

Young Sheldon — Season 2 Episode 16
Kelimeler ve anlamları
355 kelime
Seviye
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
saniye
dakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
sarışın
Sahnedeaçık renkli saça sahip olan
She has blond hair
Onun sarı saçları var
sarışın
açık sarı veya altın rengi saça sahip olan
She has beautiful blond hair
Güzel sarı saçları var
zorlamak
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak
Don't force me to go
Beni gitmeye zorlama
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
güç
büyük kuvvet veya enerji
The wind had great force
Rüzgarın büyük bir gücü vardı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
oturmak
Sahnedekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
toplamak
eşyaları saklamak veya taşımak için kutulara veya çantalara koymak
Please pack up your things
Lütfen eşyalarını topla
toparlanıp gitmek
bir yeri terk etmek veya bir etkinliği bitirmek
We should pack up and go home
Toparlanıp eve gitmeliyiz
mantıklı
Sahnedemakul veya anlaşılabilir olmak
It makes sense
Bu mantıklı
hissetmek
zihin veya duygularla bir şeyi fark etmek
I can sense the danger
Tehlikeyi hissedebiliyorum
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissiyat
güçlü bir duygu
He had a sense of relief
Bir rahatlama hissi vardı
bıkmış
bir şeyden sıkılmış veya bıkmış olmak
I am sick of waiting
Beklemekten bıktım
haklı çıkarılma
Sahnedebirinin haklı olduğunu kanıtlama eylemi
The verdict was a total vindication for him
Karar onun için tam bir haklı çıkarılma oldu
kullanışlı
Sahnedekullanımı kolay ve yararlı
This app is very convenient
Bu uygulama çok kullanışlı
ilişkilendirmek
Sahnedebir şeyle bağlantı kurmak veya ilişkili olmak
How does this relate to the problem?
Bunun sorunla ne ilgisi var?
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
ortaya çıkmak
bir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
ürün
Sahnedesatılmak üzere üretilen şey
This is a new product
Bu yeni bir ürün
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
değiştirmek
Sahnedebir şeyi farklı hale getirmek
He is changing the plan
Planı değiştiriyor
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
bekle
kısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
ateist
Sahnedeherhangi bir tanrıya inanmayan kişi
He is an atheist
O bir ateist
garaj
Sahnedearabaları park etmek için kullanılan bina
The car is in the garage
Araba garajda
ihlal etmek
Sahnedebir kuralı veya yasayı çiğnemek
He did not violate the rules
Kuralları ihlal etmedi
ihlal etmek
bir kurala veya yasaya aykırı davranmak
He violated the law
Yasayı ihlal etti
çiğnemek
bir yasayı veya kuralı hiçe saymak
You should not violate the rules
Kuralları çiğnememelisin
ihlal etmek
birinin gizliliğine veya haklarına müdahale etmek
This violates my privacy
Bu benim gizliliğimi ihlal ediyor
çok
Sahnedebüyük miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
sık sık
birçok kez veya genellikle
I go there a lot
Oraya sık sık giderim
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
bir kez
Sadece bir kez gerçekleşen
I saw him one time
Onu bir kez gördüm
bir defalık
Tek seferlik olan
This is a one time offer
Bu bir defalık bir tekliftir
bir seferlik
bir kez gerçekleşmiş veya yapılmış olan
This is a one time payment
Bu bir seferlik bir ödemedir
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli veya bir ilişkisi olmayan
She is currently single
O şu anda bekar
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
komünizm
Sahnededevletin her şeye sahip olduğu bir sistem
Communism is a political ideology
Komünizm siyasi bir ideolojidir
önemli
Sahnedebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
toplumsal
Sahnedeinsanların gruplar halinde birlikte yaşamasıyla ilgili
This is a major social issue
Bu önemli bir toplumsal sorun
sosyal
toplumla veya arkadaşlıklarla ilgili olan
She is a very social person
O çok sosyal bir insandır
sosyal medya
sosyal etkileşim için kullanılan bir web sitesi veya uygulama
I spend too much time on social media
Sosyal medyada çok fazla zaman harcıyorum
sosyal etkinlik
insanların eğlenmek veya sosyalleşmek için bir araya gelmesi
We went to a social last night
Dün akşam bir sosyal etkinliğe gittik
hayır
Sahnedehayır demenin gayriresmi yolu
Uh, I do not want to go
Hayır, gitmek istemiyorum
ee
düşünürken yapılan duraksama sesi
Uh, I don't know
Ee, bilmiyorum
şey
cümleye başlarken veya dikkat çekmek için kullanılan sözcük
Uh, can you help me
Şey, bana yardım eder misiniz
adına
biri adına veya onun çıkarına
I am writing on behalf of my company
Şirketim adına yazıyorum
geri dönmek
bir yere veya bir aktiviteye tekrar dönmek
I need to get back to work
İşe geri dönmem gerekiyor
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
yatışmak
bir sorunun veya gerginliğin zamanla etkisini kaybedip sona ermesi
The scandal will soon blow over
Bu skandal yakında yatışacak
garip
Sahnedealışılmışın dışında veya şaşırtıcı
That is a strange sound
Bu garip bir ses
tuhaf
alışılmadık veya sıra dışı
It was a strange dream
Tuhaf bir rüyaydı
karşılaştırma
Sahnedeiki şeyi benzerlik veya farklılık yönünden inceleme eylemi
The comparison between the two cities is interesting
İki şehir arasındaki karşılaştırma ilginç
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
kovmak
birini bir yerden zorla çıkarmak
They kicked him out of the club
Onu kulüpten kovdular
kovmak
birini bir yerden zorla uzaklaştırmak
They kicked him out of the party
Onu partiden kovdular
aman
Sahnedebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
izin vermek
Sahnedebirinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
izin vermek
bir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
toplamak
Sahnedeşeyleri bir araya getirmek
I collect stamps
Pul topluyorum
toparlanmak
zihnini sakinleştirip odaklamak
He paused to collect his thoughts
Düşüncelerini toparlamak için duraksadı
gidip almak
bir yerden birini alıp getirmek
I will collect you from the airport
Seni havaalanından gidip alacağım
solcu
Sahnedesol görüşlere sahip kimse
They called him a pinko
Ona solcu dediler
yıkmak
Sahnedebirini duygusal olarak çok üzmek
The bad news broke her
Kötü haber onu yıktı
kırdı
parçalara ayırmak
He broke the vase
Vazoyu kırdı
beş parasız
hiç parası olmamak
I am broke
Beş parasızım
bozuk
çalışmayan veya iyi durumda olmayan
This chair is broke
Bu sandalye bozuk
olgunluk
Sahnedetam gelişmiş olma durumu
He showed great maturity for his age
Yaşına göre büyük bir olgunluk gösterdi
beni bilgilendir
birine bilmesi gereken bir şeyi anlatmak
I missed the meeting, can you fill me in?
Toplantıyı kaçırdım, beni bilgilendirir misin?
tat
Sahnedebir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
tatmak
Sahnedeyemeğin veya içeceğin kalitesini anlamak için az miktarda almak
I want to taste the soup
Çorbayı tatmak istiyorum
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tatmak
tadına bakmak için az miktarda yemek veya içmek
Please taste this soup
Lütfen bu çorbayı tat
dolar
SahnedeABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
geçen
Sahnedeşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
kontrol etmek
Sahnedebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
bilimsel
Sahnedebilimle ilgili veya bilimin yöntemlerine dayanan
They used a scientific method
Bilimsel bir yöntem kullandılar
önünde
bir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
varsayım
Sahnedekanıt olmadan doğru olduğu düşünülen şey
Your assumption is wrong
Varsayımın yanlış
değişir
Sahnedefarklı bir hal almak
The weather changes quickly here
Burada hava hızla değişir
değişiklikler
alışılmış olandan farklı olan durum
These changes made the house better
Bu değişiklikler evi daha iyi hale getirdi
desteklemek
Sahnedebirine yardım veya teşvik vermek
I support your decision
Kararını destekliyorum
taşımak
bir şeyin ağırlığını taşımak
The pillars support the roof
Sütunlar çatıyı taşır
yaşam desteği
çok hasta birini hayatta tutmak için tıbbi cihaz kullanılması
The patient was kept on life support
Hasta yaşam desteğinde tutuldu
sandviç
Sahnedeiki dilim ekmek arası malzeme
I ate a sandwich for lunch
Öğle yemeği için sandviç yedim
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve mesajlaşmak için kullanılan cihaz
She sent a message on her phone
O telefonundan mesaj gönderdi
telefon
sadece sesli iletişim için kullanılan alet
He picked up the phone to call his friend
Arkadaşını aramak için telefonu eline aldı
sorumluluk
Sahnedekontrol veya yetkiye sahip olmak
Who is in charge here?
Burada kim sorumlu?
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
hücum etmek
birine veya bir şeye doğru hızlı ve güçlü bir şekilde hareket etmek
The bull charged at the crowd
Boğa kalabalığa doğru hücum etti
ücret talep etmek
bir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
haber almak
birinden mesaj veya cevap almak
I hope to hear from you soon
Yakında senden haber almayı umuyorum
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
kurumsal
Sahnedebüyük bir şirketle ilgili olan
He works in a corporate office
Kurumsal bir ofiste çalışıyor
hiç kimse
hiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
iki yıllık
iki yıl süren
It was a two year project
İki yıllık bir projeydi
yönetim
Sahnedebir ülkeyi veya bölgeyi yöneten kişiler grubu
Local government manages the city
Yerel yönetim şehri idare eder
hükümet
bir ülkeyi kontrol eden grup
The government passed a new law
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
ile bitmek
sonunda bir şeye sahip olmak veya bir şeyle tamamlanmak
The movie ends with a surprise
Film bir sürprizle bitiyor