

Young Sheldon — 3. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
372 kelime
Seviye
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
doğum
Sahnedebir bebeğin dünyaya geldiği an
The date of birth is important
Doğum tarihi önemlidir
doğurmak
bir şeyin dünyaya gelmesini veya var olmasını sağlamak
The artist gave birth to a masterpiece
Sanatçı bir şaheser doğurdu
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
What is the birth of this character
Bu karakterin ismi nedir
soy
bir kişinin dünyaya geldiği aile veya sosyal sınıf
He is of noble birth
O asil bir soydan geliyor
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
Sahnedebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
takım
Sahnedeberaber çalışan bir grup insan
They are a strong team
Onlar güçlü bir takım
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
göre
Sahnedebirinin veya bir kaynağın belirttiğine dayanarak
According to the report it will be sunny
Raporlara göre hava güneşli olacak
uyarınca
bir şeye uygun veya uyumlu bir şekilde
The work was done according to the plan
İş plana uygun olarak yapıldı
keyfine göre
dış bir zorlama olmadan kendi tercihine dayanarak
You may act according to your own choice
Kendi keyfine göre hareket edebilirsin
ilişkin
bir şeyle alakalı veya bağlantılı
This is according to the recent changes
Bu son değişikliklere ilişkin
göre
birinin ifadesine veya bir bilgi kaynağına dayanarak
According to the news it will rain tomorrow
Haberlere göre yarın yağmur yağacak
kelebek
Sahnederenkli kanatları olan uçan bir böcek
The butterfly is colorful
Kelebek renklidir
heyecan
gerginlik veya heyecan hissi
I have butterflies in my stomach
Karnımda heyecan var
sosyal kişi
insanlarla vakit geçirmeyi seven arkadaş canlısı kimse
She is a social butterfly
O çok sosyal biridir
doğuştan yetenekli
Sahnedebir konuda doğuştan yeteneği olan kimse
He is a natural at playing piano
O piyano çalmakta doğuştan yetenekli
doğal
beklenen veya alışılmış olan
It is natural to feel nervous
Gergin hissetmek doğaldır
doğal
doğada kendiliğinden var olan ve insan yapımı olmayan
We prefer natural food
Biz doğal yiyecekleri tercih ederiz
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen doldurmak
Please fill up the bottle
Lütfen şişeyi doldur
depoyu doldurmak
bir aracın yakıt deposunu benzin ile doldurmak
I need to fill up the car before the trip
Yolculuktan önce arabayı doldurmam gerekiyor
karnını doyurmak
açlık hissini geçirmek için yemek yemek
I ate snacks to fill up
Karnımı doyurmak için atıştırmalık yedim
doldurmak
bir şeyi tamamen boşluk kalmayacak hale getirmek
Please fill up the water bottle
Lütfen su şişesini doldur
oğul
Sahnedeebeveynlerin erkek çocuğu
He is my son
O benim oğlum
hobbitler
Sahnedekurgusal hikayelerdeki küçük insansı varlıklar
Gollum hates the nasty hobbitses
Gollum lanet hobbitlerden nefret eder
hobbitler
Sahnedefantastik öykülerde geçen minik insansı yaratıklar
We caught the fat hobbitses sleeping
Şişman hobbitleri uyurken yakaladık
uğur böceği
Sahnedesiyah benekleri olan küçük kırmızı bir böcek
The ladybug is on the leaf
Uğur böceği yaprağın üzerinde
perişan
Sahnedeçok mutsuz veya kederli
She felt miserable all day
Tüm gün boyunca perişan hissetti
mutsuz
çok üzgün veya rahatsız hissetme durumu
He felt miserable after the bad news
Kötü haberden sonra kendini çok mutsuz hissetti
inanılmaz
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
batıya
Sahnedebatı yönüne doğru
They traveled westward for many days
Günlerce batıya doğru seyahat ettiler
çevirmek
Sahnedebir dildeki sözcükleri başka bir dile aktarmak
Please translate this letter for me
Lütfen bu mektubu benim için çevir
çevirmek
bir şeyin anlamını başka sözcüklerle açıklamak
Can you translate this sentence
Bu cümleyi çevirebilir misin
çevirmek
bir şeyi bir biçimden başka bir biçime dönüştürmek
He can translate the book into English
O kitabı İngilizceye çevirebilir
iletişim
Sahnedebilgi veya fikir paylaşımı eylemi
Good communication is essential
İyi iletişim esastır
haberleşme
başkalarıyla bilgi paylaşma eylemi
We use phones for communication
Haberleşme için telefon kullanırız
sigara içme
Sahnedetütün dumanını soluma eylemi
Smoking is forbidden here
Burada sigara içmek yasaktır
çok çekici
çok çekici veya seksi (argo)
She looks smoking in that dress
O elbisenin içinde çok çekici görünüyor
iç
Sahnedeiçte bulunan veya zihinle ilgili olan
She has a strong inner peace
Onun güçlü bir iç huzuru var
akşam yemeği
günün ana akşam öğünü
We will have dinner at seven
Saat yedide akşam yemeği yiyeceğiz
meşgul
Sahnedeyapılacak çok işi olan
I am very busy today
Bugün çok meşgulüm
meşgul
yapacak çok işi olan
I am busy today
Bugün meşgulüm
yoğun
çok fazla aktivitenin olduğu
This is a busy street
Burası yoğun bir cadde
alışkın
Sahnedebir şeye deneyimle aşina olmak
I am used to the cold
Soğuğa alışkınım
eskiden
geçmişte düzenli yapılan ama şimdi yapılmayan
I used to run every day
Eskiden her gün koşardım
kullanmak
bir şeyi işlevsel hale getirmek
I used a hammer to fix the nail
Çiviyi çakmak için bir çekiç kullandım
ikinci el
daha önce başkası tarafından kullanılmış
I bought a used car
İkinci el bir araba aldım
kullandı
bir şeyi işlevsel hale getirmek
I used a pen
Kalem kullandım
ikinci el
daha önce başkası tarafından sahip olunmuş
This car is used
Bu araba ikinci el
kullanmak
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me to get what he wanted
İstediğini elde etmek için beni kullandı
kullanılmış
birçok kez veya sıkça başvurulan
This is a used car
Bu kullanılmış bir araba
alışkın
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
fermuar
Sahnedekıyafetleri veya çantaları kapatmaya yarayan bir düzenek
I cannot close the zip on my jacket
Ceketimin fermuarını kapatamıyorum
hızla gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere çok çabuk hareket etmek
The car zipped past us
Araba yanımızdan hızla geçti
sıfır
hiç veya sıfır
The score was zip
Skor sıfırdı
enerji
canlılık ve hareketlilik durumu
She has a lot of zip
Onda çok fazla enerji var
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
kendini tutmak
Sahnedebir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
radyoaktif
Sahnederadyasyon yayan
Uranium is radioactive
Uranyum radyoaktiftir
radyoaktif
zararlı enerji dalgaları yayan
That material is radioactive
Bu madde radyoaktiftir
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
gelişmek
Sahnededaha büyük veya daha gelişmiş bir şeye dönüşmek
The seed develops into a plant
Tohum bir bitkiye dönüşür
gelişme
yeni ve ilgi çekici bir olay
We are waiting for the latest development
En son gelişmeyi bekliyoruz
geliştirmek
yeni bir şey üretmek veya ortaya çıkarmak
The team developed a new product
Ekip yeni bir ürün geliştirdi
banyo etmek
fotoğraf filminden görüntü oluşturmak
I developed the film yesterday
Dün filmi banyo ettim
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
vermek
bir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
iflas etmiş
Sahnedeborçlarını ödeyemeyecek durumda olan
The company went bankrupt
Şirket iflas etti
iflas ettirmek
birinin borçlarını ödeyemez hale gelmesine neden olmak
Bad investments can bankrupt a person
Kötü yatırımlar bir insanı iflas ettirebilir
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
uçurmak
Sahnedehavada bir hava taşıtını kontrol etmek
The pilot flies the plane safely
Pilot uçağı güvenli bir şekilde uçuruyor
sinek
iki kanadı olan küçük uçan böcek
There are flies in the kitchen
Mutfakta sinekler var
uçmak
kanatlarını kullanarak havada hareket etmek
A bird flies in the sky
Bir kuş gökyüzünde uçar
hızla geçmek
zamanın çok çabuk ilerlemesi
Time flies when you are having fun
Eğlenirken zaman hızla geçer
çözüm
Sahnedebir sorunu çözme yolu
We found a solution to the problem
Soruna bir çözüm bulduk
çözelti
içinde başka bir maddenin çözündüğü sıvı
Salt water is a simple solution
Tuzlu su basit bir çözeltidir
matematik
Sahnedesayıların ve şekillerin incelendiği bilim
I like math
Matematiği severim
matematik
sayıların ve şekillerin özelliklerini inceleyen bilim dalı
I study math at school
Okulda matematik çalışıyorum
takılıp kalmak
Sahnedebir şeye aşırı derecede odaklanmak
He tends to fixate on minor details
Önemsiz detaylara takılıp kalıyor
takılı kalmak
bir şeye aşırı derecede odaklanmak
Don't fixate on the small details
Küçük detaylara takılı kalma
takılıp kalmak
bir şeye tüm dikkatini vermek
He tends to fixate on small details
Küçük detaylara takılıp kalma eğilimindedir
dövmek
Sahnedebirini defalarca vurmak
They beat up the thief
Hırsızı dövdüler
ağır eleştirmek
birini çok sert bir şekilde eleştirmek
The reporter beat up the politician over his policies
Muhabir politikaları yüzünden siyasetçiyi çok ağır eleştirdi
hırpalamak
bir şeye sürekli vurarak zarar vermek
The storm beat up the old shed
Fırtına eski kulübeyi hırpaladı
yıpranmış
eski ve kötü durumda olan
He drives a beat-up car
O yıpranmış bir araba kullanıyor
ay
SahnedeDünya'nın yörüngesinde dönen doğal gök cismi
The moon is bright tonight
Bu gece ay parlak
kalçasını göstermek
kalçalarını birine çıplak şekilde göstermek
He decided to moon the crowd
Kalabalığa kalçasını göstermeye karar verdi
ay
bir gezegenin etrafında dönen doğal gök cismi
The moon orbits the Earth
Ay Dünya'nın etrafında döner
yeni ay
ayın dünyadan görünmediği evre
The new moon is not visible at night
Yeni ay gece görünmez
sağlak
Sahnedesağ elini sol elinden daha kolay kullanan
He is right handed
O sağlak
sağ elini kullanan
Sahnedesağ elini daha sık tercih eden
She is right handed
O sağ elini kullanan biridir
sağ el baskın
Sahnedesağ elin baskın olma durumu
Most people are right handed
İnsanların çoğu sağ el baskındır
sağ eli yatkın
sağ elini kullanmaya daha yatkın olan
He writes with his right hand
Sağ eli yatkın olduğu için sağ eliyle yazar
sağlak
işleri yapmak için sağ elini tercih eden
He is a right-handed person
O sağlak bir insan
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
araba
dört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
mağara
Sahnedeyerin altında veya kayalıkta bulunan doğal boşluk
They found a dark cave
Karanlık bir mağara buldular
boyun eğmek
direnmeyi bırakmak veya teslim olmak
He finally caved to the pressure
Sonunda baskıya boyun eğdi
sertçe vurmak
birine veya bir şeye büyük bir kuvvetle darbe indirmek
He caved the wall with one punch
Duvara tek bir yumrukla sertçe vurdu
mağara
yerin veya kayaların içindeki büyük doğal boşluk
The bear sleeps in a cave
Ayı mağarada uyuyor
göreceli
Sahnedebaşka bir şeye oranla değerlendirilen
Success is relative
Başarı görecelidir
akraba
Sahnedekan veya evlilik yoluyla bağlı olunan kişi
She is a close relative
O yakın bir akrabamdır
ne olursa olsun
Sahnedesonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
neyse
önemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
rekor
Sahnedeşimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
kayıt
olayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
bamya
Sahnedeyemeklerde kullanılan yeşil bir sebze
I like eating okra
Bamya yemeyi severim
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
romantik
Sahnedesevgi gösteren veya ifade eden
He is a romantic man
O romantik bir adamdır
romantik
sevgi veya güçlü duygusal bağlılık ile ilgili
They had a romantic dinner
Onlar romantik bir akşam yemeği yediler
gibi gelmek
Sahnedebir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
gibi gelmek
bir şeyin benzeri gibi görünmek
That sounds like a great plan
Bu harika bir plan gibi geliyor
sesini andırmak
bir şeyle benzer ses çıkarmak
The wind sounds like a whistle
Rüzgar bir ıslık sesini andırıyor
sesi benzemek
başka birinin sesine benzer sese sahip olmak
You sound like your mother
Sesin annene benziyor
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
atış
Sahnedesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
rastlamak
Sahnedebiriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into an old friend
Eski bir arkadaşıma rastladım
sorun yaşamak
bir problem veya zorlukla karşılaşmak
We ran into some problems
Bazı sorunlar yaşadık
çarpmak
hareket halindeyken bir şeye vurmak
He ran into the wall
Duvara çarptı
bulmak
belli bir miktara veya seviyeye ulaşmak
The costs ran into thousands
Masraflar binleri buldu
çarpmak
hareket halindeyken kazara bir nesneye vurmak
I ran into a tree while skiing
Kayak yaparken bir ağaca çarptım
sorun yaşamak
beklenmedik bir problemle karşılaşmak
We ran into trouble with the car
Araba ile sorun yaşadık
rastlamak
biriyle beklenmedik bir şekilde karşılaşmak
I ran into an old friend today
Bugün eski bir arkadaşıma rastladım
karışmak
renklerin veya sıvıların birbirinin içine geçmesi
The blue paint ran into the yellow paint
Mavi boya sarı boyaya karıştı
rastlamak
biriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into my old teacher at the park
Parkta eski öğretmenime rastladım
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
yönetim
Sahnedebir şeyi idare etme veya kontrol etme eylemi
Good management is important for success
Başarı için iyi yönetim önemlidir.
yönetim
bir işletmeyi veya organizasyonu yöneten kişiler
The management decided to hire more staff
Yönetim daha fazla personel almaya karar verdi
yöneticilik
bir görev için birini uygun kılan nitelikler
His management is perfect for this role
Onun yöneticiliği bu rol için mükemmel
yönetim
bir işletmeyi veya kuruluşu idare eden kişiler
The management decided to change the policy
Yönetim politikayı değiştirmeye karar verdi
iblis
Sahnedezalim veya kötü olan doğaüstü varlık
The story is about a demon from hell
Hikaye cehennemden gelen bir iblis hakkındadır
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
yıl ortası
Sahnedeyılın orta dönemi
We have a break in mid year
Yıl ortasında tatilimiz var
sol
Sahnedesol tarafta olan
He sat on the left hand side
O sol tarafta oturdu
sol
sağ tarafın zıttı olan yön
I use my left hand
Sol elimi kullanıyorum
sol
sol tarafta olan
Take the left-hand path
Sol taraftaki yolu seç
takvim
Sahnedebir yılın günlerini, haftalarını ve aylarını gösteren liste
Check the calendar for the date
Tarih için takvimi kontrol et
atamak
Sahnedebirini bir göreve getirmek
She was named the new manager
Yeni müdür olarak atandı
isimlendirmek
birine veya bir şeye ad vermek
They named the baby Ayse
Bebeğe Ayse ismini verdiler
adında
ismi olan
I have a friend named Can
Can adında bir arkadaşım var
adlandırılmış
birine veya bir şeye isim vermek
They named their cat Luna
Kedilerine Luna adını verdiler
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
zihinsel
Sahnedezihinle veya düşüncelerle ilgili olan
It is a mental process
Bu zihinsel bir süreçtir
deli
normal bir şekilde düşünmeyen
He acts mental today
Bugün deli gibi davranıyor
akıl hastası
zihinsel rahatsızlığı olan kimse
He acts like a mental
Akıl hastası gibi davranıyor
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
Sahnedebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
zor
Sahnedebaşa çıkması veya anlaşılması zor olan
This is a tricky question
Bu zor bir soru
bulunmak
Sahnedebelli bir konumda yer almak
The house sits over the river
Ev nehrin üzerinde bulunuyor
oturmak
oturur pozisyonda olmak
You can sit over there
Orada oturabilirsin
oraya geçmek
bir yere gidip kalmak
We should sit over at the other table
Diğer masaya geçmeliyiz
zaman çizelgesi
Sahnedeolayların ne zaman gerçekleşeceğini gösteren plan
The project timeline is very strict
Proje zaman çizelgesi çok katı
zaman çizelgesi
olayların gerçekleşme sırasına göre düzenlendiği bir liste
I added the events to the timeline
Olayları zaman çizelgesine ekledim
zaman çizelgesi
olayların gerçekleşme sırasına göre listesi
We created a timeline of historical events
Tarihi olayların bir zaman çizelgesini oluşturduk
karakter
Sahnedehikaye, film veya oyundaki kişi
He is my favorite character
O benim en sevdiğim karakter
karakter
bir insanı tanımlayan özellikler bütünü
He has a strong character
Güçlü bir karakteri var
karakter
yazı sisteminde kullanılan harf veya simge
This password requires eight characters
Bu şifre sekiz karakter gerektiriyor
karakter
özellikle sıra dışı veya dikkat çekici olan belirli bir kişi
That old man is a real character
O yaşlı adam gerçekten sıra dışı biri
ağaç
Sahnedegövdesi ve dalları olan uzun bir bitki
The tree is tall
Ağaç uzun
ağaç
gövdesi odunsu ve çok yıllık olan büyük bitki
There is a tall tree in the garden
Bahçede uzun bir ağaç var
ağaca tırmandırmak
bir hayvanı ağaca çıkmaya zorlamak
The dog treed the cat
Köpek kediyi ağaca tırmandırdı
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
zeki
Sahnedeçok zeki veya akıllı
He is a brilliant student
O zeki bir öğrenci
harika
çok iyi veya etkileyici
This is a brilliant idea
Bu harika bir fikir