

Young Sheldon — Season 4 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
407 kelime
Seviye
takım
Sahnedeberaber çalışan bir grup insan
They are a strong team
Onlar güçlü bir takım
umut verici
Sahnedegelecekte başarılı olma potansiyeli olan
This is a promising start
Bu umut verici bir başlangıç
gelecek vadeden
gelecekte başarı gösterme potansiyeli olan
He is a promising young athlete
O gelecek vadeden genç bir sporcu
katkıda bulunmak
Sahnedebir gruba veya etkinliğe yardımcı olmak için bir şeyler vermek
I want to contribute to the project
Projeye katkıda bulunmak istiyorum
katkıda bulunmak
bir amaca veya duruma yardımcı olmak için bir şey vermek
Everyone should contribute to the project
Herkes projeye katkıda bulunmalı
varmak
bir yere gelmek
He rolled up at midnight
Gece yarısı vardı
rulo yapmak
bir şeyi tüp şeklinde katlamak
Roll up the map
Haritayı rulo yap
meyve rulosu
rulo şeklinde tatlı meyve atıştırmalığı
She likes fruit roll ups
Meyve rulolarını sever
kolları sıvamak
bir işe başlamak için hazırlanmak
It is time to roll up our sleeves
Artık kolları sıvama zamanı
yukarı çekmek
pencereyi kapatmak için yukarı doğru hareket ettirmek
Please roll up the window because it is cold
Hava soğuk olduğu için lütfen pencereyi yukarı çek
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
işemek
vücuttaki sıvı atıkları dışarı atmak
I need to take a leak
İşemem lazım
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
yola çıkmak
bir yolculuğa başlamak veya ayrılmak
It is time to hit the road
Yola çıkma vakti geldi
yeniden basmak
Sahnedebir şeyi tekrar basmak
They decided to reprint the book
Kitabı yeniden basmaya karar verdiler
orkestra şefi
Sahnedebir orkestrayı veya koroyu yöneten kişi
The conductor leads the orchestra
Şef orkestrayı yönetir
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
akılsız
kötü muhakeme gösteren
That was not a smart decision
Bu akılsızca bir karardı
araçta
Sahnedegemi, uçak veya tren gibi bir taşıtın içinde olmak
All passengers are now aboard
Tüm yolcular şu an araçta
köken
Sahnedebir şeyin kaynağı veya başlangıcı
The derivation of the word is Latin
Kelimenin kökeni Latince
yuvarlamak
Sahnedebowling gibi bir oyunda topu yuvarlamak
He bowls the ball slowly
Topu yavaşça yuvarlıyor
kase
yemek için kullanılan yuvarlak ve derin kap
I have a bowl of soup
Bir kase çorbam var
çanak
yerde oluşan yuvarlak çukur
The stadium sits in a natural bowl
Stadyum doğal bir çanağın içinde yer alıyor
kısa
Sahnedeboyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
şort
diz üstünde biten pantolon
I wear shorts in summer
Yazın şort giyerim
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
az zaman alan
The meeting was very short
Toplantı çok kısaydı
lezzetli
Sahnedetadı çok güzel olan
This cake is yummy.
Bu kek lezzetli.
lezzetli
tadı çok güzel olan yiyecek
The cake is very yummy
Kek çok lezzetli
aşırı sıkıcı
zihni uyuşturacak kadar sıkıcı
The lecture was mind numbing
Ders çok sıkıcıydı
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
duyuru panosu
üzerine duyuru veya bilgi asılan pano
There is a notice on the bulletin board
Duyuru panosunda bir not var
patlama
Sahnedeani ve heyecan verici gelişme
There was an economic boom
Ekonomik bir patlama yaşandı
gürleme
yüksek ve derin bir ses
I heard a loud boom
Yüksek bir gürleme duydum
hızla büyümek
hızla artmak veya başarılı hale gelmek
The local economy is booming
Yerel ekonomi hızla büyüyor
gümbürtü
aniden duyulan yüksek ve derin ses
We heard a loud boom
Yüksek bir gümbürtü duyduk
boyunca
Sahnedebir hat veya yön boyunca
Walk along the river
Nehir boyunca yürüyün
yanında
Sahnedebiriyle birlikte veya beraberinde
Bring your sister along
Kız kardeşini de yanına al
boyunca
tüm süre boyunca
He sang along the way
Yol boyunca şarkı söyledi
kandırmak
birini çıkar sağlamak amacıyla yalanla oyalama
He led me along with fake promises
Beni sahte vaatlerle kandırdı
coşmak
kontrolsüz veya coşkulu bir şekilde davranmak
The crowd went nuts
Kalabalık coştu
çileden çıkmak
aniden çok sinirlenmek veya heyecanlanmak
My boss will go nuts
Patronum çileden çıkacak
çıldırmak
çok heyecanlanmak veya çılgınca davranmak
The kids went nuts
Çocuklar çıldırdı
çıldırmak
aklını yitirmek ya da tuhaflaşmak
He is going nuts
O çıldırıyor
Ankesörlü telefon
halka açık yerlerde ücret ödenerek kullanılan telefon
I looked for a pay phone to make a call
Arama yapmak için bir ankesörlü telefon aradım
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
market alışverişi
Sahnedemarketten alınan yiyecek ve diğer malzemeler
I need to buy groceries
Market alışverişi yapmam gerekiyor
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
miktar
Sahnedebir şeyin sayısı veya büyüklüğü
A small amount of sugar is enough
Az miktarda şeker yeterli
şapşal
Sahnedekomik bir şekilde aptalca veya saçma olan
He has a goofy smile
Onun şapşal bir gülümsemesi var
geçmek
Sahnedebir yerin veya zamanın ötesinde olmak
It is past ten
Saat onu geçti
geçmiş
Sahnedeşimdiki zamandan önce olan
In the past, life was simple
Geçmişte hayat basitti
hemen
gecikmeden, derhal
Please come here at once
Lütfen hemen buraya gel
aynı anda
aynı zaman içerisinde gerçekleşen
They all spoke at once
Hepsi aynı anda konuştu
dikişsiz
Sahnededikiş veya birleşim yeri olmayan
This shirt has a seamless design
Bu gömleğin dikişsiz bir tasarımı var
plaka
Sahnedearaçların üzerinde bulunan harf ve rakamlı metal levha
He checked the license plate
Plakayı kontrol etti
tabak
yemek koymak için kullanılan düz kap
Put the food on the plate
Yemeği tabağa koy
tabağa koymak
yemeği servis etmek için tabağa yerleştirmek
She plated the dessert carefully
Tatlıyı dikkatlice tabağa yerleştirdi
sorumluluk
birinin halletmesi gereken işler veya görevler
I have a lot on my plate today
Bugün yapacak çok işim var
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
hoş karşılanan
Sahnedememnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
sürüklemek
Sahnedebir şeyi yer boyunca çekmek
He dragged the heavy bag along the floor
Ağır çantayı yerde sürükledi
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
oluk
Sahnedeeşyaların aşağı kayması için kullanılan dar yol
The mail goes down the chute
Postalar oluktan aşağı iner
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
değerlendirmek
Sahnedebir şeyin kalitesini veya değerini belirlemek
How do you rate this movie?
Bu filmi nasıl değerlendirirsin?
oran
bir şeyin meydana gelme sıklığı
The birth rate is falling
Doğum oranı düşüyor
ücret
bir hizmet için alınan para miktarı
What is the hourly rate?
Saatlik ücret nedir?
hak etmek
bir şeye layık veya yeterli değerde olmak
He does not rate a promotion yet
Henüz terfi etmeyi hak etmiyor
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
çalışmak
Sahnedebir işi veya görevi yerine getirmek
He works in an office
O bir ofiste çalışıyor
eser
emekle üretilen şey, özellikle sanat eseri
This is a great work of art
Bu harika bir sanat eseridir
iş
çaba gerektiren faaliyet
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
çalışmak
doğru veya beklendiği gibi işlemek
The elevator does not work
Asansör çalışmıyor
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
yaklaşmak
Sahnedeyakında gerçekleşmek üzere olmak
A disaster impends
Bir felaket yaklaşıyor
resim çerçevesi
resmi tutan çerçeve
I bought a new picture frame
Yeni bir resim çerçevesi aldım
tam burada
tam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
çocukluk
Sahnedeçocuk olduğu zamanlar
I had a happy childhood
Mutlu bir çocukluğum vardı
tavsiye etmek
Sahnedebir şeyin iyi veya yararlı olduğunu söylemek
I recommend this book
Bu kitabı tavsiye ederim
sık sık
Sahnedebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
fedai
Sahnedebar veya gece kulüplerinde güvenliği sağlayan kişi
The bouncer stopped him at the door
Fedai onu kapıda durdurdu
dövüş
Sahnedeşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
dergi
Sahnedemakaleler ve resimler içeren periyodik yayın
I read a fashion magazine
Bir moda dergisi okudum
şarjör
ateşli silahlarda mermilerin tutulduğu hazne
He put a new magazine into his gun
Silahına yeni bir şarjör taktı
mühendis
Sahnedemakineleri yapıları veya sistemleri tasarlayan veya inşa eden kişi
She works as a software engineer
O bir yazılım mühendisi olarak çalışıyor
mühendis
makineleri veya yapıları tasarlayan veya inşa eden kişi
He is a civil engineer
O bir inşaat mühendisi
tasarlamak
bir şeyin yapısını veya işlevini değiştirmek
They engineered a new solution to the problem
Soruna yeni bir çözüm tasarladılar
tezgâhlamak
bir şeyi zekice veya gizlice planlayıp gerçekleştirmek
He engineered a way to finish the project early
Projeyi erken bitirmek için bir yol tezgâhladı
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
diploma
Sahnedebir eğitimin tamamlandığını gösteren belge
I received my diploma yesterday
Diplomamı dün aldım
en başından itibaren
en başlangıç noktasından itibaren
He was successful out of the gate
En başından itibaren başarılıydı
arı
Sahnedebal yapan uçan bir böcek
The bee is on the flower
Arı çiçeğin üzerinde
yarışma
bir yarışma veya etkinlik
She won the spelling bee
İmla yarışmasını kazandı
bağış
Sahnedebir kişiye veya gruba yardım etmek için verilen şey
She made a donation to the hospital
Hastaneye bir bağış yaptı
yavaşça geçmek
zamanın özellikle beklerken yavaşça geçmesi
The hours wore on
Saatler yavaşça geçti
bunaltmak
birini zamanla rahatsız etmek veya yormak
His constant complaining started to wear on me
Sürekli şikayet etmesi beni bunaltmaya başladı
koridor
Sahnedemağaza rafları arasındaki geçiş yolu
I found the cereal in the next aisle
Tahıl gevreğini yan koridorda buldum
koridor
koltuklar veya raflar arasındaki geçit
I am in the snack aisle
Atıştırmalık koridorundayım
istila etmek
Sahnedeçok fazla şey tarafından doldurulmak veya ele geçirilmek
The garden was overrun with weeds
Bahçe yabani otlar tarafından istila edildi
içerik
Sahnedebir şeyin içinde yer alan bilgi veya fikirler
This book has very interesting content
Bu kitabın içeriği çok ilginç
içerik
bir şeyin içinde bulunan madde miktarı
The sugar content is high
Şeker içeriği yüksek
memnun
sahip olduklarından mutlu hissetmek
She is content with her life
Hayatından memnun
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
mekanizma
Sahnedebir makinenin hareket eden parçaları
I looked at the works of the clock
Saatin mekanizmasına baktım
çalışmak
bir iş veya görev yapmak
He works in an office
O bir ofiste çalışıyor
eserler
birinin ürettiği veya yazdığı şeyler
He collected all of Mozart's works
Mozart'ın tüm eserlerini topladı
fabrika
bir şeylerin üretildiği veya yapıldığı yer
The steel works is open today
Çelik fabrikası bugün açık
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
tema
Sahnedebir eserdeki ana konu veya fikir
The theme of the book is love
Kitabın teması aşk
tema
bir tartışma veya etkinliğin ana konusu
The theme of the conference is climate change
Konferansın teması iklim değişikliğidir
tema
bir müzik eserinin ana melodisi
The movie has a catchy musical theme
Filmin akılda kalıcı bir müzik teması var
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
yaşında
belirli bir yaştaki kişi
She is a ten-year-old girl
O on yaşında bir kız
yaşında
belirli bir yaşı doldurmuş olma
She is ten years old
O on yaşında
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
diz
Sahnedeuyluk ile alt bacak arasındaki eklem
My knee hurts
Dizim ağrıyor
diz atmak
birine dizle vurmak
He tried to knee the opponent
Rakibine diz atmaya çalıştı
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
saniye
dakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var