

The Pursuit of Happyness
About
Elindeki tüm parayı tıbbi bir makineye yatırım amaçlı harcayan Chris, bu makineyi çok karlı bir şekilde satıp güzel paralar kazanabileceğini düşünür. Fakat işler yolunda gitmez maddi zorluklar ve geçimsizlik sebebiyle karısıyla arası bozulur ve boşanırlar. O şimdi canından çok sevdiği oğlu ile beraber sokaklardadır. Dramı dibine kadar hissedebileceğiniz, Türkçeye Umudunu Kaybetme şeklinde çevrilen bu filmde tam olarak azmin zaferine tanıklık edeceksiniz. Will Smith ve öz oğlunun filmdeki müthiş enerjisi ve uyumu size ingilizce öğretebilir. Filmde kullanılan tüm kelimeler ve anlamları hemen aşağıda. İster zorluk barı yardımıyla ister bilmediğiniz kelimeleri işaretleyerek quizi başlatın. Daha sonra filmi ingilizce altyazılı veya altyazı olmadan izlediğinizde ingilizcenizin geliştiğini fark edeceksiniz.
Words & meanings
897 words
CEFR level
satış araması
bir ürünü veya hizmeti satmak için yapılan telefon görüşmesi
I have a sales call today
Bugün bir satış araması yapacağım
satış araması
ürün veya hizmet satmak için yapılan telefon görüşmesi
She made a sales call this morning
O bu sabah bir satış araması yaptı
satış ziyareti
bir şey satmak amacıyla potansiyel müşteriye yapılan ziyaret
He went on a sales call to the company
Şirkete bir satış ziyareti için gitti
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
In scenebir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
yerine getirmek
In scenebir görevi veya işlemi tamamlamak
They performed the task
Görevi yerine getirdiler
sergilemek
bir durumda belirli bir başarı veya davranış göstermek
The car performs well on the road
Araba yolda iyi performans sergiliyor
gerçekleştirmek
bir görevi veya işi yerine getirmek
They performed the experiment in the lab
Deneyi laboratuvarda gerçekleştirdiler
sahne almak
bir seyirci topluluğu önünde oynamak veya şarkı söylemek
The dancers perform every Friday
Dansçılar her cuma sahne alıyor
bilirsin ya
konuşmacının adını söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunmak için kullanılır
He is doing you know what again
Yine bilirsin ya, onu yapıyor
biliyor musun
konuşurken dikkat çekmek veya zaman kazanmak için kullanılan ifade
You know what we should go home
Biliyor musun eve gitmeliyiz
malum şey
ismini söylemek istemediğimiz şey
I forgot to buy you know what
Malum şeyi almayı unuttum
güzel
In scenegöze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
keyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
kontrolden çıkmış
yönetilemeyen veya kontrol edilemeyen
The car went out of control
Araba kontrolden çıktı
kontrol edilemez
kontrol altına alınamayan
The crowd was out of control
Kalabalık kontrol edilemez durumdaydı
kontrolden çıkmış
idare edilemez durumda olan
The situation is out of control
Durum kontrolden çıktı
kontrol edilemez
kontrol edilmesi mümkün olmayan
The car was out of control
Araba kontrolden çıkmıştı
o zamanlar
geçmişteki bir zaman
Life was different back then
Hayat o zamanlar farklıydı
hızlı
In scenekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
grafik
In scenebilgi veya verilerin görsel sunumu
The graph shows the rise in prices
Grafik, fiyatlardaki artışı gösteriyor
gömlek
In scenevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
kaynak
In scenesize yardımcı olmak için kullanılabilecek şeyler
The library is a great resource
Kütüphane harika bir kaynaktır
randevu
In sceneönceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
biraz
küçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
sarı
In scenegüneş veya limon gibi parlak bir renk
The sun is yellow
Güneş sarıdır
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
soktu
In sceneiğneyle can yakmak
A bee stung me
Bir arı beni soktu
ihtiyaç duymak
In scenegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
aramak
In scenetelefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
karar
bir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
hoşça kal
In sceneayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
idare etmek
zor bir durumla başa çıkabilmek
I can get by with a little help
Biraz yardımla idare edebilirim
geçinmek
kısıtlı imkanlarla yaşamını sürdürmek
It is hard to get by on a low salary
Düşük bir maaşla geçinmek zordur
bozmak
plan veya düzeni aksatmak
Don't mess up my plans
Planlarımı bozma
dağıtmak
bir yeri düzensiz hale getirmek
You messed up my room
Odamı dağıttın
hırpalamak
birine fiziksel zarar vermek
The bullies messed him up
Zorbalar onu hırpaladı
batırmak
bir işi kötü bir şekilde yapmak
I messed up the test
Sınavı batırdım
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya kötü duruma getirmek
I messed up the project
Projeyi mahvettim
kadar
In scenebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
dek
In scenebir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
-e kadar
belirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
astronot
In sceneuzayda seyahat eden kişi
The astronaut landed on the moon
Astronot aya indi
lise
öğrencilerin üniversiteden önce eğitim gördüğü yer
I go to high school
Liseye gidiyorum
lise
14 ile 18 yaş arasındaki öğrenciler için okul
She is a high school student
O bir lise öğrencisi
çocukça
çocuksu veya olgunlaşmamış davranışlar sergileyen
Stop acting so high school about this
Bu konuda çocukça davranmayı bırak
kreş
In sceneebeveynleri çalışırken çocuklara bakılan yer
She picks up her son from daycare at five
Oğlunu saat beşte kreşten alıyor
vakit geçirmek
In scenebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
In scenebir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
zaman harcamak
bir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
tahta
In scenebelirli bir amaç için kullanılan düz tahta veya malzeme parçası
He used a wooden board
O, ahşap bir tahta kullandı
kurul
bir kuruluşu yöneten kişiler grubu
The board met yesterday
Kurul dün toplandı
binmek
uçak gibi bir araca girmek
It is time to board the plane
Uçağa binme vakti geldi
yemek
bir yerde konakladığınızda sağlanan yemek
The price includes room and board
Fiyata konaklama ve yemek dahildir
geçim
In scenehayatını sürdürmek için kazandığı para
He earns a living as a teacher
Öğretmenlik yaparak geçimini sağlıyor
canlı
hayat sahibi olan
All living things need water
Tüm canlıların suya ihtiyacı vardır
yaşam
yaşanılan yer veya koşullar
Their living conditions are poor
Yaşam koşulları kötüdür
yaşam tarzı
bir kişinin hayatını sürdürme biçimi
They have a simple way of living
Onların basit bir yaşam tarzı var
çöl tavşanı
In sceneuzun kulaklı hızlı bir çöl tavşanı türü
The jackrabbit ran fast in the desert
Çöl tavşanı çölde hızlıca koştu
yabani tavşan
uzun kulaklı hızlı bir Kuzey Amerika tavşanı
I saw a jackrabbit running across the field
Tarlada koşan bir yabani tavşan gördüm
büyük
In sceneboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
her gün
her bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
iyilik
In sceneyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
amaç
In scenebir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
bir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
In scenearkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
sosyal hizmetler
ihtiyaç sahiplerine yardım eden devlet kurumu
They contacted social services for support
Destek için sosyal hizmetlerle iletişime geçtiler
Sosyal hizmetler
muhtaç insanlara yardım eden devlet kurumu
The social services helped the family find a home
Sosyal hizmetler ailenin ev bulmasına yardımcı oldu
neredeyse
In scenetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
uyumak
In scenegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
sınırı zorlamak
kabul edilebilir sınırların dışına çıkmak
He is really pushing it by arriving late every day
Her gün geç gelerek sınırı zorluyor
ayrılmak
In scenebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
In scenebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
tam
In scenetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
In scenemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
dolu
içi boş olmayan veya alabileceği kadar çok şeyi barındıran
The glass is full of water
Bardak su ile dolu
sıfat
In scenebir ismi niteleyen kelime
"Blue" is an adjective
"Mavi" bir sıfattır
çalışan
In scenebir işveren için çalışan kişi
He is a new employee
O, yeni bir çalışan
aptal
In scenepek zeki olmayan kimse
Don't be a dummy
Aptal olma
maket
gerçek bir şeyi temsil eden model
This is a dummy phone
Bu bir maket telefondur
manken
sergileme veya test için kullanılan model
The dress is on a dummy
Elbise bir mankenin üzerinde
acemi
bir işte yeni olan kişi
This guide is for dummies
Bu rehber acemiler içindir
sevmek
In scenebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
durum
In scenebir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
rahatsızlık
tıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
şart
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
tutuklamak
In scenebirini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
kadar
In scenebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
In scenebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
yavaş yavaş ilerlemek
bir yöne doğru yavaş ve dikkatli bir şekilde hareket etmek
I worked my way to the front of the line
Sıranın önüne doğru yavaş yavaş ilerledim
tırmanmak
In sceneel ve ayakları kullanarak yukarı çıkmak
He climbed the mountain
Dağa tırmandı
tırmanarak inmek
elleri ve ayakları kullanarak aşağı doğru hareket etmek
He climbed down the ladder
Merdivenden aşağı tırmandı
gözden geçirmek
bir şeyi dikkatlice incelemek veya kontrol etmek
I am going over my notes before the exam
Sınavdan önce notlarımı gözden geçiriyorum
bütün
In scenebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
pozisyon
In sceneücret karşılığı yapılan iş rolü
She applied for the position
O bu pozisyona başvurdu
konum
bir kişinin veya nesnenin yerleşim şekli
Change your position
Konumunu değiştir
tutum
bir konu hakkındaki görüş veya fikir
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşünüz nedir
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
bir an
In sceneçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
In scene60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
korkarım ki
In scenekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
hadi
In scenebir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
dikkat et
tehlikeye karşı dikkatli olmak
Watch out for the car
Arabaya dikkat et
israf etmek
In scenebir şeyi boş yere harcamak
Don't waste your money
Paranı israf etme
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
güzel
In scenegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
genellikle
In sceneçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
sözleşme
In sceneresmi yazılı anlaşma
She signed the contract
Sözleşmeyi imzaladı
yakalanmak
bir hastalığa yakalanmak
He contracted a virus
Bir virüse yakalandı
büzülmek
bir maddenin hacminin küçülmesi
Metals contract when they cool down
Metaller soğuyunca büzülür
sözleşme yapmak
bir işi yaptırmak için yasal anlaşma yapmak
The firm will contract the architect
Firma mimar ile sözleşme yapacak
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
In scenebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
emekli maaşı
In sceneçalışmayı bıraktıktan sonra düzenli olarak ödenen para
He lives on his pension
Emekli maaşıyla geçiniyor
tür
In scenekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
her kim
In scenekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
nitelikler
In scenebir kimsenin veya şeyin ayırt edici özellikleri
She has many good qualities
Onun pek çok iyi niteliği var
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
madıkça
In scenebaşka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
-medikçe
bir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
herhangi bir yer
In sceneherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
basit
In scenezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
yönetme
In scenebir işi veya durumu kontrol altında tutmak
She is managing the team
O ekibi yönetiyor
motel
In scenesürücüler için uygun fiyatlı otel
We stayed at a motel last night
Dün gece bir motelde kaldık
anlamak
In scenebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
In scenene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
desteklemek
In scenebirine yardım veya teşvik vermek
I support your decision
Kararını destekliyorum
taşımak
bir şeyin ağırlığını taşımak
The pillars support the roof
Sütunlar çatıyı taşır
yaşam desteği
çok hasta birini hayatta tutmak için tıbbi cihaz kullanılması
The patient was kept on life support
Hasta yaşam desteğinde tutuldu
asmak
bir şeyi duvara veya başka bir yüzeye iliştirmek
Hang up your coat
Ceketini as
telefonu kapatmak
bir telefon görüşmesini sonlandırmak
Don't hang up yet
Henüz telefonu kapatma
takıntı
bir şey hakkındaki endişe veya zorluk hissi
He has a hang up about his age
Yaşıyla ilgili bir takıntısı var
psikolojik sorun
kaygı veya kişisel bir problem hissi
She has some emotional hang ups
Bazı duygusal sorunları var
telefonu kapatmak
telefon konuşmasını bitirmek
He did not want to hang up
Telefonu kapatmak istemedi
bırakmak
bir işi veya aktiviteyi sona erdirmek
He decided to hang up his career
Kariyerini noktalamaya karar verdi
uyuyor
In sceneuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
bir yerden veya araçtan ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
elde etmek
birinden veya bir şeyden fayda veya bilgi almak
What did you get out of the course
Kurstan ne elde ettin
çıkarmak
bir şeyi bir şeyin içinden almak
Please get the book out of the bag
Lütfen kitabı çantadan çıkar
çıkmak
bir yerden veya araçtan dışarı gitmek
Please get out of the car
Lütfen arabadan çık
elde etmek
bir şeyi başka bir kaynaktan oluşturmak
We get electricity out of coal
Kömürden elektrik elde ederiz
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var