

Arrow — Season 2 Episode 9
Words & meanings
574 words
CEFR level
hey
In scenedikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
güvenli
In scenetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
In scenebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
küçük
In sceneboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
tam olarak
In scenekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
rağmen
In scenebir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
yine de
buna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
önce söylenenden farklı bir durumu belirtmek için kullanılır
I am tired though
yine de yorgunum
uymak
In scenebir şeyin içine girecek uygun boyutta olmak
The key fits the lock
Anahtar kilide uyuyor
uygun
belirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
formda
güçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
nöbet
aniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
ne halt
bir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
yargı
In scenebirisi veya bir şey hakkında verilen karar veya görüş
You should not make a quick judgment
Hızlı bir yargıya varmamalısın
sistem
In scenebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
In sceneinsan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
adlandırmak
In scenebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
söz
In scenebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
servis yapmak
In scenebirine yiyecek veya içecek sunmak
They serve breakfast at 8 AM
Kahvaltıyı sabah 8'de servis ediyorlar
görev yapmak
bir kurum veya organizasyon için çalışmak
He served in the army for two years
İki yıl boyunca orduda görev yaptı
cezasını çekmek
bir suçun cezasını hapiste veya başka bir şekilde geçirmek
He must serve five years in prison
O beş yıl hapis cezasını çekmeli
servis atmak
raketli bir sporda sayıya başlamak için topa vurmak
It is your turn to serve
Servis atma sırası sende
düşünmek
In scenebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
araçla uzaklaşmak
bir aracı kullanarak bir yerden ayrılmak
He drove away in his car
Arabasıyla uzaklaştı
uzaklaştırmak
birini veya bir şeyi bir yerden gitmeye zorlamak
The loud noise drove away the birds
Yüksek ses kuşları uzaklaştırdı
ayak parmağı
In sceneayağın ucundaki ayrı bölümler
I hurt my toe
Ayak parmağımı incittim
haber
In scenebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
fırsat
In sceneuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
kutu
In scenedüz kenarları olan bir kap
Put the books in the box
Kitapları kutuya koy
sınıflandırmak
birini belirli bir kategoriye koymak
They try to box people into categories
İnsanları kategorilere ayırmaya çalışıyorlar
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
They like to box on weekends
Hafta sonları boks yapmayı severler
paketlemek
bir şeyi kutunun içine koymak
Please box the items carefully
Lütfen eşyaları dikkatlice paketleyin
şurup
In sceneşeker veya meyveden yapılan koyu tatlı sıvı
I like maple syrup on my pancakes
Kreplerimin üzerinde akçaağaç şurubu severim
ruh
In scenebir kişinin zihninin veya duygularının niteliği
He has a team spirit
Takım ruhuna sahip
ruh
bir insanın fiziksel olmayan kısmı
The human spirit is strong
İnsan ruhu güçlüdür
kaçırmak
birini veya bir şeyi gizlice başka yere götürmek
The spy was spirited away
Casus gizlice kaçırıldı
alkollü içki
güçlü bir alkollü içecek türü
He ordered a strong spirit
Sert bir alkollü içki sipariş etti
yakmak
In scenebir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
ışık
görmemizi sağlayan doğal veya yapay parlaklık
The light is bright
Işık parlak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
açık renkli
koyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
dinlenmek
In sceneenerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
geri kalan
In scenegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
pıhtılaştırıcı
In scenesıvının koyulaşmasını veya pıhtılaşmasını sağlayan madde
The doctor used a coagulant to stop the bleeding
Doktor kanamayı durdurmak için bir pıhtılaştırıcı kullandı
nişan almak
In scenebir şeyi belirli bir hedefe doğru yöneltmek
He aimed at the target
Hedefe nişan aldı
amaç
bir kişinin ulaşmak istediği hedef veya niyet
My aim is to learn English
Amacım İngilizce öğrenmek
amaçlamak
birini memnun etmek için bir şeyler yapmaya çalışmak
We aim to please our customers
Müşterilerimizi memnun etmeyi amaçlıyoruz
bu kadar uzağa
çok uzak bir mesafeye
I cannot walk so far
Bu kadar uzağa yürüyemem
şimdiye kadar
şu ana kadar geçen süre boyunca
So far, everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
uymak
In scenetalimatlara veya kurallara göre hareket etmek
Please follow the instructions
Lütfen talimatlara uyun
takip etmek
bir şeyi düzenli olarak izlemek veya okumak
I follow the news every day
Her gün haberleri takip ediyorum
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
anlamak
söylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
sorunsuz bir şekilde
In sceneproblemler olmadan, kolayca
Everything went smoothly
Her şey sorunsuz bir şekilde ilerledi
bir yerde
In scenebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
yeniden oluşturmak
In scenebir şeyin benzerini yeniden yapmak
She tried to recreate the recipe
Tarifi yeniden oluşturmaya çalıştı
yeniden yaratmak
bir şeyi tekrar yapmak veya yeni bir biçimde oluşturmak
The artist tried to recreate the masterpiece
Sanatçı şaheseri yeniden yaratmaya çalıştı
çalışır durumda
çalışan ve kullanılmaya hazır olan
The website is finally up and running
Web sitesi nihayet çalışır durumda
çalışır durumda
amaçlandığı gibi işleyen veya faaliyet gösteren
The factory is now up and running
Fabrika artık çalışır durumda
aniden harekete geçmek
bir şeyi beklenmedik bir şekilde ve uyarı olmaksızın yapmak
She was up and running with a new idea quickly
Yeni bir fikirle aniden harekete geçti
çalışır durumda
düzgün bir şekilde çalışan ve kullanıma hazır olan
The new system is finally up and running
Yeni sistem nihayet çalışır durumda
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
yay
In sceneok atmak için kullanılan araç
He uses a bow and arrow
Yay ve ok kullanır
eğilmek
saygı göstermek için başı veya vücudu öne eğmek
He bowed to the king
Krala eğildi
fiyonk
süsleme için kullanılan kurdele düğümü
She wore a red bow
Kırmızı bir fiyonk taktı
baş
bir geminin veya teknenin ön kısmı
The sailors stood at the bow
Denizciler geminin başında durdular
araba
In scenedört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
araba
dört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
şeyler
In scenegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
hayat kurtarma
In scenebirinin hayatını kurtarma eylemi
He learned lifesaving techniques at school
Okulda hayat kurtarma teknikleri öğrendi
beraber
In sceneaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
el altında
kullanıma hazır veya yakın olan
Keep a notebook at hand
Yanında bir defter bulundur
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
aslında
bir şeyin gerçek olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
I thought it was easy, but in fact it was hard
Kolay olduğunu sanmıştım ama aslında zordu
tıbbi
In scenehastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
neredeyse
In scenetamamen değil ama çok yakın
It is nearly time to go
Neredeyse gitme vakti
göz gezdirmek
In scenebir şeye hızlıca bakmak
I scanned the newspaper
Gazeteye göz gezdirdim
tarama
In scenetıbbi bir durumu kontrol etmek için yapılan işlem
The doctor ordered a brain scan
Doktor bir beyin taraması istedi
incelemek
bir şeyi dikkatlice gözden geçirmek
He scanned the document for errors
Belgeyi hatalar için inceledi
tarama
vücudun içini gösteren tıbbi bir görüntü
The doctor checked the brain scan
Doktor beyin taramasını kontrol etti
kafatası
In scenebaşı oluşturan kemik
The skull protects the brain
Kafatası beyni korur
iğrenç
In sceneçok kötü, nahoş veya kaba
That was a nasty comment
Bu iğrenç bir yorumdu
cilt
In scenevücudun dış tabakası
She has soft skin
Cildi çok yumuşak
ağır cezalandırmak
birini çok sert şekilde cezalandırmak
They will skin him for this
Bunun için onu ağır cezalandıracaklar
derisini yüzmek
bir şeyin dış tabakasını çıkarmak
He skinned the rabbit
Tavşanın derisini yüzdü
en iyi
In sceneen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
malzeme
In scenebelirli bir amaç için gereken şeyler
We need more school supplies
Daha fazla okul malzemesine ihtiyacımız var
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company supplies electricity
Şirket elektrik sağlıyor
stok
kullanım için mevcut olan miktar
We have a large supply of water
Büyük bir su stoğumuz var
serum
In scenevücuttan veya bitkilerden elde edilen berrak sıvı
The doctor injected the serum
Doktor serumu enjekte etti
orman
In scenegeniş bir ağaçlık alan
They live near the forest
Ormanın yakınında yaşıyorlar
belediye başkanı
In scenebir şehrin veya kasabanın başındaki kişi
The mayor lives in this house
Belediye başkanı bu evde yaşıyor
belediye başkanı
şehir yönetiminin başındaki yetkili
He is the mayor of the city
O, şehrin belediye başkanıdır
eğitmek
In scenebir beceri öğretmek veya hazırlamak
They train the new employees
Yeni çalışanları eğitirler
tren
raylar üzerinde hareket eden birbirine bağlı vagonlar dizisi
I go to work by train
İşe trenle giderim
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
değer
In scenebir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer vermek
bir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
sponsor olmak
In scenebir etkinliğe veya faaliyete maddi destek sağlamak
The company will sponsor the local marathon
Şirket yerel maratona sponsor olacak
sponsor
bir etkinliği veya faaliyeti desteklemek için para veren kişi veya kuruluş
The company is a sponsor of the team
Şirket takımın bir sponsoru
kavşak
In sceneyolların kesiştiği yer
Turn right at the intersection
Kavşaktan sağa dön
ateşleme
In scenebir şeyin yanmaya başlaması eylemi
The spark caused the ignition of the fuel
Kıvılcım yakıtın ateşlenmesine neden oldu
kontak
motorlu taşıtların çalışmasını sağlayan sistem
Turn the key in the ignition to start the car
Arabayı çalıştırmak için anahtarı kontağa çevirin
artmak
In scenebir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
inşa etmek
parçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
sürüm
bir yazılımın veya sistemin belirli bir versiyonu
This is the latest build of the software
Bu yazılımın en son sürümüdür
üretici
In sceneürünleri fabrikada üreten şirket
The manufacturer recalled the defective cars
Üretici kusurlu arabaları geri çağırdı
imalatçı
mal üreten kişi veya firma
He is a manufacturer of leather shoes
O deri ayakkabı imalatçısıdır
devre
In sceneelektriğin akması için oluşturulmuş kapalı yol
The electrical circuit is broken
Elektrik devresi bozulmuş
tur
belirli bir düzen içinde gerçekleşen veya ziyaret edilen bir dizi olay ya da yer
He went on a lecture circuit
Konferans turuna çıktı
yargı çevresi
belirli bir bölgedeki davalara bakan mahkemeler grubu
The case went to the federal circuit court
Dava federal yargı çevresi mahkemesine gitti
tereddüt etmek
In scenebir şeyi yapmadan önce kısa bir süre durmak
Don't hesitate to ask
Sormaktan çekinmeyin
canlı
In sceneçalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
In scenehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
parçacık
In scenebir şeyin çok küçük parçası
A tiny particle of dust is here
Burada küçük bir toz parçacığı var
emniyet
In scenesilahın veya makinenin yanlışlıkla çalışmasını engelleyen düzenek
She released the safety
Emniyeti açtı
güvenlik
zarar görmekten korunma durumu
Safety is very important
Güvenlik çok önemlidir
savunma oyuncusu
Amerikan futbolunda savunma yapan oyuncu
The safety tackled the runner
Savunma oyuncusu koşucuyu durdurdu
güçlü
In scenebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
soruşturma
In scenegerçekleri veya bilgileri ortaya çıkarmak için yapılan dikkatli çalışma
The police started an investigation
Polis bir soruşturma başlattı
seçim
In sceneseçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
In scenebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
iki veya daha fazla olasılık arasından tercih yapma durumu
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
görevliler
In scenebir kurumda veya devlette yetki sahibi olan kişiler
Government officials discussed the new law
Hükümet görevlileri yeni yasayı görüştü
yetkili
resmi yetkisi olan kimse
The official signed the document
Yetkili belgeyi imzaladı
dışarı çıkmak
bir yerden veya odadan ayrılmak
Please go out now
Lütfen şimdi dışarı çık
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
yayımlanmak
bir haberin veya bilginin herkese duyurulması
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün yayımlandı
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
çıkmak
biriyle romantik bir ilişki yaşamak
They have been going out for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
daire
In sceneyuvarlak ve kapalı bir eğri
Draw a circle on the paper
Kağıda bir daire çiz
çevre
ortak ilgi alanlarına sahip insan grubu
He has a small circle of friends
Küçük bir arkadaş çevresi var
etrafında dönmek
bir şeyin çevresinde dairesel bir yolla hareket etmek
The birds circle the lake
Kuşlar gölün etrafında dönüyor
daire içine almak
bir şeyin çevresine yuvarlak çizmek
Please circle the correct answer
Lütfen doğru cevabı daire içine alın
ateş etmek
In scenesilahtan kurşun çıkarmak
He knows how to shoot
O ateş etmeyi bilir
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
sürgün
bitkinin gövdesinden çıkan yeni filiz
The plant has a new shoot
Bitkinin yeni bir sürgünü var
çekmek
film reklam veya video için görüntü kaydetmek
They are shooting a movie
Bir film çekiyorlar
nokta
bir kararın kesin ve tartışmaya kapalı olduğunu belirten ifade
I will not change my mind end of story
Fikrimi değiştirmeyeceğim nokta
formül
In scenebir şeyi yapmak için kullanılan kurallar veya talimatlar bütünü
He found a formula for success
Başarı için bir formül buldu
mama
bebekler için hazırlanan özel besin
The baby drinks formula
Bebek mama içiyor
formül
özel bir madde karışımı
The baby is fed with formula
Bebek formülle besleniyor
hayatta kalmak
In scenetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
yaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
bebek yapımcısı
oyuncak bebek üreten kimse
The doll maker crafted a beautiful porcelain doll
Bebek yapımcısı güzel bir porselen bebek yaptı
gelmek
In scenebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
protesto etmek
In scenebir şeye karşı olduğunu söylemek veya göstermek
They protest against the new law
Yeni yasayı protesto ediyorlar
protesto
güçlü bir şikayet veya itiraz
The decision met with a loud protest
Karar sert bir protestoyla karşılandı
yüz
In scene100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
biraz
küçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum