

Young Sheldon — Season 3 Episode 4
Kelimeler ve anlamları
376 kelime
Seviye
gerçek
Sahnededoğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
şaşırtmak
Sahnedebirini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
beyin
Sahnededüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
gibi gelmek
bir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
alışkanlık
Sahnededüzenli olarak yapılan davranış
Reading is a good habit
Kitap okumak iyi bir alışkanlıktır
amaçlamak
bir şeyi yapmaya çalışmak veya hedeflemek
They look to expand their business
İşlerini büyütmeyi amaçlıyorlar
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
doldurmak
bir şeyi tamamen doldurmak
Please fill up the bottle
Lütfen şişeyi doldur
doldurmak
bir şeyi içine madde koyarak tamamen dolu hale getirmek
Please fill up the water bottle
Lütfen su şişesini doldur
depoyu doldurmak
bir aracın yakıt deposunu benzin ile doldurmak
I need to fill up the car before the trip
Yolculuktan önce arabayı doldurmam gerekiyor
değerli
Sahnedebüyük değere veya öneme sahip olan
This ring is very valuable
Bu yüzük çok değerli
istikrarlı
Sahnedeher zaman aynı şekilde olan
Her performance is consistent
Performansı istikrarlı
oturmak
bir yerde bulunmak ve orada kalmak
He likes to sit in the sun
Güneşte oturmayı sever
oturma eylemi yapmak
bir yerde oturarak protesto etmek
They decided to sit in
Oturma eylemi yapmaya karar verdiler
kabullenmek
değiştirilemeyen bir durumu kabul etmek
I can live with that
Bunu kabullenebilirim
birlikte yaşamak
biriyle aynı evde kalmak
I live with my brother
Kardeşimle birlikte yaşıyorum
daha önce
Sahnededaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
Yahudi
SahnedeYahudilerle veya Yahudilik diniyle ilgili olan
He is Jewish
O Yahudidir
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
başarısızlık
Sahnedeistenen sonucun elde edilememesi durumu
He learned from his failure
Başarısızlığından ders çıkardı
arıza
bir makinenin veya cihazın düzgün çalışmaması durumu
The engine failure stopped the car
Motor arızası arabayı durdurdu
şarj etmek
Sahnedebir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
sorumluluk
kontrol veya yetkiye sahip olmak
Who is in charge here?
Burada kim sorumlu?
hücum etmek
birine veya bir şeye doğru hızlı ve güçlü bir şekilde hareket etmek
The bull charged at the crowd
Boğa kalabalığa doğru hücum etti
ücret talep etmek
bir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
kan
Sahnedevücutta dolaşan kırmızı sıvı
Blood carries oxygen
Kan oksijen taşır
kan
vücut içinde hareket eden kırmızı sıvı
There was blood on the floor
Yerde kan vardı
doğuştan yetenekli
Sahnedebir konuda doğuştan yeteneği olan kimse
He is a natural at playing piano
O piyano çalmakta doğuştan yetenekli
doğal
beklenen veya alışılmış olan
It is natural to feel nervous
Gergin hissetmek doğaldır
doğal
doğada kendiliğinden var olan ve insan yapımı olmayan
We prefer natural food
Biz doğal yiyecekleri tercih ederiz
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
yüzükler
Sahnedegenellikle metalden yapılan yuvarlak takılar
She wears two rings
O iki yüzük takıyor
çalar
telefon veya zil sesi çıkarmak
The phone rings loudly
Telefon yüksek sesle çalar
zeki
Sahnedeçok zeki veya akıllı
He is a brilliant student
O zeki bir öğrenci
harika
çok iyi veya etkileyici
This is a brilliant idea
Bu harika bir fikir
bölüm
Sahnedebir şeyin parçası veya ayrılmış kısmı
This section is very long
Bu bölüm çok uzun
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
terlemek
Sahnedeciltten ter çıkarmak
I sweat a lot in summer
Yazın çok terlerim
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılanmak veya gerilmek
Don't sweat the small stuff
Küçük şeyleri dert etme
sorguya çekmek
birini yoğun veya agresif bir şekilde sorgulamak
The detectives sweated the suspect for information
Dedektifler bilgi almak için şüpheliyi sorguya çekti
iflas etmiş
Sahnedeborçlarını ödeyemeyecek durumda olan
The company went bankrupt
Şirket iflas etti
iflas ettirmek
birinin borçlarını ödeyemez hale gelmesine neden olmak
Bad investments can bankrupt a person
Kötü yatırımlar bir insanı iflas ettirebilir
sağlak
sağ elini sol elinden daha kolay kullanan
He is right handed
O sağlak
sağ elini kullanan
sağ elini daha sık tercih eden
She is right handed
O sağ elini kullanan biridir
sağ el baskın
sağ elin baskın olma durumu
Most people are right handed
İnsanların çoğu sağ el baskındır
sağ eli yatkın
sağ elini kullanmaya daha yatkın olan
He writes with his right hand
Sağ eli yatkın olduğu için sağ eliyle yazar
dışarı çıkmak
bir yerden veya odadan ayrılmak
Please go out now
Lütfen şimdi dışarı çık
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
yayımlanmak
bir haberin veya bilginin herkese duyurulması
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün yayımlandı
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
çıkmak
biriyle romantik bir ilişki yaşamak
They have been going out for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
fikir değiştirmek
kararını veya düşüncesini değiştirmek
I changed my mind about the movie
Film hakkındaki fikrimi değiştirdim
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
sürüm
bir yazılımın veya sistemin belirli bir versiyonu
This is the latest build of the software
Bu yazılımın en son sürümüdür
yaşlı
Sahnedeuzun süre yaşamış olan
He is an ole man
O yaşlı bir adam
seri
Sahnedebelirli bir sıraya göre dizilmiş şeyler grubu
He won a series of matches
Bir dizi maç kazandı
elektrodinamik
Sahnedeelektrik yüklü parçacıklar ve elektromanyetik alanlar arasındaki etkileşimleri inceleyen fizik dalı
Electrodynamics is a key part of modern physics
Elektrodinamik modern fiziğin önemli bir parçasıdır
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
mantıklı olmak
makul veya anlaşılır olmak
This does not make sense
Bu mantıklı değil
tek parmaklı eldiven
Sahnededört parmağın tek bir bölmede olduğu eldiven
Put on your mittens
Eldivenlerini giy
yukarı
Sahnededaha yüksek bir konuma doğru
Look up
Yukarı bak
var olmak
bir şeye katılmaya hazır olmak
Are you up for a game
Bir oyuna var mısın
var
bir şeye katılmaya istekli veya hevesli
Are you up for it
Buna var mısın
sigara içme
Sahnedetütün dumanını soluma eylemi
Smoking is forbidden here
Burada sigara içmek yasaktır
çok çekici
çok çekici veya seksi (argo)
She looks smoking in that dress
O elbisenin içinde çok çekici görünüyor
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
çözüm
Sahnedebir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
bir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
içki içmek
Sahnedealkollü içecekler tüketmek
He stopped drinking last year
Geçen yıl içkiyi bıraktı
içmek
bir sıvıyı yutmak
I am drinking water
Su içiyorum
içme
vücuda sıvı alma eylemi
She is drinking a glass of water
O bir bardak su içiyor
sincap
Sahnedeağaçlara tırmanan püsküllü kuyruklu küçük tüylü hayvan
The squirrel is eating a nut
Sincap bir fındık yiyor
sincap
ağaçlarda yaşayan kabarık kuyruklu küçük bir hayvan
I saw a squirrel in the garden
Bahçede bir sincap gördüm
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
aynen
güçlü bir onay veya coşku göstermek için kullanılır
Right on! I agree with you
Aynen! Sana katılıyorum
başarmak
Sahnedeözellikle çaba sarf ettikten sonra bir şeyi başarmak
She worked hard to achieve her goals
Hedeflerini başarmak için çok çalıştı
ağaç
Sahnedegövdesi ve dalları olan uzun bir bitki
The tree is tall
Ağaç uzun
ağaç
gövdesi odunsu ve çok yıllık olan büyük bitki
There is a tall tree in the garden
Bahçede uzun bir ağaç var
mağara
Sahnedeyerin altında veya kayalıkta bulunan doğal boşluk
They found a dark cave
Karanlık bir mağara buldular
boyun eğmek
direnmeyi bırakmak veya teslim olmak
He finally caved to the pressure
Sonunda baskıya boyun eğdi
sertçe vurmak
birine veya bir şeye büyük bir kuvvetle darbe indirmek
He caved the wall with one punch
Duvara tek bir yumrukla sertçe vurdu
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
dün gece
bugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
barış
Sahnedeçatışmanın olmadığı, sessiz ve sakin durum
We all want peace
Hepimiz barış istiyoruz
psikiyatrik
Sahnedezihinsel hastalıkların tedavisiyle ilgili
He needs psychiatric help
Psikiyatrik yardıma ihtiyacı var
yazmak
Sahnedekitap, makale veya başka bir metin oluşturmak
She writes a book
O bir kitap yazıyor
yazmak
Sahnedebir yüzeye harfler veya kelimeler oluşturmak
Write your name here
Adınızı buraya yazın
yazmak
mektup veya e-posta göndermek
I will write to you soon
Yakında sana yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
tercüme etmek
Sahnedebir metni farklı bir dile dönüştürmek
He needs to translate the report
Raporu tercüme etmesi gerekiyor
çevirmek
bir şeyin anlamını başka sözcüklerle açıklamak
Can you translate this sentence
Bu cümleyi çevirebilir misin
çevirmek
bir dildeki sözcükleri başka bir dile aktarmak
Please translate this letter for me
Lütfen bu mektubu benim için çevir
çevirmek
bir dilden başka bir dile kelimeleri aktarmak
Please translate this document into Turkish
Lütfen bu belgeyi Türkçeye çevirin
çözmek
Sahnedebir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
çözmek
bir şeyin cevabını bulmak
I can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilirim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
They solved the problem
Sorunu çözdüler
dönmek
Sahnedebir merkez nokta etrafında daire çizerek hareket etmek
The Earth rotates on its axis
Dünya kendi ekseni etrafında döner
sırayla değişmek
düzenli aralıklarla yer değiştirmek
Workers rotate their tasks
Çalışanlar görevlerini sırayla değiştirir
dönmek
bir merkez etrafında hareket etmek
The wheel rotates fast
Tekerlek hızlıca döner
döndürmek
bir nesneyi bir merkez etrafında hareket ettirmek
Please rotate the dial
Lütfen kadranı döndür
hayal
Sahnedearzu edilen bir şeye dair kurulan hoş düşünce veya rüya
He has a fantasy of traveling the world
Dünyayı gezme hayali var
fantezi
gerçek olmayan şeyleri konu alan hikaye
She loves reading fantasy books
O fantezi kitapları okumayı seviyor
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
Sahnedebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
kıvrılmak
Sahnedepürüzsüz ve yuvarlak bir şekil almak
The road curves to the left
Yol sola doğru kıvrılıyor
eğri
pürüzsüzce bükülen çizgi
Draw a smooth curve
Pürüzsüz bir eğri çiz
kavis
düzgün bir şekilde bükülen bir çizgi veya yüzey
There is a sharp curve in the road
Yolda keskin bir kavis var
bebeğim
Sahnedesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
gerçek dünya
teori dışındaki gerçek ortam
This plan does not work in the real world
Bu plan gerçek dünyada işe yaramıyor
gerçek hayat
günlük pratik durumların bütünü
He learned it in the real world
Bunu gerçek hayatta öğrendi
göreceli
Sahnedebaşka bir şeye oranla değerlendirilen
Success is relative
Başarı görecelidir
akraba
Sahnedekan veya evlilik yoluyla bağlı olunan kişi
She is a close relative
O yakın bir akrabamdır
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
doğru
gerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
kendini tutmak
Sahnedebir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
parmak
Sahnedeelin beş uzun kısmından her biri
I have a ring on my finger
Parmağımda bir yüzük var
suçlamak
birini bir suçtan sorumlu tutmak
She fingered him as the thief
Onu hırsız olarak o suçladı
takvim
Sahnedebir yılın günlerini, haftalarını ve aylarını gösteren liste
Check the calendar for the date
Tarih için takvimi kontrol et
pozitif
Sahnedebir şeyin doğru veya mevcut olduğunu gösteren
The test result was positive
Test sonucu pozitifti
olumlu
kötü şeyler yerine iyi şeyleri düşünen
Stay positive about the future
Gelecek hakkında olumlu kal
pozitif
elektrikte negatifin zıttı olan yük
The proton has a positive charge
Proton pozitif bir yüke sahiptir
artı
sıfırdan büyük olan matematiksel değer
Five is a positive number
Beş pozitif bir sayıdır
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
iğrenç
Sahnedeçok kötü, nahoş veya kaba
That was a nasty comment
Bu iğrenç bir yorumdu
mangal partisi
Sahnededışarıda ızgarada pişirilen yemeklerin yendiği sosyal etkinlik
We have a barbecue every Sunday
Her Pazar mangal partisi yaparız
mangal yapmak
yiyecekleri doğrudan ateş üzerinde pişirmek
I want to barbecue some fish
Biraz balık ızgara yapmak istiyorum
mangal
dışarıda ateş üzerinde yemek pişirmek için kullanılan araç
The barbecue is new
Mangal yeni
temel
Sahnedebir şeyin üzerine inşa edildiği sağlam kısım
The house has a strong foundation
Evin güçlü bir temeli var
vakıf
belirli bir amaç için para sağlayan kuruluş
She works for a charitable foundation
Bir hayır vakfında çalışıyor
üçleme
birbiriyle bağlantılı üç kitap veya film
I am reading a new foundation
Yeni bir üçleme okuyorum
perişan
Sahnedeçok mutsuz veya kederli
She felt miserable all day
Tüm gün boyunca perişan hissetti
asıl
Sahnedebir şeyin ilk hali veya versiyonu
This is the original painting
Bu asıl tablo
özgün
yeni ve yaratıcı bir şekilde farklı
His ideas are very original
Fikirleri çok özgün
başlangıçtaki
başlangıçta olan
The original plan was better
Başlangıçtaki plan daha iyiydi
orijinal
bir şeyin ilk veya başlangıç hali
This is the original version
Bu orijinal versiyon
koşturmak
hızlıca veya meşgul bir şekilde bir yerlerde dolaşmak
The children are running around in the garden
Çocuklar bahçede koşturuyorlar