

The Pursuit of Happyness
Konusu
Elindeki tüm parayı tıbbi bir makineye yatırım amaçlı harcayan Chris, bu makineyi çok karlı bir şekilde satıp güzel paralar kazanabileceğini düşünür. Fakat işler yolunda gitmez maddi zorluklar ve geçimsizlik sebebiyle karısıyla arası bozulur ve boşanırlar. O şimdi canından çok sevdiği oğlu ile beraber sokaklardadır. Dramı dibine kadar hissedebileceğiniz, Türkçeye Umudunu Kaybetme şeklinde çevrilen bu filmde tam olarak azmin zaferine tanıklık edeceksiniz. Will Smith ve öz oğlunun filmdeki müthiş enerjisi ve uyumu size ingilizce öğretebilir. Filmde kullanılan tüm kelimeler ve anlamları hemen aşağıda. İster zorluk barı yardımıyla ister bilmediğiniz kelimeleri işaretleyerek quizi başlatın. Daha sonra filmi ingilizce altyazılı veya altyazı olmadan izlediğinizde ingilizcenizin geliştiğini fark edeceksiniz.
Kelimeler ve anlamları
891 kelime
Seviye
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
nokta
Sahnedeyazı sonunda kullanılan küçük yuvarlak işaret
Put a period at the end of the sentence
Cümlenin sonuna nokta koy
adet
kadın vücudundan gerçekleşen aylık kanama
She is on her period
Adet döneminde
nokta
bir konunun tartışmaya kapalı olduğunu belirten ifade
I am not going to that party period
O partiye gitmiyorum nokta
dönem
belirli bir zaman dilimi
This is a difficult period in my life
Bu hayatımdaki zor bir dönem
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
şeyler
türü ne olursa olsun nesneler veya durumlar
I have many things in my bag
Çantamda birçok şey var
durumlar
genel olaylar veya faaliyetler
Things are going well
Durumlar iyi gidiyor
eşyalar
nesneler veya maddeler
Please put your things away
Lütfen eşyalarını yerine koy
desteklemek
Sahnedebirine yardım veya teşvik vermek
I support your decision
Kararını destekliyorum
taşımak
bir şeyin ağırlığını taşımak
The pillars support the roof
Sütunlar çatıyı taşır
yaşam desteği
çok hasta birini hayatta tutmak için tıbbi cihaz kullanılması
The patient was kept on life support
Hasta yaşam desteğinde tutuldu
seminer
Sahnedetartışma veya eğitim için yapılan toplantı
I attended a seminar on marketing
Pazarlama üzerine bir seminere katıldım
seminer
belirli bir konuda tartışma veya eğitim için yapılan toplantı
I attended an interesting seminar today
Bugün ilginç bir seminere katıldım
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
hamile
Sahnedekarnında bebek taşıyan
She is pregnant with her first child
İlk çocuğuna hamile
hamile
vücudunda bir bebeğin gelişmekte olması
She is pregnant
O hamile
manidar
gizli anlamlar taşıyan
The silence was pregnant with meaning
Sessizlik anlam yüklüydü
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
olasılık
Sahnedebir şeyin gerçekleşme ihtimali
The prospect of a new job is exciting
Yeni bir iş olasılığı heyecan verici
müşteri adayı
Sahnedemüşteri veya alıcı olma ihtimali olan kişi
The sales team is contacting new prospects
Satış ekibi yeni müşteri adaylarıyla iletişime geçiyor
beş parasız
Sahnedehiç parası olmamak
I am broke
Beş parasızım
kırdı
parçalara ayırmak
He broke the vase
Vazoyu kırdı
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek
The bad news broke her
Kötü haber onu yıktı
kurtarmak
birinin bir yerden kaçmasına yardım etmek
She broke him out of prison
Onu hapisten kurtardı
caymak
Sahnedeplanlanan bir şeyi yapmaktan vazgeçmek
He decided to back out of the deal
Anlaşmadan caymaya karar verdi
geri geri çıkmak
bir aracı park yerinden veya garajdan geriye doğru sürmek
I need to back out of the garage
Garajdan geri geri çıkmam gerekiyor
belini incitmek
sırt veya bel kaslarına zarar vermek
I backed out my back lifting the box.
Kutuyu kaldırırken belimi incittim.
vazgeçmek
bir anlaşmadan veya planlanan bir durumdan çekilmek
He decided to back out of the project
Projeden vazgeçmeye karar verdi
belediye
Sahnedebir şehir veya kasaba yönetimiyle ilgili
The municipal council met yesterday
Belediye meclisi dün toplandı
müşteri
Sahnedemal veya hizmet satın alan kişi
The customer is always right
Müşteri her zaman haklıdır
müşteri
mal veya hizmet satın alan kişi
The customer is always right
Müşteri her zaman haklıdır
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
restoran
Sahnedeyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
restoran
yemek yiyebileceğiniz bir yer
I like to eat at a restaurant
Restoranda yemek yemeyi severim
kahvaltı
Sahnedegünün ilk öğünü
I eat breakfast at 8 AM
Saat 8'de kahvaltı yaparım
kahvaltı
günün ilk öğünü
I like to eat eggs for breakfast
Kahvaltıda yumurta yemeyi severim
alerjik
Sahnedebir maddeye karşı alerjisi olan
I am allergic to cats
Kedilere alerjim var
yapacak olmak
Sahnedebir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him
Onu arayacağım
planlamak
bir işi yapma kararında olmak
We are going to visit the museum
Müzeyi ziyaret etmeyi planlıyoruz
olacak
gelecekte bir olayın gerçekleşmesi
It is going to rain
Yağmur yağacak
hayran bırakmak
Sahnedebirini çok etkilemek
Her performance blew me away
Performansı beni hayran bıraktı
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her singing blew me away
Şarkı söyleyişi beni hayran bıraktı
şaşkına çevirmek
birini büyük bir şaşkınlığa uğratmak
The sudden news blew everyone away
Ani haber herkesi şaşkına çevirdi
uçup gitmek
rüzgarın etkisiyle savrulmak
The paper blew away in the wind
Kağıt rüzgarda uçup gitti
etkilemek
birini büyük hayranlık içinde bırakmak
The performance will blow you away
Performans seni çok etkileyecek
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
peşinden gitmek
Sahnedebir şeyi elde etmek için çaba göstermek
She wants to pursue her dreams
O hayallerinin peşinden gitmek istiyor
kovalamak
birini veya bir şeyi yakalamak için peşinden gitmek
The police pursued the suspect
Polis şüpheliyi kovaladı
peşinden gitmek
bir şeyi elde etmeye veya başarmaya çalışmak
She wants to pursue a career in art
O sanatta bir kariyerin peşinden gitmek istiyor
uzak durmak
Sahnedebir şeyden kaçınmak veya uzaklaşmak
You should walk away from trouble
Beladan uzak durmalısın
bırakıp gitmek
bir yeri veya durumu terk etmek
It is hard to walk away from a bad job
Kötü bir işi bırakıp gitmek zordur
vazgeçmek
bir şeyi kabul etmeyi reddetmek
You should walk away from this bad deal
Bu kötü anlaşmadan vazgeçmelisin
kemik yoğunluğu
Sahnedekemiklerin ne kadar güçlü ve yoğun olduğunun bir ölçüsü
Low bone density can cause fractures
Düşük kemik yoğunluğu kırıklara neden olabilir
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
geçim
Sahnedehayatını sürdürmek için kazandığı para
He earns a living as a teacher
Öğretmenlik yaparak geçimini sağlıyor
canlı
hayat sahibi olan
All living things need water
Tüm canlıların suya ihtiyacı vardır
yaşam
yaşanılan yer veya koşullar
Their living conditions are poor
Yaşam koşulları kötüdür
yaşam tarzı
bir kişinin hayatını sürdürme biçimi
They have a simple way of living
Onların basit bir yaşam tarzı var
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
Sahnedearkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
tüm gün
Sahnedegünün tamamı boyunca
I worked all day
Tüm gün çalıştım
bütün gün
Sahnedegünün tamamı boyunca süren
I worked all day today
Bugün bütün gün çalıştım
tüm gün
sabahın erken saatlerinden akşama kadar süren
I have been studying all-day
Tüm gün ders çalışıyorum
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
Sahnedeiyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
pazar
Sahnedeinsanların mal veya hizmet alıp sattığı yer veya sistem
I go to the market every Sunday
Her pazar pazara giderim
pazarlamak
bir ürün veya hizmeti tanıtmak veya reklamını yapmak
They market their products online
Ürünlerini internet üzerinden pazarlıyorlar
piyasa
tüketicilerin bir ürüne veya hizmete olan talebi
There is a big market for organic food
Organik yiyecekler için büyük bir piyasa var
satışa hazır
alınmaya veya satılmaya hazır olan
This product is ready for the market
Bu ürün satışa hazır
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
her gün
Sahnedeher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
niyetinde olmak
Sahnedebir şeyi yapmayı amaçlamak veya planlamak
We are looking to buy a house
Bir ev satın alma niyetindeyiz
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
Sahnede1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
tekne
Sahnedesuda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
bot
Sahnedesuda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
basketbol
Sahnedebir top ve pota ile oynanan oyun
I like playing basketball
Basketbol oynamayı severim
derin
Sahnedeyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
derin
çok güçlü veya yoğun
He has a deep love for music
Müziğe karşı derin bir sevgisi var
hoş
Sahnedeçok güzel veya keyifli
It was a delightful evening
Hoş bir akşamdı
pislik
Sahnedeçok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
pislik
çok kaba veya kötü niyetli kimse
Don't be an asshole to your friends
Arkadaşlarına karşı pislik olma
pislik
çok kaba veya sevimsiz insan
Don't be such an asshole
Bu kadar pislik olma
karışım
Sahnedefarklı şeylerin bir araya gelmesiyle oluşan karışım
The chef prepared a vegetable medley
Şef bir sebze karışımı hazırladı
biraz
Sahnedeküçük bir derecede
I am slightly tired
Biraz yorgunum
kendinden emin
Sahnedekendine güvenen
She is confident in her skills
Yetenekleri konusunda kendinden emin
emin
bir şeyin doğruluğundan şüphe duymamak
I am confident that they will arrive on time
Zamanında varacaklarından eminim
televizyon
Sahnedeprogram izlemeye yarayan cihaz veya sistem
I watch television every evening
Her akşam televizyon izlerim
televizyon
programları izlemek için kullanılan alet veya sistem
I am watching television
Televizyon izliyorum
televizyon
programları izlememizi sağlayan cihaz
I am watching television
Televizyon izliyorum
televizyon
hareketli görüntü ve sesin iletilip alınmasını sağlayan sistem
I watch the news on television
Haberleri televizyondan izliyorum
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
düzenli
Sahnedemantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
radar
Sahnederadyo dalgalarını kullanarak nesneleri tespit eden cihaz
The police use radar to check speed
Polis hızı kontrol etmek için radar kullanır
sezgi
bir şeyi fark etme veya sezme yeteneği
She has a radar for danger
Tehlikeyi sezme konusunda bir yeteneği var
ilgi alanı
bir durumun veya kişinin dikkat çekme durumu
This project is on my radar
Bu proje benim ilgi alanımda
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
çalışma masası
Sahnedeyazı yazmak veya çalışmak için kullanılan düz yüzeyli mobilya
The book is on the desk
Kitap masanın üzerinde
masa
üstünde yazı yazılan veya çalışılan mobilya
Please put the book on the desk
Lütfen kitabı masanın üstüne koy
masada çalışmak
bir masanın başında oturup iş yapmak
I will desk for the whole day
Bütün gün masada çalışacağım
petrol
Sahnedeyer altında bulunan koyu sıvı yakıt
The price of oil is rising
Petrol fiyatları yükseliyor
yağlamak
bir şeyin rahat hareket etmesini sağlamak için üzerine yağ sürmek
He needs to oil the door hinge
Kapı menteşesini yağlaması gerekiyor
yağ
yemek pişirmekte veya yakıt olarak kullanılan yoğun ve kaygan sıvı
I used some oil for cooking
Yemek pişirmek için biraz yağ kullandım
üst
Sahnededaha yüksek bir konumda olan
The upper shelf is too high
Üst raf çok yüksek
imza atmak
Sahnedekabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
işaret
özel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
yapması beklenmek
Sahnedebirinden bir şey yapması beklenmesi
You are supposed to be here at nine
Dokuzda burada olman bekleniyor
yapması gerekmesi
bir şeyi yapma zorunluluğu olması
Students are supposed to wear uniforms
Öğrencilerin üniforma giymesi gerekiyor
beklenmek
belirli bir amaç için planlanmış veya hedeflenmiş olmak
The train is supposed to arrive on time
Trenin zamanında gelmesi bekleniyor
gerekmek
yapılması beklenen veya zorunlu olan şey
You are supposed to arrive on time
Zamanında gelmen gerekiyor
beklenmek
yapılması öngörülen veya gereken durum
It is supposed to rain today
Bugün yağmur yağması bekleniyor
artırmak
Sahnedebir şeyi daha büyük veya daha fazla hale getirmek
We need to increase sales
Satışları artırmamız gerekiyor
artmak
daha büyük veya daha fazla hale gelmek
The number of students continues to increase
Öğrenci sayısı artmaya devam ediyor
boyamak
Sahnedebir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
resim yapmak
Sahnedeboya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
boya
yüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
resmetmek
bir durumu veya kişiyi kelimelerle betimlemek
The report paints a sad picture of the situation
Rapor durumu üzücü bir şekilde resmediyor
faiz
Sahnedeödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
tren
Sahnederaylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
eğitmek
birine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
antrenman yapmak
kondisyonu veya yeteneği geliştirmek için fiziksel çalışma yapmak
Athletes train every day
Sporcular her gün antrenman yapar
eğitmek
birine bir beceriyi yapmayı öğretmek
They train dogs to help people
İnsanlara yardım etmeleri için köpekleri eğitirler
müdür
Sahnedebir işletmeyi veya ekibi yöneten kişi
He is a great manager
O harika bir müdür
yönetici
bir ekibin veya işin sorumlusu olan kişi
The manager is in a meeting
Yönetici bir toplantıda
menajer
sanatçı veya sporcuların işlerini yürüten kişi
The singer has a good manager
Şarkıcının iyi bir menajeri var
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
sözleşme
Sahnederesmi yazılı anlaşma
She signed the contract
Sözleşmeyi imzaladı
yakalanmak
bir hastalığa yakalanmak
He contracted a virus
Bir virüse yakalandı
büzülmek
bir maddenin hacminin küçülmesi
Metals contract when they cool down
Metaller soğuyunca büzülür
yanında olmak
Sahnededestek olmak için birinin yanında bulunmak
I will sit with her
Onun yanında olacağım
içine sinmek
bir durumun kişide belirli bir duygu oluşturması
That decision does not sit well with me
Bu karar içime sinmedi
baş başa kalmak
zor bir duygu veya durumla sakin kalarak yüzleşmek
It is healthy to sit with your emotions
Duygularınla baş başa kalmak sağlıklıdır
üzerinde düşünmek
bir şey hakkında dikkatlice düşünmek veya hissetmek
I need to sit with this decision before acting
Harekete geçmeden önce bu karar üzerinde düşünmem gerekiyor
milyar
Sahnedebin milyon olan çok büyük bir sayı
There are billions of stars
Milyarlarca yıldız var
milyar
1.000.000.000 sayısı
He earned a billion dollars
Bir milyar dolar kazandı
milyar
bin milyon olan sayı
The company is worth a billion dollars
Şirket bir milyar dolar değerinde
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
kemik
Sahnedeiskeleti oluşturan sert beyaz madde
The dog chewed the bone
Köpek kemiği çiğnedi
İyilik
birine yapılan küçük bir yardım
He threw me a bone by helping me
Bana yardım ederek bir iyilik yaptı
Dolar
bir doları ifade eden argo terim
That meal cost five bones
O yemek beş dolara mal oldu
cinsel ilişkiye girmek
birisiyle cinsel birliktelik yaşamak
The couple decided to bone
Çift cinsel ilişkiye girmeye karar verdi
üst kat
Sahnedezemin katın üzerindeki kat
My bedroom is upstairs
Yatak odam üst katta
dosya
Sahnedebelgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
dosyalamak
Sahnederesmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
sınırı zorlamak
Sahnedekabul edilebilir sınırların dışına çıkmak
He is really pushing it by arriving late every day
Her gün geç gelerek sınırı zorluyor
başarılar
Sahnedebirine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
bol şans
birine başarı veya şans dilemek için kullanılır
Good luck on your exam
Sınavında bol şans
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
hazırlanmak
Sahnedebir şey için hazır hale gelmek
Get ready for school
Okul için hazırlan
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
hayat birikimi
Sahnedekişinin ömrü boyunca kenara koyduğu para
He spent all his life savings on the trip
Tüm hayat birikimini bu geziye harcadı
donut
Sahnedeortası genellikle delik olan kızartılmış tatlı hamur işi
I eat a doughnut for breakfast
Kahvaltıda bir donut yerim
donut
ortasında delik bulunan tatlı bir hamur işi
I ate a chocolate doughnut for breakfast
Kahvaltıda çikolatalı bir donut yedim
değerlendirme
Sahnedebir şeyin kalitesini belirleyen rapor
The teacher gave a final evaluation
Öğretmen final değerlendirmesini yaptı
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
fısıldamak
bir şeyi gizli bir şekilde söylemek
She did not breathe a word about it
O konu hakkında tek kelime bile etmedi
nefes almak
havayı ciğerlerine çekmek
You need to breathe deeply
Derin nefes alman gerekiyor