısa kollu, gündelik bir üst giysi
I am wearing a white t-shirt
Beyaz bir tişört giyiyorum
tişört
kısa kollu ve yakasız gündelik gömlek
He bought a new t-shirt
Yeni bir tişört satın aldı
tişört
gündelik, kısa kollu bir gömlek
Do you have a blue t-shirt?
Mavi bir tişörtün var mı?
tişört
kısa kollu ve yakasız gündelik bir üst
This t-shirt is too big
Bu tişört çok büyük
tişört
yakasız ve kısa kollu günlük üst giysisi
I am wearing a white t shirt
Beyaz bir tişört giyiyorum
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
değişiklik
Sahnedebir şey üzerinde yapılan düzeltme veya ayarlama
The plan needs a small modification
Planın küçük bir değişikliğe ihtiyacı var
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
tip
belirli bir türde insan
He is a strange piece of work
O tuhaf bir tip
silah
ateşli silah
He had a piece in his belt
Kemerinde bir silah vardı
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim