

Arrow — Season 2 Episode 19
Words & meanings
626 words
CEFR level
üzgün
In sceneüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
berbat etmek
bir şeyi yanlış yapmak veya kötü yapmak
I really screwed up the interview
Mülakatı gerçekten berbat ettim
bozmak
bir şeylerin yanlış gitmesine neden olmak
Don't screw up this chance
Bu şansı bozma
hata
bir hata sonucu oluşan sorun
It was a huge screw up
Bu büyük bir hataydı
mahvetmek
hata yaparak bir şeye zarar vermek
I screwed up the whole project
Tüm projeyi mahvettim
buruşturmak
bir şeyi bükerek veya sıkarak şeklini bozmak
He screwed up the piece of paper
Kağıdı buruşturdu
beceriksiz
sürekli hata yapan kimse
He is a total screw-up
O tam bir beceriksiz
yakalamak
In scenebirinin kaçmasını önlemek
The police caught the thief
Polis hırsızı yakaladı
yakalanmak
bir duruma maruz kalmak
I got caught in the rain
Yağmura yakalandım
yakaladı
hareket halindeki bir nesneyi elinle tutup durdurmak
He caught the ball
Topu yakaladı
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
geri götürmek
bir şeyi eski yerine geri götürmek
I need to take back these books to the library
Bu kitapları kütüphaneye geri götürmem gerekiyor
geri almak
daha önce verdiğin veya izin verdiğin bir şeyi geri almak
I want to take back the money I lent him
Ona borç verdiğim parayı geri almak istiyorum
geçmişe götürmek
birine eski bir zamanı hatırlatmak
This song takes me back to my childhood
Bu şarkı beni çocukluğuma götürüyor
sözünü geri almak
söylediğin bir şeyin yanlış olduğunu kabul etmek
I take back what I said about you
Senin hakkında söylediklerimi geri alıyorum
tekrar kabul etmek
birisiyle ayrıldıktan sonra ilişkiye yeniden başlamak
She decided to take him back
Onu tekrar kabul etmeye karar verdi
önem
In sceneönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
In scenetartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
sakatlanma
In scenefiziksel hasar görme
The player suffered a knee injury
Oyuncu dizinden sakatlandı
yaralanma
vücudun uğradığı zarar
He has a serious injury
Ciddi bir yaralanması var
yara
vücutta oluşan fiziksel hasar
The injury is healing
Yara iyileşiyor
yaralanma
kaza veya saldırı sonucu vücutta oluşan hasar
He suffered a serious injury during the match
Maç sırasında ciddi bir yaralanma yaşadı
saçma
In sceneakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
In scenezekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
parça
In scenebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
nezaketiyle
birinin izniyle veya yardımıyla sağlanan
The photos are courtesy of the agency
Fotoğraflar ajansın nezaketiyle sağlanmıştır
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
şebeke
In scenehatlar veya kamu hizmetlerinden oluşan ağ
The power grid failed during the storm
Fırtına sırasında elektrik şebekesi çöktü
metabolize etmek
In scenevücuttaki besinleri veya kimyasalları işlemek
Your body metabolizes food for energy
Vücudun enerji için yiyecekleri metabolize eder
kırmızı ışık
sürücülerin durmasını söyleyen trafik sinyali
You must stop at the red light
Kırmızı ışıkta durmalısın
kırmızı ışık
durmayı veya ilerlememeyi belirten sinyal
We must stop at the red light
Kırmızı ışıkta durmalıyız
en büyük
In sceneboyutu veya miktarı en fazla olan
Russia is the largest country in the world
Rusya dünyanın en büyük ülkesidir
en büyük
çok büyük boyutta veya miktarda olan
The blue whale is the largest animal
Mavi balina en büyük hayvandır
daha az miktarda
In scenedaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
müthiş bir
çok veya aşırı anlamında kullanılan vurgu ifadesi
That was a hell of a game
Müthiş bir maçtı
inanılmaz
bir şeyin aşırılığını vurgulamak için kullanılan ifade
It was a hell of a day
İnanılmaz bir gündü
parmaklıklar
In sceneinsanların ceza olarak tutulduğu yerdeki demirler
He is behind bars
O parmaklıklar ardında
bar
içecek servis edilen yer
I met my friend at a bar
Arkadaşımla bir barda buluştum
dizeler
müzik veya şiirdeki ölçüler veya bölümler
He wrote some great bars
Harika dizeler yazdı
parmaklıklar
bariyer veya muhafaza oluşturmak için kullanılan uzun ve sert metal parçaları
The lion looked out from behind the bars
Aslan parmaklıkların arkasından dışarı baktı
dedi
In scenesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
In scenedile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
tanımlamak
In scenebir şeyin temel özelliklerini belirtmek
These values define our culture
Bu değerler kültürümüzü tanımlar
anlamını açıklamak
bir kelimenin ne anlama geldiğini söylemek
Please define this term
Lütfen bu terimi tanımlayın
tanımlamak
bir şeyin ne olduğunu açıklamak
Can you define this word
Bu kelimeyi tanımlayabilir misin
tanımlamak
bir kelimenin veya fikrin anlamını açıklamak
Can you define this word
Bu kelimeyi tanımlayabilir misin
üretmek
In scenebir şeyi yapmak veya yetiştirmek
The factory produces cars
Fabrika araba üretiyor
sebze ve meyve
taze olarak toplanmış sebze ve meyveler
They sell local produce in this shop
Bu dükkanda yerel sebze ve meyveler satıyorlar
sunmak
bir şey talep edildiğinde onu vermek
Please produce your ticket
Lütfen biletinizi sunun
hale gelmek
In scenebir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
gitti
bir yerden başka bir yere gitmek
He went to the store
Mağazaya gitti
gitti
belirli bir şekilde gelişmek veya sonuçlanmak
The meeting went well
Toplantı iyi gitti
utanmış
In sceneutanç veya suçluluk hisseden
He felt ashamed of his mistake
Hatasından dolayı utandı
geçen yıl
içinde bulunduğumuz yıldan hemen önceki yıl
I moved here last year
Geçen yıl buraya taşındım
geçen sene
içinde bulunduğumuz yıldan bir önceki yıl
It was colder last year
Geçen sene daha soğuktu
zayıf
In scenegücü az olan
He is too weak to stand
Ayakta duramayacak kadar zayıf
kıyaslamak
In scenebenzerlik veya farklarını bulmak için değerlendirmek
You should compare the prices before you buy
Satın almadan önce fiyatları kıyaslamalısın
taramak
In scenebir alanı yasa dışı maddeler için detaylıca kontrol etmek
The police swept the building for bombs
Polis binayı bombalar için taradı
süpürmek
bir yüzeyi fırçalayarak temizlemek
Please sweep the floor
Lütfen yerleri süpür
hızla yayılmak
bir alan üzerinde hızlıca hareket etmek
The wind swept across the valley
Rüzgar vadide hızla esti
piyango
insanların ödül kazanma şansı için bilet satın aldığı bir kumar türü
They organized a sweep for charity
Yardım için bir piyango düzenlediler
hamle
In sceneyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
ekipman
In scenebelirli bir faaliyet için gerekli olan araç ve gereçler
We need new sports equipment
Yeni spor ekipmanlarına ihtiyacımız var
hedef
In sceneulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
bütün
In scenetamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
bütün
eksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
In scene1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
gördü
In scenegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
korkak
In scenekolayca korkan kimse
Don't be such a coward
Bu kadar korkak olma
korkak
tehlikeden kaçan kişi
He is a coward for running away
Kaçtığı için o bir korkak
ödlek
cesareti olmayan kimse
Don't be a coward
Ödlek olma
çekmek
In scenebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
Pull the door to open it
Açmak için kapıyı çek
nüfuz
insanlar üzerindeki özel güç veya etki
He has a lot of pull with the boss
Patron üzerinde çok nüfuzu var
kas çekilmesi
kasın aşırı gerilmesi sonucu oluşan yaralanma
I have a muscle pull in my leg
Bacağımda kas çekilmesi var
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
iki yıl
iki yıl süren
I lived there for two years
Orada iki yıl yaşadım
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
etkisini azaltmak
In scenebir şeyin tesirini zayıflatmak için zıt yönde hareket etmek
This medicine helps to counteract the side effects
Bu ilaç yan etkileri azaltmaya yardımcı olur
emir
In scenebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
amaç
bir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
üye
In scenebir gruba veya topluluğa ait olan kişi
She is a member of the club
O, kulübün bir üyesi
üye
bir gruba veya topluluğa dahil olan kişi
She is a member of the club
O kulübün bir üyesi
hatırlamak
bir şeyi unutmamış olmak
I remember your name
İsmini hatırlıyorum
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
yok
In scenehayır kelimesinin gayriresmi kullanımı
Do you want to go? Nah.
Gitmek ister misin? Yok.
üvey erkek kardeş
sadece bir ebeveyni ortak olan erkek kardeş
I have a half brother
Bir üvey erkek kardeşim var
üvey kardeş
sadece bir ebeveyni ortak olan kardeş
He is my half brother
O benim üvey kardeşim
üvey kardeş
anne veya babadan sadece biri ortak olan kardeş
He is my half brother
O benim üvey kardeşim
erkek üvey kardeş
anne veya babadan sadece biri ortak olan erkek kardeş
I have a half brother
Bir erkek üvey kardeşim var
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
mal olmak
In scenebir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
tutmak
belirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
acınası
In sceneacıma veya küçümseme uyandıran
His excuse was pathetic
Mazereti acınasıydı
acınası
çok kötü veya işe yaramaz
Your effort was pathetic
Çaban acınasıydı
sevişmek
cinsel yakınlık kurmak
They spent the day fooling around
Günü sevişerek geçirdiler
oyalanmak
şaka yapmak veya ciddi olmamak
Stop fooling around and work
Oyalanmayı bırak ve çalış
önceki
In sceneşimdiki zamandan önce olan
The previous chapter was easier
Önceki bölüm daha kolaydı
daha kötü
In scenedaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
teklif
In scenebir plan veya resmi teklif
He made a business proposal
Bir iş teklifi sundu
hasar
In scenebir şeyin değerini veya kullanışlılığını azaltan fiziksel zarar
The storm caused a lot of damage
Fırtına çok fazla hasara yol açtı
hesap
ödenmesi gereken para miktarı
How much is the damage for the meal
Yemeğin hesabı ne kadar
tüketmek
In scenebir şeyin tamamını kullanıp bitirmek
The long meeting drained my energy
Uzun toplantı enerjimi tüketti
gider
suyun veya atıkların akıp gitmesini sağlayan boru
The drain is blocked
Gider tıkalı
süzmek
bir şeyin içindeki sıvının akıp gitmesini sağlamak
Drain the pasta
Makarnayı süz
harika
In sceneçok iyi veya etkileyici
That is a swell idea
Bu harika bir fikir
şişmek
büyümek veya şişmek
My ankle began to swell
Ayak bileğim şişmeye başladı
hırs
In scenebir şeyi başarmak için duyulan güçlü istek
He has a strong ambition to win
Kazanmak için güçlü bir hırsı var
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
büyütmek
In scenebir çocuğu yetişkin olana kadar bakmak
She raised three children
Üç çocuk büyüttü
toplamak
bir grup insanı bir araya getirmek
They raised an army
Bir ordu topladılar
artırmak
bir şeyi daha yüksek veya daha büyük yapmak
The shop raised the prices
Mağaza fiyatları artırdı
gündeme getirmek
bir konuyu konuşulması için başlatmak
They raised an important issue
Önemli bir konuyu gündeme getirdiler
anlamsız
In sceneherhangi bir amacı veya önemi olmayan
This argument is meaningless
Bu tartışma anlamsız
yol
In scenebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
takip
bir şey hakkında bilgi sahibi olma durumu
I need to keep track of my expenses
Harcamalarımı takip etmem gerekiyor
avantaj
başarıya ulaşmaya yardımcı olan özel bir imkan
He has the inside track for the job
O bu iş için öncelikli konuma sahip
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
saat
In scenezamanı gösteren makine
The clock is on the wall
Saat duvarda
yumruklamak
birine özellikle yüze vurmak
He clocked him in the face
Onu yüzünden yumrukladı
süre tutmak
bir şeyin hızını veya süresini ölçmek
He clocked the runner at ten seconds
Koşucunun süresini on saniye olarak ölçtü
fark etmek
bir şeyi görmek veya anlamak
I clocked him watching me
Beni izlediğini fark ettim
herhangi bir yer
In sceneherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
yüzleşmek
In scenezor bir durumla başa çıkmak
He is facing his fears
Korkularıyla yüzleşiyor
bakmak
önü bir yöne dönük olmak
The house is facing the sea
Ev denize bakıyor
dönük
bir yöne doğru çevrilmiş
The painting is facing the wall
Tablo duvara dönük
değersiz
In scenehiçbir değeri veya kullanımı olmayan
This old key is worthless
Bu eski anahtar değersiz
özgeçmiş
In sceneiş deneyimi ve becerilerin listelendiği belge
Please send me your resume
Lütfen özgeçmişini bana gönder
özgeçmiş
iş deneyimi ve eğitimin özeti
Please send me your resume
Lütfen bana özgeçmişinizi gönderin
devam etmek
bir moladan sonra yeniden başlamak
We will resume the meeting at two
Toplantıya saat ikide devam edeceğiz
devam etmek
durduktan sonra tekrar başlamak
We will resume the lesson soon
Dersimize yakında devam edeceğiz
hata
In sceneyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
kusur
In scenebir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
güvenlik
In scenebir yeri güvenli tutan kişiler veya sistemler
The airport has tight security
Havalimanında sıkı güvenlik var
güvenlik
In scenetehlikeden uzak olma durumu
They value their personal security
Kişisel güvenliklerine önem verirler
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
düşmek
bir yerden ayrılarak düşmek
The button fell off my shirt
Gömleğimin düğmesi düştü
kabullenmek
değiştirilemeyen bir durumu kabul etmek
I can live with that
Bunu kabullenebilirim
birlikte yaşamak
biriyle aynı evde kalmak
I live with my brother
Kardeşimle birlikte yaşıyorum
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
çekmek
In scenebir kaptan veya gruptan bir şey çıkarmak
He drew a card from the deck
Desteden bir kart çekti
çizmek
kalemle resim yapmak
I like to draw flowers
Çiçekler çizmeyi severim
berabere kalmak
bir oyunu aynı skorla bitirmek
The game ended in a draw
Maç berabere bitti
yaklaşmak
bir şeye doğru hareket etmek
The holidays are drawing near
Tatiller yaklaşıyor
rapor
In scenebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
bildirmek
bir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
kişi
In sceneinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
In scenetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum