

Forrest Gump
About
Zihinsel bir engel evet hayatı gerçekten yaşanmaz hale getirebilir ama Forrest Gump bize her şeye rağmen hayata tutunmayı öğretiyor. Onun dramatik ve bir o kadar da eğlenceli hikayesi ile bazen yetersizliklerin fırsatlara dönüştüğüne, içimizdeki en değerli şeyin sevgi olduğuna tanık olacaksınız. Tüm bu serüveni türkçe altyazı olmadan anlamak ister misin? İngilizce öğrenmek için en iyi filmler arasında gösterilen bu filmde kullanılan tüm kelimeler ve anlamları hemen aşağıda. Quizi başlatıp tüm kelimeleri öğrendiğin takdirde hem ingilizcen gelişecek hem de altyazılara gerek kalmadan filmi izleyebileceksin.
Words & meanings
1038 words
CEFR level
anlamak
In scenebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
zorunda
In scenebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
In scenebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
patika
In sceneyürümek için kullanılan dar yol
Follow the path to the woods
Ormana giden patikayı takip edin
yol
bir sonuca varmak için izlenen yaşam veya davranış şekli
She chose a difficult path in life
Hayatta zor bir yol seçti
yol
takip edilecek bir güzergah veya iz
We followed the path through the forest
Ormandaki yolu takip ettik
duymak
In scenebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
In scenearkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
hesaplaşma
In scenekimin en iyi olduğunu belirlemek için yapılan son yarışma veya kavga
The two teams are ready for the final showdown
İki takım final hesaplaşmasına hazır
açık hava
In sceneaçık havada gerçekleşen
I love outdoor activities
Açık hava etkinliklerini severim
vakit geçirmek
In scenebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
In scenebir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
zaman harcamak
In scenebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
ananas
In sceneüstünde dikenli yaprakları olan büyük sarı tropikal bir meyve
I like pineapple juice
Ananas suyunu severim
sebep
In scenebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
çözmek
In scenedüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şahsiyet
ünlü veya önemli bir kişi
He is a famous figure
O ünlü bir şahsiyettir
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
saç
In scenekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
gibi görünmek
In scenebir şeyin izlenimini vermek
You doe to be ready
Hazır gibi görünüyorsun
yapmak
bir eylemi gerçekleştirmek
I will do my homework
Ödevimi yapacağım
dişi geyik
geyik türünün dişisi
A doe was grazing
Bir dişi geyik otluyordu
belirtmek
bir şeyi yazıyla ifade etmek
The sign does not indicate the name
Tabela ismi belirtmiyor
oraya çıkmak
daha yüksek bir yere çıkmak
How did you get up there
Oraya nasıl çıktın
yaşlanmak
ileri yaşlara gelmek
He is getting up there
Epey yaşlandı
kovmak
birini bir gruptan veya yerden zorla çıkarmak
They kicked him off the team
Onu takımdan kovdular
başlatmak
bir şeye başlamak
Let's kick off the meeting
Hadi toplantıyı başlatalım
dikkat et
tehlikeye karşı dikkatli olmak
Look out! There is a car
Dikkat et! Bir araba var
akraba
In sceneailenizden olan kimse
She is a close relation of mine
O benim yakın bir akrabam
ilişki
iki şey arasındaki bağ
There is a close relation between diet and health
Beslenme ve sağlık arasında yakın bir ilişki vardır
yoo
In scenehayır demenin gündelik ve gayriresmî yolu
Naw, I don't want it
Yoo, onu istemiyorum
askeri
In sceneordu veya savaşla ilgili
He joined the military
Orduya katıldı
uğramak
birinin evine ziyarete gelmek
Come on over to my house tonight
Bu akşam bize uğra
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
suikast
In sceneönemli bir kişiyi öldürme eylemi
The assassination shocked the whole nation
Suikast tüm ulusu sarstı
hariç
bir şeyi dışarıda tutarak
Everyone was there except for John
John hariç herkes oradaydı
hariç
bir şey dışında tutulan tek şeyi belirtmek için kullanılır
Everyone came except for John
John hariç herkes geldi
iyi bakmak
birine veya bir şeye özenle bakmak
Please take good care of my cat
Lütfen kedime iyi bak
önem
In sceneönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
tartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
eğitim çavuşu
yeni askerleri eğiten rütbeli asker
The drill sergeant trains the recruits
Eğitim çavuşu askerleri eğitir
düşük
In scenemiktarı veya derecesi az olan
The price is very low
Fiyat çok düşük
dip
çok kötü veya başarısız bir nokta
That was the low of his career
Bu kariyerinin en kötü noktasıydı
kısık
ses seviyesi düşük olan
She speaks in a low voice
O kısık sesle konuşuyor
koştu
In scenehızlıca koşmak
He ran to the park
Parka koştu
aday olmak
In scenebir seçimde göreve talip olmak
He ran for president
O başkanlık için aday oldu
yönetmek
bir organizasyonu veya etkinliği idare etmek
She ran the family business for many years
Aile şirketini uzun yıllar boyunca yönetti
parıldamak
In sceneküçük ışıklar yayarak parlamak
The diamonds sparkle in the light
Elmaslar ışıkta parıldıyor
roket firması
In sceneroket üreten veya satan iş yeri
They launched a new rocket company
Yeni bir roket firması kurdular
uzay roketi
uzaya yolculuk yapan araç
The rocket traveled to space
Uzay roketi uzaya seyahat etti
fırlamak
bir şeyin aniden ve hızla yükselmesi veya artması
Prices rocketed last month
Fiyatlar geçen ay fırladı
üniversiteyle ilgili
In scenebir kolej veya üniversite ile ilgili olan
She participated in collegiate sports
Üniversite düzeyindeki sporlara katıldı
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
In scenenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
mangal yapmak
In sceneyiyecekleri doğrudan ateş üzerinde pişirmek
I want to barbecue some fish
Biraz balık ızgara yapmak istiyorum
mangal
In scenedışarıda ateş üzerinde yemek pişirmek için kullanılan araç
The barbecue is new
Mangal yeni
mangal partisi
In scenedışarıda ızgarada pişirilen yemeklerin yendiği sosyal etkinlik
We have a barbecue every Sunday
Her Pazar mangal partisi yaparız
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
kabul etmek
In scenesunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
asla ama asla
hiçbir zaman
I will never ever do that again
Bunu bir daha asla yapmayacağım
diploma
In sceneeğitim programı tamamlandığında alınan unvan
She has a university degree
Üniversite diploması var
derece
sıcaklık ölçü birimi
It is twenty degrees today
Bugün hava yirmi derece
derece
bir şeyin miktarı veya seviyesi
There is a high degree of risk
Yüksek bir risk derecesi var
favori
In scenediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favourite colour
Mavi benim favori rengim
kapatmak
In scenebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
kapalı
açık olmayan durum
The window is shut
Pencere kapalı
susturmak
birinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
bakım
In scenebir şeyin iyi durumda kalması için gereken çalışma
The car needs regular maintenance
Arabanın düzenli bakıma ihtiyacı var
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
yakın
In scenekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
her zaman
sürekli veya çok sık
He talks all the time
O her zaman konuşur
toplanmak
bir yere bir araya gelmek
The soldiers were ordered to mount up
Askerlere toplanmaları emredildi
düzeltilmiş
In scenekötü bir durumdan sonra onarılmış veya yoluna konmuş
He finally unfucked the broken computer
Sonunda bozuk bilgisayarı düzeltti
diş teli
In scenedişleri düzeltmek için kullanılan araç
I have braces
Diş tellerim var
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
yazmak
In scenekitap, makale veya başka bir metin oluşturmak
She writes a book
O bir kitap yazıyor
yazmak
In scenebir yüzeye harfler veya kelimeler oluşturmak
Write your name here
Adınızı buraya yazın
yazmak
mektup veya e-posta göndermek
I will write to you soon
Yakında sana yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
paylaşmak
In scenebir şeyin bir kısmını başkalarına vermek
I share my toys
Oyuncaklarımı paylaşırım
pay
In scenebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
bonfile
In scenegenellikle sığır etinden yapılan kalın et dilimi
I would like a steak
Bir bonfile istiyorum
birleşmek
In scenetek bir bütün haline gelmek
The two companies decided to unite
İki şirket birleşmeye karar verdi
birleşmek
In sceneortak bir amaç için bir araya gelmek
The team decided to unite for the project
Ekip proje için birleşmeye karar verdi
birleştirmek
iki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek
They want to unite the two groups
İki grubu birleştirmek istiyorlar
alışveriş yapmak
In scenemağazalara gidip eşyalar almak
I like to shop for clothes
Kıyafet alışverişi yapmayı severim
dükkan
bir şeyler satın alınan yer
This is a small shop
Bu küçük bir dükkan
çökmek
In scenebir yüzeyin altına veya içine inmek
The sun began to sink
Güneş batmaya başladı
lavabo
yıkama için kullanılan kap
Wash your hands in the sink
Ellerini lavaboda yıka
batmak
bir girişimin başarısızlığa uğraması
His new company started to sink
Yeni şirketi batmaya başladı
devralmak
bir şeyin yönetimini üstlenmek
He will take over the company
Şirketi devralacak
ele geçirmek
bir yerin kontrolünü almak
The army took over the city
Ordu şehri ele geçirdi
devralma
bir şirket veya organizasyonun kontrolünü üstlenme eylemi
They decided to take over the company
Şirketi devralmaya karar verdiler
götürmek
bir şeyi bir kişiye veya yere ulaştırmak
Can you take this over to her
Bunu ona götürebilir misin
gizlice çıkmak
bir yerden sessizce ve gizlice ayrılmak
He tried to sneak out of the house
Evden gizlice çıkmaya çalıştı
hızlıca
In scenehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
dışarıda oturmak
özellikle açık havada bir yerde vakit geçirmek
We sat out in the garden
Bahçede oturduk
katılmamak
bir etkinliğe dahil olmayı tercih etmek
I will sit out this round
Bu tura katılmayacağım
pas geçmek
bir aktiviteden uzak durmayı seçmek
She decided to sit out the dance
Dansa katılmamaya karar verdi
konum
In scenebir kişinin veya nesnenin yerleşim şekli
Change your position
Konumunu değiştir
pozisyon
ücret karşılığı yapılan iş rolü
She applied for the position
O bu pozisyona başvurdu
tutum
bir konu hakkındaki görüş veya fikir
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşünüz nedir
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
mağdur
In scenebir olay nedeniyle zarar görmüş kişi
He was a victim of the accident
Kazanın mağduruydu
kurban
bir olay veya suç yüzünden zarar gören kişi
She is the victim of a crime
O bir suçun kurbanı
kurban
bir olay veya eylem nedeniyle zarar gören kişi
The police helped the victim of the crime
Polis suçun kurbanına yardım etti
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
In scenebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
hata
In sceneyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
herhangi biri
In sceneherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
çift sıra park etmek
park halindeki bir aracın yanına park etmek
He got a fine because he decided to double park
Çift sıra park ettiği için ceza yedi
çift sıra park etmek
park halindeki bir aracın yanına onu engelleyecek şekilde park etmek
You cannot double park here
Burada çift sıra park edemezsiniz
beraber
In sceneaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
düzenli
In scenemantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
üzgün
In scenepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
nefis
In scenetadı veya kokusu çok hoş olan
These strawberries are very luscious
Bu çilekler çok nefis
sabah
In scenegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
In sceneiyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
seçmek
bir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
satılmak
belirli bir fiyata sahip olmak
These shoes go for fifty dollars
Bu ayakkabılar elli dolara satılıyor
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
dışarı çıkmak
bir aktivite yapmak amacıyla evden ayrılmak
I go for a run in the morning
Sabahları koşuya çıkarım
imparatorlukla ilgili
In scenebir imparatorlukla ilgili olan
The city had an imperial palace
Şehrin bir imparatorluk sarayı vardı
imparator
bir imparatorluğu yöneten kişi
The imperial sat on the throne
İmparator tahtta oturuyordu
açıklamak
In scenebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
salata
In sceneçiğ sebzelerin soğuk karışımı
I like fresh salad
Taze salatayı severim
domuz
In scenehortumlu ve kıvrık kuyruklu bir çiftlik hayvanı
The pig is pink
Domuz pembedir
domuz
çok dağınık olan veya çok yemek yiyen kişi
Stop eating like a pig
Domuz gibi yemek yemeyi bırak
obur
çok fazla yemek yiyen veya açgözlü kimse
You are such a pig for eating the whole cake
Tüm pastayı yediğin için tam bir obursun
polis
polislere yönelik kullanılan hakaret içerikli bir söz
Calling an officer a pig is disrespectful
Bir memura bu şekilde hitap etmek saygısızlıktır
banyo
In scenevücudun küvette yıkanması eylemi
I take a bath every day
Her gün banyo yaparım
banyo
yıkanmak için kullanılan yer veya küvet
The bath is large
Banyo büyük
banyo
kuşların yıkanması için kullanılan su kabı
The birds played in the bath all day
Kuşlar bütün gün banyoda oynadı
yıkamak
birini veya bir şeyi su ile temizlemek
Please bath the baby gently
Lütfen bebeği nazikçe yıka
büyülü
In scenesihirle ilgili veya sihirli güçleri olan
It was a magic moment
Büyülü bir andı
sihirli güç
In sceneimkansız şeyleri yapabilme gücü
The ring has magic
Yüzüğün sihirli gücü var
sihirbazlık
illüzyon yapma sanatı
He knows some magic
O biraz sihirbazlık biliyor
büyü
gizemli güçlerle olayları kontrol etme yeteneği
Magic is not real
Büyü gerçek değildir
haraç kesmek
tehdit ederek birinden para istemek
The gang tried to shake down the shopkeeper
Çete, dükkan sahibinden haraç kesmeye çalıştı
didik didik aramak
birini veya bir yeri çok dikkatli ve detaylı bir şekilde aramak
The police shook down the suspect
Polis şüpheliyi didik didik aradı
rayına oturmak
bir durumun zamanla yerli yerine oturması
Everything will shake down eventually
Her şey sonunda rayına oturacak
ne halt
bir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
sakat bırakmak
In scenebirini normal şekilde hareket edemez veya işlev göremez hale getirmek
The injury could cripple him for life
Yaralanma onu ömür boyu sakat bırakabilir
girmek
bir sürece başlamak
The car will go into production soon
Araba yakında üretime girecek
girmek
bir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
girmek
bir işe veya alana dahil olmak
She wants to go into politics
Siyasete girmek istiyor
detaylandırmak
bir konuyu derinlemesine incelemek
We cannot go into the details now
Detayları şimdi inceleyemeyiz
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
He takes care of his garden
O bahçesine bakıyor
bakımını yapmak
birinin veya bir şeyin bakımını gerçekleştirme
You must take care of your bike
Bisikletinin bakımını yapmalısın