

Young Sheldon — Season 4 Episode 4
Kelimeler ve anlamları
430 kelime
Seviye
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
kâhin
Sahnedegelecekte neler olacağını söyleyen kişi
The prophet told us about the future
Kâhin bize gelecekten bahsetti
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
Sahnedeiyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
güzelce
Sahnedeiyi veya hoş bir şekilde
They played nicely together
Birlikte güzelce oynadılar
kütüphane
Sahnedekitapların saklandığı yer
I go to the library to study
Ders çalışmak için kütüphaneye giderim
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
kıyıya vurmak
suyla bir yere sürüklenmek
A piece of wood washed up on the shore
Bir odun parçası kıyıya vurdu
elini yüzünü yıkamak
ellerini veya yüzünü temizlemek
Please wash up before eating
Lütfen yemekten önce elini yüzünü yıka
istisna
Sahnedegenel bir kuralın dışında kalan durum
There is one exception to this rule
Bu kuralın bir istisnası var
kesinlikle
kesin olarak
I will be there for sure
Kesinlikle orada olacağım
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi serbest bırakmak veya salıvermek
Please release the bird
Lütfen kuşu serbest bırakın
feragatname
resmi bir izin veya sorumluluktan kurtulma belgesi
Sign the release form
Feragatnameyi imzalayın
rahatlama
stres veya gerginlikten kurtulma hissi
Crying brought her a sense of release
Ağlamak ona bir rahatlama hissi getirdi
hesaplama
Sahnedebir cevabı bulmak için sayılarla işlem yapma
The calculation was correct
Hesaplama doğruydu
daha önce
Sahnededaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
herhangi bir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
kontrol etmek
Sahnedebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
gemi
Sahnedeinsanları veya hayvanları taşımak için kullanılan büyük gemi
Noah built a giant ark
Nuh dev bir gemi inşa etti
gemi
kutsal hikayelerde anlatılan büyük bir tekne
Noah built a large ark
Nuh büyük bir gemi inşa etti
alan
Sahnedeaçık arazi parçası
There is a field behind the house
Evin arkasında bir alan var
alan
belirli bir uzmanlık veya faaliyet dalı
He is a leader in his field
Alanında bir liderdir
tarla
ekim yapılan veya spor oynanan açık arazi
The farmer is in the field
Çiftçi tarlada
yanıtlamak
soru veya istekleri cevaplandırmak
The CEO fielded several tough questions
CEO birçok zor soruyu yanıtladı
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
yaş
Sahnedebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
içeri girmek
bir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
harika
Sahnedeçok iyi
This cake is fantastic
Bu kek harika
inanılmaz
çok büyük ölçüde
He spent a fantastic amount of money
İnanılmaz miktarda para harcadı
taşıdı
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
She brought the bag
Çantayı taşıdı
getirdi
bir şeyi bir yere getirmek
He brought some water
Biraz su getirdi
yol açtı
bir durumun gerçekleşmesine neden oldu
The new rules brought changes to the company
Yeni kurallar şirkette değişikliklere yol açtı
ayrılmaz
Sahnedebir şeyin tamamlanması için gerekli olan
Trust is an integral part of a relationship
Güven, bir ilişkinin ayrılmaz bir parçasıdır
gücendirmek
Sahnedekaba bir davranışla birini üzmek veya kızdırmak
I did not mean to offend you
Seni gücendirmek istemedim
gücendirmek
kaba bir davranışla birini üzmek veya kızdırmak
I did not mean to offend you
Seni gücendirmek istemedim
ileride
Sahnedeşu andan daha sonraki bir zamanda
I want to move to London later
İleride Londra'ya taşınmak istiyorum
daha geç
beklenen zamandan sonra gerçekleşen
He arrived later than usual
Normalden daha geç geldi
sonraki
bir zaman diliminin sonuna yakın
In his later years he wrote books
Sonraki yıllarında kitaplar yazdı
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir nesnenin veya yerin içi
The cat is inside the box
Kedi kutunun içinde
bütün gece
tüm gece süresince
It rained all night
Bütün gece yağmur yağdı
gece boyunca
gecenin tamamı boyunca
I stayed awake all night
Gece boyunca uyanık kaldım
tatil
Sahnedeişe veya okula ara verilen dinlenme süresi
I am on vacation
Tatildeyim
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
rekabetçi
Sahnedebaşkalarından daha iyi olmak isteyen
He is very competitive
O çok rekabetçidir
son vermek
Sahnedesona ermek veya bir şeyi sona erdirmek
The company ceased operations
Şirket faaliyetlerine son verdi
devam et
bir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
eşsiz
Sahnedetürünün tek örneği olan
Everyone has a unique fingerprint
Herkesin eşsiz bir parmak izi vardır
öfkelendirmek
Sahnedebirini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yanmak
ateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
kalça
Sahnedeüzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his butt
Kalçasının üzerine düştü
dipçik
bir aletin veya silahın tutulan kalın ucu
He held the rifle by the butt
Tüfeği dipçiğinden tuttu
alay konusu
dalga geçilen kişi veya şey
He is the butt of the joke
Şakanın alay konusu o
dayamak
bir nesneyi başka bir nesneye yaslamak
He butted the chair against the wall
Sandalyeyi duvara dayadı
ilaç
Sahnedehastalıkları iyileştirmek için kullanılan madde
Take your medicine every day
İlacını her gün al
tıp
hastalıkların ve yaralanmaların tedavisiyle ilgilenen bilim
He studies medicine at university
Üniversitede tıp okuyor
ilaç
hastalığı tedavi etmek için kullanılan madde
I take medicine for my headache
Baş ağrım için ilaç alıyorum
gerektirmek
Sahnedebir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin zorunlu olduğunu belirtmek
This job requires experience
Bu iş tecrübe gerektiriyor
yumruk
Sahnedeparmakların sıkıca kapatıldığı el
He clenched his fist
Yumruğunu sıktı
yumruklamak
yumruğu sıkıp bir şeye vurmak
He fisted the table
Masayı yumrukladı
nezaket
Sahnedenazik ve sakin olma durumu
He treated the bird with gentleness
Kuşa nezaketle davrandı
yumuşaklık
Sahnedesert veya şiddetli olmayan yapı
She handled the flower with gentleness
Çiçeği yumuşaklıkla tuttu
vurgu
Sahnedebir şeye verilen özel önem veya dikkat
The school places great emphasis on reading
Okul okumaya büyük vurgu yapıyor
belirmek
Sahnedegörünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
görünmek
belli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
saçma
Sahnedeakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
sinirlerini bozmak
birini sinirlendirmek veya üzmek
His constant complaining really gets under my skin
Sürekli şikayet etmesi gerçekten sinirlerimi bozuyor
şampuan
Sahnedesaç yıkamak için kullanılan sıvı sabun
I need to buy some shampoo
Biraz şampuan almam gerekiyor
şampuan
saçları temizlemek için kullanılan sıvı
This shampoo smells like coconut
Bu şampuan hindistan cevizi gibi kokuyor
şampuanlamak
özel bir sabunla bir şeyi yıkamak
I need to shampoo my hair
Saçlarımı şampuanlamam gerekiyor
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
belki
muhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
araç
Sahnedeinsanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere taşımak için kullanılan şey
The car is a common vehicle
Araba yaygın bir araçtır
tarikat
Sahnedesıradışı inançları olan küçük bir dini grup
He joined a strange cult
Garip bir tarikata katıldı
plastik
Sahnedeşekillendirilebilen sentetik bir malzeme
This bottle is made of plastic
Bu şişe plastikten yapılmıştır
asi
Sahnedeotoriteye karşı savaşan kişi
The rebel fought against the government
Asi, hükümete karşı savaştı
isyan etmek
Sahnedeotoriteye veya kurallara karşı çıkmak veya direnmek
Teenagers often rebel against their parents
Gençler genellikle ebeveynlerine isyan ederler
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
katılmak
Sahnedebir etkinlikte yer almak
I want to participate in the competition
Yarışmaya katılmak istiyorum
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
Please participate in the class discussion
Lütfen sınıf tartışmasına katılın
uykulu
Sahnedeuyuma ihtiyacı hisseden
I feel sleepy
Uykulu hissediyorum
kötü
Sahnedeahlaken kötü veya yanlış olan
The wicked witch lived in the woods
Kötü cadı ormanda yaşıyordu
çok
aşırı derecede veya yüksek seviyede
That car is wicked fast
O araba çok hızlı
Wicked
Oz Büyücüsü temalı ünlü Broadway müzikali
I watched the musical Wicked
Wicked müzikalini izledim
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
Sahnedeburunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
içeride beklemek
bir yerin içinde kalmak veya beklemek
I will wait in the lobby
Lobide bekleyeceğim
benzer
Sahnedeneredeyse aynı olan
These two cars are similar
Bu iki araba benzer
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
icat etmek
Sahnedeyeni bir şey tasarlamak veya yapmak
Who invented the telephone?
Telefonu kim icat etti?
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
sabır
Sahnedesakince bekleme yeteneği
Please have some patience
Lütfen biraz sabır gösterin
bilgi dolu
yararlı bilgilerle dolu
The documentary was very fact filled
Belgesel çok bilgi doluydu
torunlar
Sahnedeçocukların çocukları
I love my grandkids
Torunlarımı seviyorum
lavabo
Sahnedeyıkama için kullanılan kap
Wash your hands in the sink
Ellerini lavaboda yıka
çökmek
bir yüzeyin altına veya içine inmek
The sun began to sink
Güneş batmaya başladı
batmak
bir girişimin başarısızlığa uğraması
His new company started to sink
Yeni şirketi batmaya başladı
çıkmak
Sahnedebiriyle romantik ilişki yaşamak
They have been dating for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bileklik
Sahnedebileğe takılan süs eşyası
She wears a gold bracelet
O, altın bir bileklik takıyor
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
sürüm
bir yazılımın veya sistemin belirli bir versiyonu
This is the latest build of the software
Bu yazılımın en son sürümüdür
düzen
Sahnedeşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
bir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
amaç
bir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
Lanet olsun
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirten hafif bir ifade
Dang, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
hafta sonu
Sahnedecumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
hafta sonu tatili
Cuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
ninja
Sahnedegizli sanatlar konusunda eğitimli yetenekli savaşçı
The ninja vanished into the shadows
Ninja gölgelerin içinde kayboldu
ninja
dövüş sanatlarında uzman savaşçı
The ninja is very fast
Ninja çok hızlıdır
temiz
Sahnedekirli veya lekeli olmayan
The glass is clean
Bardak temiz
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
temiz
yasa dışı uyuşturucu veya alkol kullanmayan
He has been clean for three years
O üç yıldır temiz