

Forrest Gump
Konusu
Zihinsel bir engel evet hayatı gerçekten yaşanmaz hale getirebilir ama Forrest Gump bize her şeye rağmen hayata tutunmayı öğretiyor. Onun dramatik ve bir o kadar da eğlenceli hikayesi ile bazen yetersizliklerin fırsatlara dönüştüğüne, içimizdeki en değerli şeyin sevgi olduğuna tanık olacaksınız. Tüm bu serüveni türkçe altyazı olmadan anlamak ister misin? İngilizce öğrenmek için en iyi filmler arasında gösterilen bu filmde kullanılan tüm kelimeler ve anlamları hemen aşağıda. Quizi başlatıp tüm kelimeleri öğrendiğin takdirde hem ingilizcen gelişecek hem de altyazılara gerek kalmadan filmi izleyebileceksin.
Kelimeler ve anlamları
1031 kelime
Seviye
tam
Sahnedetam veya mutlak olan
It was an utter disaster
Tam bir felaketti
tam
tamamen ve bütünüyle
That is utter nonsense
Bu tam bir saçmalık
dile getirmek
sesli olarak söylemek
He did not utter a word
Tek bir kelime etmedi
Yılbaşı
Sahnedeyeni yılın başlangıcını kutlama zamanı
We have a party for New Years
Yılbaşı için bir parti veriyoruz
yılbaşı
1 Ocak günü kutlanan tatil
Happy New Year!
Mutlu yıllar!
yavaş
Sahnededüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
yavaşlatmak
bir şeyin hızını azaltmak
You must slow down
Yavaşlamalısın
yavaş
hızı düşük olan
The turtle is very slow
Kaplumbağa çok yavaştır
yavaşlamak
hızını azaltmak
You should slow down here
Burada yavaşlaman gerekir
yavaşça
düşük bir hızda hareket ederek
He walked slowly to the door
Kapıya doğru yavaşça yürüdü
ağır
hızlı olmayan
This is a slow process
Bu ağır bir süreçtir
zeytin yeşili
Sahnedekoyu zeytin renginde bir yeşil tonu
He wore an OD green shirt
Zeytin yeşili bir gömlek giymişti
kurtçuk
Sahnedeyumuşak, kurt benzeri bir böcek larvası
There is a maggot in the fruit
Meyvenin içinde bir kurtçuk var
deniz
Sahnededünyanın büyük bir kısmını kaplayan tuzlu su kütlesi
I love swimming in the sea
Denizde yüzmeyi severim
yığın
bir şeyin çok büyük miktarı veya sayısı
I saw a sea of faces
Bir insan yığını gördüm
deniz
dünya yüzeyinin çoğunu kaplayan büyük tuzlu su kütlesi
They swam in the sea today
Bugün denizde yüzdüler
tüm gün
Sahnedegünün tamamı boyunca
I worked all day
Tüm gün çalıştım
bütün gün
günün tamamı boyunca süren
I worked all day today
Bugün bütün gün çalıştım
tavada kızarmış
Sahnedeaz miktarda yağ ile tavada pişirilmiş
I like pan fried fish
Tavada kızarmış balık severim
içmek
Sahnedevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He drinks too much alcohol
O çok fazla içki içiyor
içmek
sıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
tamam
Sahnedeyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
bir isteği kabul etmek veya bir işe başlamak için kullanılan ifade
All right I will go now
Tamam şimdi gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya güvenli durumda olan
Everything will be all right
Her şey iyi olacak
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
Sahnedeaynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
kız
Sahnedekadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
kız çocuk
genç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
dişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
irkçı hakaret
Sahnedesiyahi insanlara yönelik kullanılan çok ağır ve saldırgan bir ifade
People consider this word to be highly offensive
İnsanlar bu kelimeyi son derece saldırgan bulur
nefis
Sahnedetadı veya kokusu çok hoş olan
These strawberries are very luscious
Bu çilekler çok nefis
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
gömlek
vücudun üst kısmına giyilen bir giysi
He is wearing a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
dışarı çıkmak
bir yerden veya odadan ayrılmak
Please go out now
Lütfen şimdi dışarı çık
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
yayımlanmak
bir haberin veya bilginin herkese duyurulması
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün yayımlandı
çıkmak
biriyle romantik bir ilişki yaşamak
They have been going out for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
dışarı çıkmak
bir yere gitmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarıya çıkmak
restoranda yemek yemek
We go out for dinner every Friday
Her cuma akşam yemeği için dışarıya çıkarız
sönmek
yanmayı durdurmak
The campfire went out during the night
Kamp ateşi gece boyunca söndü
ışığı sönmek
ışık vermeyi durdurmak
The light in my room went out
Odamdaki ışık söndü
yayınlanmak
televizyonda veya radyoda gösterilmek
The news will go out at six
Haberler saat altıda yayınlanacak
modası geçmek
popülerliğini yitirmek veya tarz olmaktan çıkmak
These shoes went out years ago
Bu ayakkabıların modası yıllar önce geçti
keskin nişancı
Sahnedegizli bir yerden ateş eden kişi
The sniper was hidden in the building
Keskin nişancı binada gizlenmişti
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
dağıtmak
Sahnedebir yeri düzensiz hale getirmek
You messed up my room
Odamı dağıttın
bozmak
plan veya düzeni aksatmak
Don't mess up my plans
Planlarımı bozma
hırpalamak
birine fiziksel zarar vermek
The bullies messed him up
Zorbalar onu hırpaladı
batırmak
bir işi kötü bir şekilde yapmak
I messed up the test
Sınavı batırdım
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya kötü duruma getirmek
I messed up the project
Projeyi mahvettim
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya kötüleştirmek
Do not mess up this task
Bu görevi mahvetme
kafasını karıştırmak
birinin zihnini bulandırmak
These confusing rules really messed me up
Bu karmaşık kurallar gerçekten kafamı karıştırdı
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
göndermek
bir şeyi bir yere ulaştırmak
He sent the documents to the office
Belgeleri ofise gönderdi
postalamak
bir mektup veya paketi yollamak
She sent a letter to her friend
Arkadaşına bir mektup postaladı
geri göndermek
bir şeyi geldiği yere yollamak
I will send the item back
Ürünü geri göndereceğim
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
kendini tutmak
Sahnedebir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
kapı girişi
Sahnedekapı için ayrılmış olan giriş boşluğu
He stood in the doorway
Kapı girişinde durdu
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
aç
Sahnedeyiyecek yeme ihtiyacı duyan
I am hungry
Ben açım
istekli
bir şeyi şiddetle arzulayan
He is hungry for success
Başarıya açtır
aç
yemek yeme ihtiyacı hissetme
I am hungry
Karnım aç
aç
bir şeye karşı duyulan güçlü istek
He is hungry for success
Başarıya aç durumda
daha aç
öncekine göre daha fazla yeme ihtiyacı hissetme
I am even more hungry now
Şimdi daha da aç hissediyorum
aç
yemek yemeye ihtiyaç duyan
I am very hungry
Çok açım
gumbo
SahnedeAmerika'nın güneyine özgü yoğun bir etli çorba türü
He cooked a delicious gumbo for dinner
Akşam yemeği için lezzetli bir gumbo pişirdi
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
memnun
mutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
bölmek
Sahnedeparçalara ayırmak
We split the apple
Elmayı böldük
şpagat
bacakların zıt yönlere açıldığı jimnastik hareketi
She can do the splits
Şpagat yapabiliyor
ayrılmak
bir yerden hızla uzaklaşmak
We need to split now
Hemen gitmemiz gerekiyor
muzlu split
dondurma ve soslarla servis edilen tatlı
I ate a banana split for dessert
Tatlı olarak muzlu split yedim
ayrılmak
romantik bir ilişkiyi sonlandırmak
They decided to split last year
Geçen yıl ayrılmaya karar verdiler
bölmek
bir şeyi parçalara ayırmak veya kırmak
They split the apple in half
Elmayı ikiye böldüler
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
stok
gelecekte kullanım için biriktirilen şeyler
We have a store of food
Yiyecek stokumuz var
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
mağaza
alışveriş yapılan yer
I bought this shirt at the store
Bu gömleği mağazadan aldım
gizemli
Sahnedeanlaşılması veya açıklanması zor
The forest is mysterious
Orman gizemli
gizemli
anlaşılması veya açıklanması zor olan
The mysterious box was locked
Gizemli kutu kilitliydi
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
katil
Sahnedebirini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
müthiş
çok iyi veya etkileyici
That was a killer performance
Bu müthiş bir performanstı
öldürücü
çok yoğun veya zor bir etkiye sahip olan şey
The heat today is a real killer
Bugünkü sıcaklık gerçekten öldürücü
gidip gelme
Sahnedeiki yer veya konu arasında hızlıca ve sürekli hareket etmek
He spent the whole day ping ponging between meetings
Bütün gününü toplantılar arasında gidip gelerek geçirdi
gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
Run along now
Şimdi git artık
boyunca gitmek
bir şeyin yanından veya hizasından ilerlemek
The path runs along the river
Patika nehir boyunca uzanıyor
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
bir defalık
SahnedeTek seferlik olan
This is a one time offer
Bu bir defalık bir tekliftir
bir kez
Sadece bir kez gerçekleşen
I saw him one time
Onu bir kez gördüm
bir seferlik
bir kez gerçekleşmiş veya yapılmış olan
This is a one time payment
Bu bir seferlik bir ödemedir
tek kullanımlık
sadece bir kez kullanılan veya gerçekleşen
This is a one-time offer
Bu tek kullanımlık bir teklif
inmek
Sahnedebir araçtan dışarı çıkmak
You should get off at the next stop
Bir sonraki durakta inmelisin
haz almak
cinsel haz almak
He gets off on power
Güçten haz alır
çıkarmak
bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
Get the mud off your shoes
Ayakkabılarındaki çamuru temizle
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
yola çıkmak
bir yolculuğa veya işe başlamak
We should get off early tomorrow
Yarın erken yola çıkmalıyız
inmek
bir taşıttan veya bir yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
işi bırakmak
bir çalışmayı veya faaliyeti sona erdirmek
I get off work at five
Saat beşte işten çıkıyorum
telefonu kapatmak
telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Artık telefonu kapatmam gerekiyor
cezasız kurtulmak
bir suç için cezalandırılmaktan kaçınmak
He managed to get off with just a warning
Sadece bir uyarıyla cezasız kurtulmayı başardı
terbiyesizlik yapmak
kaba veya kabul edilemez şekilde davranmak
Don't get off with me
Bana terbiyesizlik yapma
üzerinden inmek
bir şeyin üzerinden aşağıya inmek
He got off his bike
Bisikletinden indi
telefonu kapatmak
telefon konuşmasını bitirmek
It is time to get off
Telefonu kapatma zamanı
başından kalkmak
bir cihazı kullanmayı bitirmek
Get off the computer
Bilgisayarın başından kalk
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
araçtan inmek
bir taşıttan ayrılmak
I will get off at the station
İstasyonda araçtan ineceğim
işten çıkmak
mesai saatini bitirmek
I get off work at five
Beşte işten çıkıyorum
yakadan düşmek
birinin seni rahatsız etmesini engellemek
Please get off my back
Lütfen yakamdan düş
uzaklaşmak
bir yerden veya konumdan ayrılmak
Get off the grass
Çimlerden uzaklaş
rahat bırakmak
birini rahatsız etmeyi veya eleştirmeyi durdurmak
Just get off him
Sadece onu rahat bırak
elini çekmek
birine veya bir şeye dokunmayı bırakmak
Get off my arm
Kolumdan elini çek
kullanmayı bırakmak
bir cihazı veya nesneyi kullanmayı durdurmak
You must get off the phone
Telefonu kullanmayı bırakmalısın
izlemeyi bırakmak
bir televizyon programını seyretmeyi durdurmak
I will get off that show
O programı izlemeyi bırakacağım
dip
Sahnedebir şeyin en alt kısmı
She found a coin at the bottom of the pool
Havuzun dibinde bir madeni para buldu
popo
üzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his bottom
Poposunun üzerine düştü
alt
bir şeyin en alt kısmı
The coin is at the bottom of the glass
Bozuk para bardağın dibinde
alt
bir şeyin en alt kısmı
Write your name at the bottom of the page
Adınızı sayfanın altına yazın
doğrudan
Sahnedearada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
yönetmek
bir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
yöneltmek
bir şeyi belirli bir yöne çevirmek
He directed the light at the wall
O ışığı duvara yöneltti
veya benzeri
Sahnedeveya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
veya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
burger
Sahnedeiçinde köfte olan bir sandviç
I ate a burger for lunch
Öğle yemeği için burger yedim
hamburger
ekmek arasında sunulan yuvarlak et parçası
The burger is too salty
Hamburger çok tuzlu
burger köftesi
et veya sebzeden yapılmış yassı yuvarlak köfte
Grill the burger for five minutes
Burger köftesini beş dakika pişir
hamburger
ekmek içinde et veya sebzeden oluşan yuvarlak yiyecek
He likes fish burgers
Balık hamburgerini sever
parçalarına ayırmak
Sahnedebir şeyi bileşenlerine veya parçalarına ayırmak
You need to disassemble the furniture to move it
Taşınmak için mobilyaları parçalarına ayırman gerekiyor
eyaletler
Sahnedebir ülkenin içindeki bölgeler
The US has fifty states
ABD'nin elli eyaleti vardır
devletler
kendi hükümeti olan bir ulus veya bölge
Many states signed the treaty
Birçok devlet anlaşmayı imzaladı
eyalet
bir ülkenin idari bölümlerinden biri
The country has fifty states
Ülkenin elli eyaleti var
devletler
bir ülkenin veya eyaletin yönetim organı
The states have their own laws
Devletlerin kendi yasaları vardır
belirtmek
bir şeyi kelimelerle ifade etmek
The report states the facts clearly
Rapor gerçekleri açıkça belirtiyor
burada
Sahnedebir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
buralarda
bulunduğumuz bu yer
It is very cold out here
Buralar çok soğuk
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hareket etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
He started to move to the door
Kapıya doğru hareket etmeye başladı
ertelemek
bir etkinliğin tarihini veya saatini değiştirmek
They moved the meeting to Friday
Toplantıyı cumaya ertelediler
hareket halinde
yer değiştiren veya kımıldayan
The train is finally moving
Tren sonunda hareket ediyor
teklif etmek
bir planı veya fikri tartışma için resmi olarak sunmak
I move that we end the meeting
Toplantıyı bitirmeyi teklif ediyorum
taşınmak
bir yerden başka bir yere yerleşmek
We are going to move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
yerini değiştirmek
bir şeyi bir yerden başka bir yere nakletmek
Can you move your chair please
Lütfen sandalyenin yerini değiştirebilir misin
gerçekleşmek
Sahnedehayallerin veya dileklerin gerçek olması
My dream came true
Hayalim gerçek oldu
gerçek olmak
bir tahminin veya öngörünün doğru çıkması
Her prediction came true
Tahmini gerçek oldu
gerçekleşmek
bir beklentinin veya hayalin gerçeğe dönüşmesi
His dream finally came true
Hayali sonunda gerçekleşti
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere bırakmak
Lay the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
öpmek
birine sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla dokunmak
He leaned in to lay her
Onu öpmek için öne eğildi
cinsel ilişki
cinsel birleşme için kullanılan gayriresmi terim
He bragged about his last lay
Son cinsel ilişkisiyle övündü
örtüsünü kaldırmak
bir şeyin üzerindeki örtüyü alıp açığa çıkarmak
He helped to lay the truth bare
Gerçeğin örtüsünü kaldırmaya yardım etti
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
seçim
seçilen kişi veya şey
This was my first pick
Bu benim ilk seçimimdi
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
toplamak
bir yüzeyden bir şeyi koparıp almak
We can pick fresh apples here
Buradan taze elmalar toplayabiliriz
seçmek
bir şeyi tercih etmek veya belirlemek
You can pick any color
İstediğin rengi seçebilirsin
pena
gitar tellerini çalmak için kullanılan küçük parça
I lost my guitar pick
Gitar penamı kaybettim
paket
Sahnedeeşyaları koymaya yarayan küçük kap veya zarf
I bought a packet of seeds
Bir paket tohum aldım
paket
içinde ürünlerin bulunduğu küçük kapalı paket
I opened the packet of chips
Cips paketini açtım
yürürlüğe giren
Sahnedeçalışmaya veya kullanılmaya başlayan
The rule is effective from tomorrow
Kural yarından itibaren yürürlüğe giriyor
etkili
istenen sonucu veren
This is an effective method
Bu etkili bir yöntem
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
Sahnede1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
maymun
Sahnedeağaçlarda yaşayan uzun kuyruklu küçük bir hayvan
The monkey is eating a banana
Maymun muz yiyor
maymun
kuyruğu olan küçük veya orta büyüklükte bir primat
Some monkeys live in groups
Bazı maymunlar gruplar halinde yaşar
takılmak
birisiyle şakacı veya sinir bozucu bir şekilde uğraşmak
Stop monkeying him while he studies
Ders çalışırken onunla uğraşmayı bırak
kapatmak
Sahnedebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
kapalı
açık olmayan durum
The window is shut
Pencere kapalı
susturmak
birinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
kapatmak
bir şeyi bir kutunun içine koyup üzerini örtmek
She shut the papers in the box
Kağıtları kutuya kapattı
kurtulmak
birinden veya bir şeyden kurtulmak
I am glad to be shut of him
Ondan kurtulduğuma memnunum
dışarıda bırakmak
birini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
saat
Sahnede60 dakikalık zaman birimi
It took two hours to finish
Bitirmesi iki saat sürdü
saatler
günün veya gecenin belirli zaman dilimleri
I waited for two hours
İki saat bekledim
saatlerce
uzun veya belirsiz bir süre
I waited for hours
Saatlerce bekledim
zaman birimleri
altmış dakikalık zaman dilimleri
We count the hours
Zaman birimlerini sayıyoruz
çalışma saatleri
bir iş yerinin açık olduğu vakit
Our business hours are long
Çalışma saatlerimiz uzun
vakitler
günün belirli bölümleri
These are the quiet hours
Bunlar sessiz vakitler
saat
altmış dakikalık zaman birimi
It took two hours
İki saat sürdü
saatler
altmış dakikalık süreler
The hours go by fast
Saatler çabuk geçiyor
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
Sahnedebirine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunurken kullanılan kelime
Please come here
Lütfen buraya gel
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
lütfen
nazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
lütfen
bir ricayı daha nazik hale getirmek için kullanılır
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
lütfen
nazik bir şekilde bir şey istemek için kullanılır
Please wait here
Lütfen burada bekle
lütfen
birinden kibarca bir şey talep etmek için kullanılır
Please listen to me
Lütfen beni dinle
memnun etmek
birini mutlu veya tatmin etmek
It is hard to please everyone
Herkesi memnun etmek zordur
yer
Sahnedebir şeyin bulunduğu yer
This is the site of the accident
Burası kazanın olduğu yer
alan
belirli bir amaç için kullanılan bölge
The construction site is closed
İnşaat alanı kapalı
web sitesi
internette web sayfalarının bulunduğu yer
I found this information on a site
Bu bilgiyi bir sitede buldum
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
birleştirmek
Sahnedeayrı parçaları tek bir bütün yapmak için bir araya getirmek
They put together the puzzle
Yapbozu birleştirdiler
birleştirmek
parçaları bir araya getirerek bir şeyi oluşturmak
I put together the new table
Yeni masayı birleştirdim
çözmek
olayları düşünerek durumu anlamak
I finally put together what happened
Dün gece ne olduğunu nihayet çözdüm
anlamak
bir durumun farkına varmak
It took time to put together the facts
Gerçekleri anlamak zaman aldı
toplamak
nesneleri tek bir yerde bir araya getirmek
I will put together all my books
Tüm kitaplarımı toplayacağım
çözmek
bir durumu düşünerek anlamlandırmak
I put together what happened
Ne olduğunu çözdüm
dudak
Sahnedeağzın kenarları
She has red lips
Onun kırmızı dudakları var
saygısızca konuşma
kaba veya saygısız laf etme
Don't give me any lip
Bana saygısızca konuşma
göstermek
Sahnedebir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
program
televizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
askeri
Sahnedeordu veya savaşla ilgili
He joined the military
Orduya katıldı
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
ücretsiz
Sahnedebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
kısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
muaf
bir şeyden kurtulmuş veya bir şeye sahip olmayan
He is free from pain
O acıdan muaftır
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
bacak
Sahnedeyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
kokteyl
Sahnedekarışım alkollü içecek
I ordered a cocktail
Bir kokteyl sipariş ettim
kokteyl
alkollü ve diğer içeceklerin karıştırılmasıyla yapılan içki
I ordered a fruit cocktail at the bar
Barda meyveli bir kokteyl sipariş ettim
karışım
farklı şeylerin bir araya getirilmesiyle oluşan yapı
The medicine is a cocktail of different chemicals
Bu ilaç farklı kimyasalların bir karışımıdır
kokteyl
sosla karıştırılmış küçük yiyecek parçalarından oluşan soğuk bir yemek
I ate a fruit cocktail for dessert
Tatlı olarak meyve kokteyli yedim
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı durdurmak
I want to quit smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
bırakmak
bir işi veya eylemi yapmayı durdurmak
He decided to quit his job.
O işini bırakmaya karar verdi.
düşmek
Sahnedehızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
tutulmak
bir duyguya veya duruma girmeye başlamak
Many people fall in love in spring
Birçok insan ilkbaharda aşka tutulur
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
girmek
belirli bir gruba veya kategoriye ait olmak
This task falls into a simple category
Bu görev basit bir kategoriye giriyor
kanmak
birinin yalanına inanmak
Don't fall for his lies
Onun yalanlarına kanma
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
düşmek
yüksekten aşağıya doğru inmek
The ball fell to the ground
Top yere düştü
sonbahar
yaprakların döküldüğü mevsim
It gets cold in the fall
Sonbaharda hava soğur
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
Sahnedeönünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
kürek
Sahnedesapı olan kısa ve düz bir araç
I need a paddle for the canoe
Kano için bir küreğe ihtiyacım var
kürek çekmek
kürek kullanarak küçük bir tekneyi hareket ettirmek
He paddled the boat
Tekneyle kürek çekti
pataklamak
birini yassı bir nesneyle vurmak
The teacher threatened to paddle the student
Öğretmen öğrenciyi pataklamakla tehdit etti
kürek çekmek
kürek kullanarak bir tekneyi suda hareket ettirmek
I like to paddle my canoe
Kanomla kürek çekmeyi severim
-e rağmen
Sahnedesöylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
olmasına rağmen
bir durumun olmasına karşın
I went out even though it was raining
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktım
her ne kadar
bir durumun olmasına karşın
Even though he was tired he worked
Her ne kadar yorgun olsa da çalıştı
fırtına
Sahnedeyağmur veya karla gelen güçlü rüzgar
There is a storm tonight
Bu gece fırtına var
fırtına
Sahnedeşiddetli hava olayı
A huge storm is coming
Büyük bir fırtına geliyor
hışımla ayrılmak
çok öfkeli bir şekilde bir yerden çıkmak
He stormed out of the meeting
Toplantıdan hışımla ayrıldı
basmak
bir yere zorla girmek
The soldiers stormed the castle
Askerler kaleyi bastı
acele et
Sahnedebir işi çabuk yapmak
Move it and get in the car
Acele et ve arabaya bin
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok