

Arrow — Season 2 Episode 11
Words & meanings
652 words
CEFR level
atış
In scenesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
In scenefotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
hızlandırıcı
In sceneyangının daha hızlı yanmasını sağlayan madde
They found an accelerant in the fire wreckage
Yangın enkazında bir hızlandırıcı buldular
maruz bırakmak
In scenebirini bir durumla karşı karşıya getirmek
He was exposed to the cold
Soğuğa maruz kaldı
ortaya çıkarmak
gizli olan bir şeyi göstermek
He exposed the truth
Gerçeği ortaya çıkardı
maruz bırakmak
bir şeyi korumasız veya açıkta bırakmak
Do not expose your skin to the sun
Cildinizi güneşe maruz bırakmayın
ortaya çıkarmak
bir şeyi görünür veya bilinir hale getirmek
The report will expose the truth
Haber bülteni gerçeği ortaya çıkaracak
truva atı
In scenediğer yazılımların içine gizlenen zararlı bilgisayar programı
My computer was infected by a Trojan
Bilgisayarıma bir truva atı bulaştı
yatırmak
In scenebirini resmi bir kararla bir kuruma veya hastaneye kapatmak
They committed him to a mental hospital
Onu bir akıl hastanesine yatırdılar
bağlanmak
bir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
adamak
kendisini tamamen bir şeye vermek
He committed his life to science
Hayatını bilime adadı
işlemek
bir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
soğuk davranmak
birine kaba veya ilgisiz davranmak
She gave me the cold shoulder
Bana soğuk davrandı
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
sevimli
In sceneşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
patika
In scenetakip edilen yol veya iz
We followed the hiking trail
Yürüyüş patikasını takip ettik
geride kalmak
bir yarışmada veya oyunda arkada olmak
Our team is trailing by two points
Takımımız iki puan geride
takip etmek
birini gizlice izlemek
The detective trailed the suspect
Dedektif şüpheliyi takip etti
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
şahsen
In scenekendi görüşüne göre
Personally, I prefer tea
Şahsen çayı tercih ederim
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
hoşlanmak
birine karşı romantik ilgi duymak
I have a thing for my classmate
Sınıf arkadaşımdan hoşlanıyorum
önce
In sceneşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
çıldırmak
kontrolsüz veya vahşi bir şekilde davranmaya başlamak
He will go crazy
O çıldıracak
ziyaret etmek
In scenebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
bir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
gizli
In scenebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
başkalarından saklanan şey
Can you keep a secret?
Bir sır tutabilir misin?
gizli bilgi
gizli tutulan bilgi
The secret was revealed
Gizli bilgi açığa çıktı
sır
başkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
tıbbi
In scenehastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
satıcı
In sceneürün veya eşya satan kişi
He is a car dealer
O bir araba satıcısıdır
sorumluluk
In scenekontrol veya yetkiye sahip olmak
Who is in charge here?
Burada kim sorumlu?
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
hücum etmek
birine veya bir şeye doğru hızlı ve güçlü bir şekilde hareket etmek
The bull charged at the crowd
Boğa kalabalığa doğru hücum etti
ücret talep etmek
bir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
kız arkadaş
In sceneromantik ilişki içinde olunan kadın
He loves his girlfriend
Kız arkadaşını seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
durum
In scenebelirli bir durum veya örnek
In this case, we must wait
Bu durumda beklemeliyiz
dava
In scenemahkemede görülen hukuki mesele
The judge dismissed the case
Hakim davayı reddetti
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
gözlemek
bir yeri veya kişiyi dikkatle incelemek
The thief cased the bank
Hırsız bankayı gözledi
ipucu
In scenebir şeyi tahmin etmeye yardımcı olan küçük bir bilgi
Can you give me a hint?
Bana bir ipucu verebilir misin?
ima etmek
bir şeyi doğrudan söylemeyip dolaylı yoldan belirtmek
She hinted that she might quit her job
İşinden ayrılabileceğini ima etti
eser
bir şeyin çok küçük miktarı
There is a hint of lemon in the tea
Çayda bir eser miktarda limon var
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
hap
In sceneküçük ve katı ilaç parçası
I take a pill every morning
Her sabah bir hap alırım
çekilmez kişi
can sıkıcı veya zor biri
He is such a pill
O çok çekilmez biridir
tüylenmek
kumaş yüzeyinde küçük topçuklar oluşması
This sweater tends to pill
Bu kazak tüylenmeye meyilli
karışıklık
In scenekarmaşık veya düzensiz bir durum
There was a snafu at the airport
Havaalanında bir karışıklık oldu
kargaşa
kaotik veya karışık bir durum
The mission was a total snafu
Görev tam bir kargaşaydı
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
tehlikeli
In scenezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
vefat etmek
hayatı sona ermek
My grandfather passed away last year
Büyükbabam geçen yıl vefat etti
rahatsızlık
In scenetıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
şart
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
durum
bir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
bir an
In sceneçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
In scene60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
depolamak
In scenebir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
saklamak
eşyaları sonra kullanmak için bir yere koymak
Store your clothes in the attic
Kıyafetlerini tavan arasına sakla
mağaza
ürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
stok
gelecekte kullanım için biriktirilen şeyler
We have a store of food
Yiyecek stokumuz var
suç
In sceneyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
asistan
In scenebaşka birine yardım eden kişi
She is my assistant
O benim asistanım
para
In scenebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
cimri
In scenepara harcamaktan veya paylaşmaktan kaçınan
He is very stingy
O çok cimridir
hafta
In sceneyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hayatta
In sceneyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
üzgün
In sceneüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
cömert
In scenebaşkalarına vermeye veya paylaşmaya istekli
He is a very generous man
O çok cömert bir adam
düşmek
In scenehızla aşağıya inmek
The temperature will fall tonight
Sıcaklık bu gece düşecek
sonbahar
yaz ve kış arasındaki mevsim
Fall is a beautiful season
Sonbahar güzel bir mevsimdir
uyuyakalmak
uyku durumuna geçmek
She fell asleep on the couch
Koltukta uyuyakaldı
mağdur
incinmiş veya kötü muamele görmüş kimse
He was just a fall in their cruel game
Onların acımasız oyununda sadece bir mağdurdu
övgü
In scenebir şeyi beğendiğinizi veya takdir ettiğinizi gösteren sözler
She received a lot of praise for her work
Çalışması için çok fazla övgü aldı
övmek
birinin veya bir şeyin iyi olduğunu söylemek
The teacher praised the student
Öğretmen öğrenciyi övdü
övmek
birini veya bir şeyi takdir ettiğini ifade etmek
The teacher praised the student for her hard work
Öğretmen öğrencisini çok çalışmasından dolayı övdü
övmek
birisi veya bir şey hakkında iyi şeyler söylemek
The teacher praised the student
Öğretmen öğrenciyi övdü
ortak
In sceneiş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
ortak
bir işletmenin sahipliğini paylaşan kişi
He is my business partner
O benim iş ortağım
partner
bir etkinliği birlikte yaptığınız kişi
Find a partner for the dance
Dans için bir partner bul
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
izin almak
belirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
çıkarmak
kıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
sağlık
In scenesağlıklı veya hasta olma durumu
Exercise is good for your health
Egzersiz sağlığınız için iyidir
sağlık
hastalık veya yaralanmadan uzak olma durumu
Good health is important for everyone
İyi bir sağlık herkes için önemlidir
erişim
In scenebir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
konuşma
In scenefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
bakmak
In scenegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
sonları
In scenebir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
kampanya
In scenebir amaca ulaşmak için yürütülen organize çalışmalar
The politician started his campaign
Politikacı kampanyasına başladı
kampanya
belirli bir hedefi gerçekleştirmek için yapılan planlı çalışmalar
The company launched a new ad campaign
Şirket yeni bir reklam kampanyası başlattı
kampanya
rol yapma oyunlarındaki birbiriyle bağlantılı maceralar dizisi
We started a new campaign in our game
Oyunumuzda yeni bir kampanyaya başladık
nöbet tutmak
In scenebirini korumak için uyanık kalmak
She kept watch over the baby
Bebeğin başında nöbet tuttu
başarısız olmak
bir konuda başarısız olmak
He tried to get the job, but he struck out
İşi almaya çalıştı ama başarısız oldu
kendi yolunu çizmek
kendi işlerini tek başına yapmaya başlamak
He decided to strike out on his own
Kendi yolunu çizmeye karar verdi
sarmak
In scenebir şeyi tamamen örtmek veya içine almak
She will wrap the gift
O hediyeyi saracak
beklenmek
In scenebir şeyi yapmasının beklendiği veya gerektiği durum
I am supposed to finish this today
Bunu bugün bitirmem gerekiyor
varsayılan
kanıt olmaksızın doğru olduğu düşünülen
He is the supposed owner of the house
O evin varsayılan sahibi odur
gereken
yapılması zorunlu veya beklenilen
You are supposed to arrive on time
Zamanında gelmen gerekiyor
yapması beklenmek
bir şeyin yapılması zorunlu veya beklenir durum olması
You are supposed to arrive at eight
Saat sekizde gelmen bekleniyor
yakında
In sceneuzak olmayan
Is there a pharmacy nearby?
Yakınlarda bir eczane var mı?
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
yetişmeye çalışmak
koşarak bir şeye yetişmek
Run for the bus
Otobüse yetişmek için koş
kaçmak
tehlikeden kurtulmak için koşarak uzaklaşmak
Run for your life
Canını kurtarmak için kaç
aday olmak
siyasi bir göreve seçilmeye çalışmak
She decided to run for mayor
Belediye başkanlığına aday olmaya karar verdi
güçlü
In scenebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
incinmiş
In scenefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
denemek
bir şeyi yapmaya çalışmak
I will take a shot at solving this puzzle
Bu bulmacayı çözmeyi deneyeceğim
alçak açı
konunun altından yapılan çekim
He used a low angle to film the scene
O sahneyi çekmek için alçak açı kullandı
çılgınca
In sceneçok aptalca veya mantıksız olan
That is an insane idea
Bu çılgınca bir fikir
kanamak
In scenebir yaradan kan kaybetmek
Your finger is bleeding
Parmağın kanıyor
birbirine karışmak
renklerin veya sıvıların yavaşça birbirine geçmesi
The colors began to bleed together
Renkler birbirine karışmaya başladı
sömürmek
birinden yavaşça ve sürekli para almak
The high rent is bleeding them dry
Yüksek kira onları sömürüyor
gönülden desteklemek
bir takımı veya grubu çok güçlü bir bağlılıkla savunmak
He bleeds for his team
O takımını gönülden destekliyor
varsaymak
In scenebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
eş
In sceneevli olunan kişi
My spouse is very supportive
Eşim çok destekleyici
geçen gün
birkaç gün önce
I saw him the other day
Onu geçen gün gördüm
kaba
In scenenazik olmayan; zorlayıcı
He is too rough during the game
Oyun sırasında çok kaba davranıyor
zor
kolay olmayan; güç
He had a rough year
Zor bir yıl geçirdi
pürüzlü
düzgün olmayan yüzey
The rock is rough
Kaya pürüzlü
evsiz
evi veya yatacak yeri olmayan
He slept rough on the streets
Sokaklarda evsiz yattı
dışarı
In scenebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
In scenebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
acele etmek
In scenehızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
acele
bir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
aceleye getirmek
bir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
fırsat
In scenebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
In scenebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
teşekkür
In sceneminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
telefon görüşmesi
telefon üzerinden yapılan konuşma
I have a phone call
Bir telefon görüşmem var
her kim
In scenekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı