

Arcane — Season 1 Episode 4
Words & meanings
479 words
CEFR level
zorluk
In scenezor veya sıkıntılı durum
They faced many hardships
Birçok zorlukla karşılaştılar
cihaz
In scenebelirli bir amaç için tasarlanmış ekipman parçası
This is a useful device
Bu faydalı bir cihaz
uzak
In scenebir şeye çok uzak olan
The stars are very distant
Yıldızlar çok uzaktır
mesafeli
arkadaş canlısı olmayan veya soğuk davranan
He seemed distant and cold
Mesafeli ve soğuk görünüyordu
uzak
yakın veya bağlantılı olmayan
We are distant relatives
Biz uzak akrabayız
bilgin
In scenebir konuyu derinlemesine inceleyen kişi
He is a renowned scholar of history
O, tanınmış bir tarih bilginidir
güvenlik
In scenetehlike veya zarar görme durumunda olmama hali
Please prioritize your safety
Lütfen güvenliğinizi ön planda tutun
savunma oyuncusu
Amerikan futbolunda savunma yapan oyuncu
The safety tackled the runner
Savunma oyuncusu koşucuyu durdurdu
emniyet kilidi
bir aletin çalışmasını veya ateşlenmesini engelleyen mekanizma
Always check the safety before handling the gun
Silahı kullanmadan önce her zaman emniyeti kontrol edin
güvenlik
zarar görmekten uzak olma durumu
We prioritize safety in the workplace
İş yerinde güvenliğe öncelik veriyoruz
emniyet kilidi
makinenin çalışmasını engelleyen mekanizma
Engage the safety before using the tool
Aleti kullanmadan önce emniyet kilidini devreye sokun
özel
In scenebelirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
şahsi
belirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
keşfetmek
In scenebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
daha önce bilinmeyen bir şeyi bulmak veya ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
balon
In scenehava veya gazla doldurulmuş esnek torba
She blew up a balloon
Bir balon şişirdi
şişmek
hacmi artmak veya genişlemek
The costs began to balloon
Maliyetler hızla artmaya başladı
balon
hava veya gazla doldurulmuş lastik torba
The balloon floated away into the sky
Balon gökyüzüne doğru uçup gitti
kazanmak
In scenebir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
teori
In scenebir şeyin nasıl çalıştığını açıklayan fikirler
This theory explains how the engine works
Bu teori motorun nasıl çalıştığını açıklıyor
teori
bir durumu açıklamak için kurulan sistemli fikirler bütünü
The theory of relativity is complex
Görelilik teorisi karmaşıktır
varsayım
bir olayla ilgili öne sürülen fikir veya tahmin
I have a theory about why she left
Neden gittiğine dair bir varsayımım var
olay
In scenegenellikle kötü veya sıra dışı olan bir hadise
It was a strange incident
Tuhaf bir olaydı
dört
In scene4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
konuşmak
In scenebiriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
geciktirmek
In scenebir şeyin planlanandan daha geç olmasını sağlamak
The bad weather set back our trip
Kötü hava yolculuğumuzu geciktirdi
gerileme
ilerlemeyi durduran veya yavaşlatan zorluk ya da gecikme
This injury was a major setback for his career
Bu sakatlık kariyeri için büyük bir gerileme oldu
mal olmak
birine belli bir miktarda paraya mal olmak
The repair set me back a hundred dollars
Tamirat bana yüz dolara mal oldu
rafineri
In sceneham maddelerin işlendiği fabrika
The city has a large oil refinery
Şehrin büyük bir petrol rafinerisi var
personel
In scenebir kurumda çalışan insanların tümü
The staff is very helpful
Personel çok yardımsever
asa
yürümeye yardımcı olması için kullanılan uzun tahta
He used a wooden staff for walking
Yürümek için tahta bir asa kullandı
kurul
In scenebir kurum için karar alan insanlar grubu
The student council organized the event
Öğrenci kurulu etkinliği organize etti
konsey
karar veren kişilerden oluşan grup
The city council met yesterday
Belediye meclisi dün toplandı
belediye meclisi
bir şehri veya kasabayı yöneten insanlar grubu
The city council approved the budget
Belediye meclisi bütçeyi onayladı
küçük kız
In scenegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
ortaya çıkarmak
In scenegizli olan bir şeyi göstermek
She revealed the secret
Sırrı ortaya çıkardı
üreme organı
In sceneçocuk yapmaya yarayan vücut parçası
The doctor examined the reproductive organ
Doktor üreme organını muayene etti
yani
In scenesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
İngiliz anahtarı
In scenesomun ve cıvataları çevirmek için kullanılan metal alet
He used a spanner to tighten the bolt
Cıvatayı sıkmak için İngiliz anahtarı kullandı
yaygın
In scenesıkça rastlanan veya birçok yerde bulunan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
ortak
iki veya daha fazla kişiye ait olan veya paylaşılan
We have a common goal
Ortak bir hedefimiz var
ortak
çok sayıda insan tarafından kullanılan
English is a common language
İngilizce ortak bir dildir
sıradan
özel veya sıra dışı olmayan
It is a common mistake
Bu sıradan bir hata
bahsetmek
In scenebir şeyden söz etmek
He didn't speak of the accident
Kazadan bahsetmedi
bahsetmeye değer
üzerinde konuşulacak kadar önemli olan
It is a success worth speaking of
Bu bahsetmeye değer bir başarı
ele almak
In scenebir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
adres
In scenebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
konuşma
In scenebir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
üst kat sakini
In sceneyapının üst katlarında yaşayan kimse
He is a topsider in our building
O bizim binada bir üst kat sakini
sirke
In sceneyemeklerde kullanılan ekşi bir sıvı
I add vinegar to the salad
Salataya sirke eklerim
çözmek
In sceneplan veya sistemdeki küçük sorunları halletmek
We need to iron out the final details
Son detayları çözmemiz gerekiyor
halletmek
bir sorunu veya anlaşmazlığı çözümlemek
We need to iron out the final details
Son detayları halletmemiz gerekiyor
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
gururlu
In scenebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
In scenekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
hayal etmek
In scenezihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
hı-hı
onaylama veya kabul etme anlamında çıkarılan ses
Mm hmm, I agree
Hı-hı, katılıyorum
hı-hı
dinlediğini göstermek için çıkarılan ses
Mm hmm, go on
Hı-hı, devam et
hı-hı
evet anlamında kullanılan ses
Mm hmm, it is
Hı-hı, öyle
hı hı
bir şeyi onaylamak veya dinlediğini belirtmek için kullanılan ses
Mm hmm, I am listening to you
Hı hı, seni dinliyorum
hı hı
insanların hemfikir olduklarını veya dinlediklerini göstermek için çıkardığı ses
Mm hmm I understand what you are saying
Hı hı ne dediğini anlıyorum
hı hı
birinin bizi dinlediğini veya onayladığını göstermek için çıkardığı ses
Mm hmm I agree with you
Hı hı sana katılıyorum
durum
In scenebelirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
vaka
polisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
durum
bir şey olma ihtimaline karşı hazırlık
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağması ihtimaline karşı bir şemsiye al
tabii ki
In sceneonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
her gün
In sceneher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
kaynaşma
In scenebaşkalarıyla arkadaşça bir araya gelmek
He enjoyed mingling with the guests
Konuklarla kaynaşmaktan keyif aldı
saygı
In scenebaşkalarına karşı gösterilen nazik davranış ve özen
We show respect for our elders
Yaşlılarımıza saygı gösteririz
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
saygı duymak
bir kişi veya şey hakkında olumlu düşüncelere sahip olmak
I respect my teacher
Öğretmenime saygı duyarım
küçük
In sceneboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
olmak
In scenebir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
büyümek
boyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
büyümek
bir canlının fiziksel veya zihinsel olgunluğa ulaşması
Children grow up very fast
Çocuklar çok hızlı büyür
ateş ışığı
In sceneateşten yayılan hafif ışık
We sat in the firelight
Ateş ışığında oturduk
ateş ışığı
In sceneateşten yayılan ışık
We read by the firelight
Ateş ışığında kitap okuduk
şu anda
In scenetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam şu anda gerçekleşen
I need to leave right now
Hemen ayrılmam gerekiyor
dost
In scenekendi tarafınızdan olan ve zarar verilmesi istenmeyen
We must avoid friendly fire
Bu durumda dost ateşinden kaçınmalıyız
cana yakın
nezaket ve sıcaklık gösteren
She is a very friendly person
O çok cana yakın biridir
dost canlısı
insanlarla iyi geçinen ve nazik olan
The neighbors are very friendly
Komşular çok dost canlısı
ya da
In sceneiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
düzensiz
In scenenormal bir kalıba uymayan
The heartbeat was irregular
Kalp atışları düzensizdi
hiç kimse
In scenehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
madencilik
In sceneyer altından maden çıkarma işlemi
Mining is a dangerous job
Madencilik tehlikeli bir iştir
aman
In sceneöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
kutsal
Tanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
önce gelmek
In scenebir şeyden daha önce olmak veya meydana gelmek
A comes before B in the alphabet
Alfabede A, B'den önce gelir
teşekkür
In sceneminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
feda etmek
In scenebir amaç uğruna değerli bir şeyden vazgeçmek
He sacrificed his time for the team
Takım için zamanını feda etti
fedakarlık
In scenedaha büyük bir amaç için vazgeçilen şey
It was a huge sacrifice
Bu büyük bir fedakarlıktı
kurban etmek
bir tanrıya sunu olarak bir canlıyı öldürmek
People used to sacrifice animals
İnsanlar eskiden hayvan kurban ederlerdi
feda etmek
bir amaç uğruna değerli bir şeyden vazgeçmek
She sacrificed her career for her family
Kariyerini ailesi için feda etti
ticaret
In scenemal veya hizmet alıp satma faaliyeti
International trade is important for the economy
Uluslararası ticaret ekonomi için önemlidir
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
zanaat
özel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
takas etmek
bir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I want to trade my red pen for your blue one
Kırmızı kalemimi mavi kalemle takas etmek istiyorum
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
gövde
In scenebir geminin veya hava taşıtının ana dış iskeleti
The ship's hull was damaged
Geminin gövdesi hasar görmüştü
gövde
geminin ana iskelet yapısı
The hull of the ship was damaged
Geminin gövdesi hasar görmüştü
yeniden alevlendirmek
In scenebir şeyi yeniden başlatmak veya canlandırmak
They tried to reignite their romance
Romantik ilişkilerini yeniden alevlendirmeye çalıştılar
emir komuta zinciri
In scenebir kurumdaki yetki sırası
You must follow the chain of command to report the issue
Sorunu bildirmek için emir komuta zincirini takip etmelisin
savaşmak
In scenebir savaşta yer almak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
sahne
In sceneperformans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
aşama
bir sürecin adımı
We are at the first stage
İlk aşamadayız
hazırlamak
hazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
sembol
In scenebaşka bir şeyi temsil eden nesne veya işaret
The dove is a symbol of peace
Güvercin barışın bir sembolüdür
sembol
bir şeyi temsil eden veya onun yerine geçen şey
The dove is a symbol of peace
Güvercin barışın sembolüdür
yeraltı
In sceneyer yüzeyinin altında olan
The train runs underground
Tren yer altından gider
yeraltı
In scenekamuoyu tarafından bilinmeyen veya onaylanmayan
The band was part of the underground music scene
Grup yeraltı müzik sahnesinin bir parçasıydı
yaratıcılık
In sceneyeni fikirler üretme yeteneği
His ingenuity helped him solve the problem
Onun yaratıcılığı sorunu çözmesine yardımcı oldu
beklentileri karşılamak
In sceneinsanların beklediği seviyeye ulaşmak
He lived up to our expectations
O beklentilerimizi karşıladı
beklentileri karşılamak
insanların beklentileri kadar iyi olmak
The movie did not live up to the hype
Film, beklentileri karşılamadı
suç
In sceneyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
öğrenci
In scenebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
Teknolojik aletler
In sceneküçük mekanik veya elektronik cihazlar bütünü
The shop is full of modern gadgetry
Dükkan modern aletlerle dolu
oldukça
In scenebüyük ölçüde
He is highly skilled
O oldukça yetenekli
gelişmek
In scenebaşarılı olmak ve refaha ermek
The company continued to prosper
Şirket gelişmeye devam etti
en azından
In scenebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
sunum
In scenebir kitleye yapılan konuşma veya gösteri
I have a presentation tomorrow
Yarın bir sunumum var
korumak
In scenebirini veya bir şeyi zarardan korumak
We must safeguard our health
Sağlığımızı korumalıyız
güvence
bir şeyin zarar görmesini engelleyen önlem
These laws act as a safeguard for our privacy
Bu yasalar gizliliğimiz için bir güvence görevi görüyor
kuşak
In scenebenzer zamanlarda doğmuş insan grubu
Every generation is different
Her kuşak farklıdır
nesil
aşağı yukarı aynı dönemde doğan insanlar
This generation uses smartphones a lot
Bu nesil çok fazla akıllı telefon kullanıyor
kuşak
aynı yaş aralığındaki kişilerin tümü
My generation loves this song
Benim kuşağım bu şarkıyı çok seviyor
nesil
yaklaşık aynı zamanlarda doğan insanların oluşturduğu grup
The new generation loves technology
Yeni nesil teknolojiyi seviyor
büyü
In scenekötü amaçlı büyü
The witch cast a hex on him
Cadı ona bir büyü yaptı
aile
In scenekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
dinamit
In scenepatlamalar yaratmak için kullanılan güçlü bir madde
The miners used dynamite to break the rock
Madenciler kayayı kırmak için dinamit kullandı
harika
çok iyi veya etkileyici
That performance was dynamite
O performans harikaydı
an
In sceneçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
refah
In scenemaddi olarak başarılı ve zengin olma durumu
The country is entering a time of prosperity
Ülke bir refah dönemine giriyor
ayaktakımı
In scenegenellikle alt tabakadan görülen ve kötü davranışları olan insanlar
He treats them like trash
Onlara ayaktakımı muamelesi yapıyor
darmadağın etmek
bir şeye ciddi zarar vermek veya onu yıkmak
Someone trashed the hotel room
Birisi otel odasını darmadağın etti
çöp
atık madde veya istenmeyen şeyler
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
kötülemek
birisi hakkında kötü şeyler söylemek
He likes to trash his rivals
Rakiplerini kötülemeyi seviyor
açık
In scenekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
dürüst
In scenedoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
In scenebir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum