

Harry Potter and the Philosopher's Stone
About
Harry potter serisinin ilk filmi olan Harry Potter and the Sorcerer's Stone ( felsefe taşı) yapımı hayranlarını seriye bağlayan güzel bir başlangıç olmuştu. Filmin konusuna gelecek olursak Harry amcası ve halası ile sıradan bir hayat sürmektedir. Öfkeli bir anında nesnelerini hareket ettirebildiğini fark etmesi onun için farklı bir hayatın başlangıcı olacaktır. Yetenekli Harry Hogwarts Büyücülük ve Cadılık Okulu'na kabul edilir. Okul dönemi onun hayatında yeteneklerini nasıl kontrol edebileceğini öğrendiği güzel dönemeç olur. Yabancı filmlerle ingilizce öğrenmek istersen Harry Potter serisi güzel bir seçim olabilir. Filmde kullanılan tüm kelimeler ve anlamları yüklendi. Hemen Quiz eşliğinde kelimeleri öğrenerek İngilizce düzeyini geliştirebilirsin.
Words & meanings
998 words
CEFR level
yüzyıl
In sceneyüz yıllık süre
The castle is five centuries old
Kale beş yüzyıllık
yüzyıl
yüz yıllık bir dönem
It happened a century ago
Bu bir yüzyıl önce oldu
yüzyıllar
yüz yıllık dönemler
It has taken centuries to build
İnşası yüzyıllar sürdü
Yüzyıl
100 yıllık bir dönem
We live in the twenty first century
Yirmi birinci yüzyılda yaşıyoruz
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
de değil
In sceneolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
In sceneiki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
zihin
In scenekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
In scenebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
mevsim
In sceneyılın dört bölümünden her biri
Winter is my favorite season
Kış benim en sevdiğim mevsimdir
sezon
bir televizyon veya radyo dizisinin bölümleri
I am watching the second season
İkinci sezonu izliyorum
tatlandırmak
yemeğe tuz veya baharat eklemek
Season the chicken with some salt
Tavuğu biraz tuzla tatlandır
mevsimi
meyve veya sebzelerin olgunlaşıp tüketilmeye hazır olduğu zaman dilimi
Strawberries are in season now
Şu an çilek mevsimi
etrafında dolanmak
In scenebir şeyin yakınında ayrılmadan beklemek
She hovered near the door
Kapının yakınında bekledi
büyücülük
In scenesihirli güçlerin kullanımı
The wizard showed his wizardry
Büyücü büyücülüğünü gösterdi
başlamak
In scenebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
sarı
In scenegüneş veya limon gibi parlak bir renk
The sun is yellow
Güneş sarıdır
hecelemek
In scenebir kelimenin harflerini sırayla söylemek veya yazmak
How do you spell your name
İsmini nasıl hecelersin
büyü
In scenesihirli güce sahip sözler veya eylemler
The witch cast a spell
Cadı bir büyü yaptı
süre
In scenekısa bir zaman aralığı
I worked there for a short spell
Orada kısa bir süre çalıştım
belirtmek
genellikle kötü bir şeyin olacağının işareti olmak
This spells disaster
Bu felaket habercisidir
keşfetmek
In scenebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
daha önce bilinmeyen bir şeyi bulmak veya ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
yalanlamak
In scenebir şeyin doğru olmadığını söylemek
He denied the rumors
Söylentileri yalanladı
reddetmek
bir şeyi kabul etmemek veya izin vermemek
She was denied access
Erişimi reddedildi
reddetmek
birinden gelen bir isteği kabul etmemek
The manager denied my request for time off
Müdür izin talebimi reddetti
inkar etmek
bir şeyin doğru olmadığını veya yapmadığını söylemek
He denies breaking the vase
O vazoyu kırdığını inkar ediyor
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
mantıklı
In sceneakıl ve mantığa dayanan
We need to make a rational decision
Mantıklı bir karar vermeliyiz
içkici
In scenedüzenli olarak alkol tüketen kimse
He is a heavy drinker
O çok fazla içki içen biridir
içici
alkollü içecekler tüketen kişi
He is a heavy drinker
O çok içen biridir
geçen yıl
içinde bulunduğumuz yıldan hemen önceki yıl
I moved here last year
Geçen yıl buraya taşındım
geçen sene
içinde bulunduğumuz yıldan bir önceki yıl
It was colder last year
Geçen sene daha soğuktu
birine bırakmak
bir şeyi birinin seçimine veya sorumluluğuna bırakmak
I will leave it to you
Bunu sana bırakacağım
çalışmak
In sceneişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
akşam
In sceneöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
israf etmek
In scenebir şeyi boş yere harcamak
Don't waste your money
Paranı israf etme
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
bırakmak
In scenebir şeyi olduğu yerde bırakmak
I am leaving the door open
Kapıyı açık bırakıyorum
ayrılmak
bir yerden gitmek
I am leaving now
Şimdi ayrılıyorum
artık
bir işlemden sonra geriye kalan madde
This ash is a leaving of the fire
Bu kül ateşten geriye kalan bir artığıdır
tüy kalem
In scenekuş tüyünden yapılmış kalem
He wrote the letter with a quill
Mektubu bir tüy kalemle yazdı
duman
In sceneyanan maddelerin oluşturduğu görünür gaz
There is a lot of smoke
Çok fazla duman var
tütsülemek
et veya balığı dumanla korumak
They smoke the fish
Balıkları tütsülüyorlar
sigara içmek
yanan bir şeyin dumanını solumak
He does not smoke
O sigara içmez
çok çekici
çok çekici veya güzel görünen kimse (argo)
She is a total smoke
O çok çekici biri
akıl
In scenedüşünme ve anlama yetisi
She uses her intellect to solve problems
O problemleri çözmek için aklını kullanır
sevmek
In scenebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
zorla girmek
bir yere veya araca zor kullanarak girmek
Someone tried to break into my car
Birisi arabama zorla girmeye çalıştı
eğlendirmek
In scenebirini mutlu veya ilgili tutmak
The clown entertained the children
Palyaço çocukları eğlendirdi
değerlendirmek
bir fikri veya olasılığı dikkate almak
He did not entertain the idea of leaving
Ayrılma fikrini değerlendirmedi
önünde
bir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
bakıcı
In scenebir yere veya bir kişiye bakan kişi
The caretaker looks after the building
Bakıcı binaya göz kulak olur
tam vaktinde
planlanan zamanda gerçekleşen
The train arrived on time
Tren tam vaktinde vardı
oturmak
bir yüzeyin üzerinde, ağırlığını vererek durmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bakanlık
In scenehükümete bağlı resmi kurum veya organizasyon
He works at the Ministry of Health
Sağlık Bakanlığı'nda çalışıyor
hizmet
kilisede belirli bir görevi yerine getiren grup
The youth ministry organized a trip
Gençlik hizmeti bir gezi düzenledi
bakanlık
bir hükümetin belirli bir alandan sorumlu olan bölümü
The Ministry of Education changed the rules
Eğitim Bakanlığı kuralları değiştirdi
saçmalık
In sceneanlamsız veya doğru olmayan sözler
That story is a load of codswallop
O hikaye tamamen saçmalık
önemsemek
In scenebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
harf
In scenealfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
mektup
In scenebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harf
alfabedeki bir yazı işareti
There are 26 letters
26 harf var
mektup
birine gönderilen yazılı not
I wrote a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup yazdım
yakında
In scenekısa bir süre sonra
The train will arrive shortly
Tren yakında varacak
bilgi
In scenedeneyimle kazanılan bilgi veya farkındalık
She has a lot of knowledge about history
Tarih hakkında çok bilgisi var
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please carry on with your work
Lütfen işine devam et
el bagajı
uçağa yanınızda aldığınız çanta
I have a small carry on
Küçük bir el bagajım var
yerleştirmek
In sceneeşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
sürü
In scenebir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
yumruk atmak
bir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
paket
bir şeyin içinde bulunduğu küçük kap
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım
kapı
In scenebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
In scenegirişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
In scenebir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
bir an
In sceneçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
In scene60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
oturma yeri
In sceneüzerine oturulan yer
Please take your seat
Lütfen yerinize oturun
kapasitesi olmak
belirli sayıda kişiyi ağırlayabilmek
The room seats ten people
Oda on kişiyi alır
yerleştirmek
birine nereye oturacağını göstermek
The host seated us
Ev sahibi bizi yerleştirdi
koltuk
birine hak veya ödül olarak verilen yer
She won a seat in parliament
O parlamentoda bir koltuk kazandı
büyücü
In scenesihir kullanan kişi
The wizard cast a spell
Büyücü bir büyü yaptı
sihirbaz
In scenesihir yapan kişi
He is a famous wizard
O ünlü bir sihirbazdır
hediye
In scenebirine verilen şey
I bought a present for her
Onun için bir hediye aldım
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
mevcut
şu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
sunmak
bir şeyi bir kitleye göstermek veya tanıtmak
He will present his project
Projesini sunacak
yok
In sceneartık burada olmayan veya ölmüş
The money is gone
Para bitti
gitmiş
In scenebir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
olağanüstü
In sceneçok sıra dışı veya özel
She has an extraordinary talent for music
Onun müzik için olağanüstü bir yeteneği var
diğerleri
In scenebahsedilenlerin dışındaki kişiler veya şeyler
He took one and left the others
Birini aldı ve diğerlerini bıraktı
kişi
bir insan bireyi
One must respect others
Kişi başkalarına saygı duymalıdır
başkaları
kendisi dışında kalan diğer insanlar
We should be kind to others
Başkalarına karşı nazik olmalıyız
deniz salyangozu
In scenesarmal kabuğu olan yenebilen bir deniz yumuşakçası
We found a whelk on the beach
Sahilde bir deniz salyangozu bulduk
kısa bir süreliğine
In sceneçok kısa bir süre için
He paused momentarily
Kısa bir süreliğine durakladı
birazdan
kısa bir süre içinde
The meeting will begin momentarily
Toplantı birazdan başlayacak
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
gitmek
bir yerden ayrılmak
Run along now
Şimdi git artık
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
uyumak
In scenegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
açıklamak
In scenebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
havalı
In sceneçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
puan almak
In scenebir oyun veya sınavdan puan almak
He scored 90 on the test
Sınavdan 90 aldı
skor
bir oyundaki puanların toplamı
The score is two to one
Skor ikiye bir
elde etmek
bir şeyi kazanmak veya almak
He managed to score two tickets to the game
Maça iki bilet almayı başardı
söylenti
In scenedoğru olmayabilecek bir hikaye
I heard a rumor about him
Onun hakkında bir söylenti duydum
söylenti
doğruluğu kanıtlanmamış yayılan bilgi
I heard a rumor about the new project
Yeni proje hakkında bir söylenti duydum
yetenek
In scenebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
yetenek
In scenebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to learn quickly
Hızlı öğrenme yeteneğine sahip
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to speak three languages
O üç dil konuşma yeteneğine sahip
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
In scenearkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
ejderha
In sceneateş püskürten büyük efsanevi hayvan
Many legends talk about a draconis
Pek çok efsane bir ejderhadan bahseder
doğru şekilde
In scenedoğru veya gerçek bir şekilde
Please spell your name correctly
Lütfen ismini doğru şekilde hecele
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
sorun
In scenebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
In scenebir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
tamir etmek
In scenebir şeyi tekrar çalışır hale getirmek
I need to repair my broken phone
Bozulan telefonumu tamir etmem gerekiyor
söz konusu
üzerinde konuşulan veya ele alınan
The person in question left early
Söz konusu kişi erken ayrıldı
patika
In sceneyürümek için kullanılan dar yol
Follow the path to the woods
Ormana giden patikayı takip edin
yol
bir sonuca varmak için izlenen yaşam veya davranış şekli
She chose a difficult path in life
Hayatta zor bir yol seçti
yol
takip edilecek bir güzergah veya iz
We followed the path through the forest
Ormandaki yolu takip ettik
ölümsüz
In sceneasla ölmeyen veya sonsuza kadar yaşayacak olan
Some myths feature immortal gods
Bazı mitler ölümsüz tanrıları anlatır
memnun
In scenememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
yurt
In sceneöğrencilerin kaldığı konaklama binası
He lives in the university dormitory
Üniversite yurdunda kalıyor
öğrenci yurdu
In sceneokullarda veya üniversitelerde öğrencilerin kaldığı bina
He lives in a university dormitory
O bir üniversite yurdunda kalıyor
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
-den çıkmak
bir şeyin içinden gelmek
The cat came out of the box
Kedi kutudan çıktı
sonuçlanmak
bir durumun veya girişimin belli bir şekilde neticelenmesi
Nothing good came out of the meeting
Toplantıdan iyi bir sonuç çıkmadı
dışarı çıkmak
bir yerin içinden dış kısmına hareket etmek
He came out of the room
O odadan dışarı çıktı
orman
In scenegeniş bir ağaçlık alan
They live near the forest
Ormanın yakınında yaşıyorlar
sonunda varmak
nihayetinde bir yerde veya durumda bulunmak
They ended up at the park
Sonunda parka vardılar
kullanmak
In scenebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
gergin
In scenegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
şişman
In scenevücudunda çok fazla et olan
He is a fat cat
O şişman bir kedi
yüklü
bir şeyi vurgulamak için kullanılan
He received a fat salary
Yüklü bir maaş aldı
yağ
gıdalarda bulunan doğal yağlı madde
This milk contains fat
Bu süt yağ içerir
şişman
vücut yapısı geniş veya ağırlığı fazla olan
The fat cat is sleeping
Şişman kedi uyuyor
tarih
In scenegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
tarihçe
olayların geçmişe dair yazılı anlatımı
The building has a long history
Binanın uzun bir tarihçesi var
elde etmek
bir şeyi almak ya da sahip olmak
I finally got hold of the book I wanted
Sonunda istediğim kitabı elde ettim
derin
In sceneyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
yoğun
çok güçlü veya şiddetli
She felt a deep sadness
Yoğun bir üzüntü hissetti
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var