

Young Sheldon — Season 5 Episode 7
Kelimeler ve anlamları
464 kelime
Seviye
şımartmak
Sahnedebirine aşırı ilgi gösterip onu fazla korumak
Don't coddle the child too much
Çocuğu çok fazla şımartma
zorlamak
Sahnedebirini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
bastırmak
bir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
sebep
Sahnedebir şeyin nedeni veya amacı
Tell me the wherefore of your actions
Davranışlarının sebebini bana söyle
yok
Sahnedehayır kelimesinin gayriresmi kullanımı
Do you want to go? Nah.
Gitmek ister misin? Yok.
dudak büzmek
Sahnededudakların öne doğru itilmesiyle yapılan yüz ifadesi
She began to pout
Dudak büzmeye başladı
zeki
Sahnedeçok zeki veya akıllı
He is a brilliant student
O zeki bir öğrenci
harika
çok iyi veya etkileyici
This is a brilliant idea
Bu harika bir fikir
savaşmak
Sahnedebir savaşta yer almak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
uygulamak
Sahnedebir şeyi belirli bir amaç için kullanmak
You should apply these methods
Bu yöntemleri uygulamalısın
geçerli olmak
bir durum için etkili veya doğru olmak
This rule does not apply here
Bu kural burada geçerli değil
başvurmak
resmi olarak bir şey istemek
I want to apply for a job
Bir işe başvurmak istiyorum
kendini vermek
bir işe tüm dikkatini ve çabasını harcamak
You must apply yourself to study
Ders çalışmaya kendini vermelisin
hanımefendi
Sahnedebir kadın için kullanılan nazik sözcük
May I help you, ma'am
Size yardım edebilir miyim, hanımefendi
hanımefendi
SahnedeKadınlara hitap ederken kullanılan saygılı bir söz
How can I help you maam
Size nasıl yardımcı olabilirim hanımefendi
hanımefendi
saygılı bir hitap şekli
Yes, ma'am
Evet, hanımefendi
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
içeri girmek
bir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
futbol
Sahnedeiki takım arasında topla oynanan oyun
I like playing football
Futbol oynamayı severim
futbol topu
futbol sporunda kullanılan top
He kicked the football
Futbol topuna vurdu
sinirlenmek
bir şeye çok sinirlenmek veya üzülmek
Don't get bent out of shape about it
Bu konu yüzünden bu kadar sinirlenme
arka koltuk
bir taşıtın arkasında bulunan oturma yeri
He sat in the back seat
Arka koltukta oturdu
istismar
Sahnedezararlı veya adaletsiz davranış
Child abuse is a crime
Çocuk istismarı bir suçtur
kötü muamele etmek
birine kötü davranmak veya zarar vermek
He abused the animal
Hayvana kötü davrandı
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He abused his position
Mevkisini kötüye kullandı
kötü davranmak
birine veya bir şeye kötü muamele etmek
She does not abuse her cat
O kedisine kötü davranmaz
rol
Sahnedefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
parça
bir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
uluslararası
Sahnedebirden fazla ülke ile ilgili olan
He works for an international company
Uluslararası bir şirket için çalışıyor
matematik
Sahnedesayıların ve şekillerin incelendiği bilim
I like math
Matematiği severim
matematik
sayıların ve şekillerin özelliklerini inceleyen bilim dalı
I study math at school
Okulda matematik çalışıyorum
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
gelişigüzel
belirli bir düzen veya plan olmaksızın
He threw his clothes around willy nilly
Kıyafetlerini gelişigüzel etrafa saçıyor
eleman
Sahnedebir erkek veya erkek çocuk için kullanılan gayriresmi kelime
He is a funny fella
O komik bir eleman
adam
bir erkek için kullanılan gayriresmi kelime
That fella is my boss
Şu adam benim patronum
çözmek
bir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
sakin ol
sakinleşmek veya endişelenmeyi bırakmak
Just take it easy
Sadece sakin ol
nazik davran
birine karşı sert olmayan bir şekilde yaklaşmak
Take it easy on him during the argument
Tartışma sırasında ona karşı nazik davran
dinlen
rahatlamak ve çok çalışmamak
You should take it easy this weekend
Bu hafta sonu dinlenmelisin
ateş etmek
Sahnedesilahtan kurşun çıkarmak
He knows how to shoot
O ateş etmeyi bilir
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
sürgün
bitkinin gövdesinden çıkan yeni filiz
The plant has a new shoot
Bitkinin yeni bir sürgünü var
çekmek
film reklam veya video için görüntü kaydetmek
They are shooting a movie
Bir film çekiyorlar
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
saçmalamak
aptalca veya mantıksızca davranmak
Stop tripping and listen to me
Saçmalamayı bırak ve beni dinle
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
yapısal
Sahnedeparçaların düzenleniş biçimiyle ilgili olan
The building has structural problems
Binanın yapısal sorunları var
zorba
Sahnedediğerlerini korkutan kişi
He was a bully at school
O okulda bir zorbaydı
zorbalık yapmak
birini bir şey yapmaya zorlamak için korkutmak
Do not bully your classmates
Sınıf arkadaşlarına zorbalık yapma
zorba
zayıf insanları korkutan veya onlara zarar veren kişi
He is a bully at school
O okulda bir zorba
uyanık kalmak
uyumayıp uyanık kalmak
I stayed up late last night
Dün gece geç saatlere kadar uyanık kaldım
yerinde kalmak
düşmeden yerinde durmak
The poster will not stay up on the wall
Poster duvarda durmuyor
uyumamak
gece uyanık kalıp yatağa girmemek
I stayed up late watching a movie
Film izleyerek geç saatlere kadar uyumadım
umutsuz
Sahnedeumut veya teselli vermeyen
The future looks bleak
Gelecek umutsuz görünüyor
Allah aşkına
kızgınlık veya hayal kırıklığı belirtmek için kullanılan bir ifade
For crying out loud stop making that noise
Allah aşkına şu sesi çıkarmayı kes
Allah aşkına
hayal kırıklığı veya kızgınlığı belirtmek için kullanılan bir ifade
For crying out loud stop that noise
Allah aşkına o sesi kes
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli veya bir ilişkisi olmayan
She is currently single
O şu anda bekar
girmek
bir yere girmek
Please come into the room
Lütfen odaya girin
miras kalmak
birinin vefatıyla mal veya paranın birine geçmesi
She came into a fortune after her grandfather died
Dedesi öldükten sonra ona büyük bir servet miras kaldı
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
Sahnedebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
kaymak
bir yüzeyde yanlışlıkla kaymak
Be careful, don't slip on the ice
Dikkatli ol, buzda kayma
geçmeli ayakkabı
bağcık ya da toka kullanmadan giyilebilen ayakkabı
These slip ons are very comfortable
Bu geçmeli ayakkabılar çok rahat
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
bir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
sürüklemek
Sahnedebir şeyi yüzey üzerinde çekmek
Drag the chair across the room
Sandalyeyi oda boyunca sürükle
sıkıcı şey
sıkıcı veya can sıkıcı durum
This meeting is such a drag
Bu toplantı çok sıkıcı
nefes
sigaradan çekilen duman
He took a long drag
Uzun bir nefes çekti
drag performansı
erkeklerin eğlence amacıyla kadın kıyafetleri giyerek yaptığı gösteri
He is famous for his drag performance
O drag performansıyla ünlüdür
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
aman
Sahnedebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
dürüstlük
Sahnededoğru ve adil olma özelliği
Honesty is very important
Dürüstlük çok önemlidir
saçma
Sahnedeakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
çoğunlukla
Sahnedebüyük ölçüde veya genel olarak
The students are mostly from Turkey
Öğrencilerin çoğu Türkiye'den
çoğunlukla
büyük oranda veya genellikle
It is mostly sunny today
Bugün hava çoğunlukla güneşli
salınım
Sahnededüzenli ve tekrarlayan ileri geri hareket
The pendulum shows a slow oscillation
Sarkaç yavaş bir salınım gösteriyor
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
sorumluluğu üstlenmek
kontrolü veya sorumluluğu ele almak
Someone needs to take charge of this project
Birinin bu projenin sorumluluğunu üstlenmesi gerekiyor
kontrolü ele almak
kendine güvenen ve kontrolü üstlenmeye istekli olan
She decided to take charge of the project
Projenin kontrolünü ele almaya karar verdi
kontrolü ele almak
bir şeyi yönetme veya ona liderlik etme sorumluluğunu üstlenmek
She decided to take charge of the project
Projenin kontrolünü ele almaya karar verdi
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
inmek
aşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
yenilmek
mağlup olmak veya başarısız olmak
The team went down in the final
Takım finalde yenildi
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going down here
Burada neler oluyor
hapse girmek
hapishaneye gönderilmek
He went down for five years
Beş yıl hapse girdi
yenilmek
bir yarışma veya çatışmada mağlup olmak
Our team went down in the final match
Takımımız final maçında yenildi
askeri
Sahnedeordu veya savaşla ilgili
He joined the military
Orduya katıldı
oturmak
Sahnedekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
duş
Sahnedesu püskürtmesi altında yıkanma eylemi
I take a shower every morning
Her sabah duş alırım
yağdırmak
birine bir şeyden çok fazla vermek
They showered her with gifts
Ona hediyeler yağdırdılar
sağanak
kısa süreli yağmur
There was a quick shower this afternoon
Bu öğleden sonra kısa bir sağanak yağış vardı
bebek partisi
hamile bir kadına hediye vermek için düzenlenen parti
She enjoyed the baby shower
Bebek partisini çok beğendi
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
düşmek
bir yerden ayrılarak düşmek
The button fell off my shirt
Gömleğimin düğmesi düştü
özgüvensiz
Sahnedekendine güvenmeyen veya emin olmayan
She feels insecure about her voice
Sesi konusunda kendini özgüvensiz hissediyor
kiriş
Sahnedeinşaatta kullanılan uzun ve ağır ahşap veya metal parça
The steel beam supports the roof
Çelik kiriş çatıyı destekliyor
ışın
bir ışık çizgisi
A beam of sunlight hit the floor
Bir güneş ışını yere vurdu
ışıldamak
çok mutlu veya gururlu bir şekilde gülümsemek
She beamed with joy
Sevinçle ışıldadı
ışınlamak
bir enerji ışınıyla bir yerden başka bir yere taşımak
They can beam the crew to the planet
Mürettebatı gezegene ışınlayabilirler
reddetmek
Sahnedebir şeyin önemli olmadığına karar vermek
He dismissed my idea
Fikrimi reddetti
serbest bırakmak
birine gidebileceğini söylemek
The teacher dismissed the class
Öğretmen sınıfı serbest bıraktı
kovmak
birine artık orada kalamayacağını söylemek
The manager dismissed the worker
Müdür işçiyi kovdu
işten çıkarmak
birinin görevine son vermek
The company decided to dismiss him
Şirket onu işten çıkarmaya karar verdi
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
ispiyonlamak
birinin yaptığı yanlış bir şeyi yetkili birine bildirmek
Don't tell on me
Beni ispiyonlama
ispiyonlamak
birinin yaptığı yanlış bir şeyi yetkili birine söylemek
He told on his friend to the teacher
Öğretmene arkadaşını ispiyonladı
ispiyonlamak
birinin yaptığı yanlışı yetkili birine söylemek
Don't tell on your friend to the teacher
Arkadaşını öğretmene ispiyonlama
mühendis
Sahnedemakineleri yapıları veya sistemleri tasarlayan veya inşa eden kişi
She works as a software engineer
O bir yazılım mühendisi olarak çalışıyor
mühendis
makineleri veya yapıları tasarlayan veya inşa eden kişi
He is a civil engineer
O bir inşaat mühendisi
tasarlamak
bir şeyin yapısını veya işlevini değiştirmek
They engineered a new solution to the problem
Soruna yeni bir çözüm tasarladılar
tezgâhlamak
bir şeyi zekice veya gizlice planlayıp gerçekleştirmek
He engineered a way to finish the project early
Projeyi erken bitirmek için bir yol tezgâhladı
mutsuz
Sahnedeüzüntü duyan veya mutlu olmayan
She is unhappy today
O bugün mutsuz
mükemmellik
Sahnedekusursuz olma durumu
She strives for perfection
O mükemmellik için çabalar
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
jel
Sahnedesaç şekillendirmek için kullanılan koyu kıvamlı madde
He uses gel for his hair
Saçları için jel kullanıyor
varmak
bir yere ulaşmak
I will gel at the station soon
İstasyona yakında varacağım
gerçekleşmek
bir durumun veya planın oluşması
The plan did not gel as expected
Plan beklendiği gibi gerçekleşmedi
jel
koyu kıvamlı jöle benzeri madde
He put some hair gel on
Saçına biraz jel sürdü
esinti
Sahnededoğal hava hareketi
There is a soft wind
Hafif bir esinti var
nefes
solunan hava
I lost my wind
Nefesim kesildi
sarmak
bir şeyi defalarca döndürmek
Wind the yarn
İpliği sar
duyum
gizli kalmış bilgi veya haber
She caught wind of the secret plan
Gizli planın kokusunu aldı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
yatmak
uyumak için yatağa gitmek
I will turn in now
Şimdi yatacağım
ihbar etmek
birini yetkililere bildirmek
He turned in the thief
Hırsızı ihbar etti
teslim olmak
polise teslim olmak
He turned himself in
Teslim oldu
sapmak
bir yola dönerek girmek
He turned in at the driveway
Garaj yoluna saptı
teslim etmek
bir işi veya ödevi yetkili birine vermek
I must turn in my report today
Raporumu bugün teslim etmeliyim
teslim etmek
birini polise veya yetkililere vermek
The witness decided to turn in the criminal
Tanık suçluyu polise teslim etmeye karar verdi
geç kalan
Sahnedebeklenen zamandan sonra gelen kişi
The latecomer entered the room quietly
Geç kalan kişi odaya sessizce girdi
fıtık
Sahnedevücudun bir kısmının kaslardaki zayıf bir noktadan dışarı çıkması
He has a hernia in his back
Onun belinde fıtık var
sıkışmış
Sahnedezor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
yapışık
bir şeye tutunmuş durumda olan
The note is stuck to the door
Not kapıya yapışık
dondurma
sütten yapılan tatlı ve donmuş bir gıda
I love chocolate ice cream
Çikolatalı dondurmayı severim
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
sık sık
Sahnedebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
pratik
Sahnedekullanım için uygun ve kolay
This is a practical solution
Bu pratik bir çözüm
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
sohbet etmek
Sahnedegayri resmi olarak konuşmak
We chat every day
Her gün sohbet ederiz
ereksiyon
penisin sertleşmiş olma durumu
He has a hard on
Penisi sertleşmiş durumda
saplantı
bir şeye karşı duyulan aşırı ve mantıksız ilgi
He has a hard on for that new game
O yeni oyuna karşı aşırı bir saplantısı var
sert davranmak
birine karşı çok katı veya acımasız olmak
Do not be so hard on him
Ona bu kadar sert davranma
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü