

Arrow — Season 2 Episode 4
Words & meanings
613 words
CEFR level
tıbbi
In scenehastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
almak
In scenebir şeyi teslim almak veya kabul etmek
I received a letter
Bir mektup aldım
güven
In scenebirine karşı duyulan itimat veya inanç
I have confidence in my doctor
Doktoruma güveniyorum
kendine güven
bir şeyi iyi yapabileceğine dair duyulan güçlü his
He has confidence in his skills
Yeteneklerine güveniyor
özgüven
kişinin kendinden emin olma durumu
She speaks with confidence
Özgüvenle konuşuyor
gizli
kimseyle paylaşılmaması gereken
I told him this in confidence
Bunu ona gizli olarak söyledim
sınır
In sceneizin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınırlamak
bir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya seviye
There is a limit to how many people can enter
İçeri girebilecek insan sayısının bir sınırı var
saklanmak
bir yerde kalıp dışarı çıkmamak
They holed up in a small cabin
Küçük bir kulübeye kapandılar
normal
In scenealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
suçlamak
In scenebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
sorumlu tutmak
bir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
çok güçsüz
güçten veya kuvvetten yoksun olan
That was a weak ass excuse
Bu çok güçsüz bir bahaneydi
beş yıllık
beş yıl süren
It is a five year plan
Bu beş yıllık bir plan
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
kadar
In scenebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
bir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kağıt
In sceneyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
makale
özellikle akademik yazılmış çalışmalar
He wrote a research paper
Bir araştırma makalesi yazdı
gazete
günlük haber yayını
I read the morning paper
Sabah gazetesini okudum
belge
üzerinde resmi yazı bulunan kağıt
Please sign this paper
Lütfen bu belgeyi imzalayın
ikiyüzlülük
In scenesöylediği ile yaptığı bir olmayan kişinin tutumu
It is hypocrisy to talk about health while smoking
Sigara içerken sağlıktan bahsetmek ikiyüzlülüktür
hamburgerci
genellikle hamburger satan küçük ve gösterişsiz restoran
We stopped by a patty shack for lunch
Öğle yemeği için bir hamburgerciye uğradık
aşırmak
In scenebirinin eşyasını gizlice almak
He ganked my phone while I was not looking
Bakmadığım sırada telefonumu aşırdı
sert
In scenealkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
zor
In scenekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
en iyi
In sceneen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
zor
In sceneyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
sert
birine karşı talepkar veya katı olan
My teacher is very tough
Öğretmenim çok serttir
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
su almak
bir şeyin içine sıvı girmesi veya dolması
The boat started to take on water
Tekne su almaya başladı
üstlenmek
zor bir işi yapmayı kabul etmek
She decided to take on the project
Projeyi üstlenmeye karar verdi
kapışmak
biriyle savaşmak veya rekabet etmek
He will take on the champion
Şampiyonla kapışacak
bakış açısı
bir kişinin bir şey hakkındaki görüşü veya düşünceleri
What is your take on the matter
Konu hakkındaki bakış açın nedir
zarar vermek
bir şeye hasar veya acı vermek
The storm will take on the roof
Fırtına çatıya zarar verecek
zor
In scenekolay olmayan; güç
He had a rough year
Zor bir yıl geçirdi
kaba
In scenenazik olmayan; zorlayıcı
He is too rough during the game
Oyun sırasında çok kaba davranıyor
pürüzlü
düzgün olmayan yüzey
The rock is rough
Kaya pürüzlü
evsiz
evi veya yatacak yeri olmayan
He slept rough on the streets
Sokaklarda evsiz yattı
yüzle ilgili
In sceneyüze ait veya yüzle bağlantılı olan
He has facial expressions
Yüz ifadeleri var
cilt bakımı
yüz için yapılan güzellik bakımı
She got a facial yesterday
Dün cilt bakımı yaptırdı
düşman
In scenesavaştığınız veya rekabet ettiğiniz kişi
They are old enemies
Onlar eski düşmanlar
göndermek
bir şeyi birden fazla kişiye göndermek
The company will send out the invitations today
Şirket davetiyeleri bugün gönderecek
aile
In scenekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
hiçbir şey
In scenehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
grafiti
In scenekamuya açık yerlerdeki duvarlara yapılan yazı veya çizimler
There is colorful graffiti on the wall
Duvarda renkli grafitiler var
grafiti
duvarlara veya diğer yüzeylere izinsiz çizilen resim veya yazılar
Someone painted graffiti on the wall
Birisi duvara grafiti çizdi
duvar yazısı yapmak
kamusal alanlara izinsiz şekilde yazı yazmak ya da resim çizmek
They graffiti the walls every night
Her gece duvarlara yazı yazıyorlar
heyecan
In sceneçok büyük bir coşku veya hareketlilik durumu
There was a fever of excitement before the match
Maçtan önce büyük bir heyecan vardı
ateş
vücut sıcaklığının normalden yüksek olması
He has a high fever
Yüksek ateşi var
namlu
In scenemermilerin ateşlendiği silahın uzun metal kısmı
The bullet left the barrel
Mermi namludan çıktı
varil
depolama için kullanılan büyük yuvarlak kap
The wine is in a barrel
Şarap bir varilde
hızla ilerlemek
belirli bir yöne doğru çok hızlı hareket etmek
The car barreled down the road
Araba yolda hızla ilerledi
namlu
merminin çıktığı silahın uzun metal kısmı
He cleaned the barrel of the gun
Silahın namlusunu temizledi
kenara çekmek
bir aracı yolun kenarına çekip durdurmak
The police asked him to pull over
Polis ondan kenara çekmesini istedi
kenara çekmek
aracı yolun kenarında durdurmak
Please pull over here
Lütfen burada kenara çekin
üzerine çekmek
bir şeyi bir yüzeyin veya vücudun bir kısmının üzerine örtmek
Please pull the blanket over you
Lütfen battaniyeyi üzerine çek
aldı
In scenebir şeyi tutup başka bir yere götürmek veya almak
He took the book
Kitabı aldı
sanmak
birini veya bir şeyi yanlışlıkla başka biri ya da şey olarak algılamak
I took him for a doctor
Onu doktor sanmıştım
sürmek
bir işin tamamlanması için gereken zamanı ifade etmek
The trip took one hour
Yolculuk bir saat sürdü
gitmek
bir yoldan veya güzergahtan ulaşımı sağlamak
We took the long road to avoid traffic
Trafikten kaçınmak için uzun yoldan gittik
plan
In scenebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
araştırmak
bir konuyu veya durumu incelemek
I will look into this problem
Bu sorunu araştıracağım
fark etmek
In scenebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
sağlamlaştırmak
In scenebir şeyi daha güçlü veya sağlam hale getirmek
They consolidated their position in the market
Pazardaki konumlarını sağlamlaştırdılar
birleştirmek
birden fazla şeyi tek bir yapı altında toplamak
The company will consolidate its offices
Şirket ofislerini birleştirecek
tavsiye
In scenekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
anlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
havalı
In sceneçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
uymak
In scenebir şeyin içine girecek uygun boyutta olmak
The key fits the lock
Anahtar kilide uyuyor
uygun
belirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
formda
güçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
nöbet
aniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
deprem
In sceneyer kabuğunun ani sarsıntısı
The earthquake damaged the building
Deprem binaya zarar verdi
masraf
In scenebir şey için harcanan para
The travel expense was high
Seyahat masrafı yüksekti
yol açmak
In scenebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
In scenebirine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
servis yapmak
In scenebirine yiyecek veya içecek sunmak
They serve breakfast at 8 AM
Kahvaltıyı sabah 8'de servis ediyorlar
görev yapmak
In scenebir kurum veya organizasyon için çalışmak
He served in the army for two years
İki yıl boyunca orduda görev yaptı
cezasını çekmek
bir suçun cezasını hapiste veya başka bir şekilde geçirmek
He must serve five years in prison
O beş yıl hapis cezasını çekmeli
servis atmak
raketli bir sporda sayıya başlamak için topa vurmak
It is your turn to serve
Servis atma sırası sende
her gün
her bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
He worked out the math problem
Matematik problemini çözdü
yolunda gitmek
iyi bir sonuç almak
I hope everything works out
Umarım her şey yolunda gider
spor yapmak
fiziksel egzersiz yapmak
I work out at the gym daily
Her gün spor salonunda antrenman yaparım
sonuçlanmak
bir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
In scenebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
başarısız olmak
In scenebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
konvoy
In scenebirlikte hareket eden araç grubu
The trucks moved in a convoy
Kamyonlar bir konvoy halinde ilerledi
konvoy
güvenli bir şekilde birlikte seyahat eden araç grubu
The trucks traveled in a convoy
Kamyonlar konvoy halinde seyahat etti
modellemek
In scenebir şeyin versiyonunu veya tanımını oluşturmak
They model the data in the system
Verileri sistemde modelliyorlar
model
kıyafetleri sergilemek için giyen kişi
She is a professional model
O profesyonel bir model
örnek
taklit edilmesi gereken iyi bir kişi veya şey
She is a good model for students
O öğrenciler için iyi bir örnek
manken
fotoğraf çekimleri veya defileler için kıyafetleri sergileyen kişi
She is a famous fashion model
O ünlü bir moda mankeni
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
In sceneşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
duyarlı
In scenebir şeyden kolayca etkilenebilen
Children are susceptible to colds
Çocuklar soğuk algınlığına karşı duyarlıdır
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
şiddet
In scenebirine zarar vermek için fiziksel güç kullanma
Violence is never the answer
Şiddet asla çözüm değildir
istemek
bir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
daha erken
In scenebeklenenden önce
I arrived sooner than expected
Beklenenden daha erken geldim
daha erken
beklenenden daha kısa sürede gerçekleşen
Please arrive sooner next time
Lütfen bir dahaki sefere daha erken gel
tercih etmek
bir şeyi başka bir şeye yeğlemek
I would sooner stay than leave
Gitmektense kalmayı tercih ederim
işkence etmek
In scenebüyük fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
He was tortured for hours
Saatlerce ona işkence edildi
işkence
büyük fiziksel veya zihinsel acı
Silence can be torture
Sessizlik bir işkence olabilir
işkence etmek
birine şiddetli acı vermek
They tried to torture the prisoner
Mahkûma işkence etmeye çalıştılar
işkence
birine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı verme eylemi
The torture was cruel and illegal
İşkence zalimce ve yasa dışıydı
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
takıntı yapmak
In scenebir şeyi aşırı derecede ve sürekli düşünmek
Don't obsess over the small details
Küçük detaylara takılıp kalma
şirket
In scenemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
misafir
In scenesizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
nöbet tutmak
bir şeyi korumak için dikkatle izlemek
I will keep watch tonight
Bu gece nöbet tutacağım
devam etmek
In scenebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
çekinmeyin
bir şeyi yapmakta özgür olduğunu belirtmek için kullanılır
Feel free to call me
Beni aramaktan çekinmeyin
ne halt
bir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
halka açık
In sceneherkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halk
sıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
yapacak olmak
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him
Onu arayacağım
planlamak
bir işi yapma kararında olmak
We are going to visit the museum
Müzeyi ziyaret etmeyi planlıyoruz
olacak
gelecekte bir olayın gerçekleşmesi
It is going to rain
Yağmur yağacak
yapmak niyetinde
bir şeyi yapmayı planlamak
I am going to visit my friend tomorrow
Yarın arkadaşımı ziyaret edeceğim
polis memuru
In sceneemniyet teşkilatında görevli erkek memur
The policeman directed the traffic
Polis memuru trafiği yönetti
polis
yasaları uygulamakla görevli kişi
The policeman is here
Polis burada
polis memuru
yasaları uygulamakla görevli kişi
He is a policeman
O bir polis memuru
polis
yasaları uygulamakla görevli kişi
The policeman stopped the car
Polis arabayı durdurdu
şarap
In sceneüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
Görüşürüz
birine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
tanıma
In scenebirini veya bir şeyi tanımlama eylemi
Facial recognition is useful
Yüz tanıma kullanışlıdır
ayrılmak
In scenebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
In scenebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
güçlü
In scenebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
modaya uygun şekilde
In scenegüncel tarzlara uyarak
She is dressed fashionably
O modaya uygun giyinmiş
acı çekmek
In sceneacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
kasa
In scenesaklama için kullanılan büyük ahşap veya plastik kutu
The apples are in a wooden crate
Elmalar ahşap bir kasanın içinde
kasa
eşya taşımak veya saklamak için kullanılan büyük kutu
They packed the apples in a wooden crate
Elmaları tahta bir kasaya yerleştirdiler
bir an
In sceneçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
acı
In sceneyaralanma veya hastalık sonucu oluşan kötü his
He felt a sharp pain
Keskin bir acı hissetti
ızdırap
In scenefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
üzmek
birinin duygusal olarak acı çekmesine veya kederlenmesine neden olmak
It pains me to see you so sad
Seni bu kadar üzgün görmek beni üzüyor
görüntü
In scenebir şeyin görsel temsili
The image is very clear
Görüntü çok net
imaj
insanların bir kişi veya şirket hakkında sahip olduğu fikir
The company wants to improve its public image
Şirket kamuoyundaki imajını düzeltmek istiyor