

Arrow — Season 1 Episode 11
Words & meanings
625 words
CEFR level
gerçekten
In scenebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
bölüm
In scenebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
büyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
yanlış yere koymak
In scenebir şeyi yanlış yere koyup nerede olduğunu unutmak
I misplaced my keys
Anahtarlarımı yanlış yere koydum
yanlış yere koymak
yanlış bir kişiye veya şeye yöneltmek
He misplaced his trust in that man
O adama güvenini yanlış yere koydu
kullanmak
In scenebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
yarar
In scenebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
doğru
In scenegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
havuz
In scenebir şeylerin toplandığı ortak kaynak veya rezerv
We have a pool of talented candidates
Yetenekli adaylardan oluşan bir havuzumuz var
bilardo
masada toplar ve ıstkalarla oynanan bir oyun
Let's play a game of pool
Hadi bir el bilardo oynayalım
yüzme havuzu
yüzmek için yapılmış yapay su alanı
The hotel has a big pool
Otelin büyük bir havuzu var
daha önce
In scenedaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
görünmek
In scenebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
seçmek
bir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
satılmak
belirli bir fiyata sahip olmak
These shoes go for fifty dollars
Bu ayakkabılar elli dolara satılıyor
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
dışarı çıkmak
bir aktivite yapmak amacıyla evden ayrılmak
I go for a run in the morning
Sabahları koşuya çıkarım
olmadan
In scenebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
olmadan
bir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
program
In sceneplanlanan etkinliklerin ve zamanlarının listesi
Check the schedule for today
Bugünün programını kontrol et
planlamak
bir şeyi belirli bir zamana planlamak veya düzenlemek
I will schedule a meeting
Bir toplantı planlayacağım
program
etkinliklerin veya görevlerin planı
My schedule is very busy
Programım çok yoğun
planlama
olayların ne zaman gerçekleşeceğini belirleme süreci
I need to make a schedule for the week
Haftalık bir plan yapmam gerekiyor
şirket
In scenemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
misafir
sizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var
resim
In scenegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
timsal
bir niteliğin kusursuz örneği
She is the picture of health
O sağlığın timsalidir
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
He takes care of his garden
O bahçesine bakıyor
bakımını yapmak
birinin veya bir şeyin bakımını gerçekleştirme
You must take care of your bike
Bisikletinin bakımını yapmalısın
tek yönlü
sadece tek yöne giden
I bought a one way ticket
Tek yönlü bir bilet aldım
bir yol
bir şeyi yapmanın bir yöntemi
This is one way to do it
Bu yapmanın bir yoludur
tek yön
tek yönde harekete izin veren
This is a one way street
Burası tek yönlü bir sokaktır
tek yön
dönüşü olmayan gidiş bileti
I bought a one way ticket to London
Londra'ya tek yön bilet aldım
yüz
In scene100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
rütbe
In scenebir grup içindeki seviye veya konum
He holds a high rank in the army
Orduda yüksek bir rütbeye sahip
sıralamak
şeyleri belirli bir sıraya koymak
Rank these books by date
Bu kitapları tarihe göre sırala
ağır kokulu
çok kötü kokan
The room had a rank smell
Odada ağır bir koku vardı
sorun
In scenebir problem veya zorluk
He is having some trouble
Bazı sorunlar yaşıyor
zahmet vermek
endişe veya kaygıya neden olmak
I do not want to trouble you
Seni zahmete sokmak istemiyorum
rahatsız etmek
birini küçük bir sorunla veya ek işle uğraştırmak
Sorry to trouble you
Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim
sorun
yaşanılan bir güçlük veya mesele
They had some trouble with the car
Arabayla ilgili bazı sorunlar yaşadılar
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
yaramaz çocuk
In scenekötü davranan çocuk
Stop being a brat
Yaramaz olmayı bırak
bratwurst
genellikle ızgarada pişirilen bir sosis türü
I like grilled brats
Izgara bratwurstları severim
şımarık çocuk
şımartılmış ve kötü davranan çocuk
He is a spoiled brat
O şımarık bir çocuk
şımarık çocuk
kötü davranan çocuk
He is acting like a brat
O şımarık bir çocuk gibi davranıyor
beraber
In sceneaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
uzmanlık alanı
In scenebelirli bir konuda uzmanlaşılan alan
Heart surgery is his specialty
Kalp cerrahisi onun uzmanlık alanı
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
yol açmak
In scenebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
neyse
In sceneönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
orman açıklıkları
In sceneorman içinde bulunan ağaçsız açık alanlar
Deer were grazing in the forest glades
Geyikler orman açıklıklarında otluyordu
tekne
In scenesuda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
bot
suda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
öneri
In scenedeğerlendirilmesi için sunulan fikir veya plan
Do you have any suggestions
Hiç öneriniz var mı
dinlemek
In sceneseslere dikkat etmek
Listen to the music
Müziği dinle
dinlemek
konuşan birine veya bir sese dikkatini vermek
Please listen to me
Lütfen beni dinle
üzgün
In sceneüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
detaylı
In scenebirçok küçük parçayı veya gerçeği içeren
He gave a detailed explanation
Detaylı bir açıklama yaptı
ayrıntılı
bir konu hakkında tam bilgi verilmiş
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
ayrıntılı
çok fazla bilgi içeren
She gave a detailed explanation
O ayrıntılı bir açıklama yaptı
detaylı
küçük özelliklere sahip olan
The model car is very detailed
Oyuncak araba çok detaylı
plan
In scenebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
sorgulama
In sceneçok sayıda soru sorma eylemi
The police started the interrogation
Polis sorgulamaya başladı
sevimli
In sceneçok etkileyici, tatlı ve şirin
The puppy is adorable
Köpek yavrusu çok sevimli
atlatmak
zor bir durumu sonuna kadar sürdürüp bitirmek
I hope we make it through the night
Umarım geceyi atlatırız
atlatmak
zor bir durumdan sağ salim çıkmak
We will make it through this storm
Bu fırtınayı atlatacağız
ücretsiz
In scenebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
kısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
içermeyen
bir şeyin içinde bulunmaması durumu
This drink is sugar free
Bu içecek şeker içermiyor
hayatta kalmak
In scenetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
In sceneyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
döngüsel mantık yürütmek
bir şeyi kanıtlamadan doğru kabul etmek
You beg the question by assuming the plan will work
Planın işe yarayacağını varsayarak döngüsel mantık yürütüyorsun
bilgisayar
In sceneveri işleyen elektronik makine
I use my computer every day
Bilgisayarımı her gün kullanıyorum
bilgisayar
veri işlemek için kullanılan elektronik cihaz
I use a computer for work
İş için bilgisayar kullanıyorum
bilişim cihazı
programları çalıştıran veri işleme makinesi
This computer runs many programs
Bu bilişim cihazı birçok programı çalıştırıyor
dahil etmek
birini bir gruba veya faaliyete katılmaya teşvik etmek
They are bringing in a new expert
Takıma yeni bir uzman dahil ediyorlar
terk etti
In scenebirini zor bir durumda yalnız bırakmak
He deserted his family in a crisis
Kriz anında ailesini terk etti
ıssız
içinde kimsenin bulunmadığı
The streets were deserted
Sokaklar ıssızdı
terk edilmiş
insanların terk ettiği veya boş kalmış yer
The street was completely deserted
Sokak tamamen ıssızdı
ıssız
üzerinde hiç kimsenin yaşamadığı
The island was deserted
Ada ıssızdı
film
In scenesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
sadakatsiz
In sceneeşine veya arkadaşına sadık olmayan
He was unfaithful to his wife
Karısına sadakatsizdi
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
için
In scenebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
In scenegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
kanıtlamak
In scenebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
doğruluğunu göstermek
In scenebir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
zor
In scenekolay olmayan; çaba gerektiren
This exam is very difficult
Bu sınav çok zor
ağır
In scenehoş olmayan şekilde güçlü veya zalimce
The winter here is very harsh
Buradaki kış çok şiddetlidir
sert
kaba veya öfkeli bir şekilde konuşmak
He was very harsh with his staff
Personeline karşı çok sertti
acımasız
birinin keyfini veya eğlencesini bozacak şekilde davranmak
That was a harsh comment
Bu acımasızca bir yorumdu
moralini bozmak
birini üzmek veya rahatsız etmek
Do not harsh my mood
Moralimi bozma
hile yapmak
In sceneavantaj sağlamak amacıyla dürüst olmayan bir şekilde davranmak
Do not cheat on the exam
Sınavda hile yapma
hile yapmak
avantaj elde etmek için dürüst davranmamak
He cheated on the test
Sınavda hile yaptı
hileci
avantaj elde etmek için dürüst olmayan davranışlarda bulunan kimse
He is a known cheat
O bilinen bir hilecidir
kurtulmak
kötü bir durumdan kaçınmak
He managed to cheat death
Ölümden kurtulmayı başardı
koşmak
In sceneyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
In scenebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
uğramak
kısa süreliğine ziyaret etmek
Please come by tomorrow
Lütfen yarın uğra
elde etmek
bir şeyi edinmek veya bulmak
How did you come by this book
Bu kitabı nasıl elde ettin
atlatmak
zor bir durumdan sağ çıkmak veya baş etmek
We can get through this together
Bunu birlikte atlatabiliriz
geçmek
bir taraftan diğer tarafa başarıyla geçmek
The car could not get through the narrow street
Araba dar sokaktan geçemedi
atlatmak
zor bir durumla başarıyla başa çıkmak
She managed to get through her exams
Sınavlarını atlatmayı başardı
atlatmak
zor bir dönemi başarıyla geride bırakmak
We will get through this difficult week
Bu zor haftayı atlatacağız
engellemek
In scenebir şeyin gerçekleşmesini önlemek
The police foiled the robbery attempt
Polis soygun girişimini engelledi
folyo
metalden yapılmış çok ince tabaka
Wrap the food in foil
Yemeği folyoya sar
geri gitmek
ters yönde hareket etmek
Please back up the car
Lütfen arabayı geri sür
desteklemek
birine veya bir şeye destek olmak
I will back you up
Seni destekleyeceğim
tıkanmak
birikip hareket edemez hale gelmek
Traffic started to back up behind the truck
Kamyonun arkasında trafik tıkanmaya başladı
yedek
ihtiyaç duyulduğunda kullanılmak üzere saklanan kopya
I need a back up of this file
Bu dosyanın bir yedeğine ihtiyacım var
ayağa kalkmak
düştükten sonra tekrar ayağa kalkmak
He fell but backed up quickly
O düştü ama hemen ayağa kalktı
geri geri çıkmak
yukarı doğru geri gitmek
The truck backed up the hill
Kamyon yokuşu geri geri çıktı
adlandırmak
In scenebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
teknik
In scenebir şeyi yapmak için kullanılan özel yöntem
She has a great painting technique
Onun harika bir resim tekniği var
hedef
In sceneulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
sorun
In scenebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
In scenezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
moralini bozmak
birini mutsuz etmek
This song brings me down
Bu şarkı moralimi bozuyor
devirmek
bir şeyi yıkmak veya birini mağlup etmek
They brought down the government
Hükümeti devirdiler
devirmek
bir şeyi veya birini yenip devirmek
The scandal will bring down the government
Bu skandal hükümeti devirecek
düşürmek
bir şeyin seviyesini veya miktarını daha aşağı çekmek
The shop will bring down prices next week
Dükkan haftaya fiyatları düşürecek
sayesinde
birinin veya bir şeyin yardımıyla
Thanks to your help I finished it
Senin yardımın sayesinde bunu bitirdim
nedeniyle
bir şeyin sebep olmasıyla
The flight was delayed thanks to the rain
Yağmur nedeniyle uçuş ertelendi
küresel
In scenetüm dünyayı ilgilendiren
Global warming is a serious problem
Küresel ısınma ciddi bir sorundur
yalancı
In scenedoğru olmayan şeyler söyleyen kişi
He is a liar
O bir yalancı
öğrenmek
bir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
bulmak
In scenebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
hafta
In sceneyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
taşıtlarla ilgili
In scenetaşıtlarla veya araçlarla ilgili olan
There is heavy vehicular traffic on the road
Yolda yoğun taşıt trafiği var
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
ürünler
In scenesatılmak amacıyla üretilen eşyalar
These goods are made in China
Bu ürünler Çin'de üretilmiştir
mallar
satılmak için üretilen şeyler
The truck carries the goods
Kamyon malları taşıyor
mallar
alınıp satılan ürünler
The store sells quality goods
Mağaza kaliteli mallar satıyor
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
esir almak
In scenebirini hapsederek yakalamak
The army captured the spy
Ordu casusu yakaladı
kaydetmek
bir şeyin fotoğrafını veya videosunu çekmek
He captured the sunset
Gün batımını kaydetti
ele geçirmek
bir şeyi güç veya yetenekle almak
The soldiers were able to capture the castle
Askerler kaleyi ele geçirebildi
yakalamak
bir kişiyi veya canlıyı zorla ele geçirmek
The police were able to capture the suspect
Polis şüpheliyi yakalayabildi
depolamak
In scenebir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
mağaza
In sceneürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
saklamak
eşyaları sonra kullanmak için bir yere koymak
Store your clothes in the attic
Kıyafetlerini tavan arasına sakla
stok
gelecekte kullanım için biriktirilen şeyler
We have a store of food
Yiyecek stokumuz var
eğitim
In scenebecerileri öğrenme veya öğretme süreci
The company provides training for new employees
Şirket yeni çalışanlar için eğitim sağlıyor
antrenman
gücü veya beceriyi geliştirmek için yapılan fiziksel aktivite
He focuses on his training
Antrenmanına odaklanıyor
çalışma
düzenli alıştırma ile bir spora hazırlanma süreci
They started their training
Çalışmalarına başladılar
alıkoymak
In scenebirini bir yerde tutmak ve ayrılmasına izin vermemek
The police decided to detain the suspect
Polis şüpheliyi alıkoymaya karar verdi
atış
In scenesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
müzik
In scenedinlemek veya dans etmek için düzenlenen sesler
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
müzik
enstrümanlar veya sesler tarafından çıkarılan sesler
The music was very loud
Müzik çok yüksek sesliydi
hatırlamak
In scenegeçmişte yaşanan bir şeyi zihne getirmek
I cannot recall his name
Onun ismini hatırlayamıyorum
hatırlamak
geçmişteki bir bilgiyi zihne getirmek
I cannot recall his name
Onun adını hatırlayamıyorum
geri çağırmak
kusurlu bir ürünü piyasadan toplatmak
The company will recall the cars
Şirket arabaları geri çağıracak
geri çağırmak
güvensiz olduğu için bir ürünü iade etmelerini istemek
The company will recall the faulty products
Şirket hatalı ürünleri geri çağıracak
muktedir
In scenebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor