

Arrow — Season 2 Episode 12
Words & meanings
676 words
CEFR level
ilgilenmek
bir durumla ilgilenmek veya onu çözmek için önlem almak
I will deal with this problem tomorrow
Bu sorunla yarın ilgileneceğim
iş arkadaşı
In scenebirlikte çalışılan kişi
He is my associate
O benim iş arkadaşım
ilişkilendirmek
iki şey arasında zihinsel bir bağ kurmak
I associate summer with the beach
Yazı plajla ilişkilendiririm
gelmek
In scenebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
şirket
In scenemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a law firm
Bir hukuk firmasında çalışıyor
sert
yumuşak olmayan veya esnemeyen
The mattress is very firm
Yatak çok sert
kararlı
fikrini veya kararını değiştirmeyen
She remained firm in her decision
Kararında kararlı kaldı
firma
ticari bir kuruluş
She works for a law firm
O bir hukuk firmasında çalışıyor
patlatmak
patlayıcı kullanarak bir şeyi yok etmek
They had to blow up the old bridge
Eski köprüyü patlatmak zorunda kaldılar
quarterback
In sceneAmerikan futbolunda topu fırlatan oyuncu
The quarterback threw the ball
Quarterback topu fırlattı
dolar
In sceneABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
belediye başkanı
In scenebir şehrin veya kasabanın başındaki kişi
The mayor lives in this house
Belediye başkanı bu evde yaşıyor
belediye başkanı
şehir yönetiminin başındaki yetkili
He is the mayor of the city
O, şehrin belediye başkanıdır
odak grup testi
bir ürünü veya fikri belirli bir insan grubuyla değerlendirme süreci
We will run a focus test for the new game
Yeni oyun için bir odak grup testi yapacağız
korumak
In scenebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
yeniden planlamak
In scenebir şey için yeni bir zaman belirlemek
I need to reschedule the meeting
Toplantıyı yeniden planlamam gerekiyor
yeterlilik
In scenebir iş için uygun olduğunuzu gösteren beceri veya deneyim
She has the right qualifications for the job
İş için doğru yeterliliklere sahip
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
eksik
In scenebir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
şort
diz üstünde biten pantolon
I wear shorts in summer
Yazın şort giyerim
kısa
boyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
kısa
az zaman alan
The meeting was very short
Toplantı çok kısaydı
serbest bırakmak
In scenebir şeyi serbest bırakmak veya salıvermek
Please release the bird
Lütfen kuşu serbest bırakın
feragatname
resmi bir izin veya sorumluluktan kurtulma belgesi
Sign the release form
Feragatnameyi imzalayın
rahatlama
stres veya gerginlikten kurtulma hissi
Crying brought her a sense of release
Ağlamak ona bir rahatlama hissi getirdi
artık
In sceneartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
paralı asker
In scenepara karşılığında savaşan asker
He worked as a mercenary in the war
Savaşta paralı asker olarak çalıştı
kiralık asker
para için savaşan silahlı kişi
The general hired a mercenary to protect the base
General üssü koruması için kiralık bir asker tuttu
lüks
In scenepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
sanmak
bir şeyin kanıt olmasa bile doğru olduğunu düşünmek
I fancy that he is lying
Onun yalan söylediğini sanıyorum
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tam
In scenevurgulamak için kullanılan
It was a complete surprise
Bu tam bir sürprizdi
tamamlamak
bir işi sona erdirmek
Please complete the form
Lütfen formu tamamlayın
eksiksiz
tüm parçaları olan
The set is now complete
Set artık eksiksiz
tamamlamak
bir şeyin eksik olan kısımlarını bitirmek
You must complete the puzzle
Yapbozu tamamlamalısın
bitirmek
bir şeyi tamamen kullanıp tüketmek
We ran out of milk
Sütümüz bitti
tükenmek
elinde hiç kalmamış olmak
We ran out of milk
Sütümüz bitti
üst kat
In scenezemin katın üzerindeki kat
My bedroom is upstairs
Yatak odam üst katta
saçma
In scenemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
diz
In sceneuyluk ile alt bacak arasındaki eklem
My knee hurts
Dizim ağrıyor
diz atmak
birine dizle vurmak
He tried to knee the opponent
Rakibine diz atmaya çalıştı
rota
In scenegidilecek yön veya yol
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
elbette
evet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
yemek bölümü
bir yemeğin parçası
The main course was fish
Ana yemek balıktı
yemek bölümü
bir öğünün sunulan kısımlarından her biri
The soup was the first course
Çorba ilk yemek bölümüydü
davet etmek
In scenebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet etmek
insanların gelmesini veya katılmasını sağlamak
The smell of food invites us to eat
Yemek kokusu bizi yemeye davet ediyor
davet etmek
birini bir etkinliğe gelmesi için çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
meslekten men
In scenebir avukatın mesleğini icra etmesinin resmi olarak yasaklanması
He faced disbarment after the scandal
Skandaldan sonra meslekten men cezasıyla karşı karşıya kaldı
kontrol etmek
In scenebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
In scenebir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
kızgın
In scenegüçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
kızgın
bir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
fırlatıcı
In scenebir şeyi ileriye göndermek için kullanılan araç veya makine
The rocket launcher is ready
Roket fırlatıcısı hazır
işe almak
In scenebirine iş vermek
They want to hire a new manager
Yeni bir yönetici işe almak istiyorlar
kiralamak
bir şeyi belirli bir süre kullanmak için para ödemek
We decided to hire a car for our holiday
Tatilimiz için bir araba kiralamaya karar verdik
işe alınan kişi
şirketin işe aldığı kimse
They welcomed the new hire
Yeni işe alınan kişiyi karşıladılar
işe almak
birine ücretli bir iş vermek
We need to hire more staff
Daha fazla personel işe almamız gerekiyor
-dığı sürece
bir durumun gerçekleştiği müddetçe
You can stay as long as you are quiet
Sessiz olduğun sürece burada kalabilirsin
kadar uzun
bir şeyin devam ettiği süre veya mesafe
The movie was not as long as the book
Film kitap kadar uzun değildi
yeter ki
bir şeyin olması için gereken tek koşul
As long as you try your best it is okay
Yeter ki elinden gelenin en iyisini yap
-mesi şartıyla
bir şeyin gerçekleşmesi için konulan kural
You can borrow it as long as you return it
Geri getirmek şartıyla onu ödünç alabilirsin
karşılamak
In scenevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
muayenehane
In scenebir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
pratik yapmak
gelişmek için bir şeyi tekrar tekrar yapmak
I practice the piano every day
Her gün piyano çalışırım
uygulama
toplumda veya bir grupta yaygın olan davranış biçimi
It is common practice to arrive on time
Zamanında gelmek yaygın bir uygulamadır
bir zamanlar
In scenegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
içecek
In scenesu veya meyve suyu gibi içilen sıvı
What beverage would you like?
Hangi içeceği istersiniz?
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
kadın garson
In scenerestoranda yemek servisi yapan kadın
The waitress brought the menu
Kadın garson menüyü getirdi
garsonluk
bir restoranda yemek servisi yapma işi
She does waitressing for extra money
Ekstra para için garsonluk yapıyor
servis etmek
müşterilere yiyecek ve içecek sunmak
She serves food to the guests
Konuklara yemek servis ediyor
ev
In sceneyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
eylem
In sceneyapılan veya gerçekleşen bir şey
Take action now
Şimdi harekete geç
motor
başlamak için verilen işaret
The director shouted action
Yönetmen motor diye bağırdı
mekanizma
bir silahın doldurmasını ve ateşlemesini sağlayan hareketli parçalar
The gun's action is smooth
Silahın mekanizması düzgün çalışıyor
kahve
In scenekavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan sıcak bir içecek
I drink coffee every morning
Her sabah kahve içerim
kahve
kavrulmuş çekirdeklerden yapılan sıcak bir içecek
Do you want some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
şişe
In scenesıvılar için kullanılan cam veya plastik kap
The water is in the bottle
Su şişenin içinde
şişelemek
bir şeyi şişenin içine koymak
They bottle the wine
Şarabı şişeliyorlar
nedeniyle
bir şeyden kaynaklanan
The game was cancelled due to rain
Maç yağmur nedeniyle iptal edildi
net
In sceneanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
In sceneengelsiz
The road is clear
Yol açık
tamamen
bir şeyin içinden bütünüyle
The bullet went clear through the wood
Mermi tahtanın içinden tamamen geçti
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
açıkça
In scenekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
civarında
In scenebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
alt
In scenebir şeyin en alt kısmı
The coin is at the bottom of the glass
Bozuk para bardağın dibinde
popo
üzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his bottom
Poposunun üzerine düştü
dip
bir şeyin en alt kısmı
She found a coin at the bottom of the pool
Havuzun dibinde bir madeni para buldu
alt
bir şeyin en alt kısmı
Write your name at the bottom of the page
Adınızı sayfanın altına yazın
baskı
In scenetaleplerin neden olduğu stres veya endişe hissi
He is under a lot of pressure
Çok fazla baskı altında
basınç
bir şeye karşı uygulanan itme gücü
The water pressure is high
Su basıncı yüksek
ortalama
In scenenormal veya alışılmış olan
He is an average student
O, ortalama bir öğrencidir
ortalamasını almak
bir sayı kümesinin tipik değerini bulmak
You should average these numbers
Bu sayıların ortalamasını almalısın
ortalama
bir sayı grubunun tipik değeri
The average score is eighty
Ortalama puan seksen
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılmak veya görünür olmak
The sun came out
Güneş çıktı
dökülmek
yerinden ayrılmak veya düşmek
His tooth came out
Dişi düştü
çıkmak
halka açık hale gelmek
The new movie comes out tomorrow
Yeni film yarın çıkıyor
sonuçlanmak
belli bir şekilde sonuçlanmak
The photo came out well
Fotoğraf güzel çıktı
ortaya çıkmak
bir şeyin hemen veya gecikmeden görünür hale gelmesi
The truth will come out immediately
Gerçekler hemen ortaya çıkacak
açıkça söylemek
bir şeyi dürüstçe ve doğrudan ifade etmek
He finally came out about the truth
Sonunda gerçekler hakkında açıkça konuştu
kutsal
In sceneTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
aman
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
haftalık
In sceneher hafta gerçekleşen veya yapılan
I have a weekly meeting
Haftalık bir toplantım var
haftalık dergi
her hafta basılan yayın
I buy this weekly every Monday
Bu haftalık dergiyi her Pazartesi alırım
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
ne kadar
miktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
enjekte etmek
In scenebir şeyi başka bir şeyin içine yerleştirmek
The doctor will inject the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
suçla ilgili
In scenesuçla veya yasalara aykırı olan
Criminal activities are illegal
Suç faaliyetleri yasa dışıdır
suçlu
bir suç işleyen kimse
The criminal was arrested
Suçlu tutuklandı
çok
In scenebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
hiç
herhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
cevap
In scenebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
endişe verici
In sceneendişe veya kaygı uyandıran
This is a troubling development
Bu endişe verici bir gelişme
belge
In sceneüzerinde resmi yazı bulunan kağıt
Please sign this paper
Lütfen bu belgeyi imzalayın
makale
özellikle akademik yazılmış çalışmalar
He wrote a research paper
Bir araştırma makalesi yazdı
kağıt
yazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
gazete
günlük haber yayını
I read the morning paper
Sabah gazetesini okudum
tekrar bir arada
aynı yerde veya birleşmiş durumda olma
The team is back together
Takım tekrar bir arada
yeniden beraber
ayrılıktan sonra tekrar ilişkiye başlama
They are back together
Onlar yeniden beraber
tekrar birleştirmek
ayrı parçaları tek bir bütün haline getirmek
I put the toy back together
Oyuncağı tekrar birleştirdim
ikna etmek
In scenebirini bir şeye inanmaya veya bir şeyi yapmaya razı etmek
I tried to convince him to come
Onu gelmeye ikna etmeye çalıştım
ikna etmek
birini bir şeyin doğruluğuna inandırmak
I convinced him to come
Onu gelmeye ikna ettim
tek yönlü
sadece tek yöne giden
I bought a one way ticket
Tek yönlü bir bilet aldım
bir yol
bir şeyi yapmanın bir yöntemi
This is one way to do it
Bu yapmanın bir yoludur
tek yön
tek yönde harekete izin veren
This is a one way street
Burası tek yönlü bir sokaktır
tek yön
dönüşü olmayan gidiş bileti
I bought a one way ticket to London
Londra'ya tek yön bilet aldım
halka açık
In sceneherkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halk
sıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
su almak
bir şeyin içine sıvı girmesi veya dolması
The boat started to take on water
Tekne su almaya başladı
üstlenmek
zor bir işi yapmayı kabul etmek
She decided to take on the project
Projeyi üstlenmeye karar verdi
kapışmak
biriyle savaşmak veya rekabet etmek
He will take on the champion
Şampiyonla kapışacak
bakış açısı
bir kişinin bir şey hakkındaki görüşü veya düşünceleri
What is your take on the matter
Konu hakkındaki bakış açın nedir
zarar vermek
bir şeye hasar veya acı vermek
The storm will take on the roof
Fırtına çatıya zarar verecek
aman
In scenebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
yapma
In scenebir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
yapmak
birini veya bir şeyi belirli bir duruma getirmek
The news made me happy
Haber beni mutlu etti
kazanmak
bir işten para elde etmek
She is making a lot of money
O çok para kazanıyor
nitelik
bir şeye katkıda bulunan özellik
He has the making of a champion
O şampiyon olma niteliğine sahip
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
şirket
In scenemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
misafir
In scenesizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
süreç
In scenebir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar dizisi
It is a long process
Bu uzun bir süreç
işlemek
In scenebir bilgiyi zihinde değerlendirmek
I need some time to process the information
Bu bilgiyi işlemek için biraz zamana ihtiyacım var
işlemek
bir şeyi sistematik olarak ele almak
The computer processes the data
Bilgisayar verileri işler
işleme
bir şeyi sistematik olarak ele alma eylemi
Data processing takes time
Veri işleme zaman alır
reddetmek
In scenebir şeyin önemli olmadığına karar vermek
He dismissed my idea
Fikrimi reddetti
serbest bırakmak
birine gidebileceğini söylemek
The teacher dismissed the class
Öğretmen sınıfı serbest bıraktı
kovmak
birine artık orada kalamayacağını söylemek
The manager dismissed the worker
Müdür işçiyi kovdu
işten çıkarmak
birinin görevine son vermek
The company decided to dismiss him
Şirket onu işten çıkarmaya karar verdi
sistem
In scenebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
takma ad
In scenegerçek ismin yerine kullanılan isim
My nickname is Sam
Takma adım Sam
lakap
birine verilen samimi veya komik isim
He has a funny nickname
Onun komik bir lakabı var
başarısız olmak
bir konuda başarısız olmak
He tried to get the job, but he struck out
İşi almaya çalıştı ama başarısız oldu
kendi yolunu çizmek
kendi işlerini tek başına yapmaya başlamak
He decided to strike out on his own
Kendi yolunu çizmeye karar verdi
limuzin
In sceneşoförlü, uzun ve pahalı bir araç
They arrived in a limo
Bir limuzinle geldiler
limuzin
şoförlü uzun lüks araç
They arrived at the party in a limo
Partiye limuzinle geldiler
limuzin
yolcu taşımak için kullanılan büyük ve lüks otomobil
They arrived at the party in a limo
Partiye limuzinle geldiler
kontrol etmek
In scenebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi