

Young Sheldon — 5. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
448 kelime
Seviye
üzgün bir şekilde
Sahnedemutsuz olduğunu gösterecek şekilde
He looked at me sadly
Bana üzgün bir şekilde baktı
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
varlık
Sahnedebirinin veya bir şeyin yakınında olma durumu
His presence calmed me down
Onun varlığı beni sakinleştirdi
varlık
bir yerde bulunma durumu
I felt his presence in the room
Odanın içinde onun varlığını hissettim
varlık
internet ortamında görünür olma durumu
She has a strong online presence
Onun güçlü bir çevrimiçi varlığı var
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
garip
normal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birini tuhaf veya tedirgin hissettirmek
His comment really weirded me out
Yorumu beni gerçekten garip hissettirdi
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
muhtaç
Sahnedetemel gereksinimleri karşılayamayan
We should help people in need
Muhtaç insanlara yardım etmeliyiz
muhtaç
bir şeye çok gereksinim duymak
He is in need of help
O yardıma muhtaç
muhtaç
yardıma veya desteğe ihtiyaç duyan
The charity helps those in need
Hayır kurumu muhtaç olanlara yardım ediyor
yüzme havuzu
Sahnedeyüzmek için yapılmış yapay su alanı
The hotel has a big pool
Otelin büyük bir havuzu var
bilardo
masada toplar ve ıstkalarla oynanan bir oyun
Let's play a game of pool
Hadi bir el bilardo oynayalım
havuz
bir şeylerin toplandığı ortak kaynak veya rezerv
We have a pool of talented candidates
Yetenekli adaylardan oluşan bir havuzumuz var
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
istemek
Sahnedebir şeyi yapmaya istekli olmak
Would you care to join us
Bize katılmak ister misin
sonunda
Sahnedeuzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
randevu
biriyle önceden planlanmış buluşma
I have a meeting with my doctor
Doktorumla bir randevum var
toplantı
insanların konuşmak için bir araya geldiği etkinlik
We have a meeting at ten o clock
Saat onda bir toplantımız var
kalkış
Sahnederoketin yerden yükselmeye başladığı an
The rocket is ready for lift off
Roket kalkışa hazır
bulut
Sahnedegökyüzünde su damlacıklarından oluşan beyaz veya gri kütle
There is a big cloud in the sky
Gökyüzünde büyük bir bulut var
bulandırmak
bir şeyi daha az net veya anlaşılması zor hale getirmek
Fear clouded his judgment
Korku muhakemesini bulandırdı
bulut
internet üzerinde veri depolama sistemi
I save my files to the cloud
Dosyalarımı buluta kaydediyorum
şapşal
Sahnedeaptal veya şaşkın kimse
Stop being such a dingus
Bu kadar şapşal olmayı bırak
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum
kabullenmek
bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to take it as it is
Onu olduğu gibi kabullenmelisin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
ilişki kurmak
biriyle veya bir şeyle yakın bağ kurmak veya dahil olmak
I want to go with someone who is kind
Kibar biriyle ilişki kurmak istiyorum
işlev
Sahnedebir şeyin doğal veya amaçlanan kullanımı
What is the function of this button
Bu düğmenin işlevi nedir
resmî davet
sosyal bir toplantı veya parti
It was a formal function
Bu resmî bir davetti
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi işlemesi
The machine does not function
Makine çalışmıyor
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi iş görmesi
The machine does not function anymore
Makine artık çalışmıyor
elbette
Sahnedeevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
rahatlamak
birini sakin ve daha az gergin hissettirmek
Music helps me relax
Müzik rahatlamama yardımcı olur
dinlenmek
sakinleşmek veya daha az hareketli olmak
I want to relax on the weekend
Hafta sonu dinlenmek istiyorum
balık tutma
Sahnedebalık yakalamaya çalışma
We are going fishing today
Bugün balık tutmaya gidiyoruz
balıkçılık
balık yakalama sporu veya uğraşı
Fishing is a popular hobby
Balıkçılık popüler bir hobidir
balıkçılık
balık tutma eylemi
He enjoys fishing in the lake
O gölde balık tutmaktan hoşlanır
olta balıkçılığı
boş zamanlarda balık tutma hobisi
Fishing is a relaxing hobby
Balıkçılık rahatlatıcı bir hobidir
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
adaçayı
Sahnedeyemeklerde kullanılan gri-yeşil yapraklı bir bitki
I add sage to the soup
Çorbaya adaçayı ekliyorum
bilge
Sahnedetecrübesiyle doğru kararlar verebilen
She gave me some sage advice
O bana bilgece bir tavsiye verdi
tütsülemek
tütsü yakarak arındırmak
They sage the room before meditation
Meditasyondan önce odayı tütsülediler
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
kalıp
Sahnedebir şeyi yapmanın düzenli yolu
I noticed a pattern in his behavior
Davranışlarında bir kalıp fark ettim
desen
tekrarlanan dekoratif şekil veya resim
The fabric has a floral pattern
Kumaşın çiçekli bir deseni var
kız torun
Sahnedebirinin oğlunun veya kızının çocuğu olan kız
She is my granddaughter
O benim kız torunum
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
ses
Sahnedekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
yaş
Sahnedebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
yaşlanmak
zaman geçtikçe daha yaşlı hale gelmek
People age as time passes
İnsanlar zaman geçtikçe yaşlanır
dikkatini dağıtmak
Sahnedebirinin dikkatini başka yöne çekmek
Don't distract me while I am working
Ben çalışırken dikkatimi dağıtma
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
bulanıklık
Sahnedenet görülmesi zor olan şey
The photo is a blur
Fotoğraf bulanık
bulanıklaştırmak
bir şeyi görülmesi veya anlaşılması zor hale getirmek
The fog blurred the view of the city
Sis şehir manzarasını bulanıklaştırdı
bulanıklık
net olmayan veya seçilemeyen görüntü
Everything moved in a blur
Her şey bir bulanıklık içinde hareket etti
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
oturmak
bir yerde ikamet etmek
I live in a big house
Büyük bir evde oturuyorum
birlikte yaşayan
bir romantik partnerle aynı evde oturan
They are a live-in couple
Onlar birlikte yaşayan bir çift
yapmak üzere olmak
Sahnedebir eylemi gerçekleştirmeye hazırlanmak
We are fixing to leave now
Şimdi gitmek üzereyiz
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I am fixing to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeye niyetleniyorum
formül
Sahnedebir şeyi yapmak için kullanılan kurallar veya talimatlar bütünü
He found a formula for success
Başarı için bir formül buldu
mama
bebekler için hazırlanan özel besin
The baby drinks formula
Bebek mama içiyor
formül
özel bir madde karışımı
The baby is fed with formula
Bebek formülle besleniyor
zihinsel
Sahnedezihinle veya düşüncelerle ilgili olan
It is a mental process
Bu zihinsel bir süreçtir
deli
normal bir şekilde düşünmeyen
He acts mental today
Bugün deli gibi davranıyor
akıl hastası
zihinsel rahatsızlığı olan kimse
He acts like a mental
Akıl hastası gibi davranıyor
başlangıç
Sahnedebir şeyin başlama anı
The onset of winter was sudden
Kışın başlangıcı ani oldu
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
izleyici
Sahnedebir şeyi seyreden kimse
He is a quiet watcher
O sessiz bir izleyicidir
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
lazanya
Sahnedemakarna, sos ve peynir katmanlarından oluşan fırınlanmış bir İtalyan yemeği
I love eating lasagna
Lazanya yemeyi severim
hipnotize edici
Sahnedebakışları üzerine çeken ve büyüleyen
The music had a hypnotic effect
Müziğin hipnotize edici bir etkisi vardı
ders
Sahnedebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
sınıf
okulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
hariç
Sahnededahil etmeden
Aside from the weather it was a great trip
Hava durumu dışında harika bir geziydi
kenara
yan tarafa doğru
Please step aside
Lütfen kenara çekilin
yan yorum
asıl konu dışındaki kısa açıklama
He made a quick aside during the speech
Konuşması sırasında kısa bir yan yorum yaptı
kafiye yapmak
Sahnedekelimelerin sonunda benzer sesleri kullanmak
Words like cat and bat rhyme
Kedi ve yarasa gibi kelimeler kafiyelidir
kafiye
benzer seslerle biten kelime veya kısa şiir
This poem has a rhyme
Bu şiirin bir kafiyesi var
kafiyelenmek
bir kelimeyle aynı son sese sahip olmak
Cat and hat rhyme
Kedi ve şapka kafiyelenir
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
tuhaf bir şekilde
Sahnedegarip veya alışılmadık bir biçimde
He was oddly quiet today
Bugün tuhaf bir şekilde sessizdi
sıkmak
Sahnedebir şeyi daha sıkı hale getirmek
Tighten the screw
Vidayı sık
ışık
Sahnedegörmemizi sağlayan doğal veya yapay parlaklık
The light is bright
Işık parlak
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
açık renkli
koyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
idam mangası
SahnedeÖlüm cezasına çarptırılan kişiyi kurşuna dizerek infaz eden grup
The prisoner faced a firing squad
Mahkum idam mangası karşısına çıktı
idam mangası
bir mahkumu vurması için görevlendirilen asker grubu
The prisoner faced the firing squad
Mahkum idam mangasının karşısına çıkarıldı
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
doğru gitmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
I am headed to the station
İstasyona doğru gidiyorum
kendi başına
Sahnedebaşkalarının yardımı olmadan
You can do it on your own
Bunu kendi başına yapabilirsin
tek başına
başka birinin yardımı olmadan veya yalnız şekilde
You have to do this task on your own
Bu görevi tek başına yapmalısın
bekâr
Sahnedeevli olmayan erkek
He is a bachelor
O bekârdır
itmek
Sahnedebirini veya bir şeyi sertçe itmek
Don't shove me
Beni itme
itme
sert ve kaba bir şekilde itme
He gave me a hard shove
Beni sertçe itti
duygusal
Sahnededuygularını yoğun yaşayan
She is an emotional person
O duygusal bir insandır
duygusal
duygularla ilgili olan
This is an emotional issue
Bu duygusal bir konu
duygusal
duygularla veya hislerle ilgili olan
He gave an emotional speech
O duygusal bir konuşma yaptı
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
beyzbol
Sahnedesopa ve topla oynanan bir oyun
I like playing baseball
Beyzbol oynamayı severim
beyzbol topu
beyzbol sporunda kullanılan küçük sert top
He threw the baseball to the pitcher
Beyzbol topunu atıcıya fırlattı
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
çamaşır
Sahnedeyıkanması gereken veya yıkanmış giysiler
I need to fold the laundry
Çamaşırları katlamam gerekiyor
kirli çamaşırlar
yıkanması gereken kirli giysiler
Put your laundry in the basket
Kirli çamaşırlarını sepete koy
çamaşır
yıkanması gereken giysiler
I need to do the laundry
Çamaşır yıkamam gerekiyor
çamaşırhane
giysilerin yıkandığı ve kurutulduğu yer
The laundry is on the first floor
Çamaşırhane birinci kattadır
boyamak
Sahnedebir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
resim yapmak
Sahnedeboya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
boya
yüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
resmetmek
bir durumu veya kişiyi kelimelerle betimlemek
The report paints a sad picture of the situation
Rapor durumu üzücü bir şekilde resmediyor
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
olay
Sahnedegenellikle kötü veya sıra dışı olan bir hadise
It was a strange incident
Tuhaf bir olaydı
kusmak
Sahnedemide içeriğini ağız yoluyla dışarı atmak
The baby vomited
Bebek kustu
kusmuk
hasta olunduğunda ağızdan çıkan sıvı
There is vomit on the floor
Yerde kusmuk var
iç çamaşırı
Sahnededış kıyafetlerin altına giyilen giysi
I need to buy new underwear
Yeni iç çamaşırı almam gerekiyor
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
bir kez daha
Sahnedebir defa daha
Please read it once again
Lütfen onu bir kez daha oku
bir daha
bir kez daha
Please say it once again
Lütfen onu bir daha söyle
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
öneri
Sahnededeğerlendirilmesi için sunulan fikir veya plan
Do you have any suggestions
Hiç öneriniz var mı
öneri
yapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında sunulan fikir
I have a good suggestion
İyi bir önerim var
tavsiye
yapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında verilen öğüt
Please follow my suggestion
Lütfen tavsiyeme uy
niyet etmek
Sahnedebir şeyi hedef olarak belirlemek
I intend to visit London next year
Gelecek yıl Londra'yı ziyaret etmeyi planlıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
Sahnedebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor